Ana Sayfa

ŞEHİTLER AYINDA ADİL ÇAĞRISINA GÜÇLÜ YANIT VERELİM!

Şehitlerimizin anılarına nasıl yaklaşmalıyız? Anılarına nasıl sahip çıkmalıyız? Onları nasıl anlamalı ve sahiplenmeliyiz? Bu husus elbette önemlidir. PKK’nin şehitleri çoktur. Bu hareketin sayıları on beş bine ulaşan bir şehitler ordusu var. Önder APO “PKK’nin şehitler partisi olduğunu, şehitlerimizin PKK biçiminde yaşadıklarını” ifade etti. PKK’yi bir zincirin halkaları gibi şehitlerin birbirine eklenmesinden oluşan bir hareket olarak tanımladı. Dolayısıyla parti gerçeği esas olarak bir Önderlik ve şehitler gerçeği olarak şekillenip günümüze kadar geldi. Bu nedenle kutsal bir gerçeklik oldu. Bu nedenle Kürt halkını bu kadar kendine bağladı, etkiledi ve harekete geçirebildi. Dikkat edilirse her gün Kürdistan’ın dört parçasında halkımız “PKK halktır, halk burada” diye haykırıyor. Bütün dünyanın azgınca saldırdığı bir güç olmasına rağmen, büyük bir cesaret ve fedakârlıkla PKK’ye sahip çıkıyor. Bununla elbette kendi kimliğine sahip çıkıyor, özgür geleceğine sahip çıkıyor, bunları temsil eden Önderlik ve şehitler gerçeğine sahip çıkıyor. Bu bakımdan PKK’yle birlikte halkı yürüten bir şehitler ordusunun komutasının oluşmuş olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Kürt halkı bu biçimde kendi özgür ve demokratik yaşamını ve geleceğini bilince çıkartmış oluyor. Onu elde etmenin yol ve yöntemini öğrenmiş bulunuyor. Şehitlerin izinde büyük bir cesaret ve fedakârlıkla özgürlük ve demokrasi mücadelesini yürütüyor. Her şahadet bir serhildan haline geliyor. Halkın büyük öfkesi tepkisi cenaze törenlerinde yankılanıyor. Kısaca kendini yaratan, var eden, dirilten, özgür ve demokratik yaşaması için halka öz su olan şehitler gerçeğini her şeyden önce sahipleniyor ve bağrına basıyor.

Şimdi Mayıs Şehitler Ayımızdayız. 18 Mayıs hareketimiz ve halkımız tarafından Şehitler Günü olarak kabul edilmiştir. 18 Mayıs ilk büyük şehidimizin, ideolojik grup dönemi şehitlerinin sembolü olan Haki Karer yoldaşın şahadet günüdür. Mayıs ayı, hareketimizin bir devamı niteliğinde geliştiği Türkiye devrimci gençlik hareketinin önderlerinin de katledildikleri bir aydır. 6 Mayıs Deniz Gezmiş’lerin idam günü, yine 18 Mayıs İbrahim Kaypakkaya’nın Diyarbakır’da işkencede katledildiği gündür. 1 Mayıs 1977 de Taksim’de işçilerin onlarcasının katledildiği gündür. Mayıs ayının hiçbir günü yoktur ki bizim en az on, on beş şehidimiz olmasın. 2 Mayıs Mehmet Karasungur arkadaşın, yine İbrahim Bilgin arkadaşımızın şahadet günüdür. 17 Mayıs Ferhat Kurtay öncülüğündeki Dörtlerin şehadet günüdür. 19 Mayıs Halil Çavgun arkadaşın şahadet günüdür. Böyle onlarca, yüzlece sayılabilir. Mayıs ayında halkımız Botan şehitlerimiz şahsında bütün şehitlerine daha büyük bir azimle sahip çıkacak, her alanda demokratik eylemliliğini geliştirerek şehitlerimizin anısına cevap vermeye çalışacaktır. Hem mücadele ederek, hem de onların şahsında derin bir iç sorgulamayla kendilerini eğiterek şehitler gerçeğine sahip çıkacaktır.

Hareket olarak bu Mayıs’ı her zamankinden daha büyük bir mücadele ayı haline getirme kararlılığımız kesindir. Başta HPG olmak üzere, bütün örgütümüzün ve halkımızın bu kararlılığı mevcuttur. Dolayısıyla inkâr ve imha sisteminin uluslararası komplonun 10. yılına dayatmaya çalıştığı inkâr ve imha konseptini yerle bir edebilmek için büyük bir mücadele hamlesini bu Mayıs ayında geliştirme, ‘êdi bese’ kampanyamızı yeni bir zirveye taşıma kararlılığımız vardır ve hedefimiz kesinlikle budur. Bütün şehitlerimizin anısına Botan şehitlerinin intikam hamlesini böyle bir mücadeleyle bütün alanlarda geliştireceğiz. İdeolojik ve örgütsel cepheden kendimizi sorgulayarak, derin bir eleştiri-özeleştiri temelinde her türlü gericiliğe kendi içimizde darbe vurarak, Önderlik ve şehitler çizgisinde kendimizi yenileme temelinde bu hamleyi geliştireceğiz. ‘Êdi bese’ kampanyasının özüne uygun davranacağız. ‘Önderliği yaşa ve yaşat’ sloganını, kendi şahsımızda her türlü gericiliği öldürüp, Önderlik özellikleriyle daha çok kendimizi donatmaya çalışarak hayata geçireceğiz. İdeolojik ve örgütsel cepheden kesin sonuçlar alıcı güçlü bir hamleyi kesinlikle yapacağız.

Aynı pratiği politik ve askeri alanda da göstereceğiz. Zaten kendi içinde çatışmalı duruma gelmiş Türkiye siyasetinin bu faşist gerici yapılanışını zayıflatmak, darbelemek ve dağıtmak için politik açıdan ne gerekiyorsa öyle bir mücadeleyi yürüteceğiz. Kitle eylemliliğinden diplomatik çalışmalara kadar her alanı özgürlük mücadelemizin etkin geliştirilmesi için yeterince değerlendireceğiz. Tabii bütün bunların merkezinde gerillanın büyük hamlesi olacak. Pasif savunmayı kesinlikle kıracağız. Bu hamle içerisinde sadece bazı eylemler yapmakla yetinmeyeceğiz. Aktif savunma savaşının gereklerine uygun bir biçimde gerillanın her alanda mevzilendiği ve harekete geçtiği bir sistemi yaratacağız. Düşmanı beklemediği anda ve en hazırlıksız olduğu yerden vuracağız. Onu gerisinden vurarak sistemini dağıtmayı hedefleyeceğiz. Halka yaklaşacağız; halkın gücünü başta gerillaya destek olmak üzere, özgürlük ve demokrasi mücadelesine daha fazla katmak üzere harekete geçireceğiz. Gençliği gerilla ve öz savunma biçiminde en geniş düzeyde örgütleyerek, meşru savunma savaşımızı her yerde etkin biçimde yürütülür hale getireceğiz. Gerilla hamlemiz tarihten gelen, ama güncel olarak daha vahşi, daha saldırgan bir hal kazanan bu gerici faşist saldırıları kırana ve darmadağın edene kadar sürecek. Öyle meydanın faşist sürülerinin elinde olmadığı, onların her yerde at oynatamayacağı herkese gösterilecek. Botan şehitlerimizin anısını böyle bir mücadeleyle karşılayarak, çizgimize ve tarihsel mirasımıza uygun bir anıya sahip çıkma durumunu göstereceğiz. Savaşırken kazandıkları ve kazandırdıklarından çok daha fazlasının bu şehitlerimizin anısına yürütülen mücadeleyle kazanılacağını herkese göstereceğiz. Dolayısıyla onlar mücadelemizde daha büyük rol oynayacaklar. Hepimizi daha büyük mücadelelere çeken canlı yaşam gücü olduklarını herkes görecek. PKK tarihi böyle bir mücadele tarihidir.

Parti Hareketimiz ilk şehitlerini aslında hiç hazır olmadığı, beklemediği ve çok daha zayıf olduğu bir dönemde verdi. PKK daha yeni bir ideolojik grup hareketiyken, Kürdistan ve Kürt halkı için bazı güzel düşünceleri açığa çıkarıp, onları gençler ve aydınlara propaganda ederken düşman saldırısıyla karşılaştı. Bu faşist sistem, inkâr ve imha sistemi Kürt halkı ve Kürdistan için birkaç olumlu ve güzel sözün söylenmesine bile tahammül edemedi. Kendini güzel sözlerle yenilemeye ve devletçi sistemin her türlü kirinden arındırarak temizlemeye çalışan bir grup insana bile vahşi bir saldırı yöneltmeyi gerekli gördü. 18 Mayıs 1977 katliamı bu temeldedir. Bunun bir genel imha saldırısı olduğunu biliyoruz. Diğer parçaları boşa çıkartılınca, düşman sadece Haki Karer arkadaşa yöneltilen kısmını başarılı kılabildi. Bize şunu gösterdiler: “Böyle sözler söyleyemezsiniz, bu sözlere uygun yaşayamazsınız. Buradan daha ileri gidemezsiniz!” Bu biçimde Özgürlük Hareketimizin doğuşunu açık katliamla tehdit ettiler. Önder APO düşmanın yönelttiği tehdidin çok somut ve açık olduğunu söyledi. Öyle ki, “Sanki başımızdan kaynar sular dökülmüş gibi hissettik” dedi. Bütün ideolojik gruplaşma gücü derinden ciddi bir sarsıntı yaşadı.

Bu durumda başlangıçtan çok daha güçlü ve sağlam biçimde yeniden karar verme, kararlaşma gündeme geldi. Biz buna 18 Mayıs kararlaşması dedik. Böyle bir süreç içerisine girmek isteyen bütün insanlar, tamam mı devam mı sorusunu kendilerine sorarak yeniden karar verdiler. Kendilerini kararlaştırdılar. Önder APO partileşme kararına bu katliam ardından Haki Karer yoldaşın anısına cevap olmak üzere ulaştığını söyledi. Demek ki PKK bir yerde Haki Karer’in anısına oluşmuş bir harekettir. Şehit anısı yaşayan bir parti haline gelmiştir. Şehitler partisi ortaya çıkmış, şehitler partileşmiştir. Kuşkusuz bu büyük bir karar verme ve iddialı yürüyüş olayıdır. Parti Programının hazırlanması, partileşme sürecinin geliştirilmesi, bunun gericilikten hesap soran bir savunma çizgisinde yürütülmesi bu şahadet ardından ortaya çıkıp gelişmiştir. Bir yandan katliamcılardan hesap sorulurken, diğer yandan gençlik hareketini partileştirme yönünde yoğun bir çaba içerisinde olunmuştur.

Biliniyor, 78 Mayıs’ı ortasında hareketimiz Haki Karer’in anısına sahip çıkmak için çaba harcarken, Hilvan’da Halil Çavgun yoldaşımız gericilik tarafından katledilmiştir. Bu temelde Hilvan-Siverek mücadelesinin gelişimi içerisinde Cuma Tak ve Salih Kandal gibi yoldaşlar şehit düşmüşler, şehitler kervanı büyümeye başlamıştır. Bu süreç 12 Eylül faşist askeri rejiminin zindanlarında gelişen direnişe kadar sürmüştür. Zindan direnişçiliğinin de şehitlerin anısına gelişmesi gerçeği başattır. Ferhat Kurtay’ların 18 Mayıs’ın yıldönümü vesilesiyle direniş eylemine geçmeleri bunu açıkça gösteriyor. Yine 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucunun bütün şehitlerin anısına başvurulan bir direniş olduğu, direniş kararını verip yürüten parti önderlerimizin sözlerinden de açıkça anlaşılıyor. Mazlum Doğan ve Ferhat Kurtay’ların geliştirdikleri direnişin kesin başarıya götürülmesi gereği ve kararlılığı o Büyük Ölüm Orucu Direnişini ortaya çıkarıyor. Bütün bunlar partileşme sürecinin şehitleri oluyor, partiyi yaratan gerçekleri ifade ediyor. Sayıları onlarcadır. İdeolojik grup döneminin şehidi Haki Karer yoldaşın anısına geliştirilen partileşme süreci bu büyük şahadet hareketini ve şehitler gerçeğini ortaya çıkarıyor. PKK’nin yaratılışının, partileşmenin şehitler temelinde sağlandığını, dolayısıyla parti gerçeğinin şehitler gerçeği olduğunu, parti çizgisinin şehitler çizgisi olduğunu net olarak ortaya koyuyor. Önder APO her zaman kendisinin de şehitlerin sözcüsü olduğunu ifade etti. Bu büyük önderliksel çıkış, bu önderliksel gerçekleşme şahadet temelinde süren mücadeleyle gerçekleşen bir olgudur. Bu da açık bir husustur.

İdeolojik grup döneminde Haki Karer yoldaşın şahadeti bize bu işe daha kararlı sahip çıkma işi, başından ciddiye ele alma ve her zaman kendi meşru savunma yapma gereğini gösterdi. Bu şahadet Kürdistan ve Kürt halkı üzerindeki gerici baskıların söz gücüne bile tahammül edemeyecek durumda olduğunu kanıtladı. Dolayısıyla daha ideolojik grup dönemindeyken, propaganda çalışmaları içerisinde bile daha kararlı, örgütlü ve savunmalı hareket etmek gerektiği gerçeğini öğretti. Ardından partileşme döneminin şehitleri Halil’ler, Cuma’lar, Salih’ler bu mücadelenin ancak çok daha büyük cesaret ve fedakârlığı göstererek, her türlü gericilikle boy ölçüşerek ve çatışma içine girilerek geliştirilebileceği gerçeğini gösterdiler. PKK’nin bir direniş partisi olarak şekillenmesini sağladılar; ona büyük ruh, can ve güç verdiler. Kürdistan’da parti mücadelesinin, parti davasının ancak büyük direnişler içine girilerek ve sert mücadelelerden geçilerek sağlanabileceğini öğrettiler.

Zindan direnişçiliği partileşme sürecini zindanda tamamladığı ve zindanlarda partinin denenerek yüz akıyla çıkmasını sağladığı gibi, hem büyük bir ideolojik zaferi hem de güçlü bir eylem çizgisini ortaya çıkardı. Parti davasının ancak fedai çizgisinde yürütülecek bir mücadeleyle başarıya götürülebileceği gerçeğini bize öğretti. Bu anlamda da düşmanın gücü ne olursa olsun, düşman ne kadar güç birleştirirse birleştirsin, asla yenemeyeceği ve alt edemeyeceği bir parti gerçeğini, bir militan kadro gerçeğini ortaya çıkardı. Önder APO, zindan direnişçiliğini ‘ölümden yaşama yürüyüşün köprüsü’ olarak değerlendirdi ve halka şu çağırıyı yaptı: “Kurulan bu köprü sağlamdır. Düşmeden korkusuzca özgürlüğe yürüyebilirsiniz. Özgürlük mücadelesine girebilir, özgür yaşam yürüyüşünü sürdürebilir, özgürlük kavgasında kararlıca ilerleyebilirsiniz.” Gerçekten de Büyük Zindan Direnişi 12 Eylül karanlığında Kürdistan’ı aydınlatan, tüm parti camiamız ve yurtsever Kürt halkı için aydınlatıcı bir çekim merkezi olan, herkesi daha derin bir sorgulamadan geçirip kararlaştırarak özgürlük mücadelesine sevk eden bir rol oynadı.

Tarihsel 15 Ağustos Atılımı bu büyük direnişin çağrısı temelinde gelişti; zindan direniş çağrısına PKK militanlığının cevabı oldu. Her türlü gerici provokatif ve basit eğilime karşı ülkeye ve direnişe yürüme ruhunu, gücünü ve cesaretini bu büyük direniş verdi. 15 Ağustos Atılımı gerçekten de ona yakışır onu pratikleştirir bir direniş gerçeği oldu. Temelleri sağlam atılmıştır, gerillanın üzerinde yükseldiği direniş gücü sağlamdır. PKK militanlığı zindan direnişinin yarattığı özgürlük köprüsünden yürüyerek, 15 Ağustos direnişçiliğine ulaşmıştır. 15 Ağustos Atılımının 12 Eylül faşist askeri rejimi karşısında tüm inkâr ve imha sistemine ve bölgedeki gericiliğe karşı Kürdistan’ın merkezinde gelişen bir silahlı direniş mücadelesi olduğu biliniyor. Zindan direnişinin ülkeye çağırdığı gerillanın Botan’dan başlamak üzere böyle bir direnişi Kürdistan’ın dört bir yanına yaydığı tarihin gösterdiği bir gerçektir. Bu bakımdan gerilla direnişimizin temelleri sağlamdır.

Bu temelin de Botan’da atıldığı ve orada kök saldığı bilinen bir gerçektir. Bu nedenle düşmanın gerillayı Botan’dan sökmek için çaba harcaması anlaşılırdır, ama boştur, asla başarıya ulaşmayacak, gerçekleşmeyecek bir çabadır. Botan’da gerilla direnişi öyle derin kökler salmıştır ki, onu hiçbir güç yok edemez. Bu sağlamlığı tarihin derinliklerinden gelmektedir. İnsanlık tarihinin, Kürdistan tarihinin derinliklerinden, yine Botan tarihsel direnişçiliğinin derinliğinden gelmektedir. Bu kök sağlamlığı Apocu Hareketin ve yurtsever halkın özgürlükçü, cesur ve fedakâr karakterinden gelmektedir. O bakımdan temelleri sağlam atılmıştır, kökleri derindedir, büyük bir özgürlük gücünün ortaya çıkartılmasını ifade etmektedir. Gerçekten de bu özgürlük gücü binlerce kahraman şehit temelinde yaratılmış bir olgudur.

15 Ağustos Atılımının da bu temelde büyük şehitler verdiğini biliyoruz. Başta büyük gerilla komutanı, 15 Ağustos Atılımının komutanı Agit yoldaş olmak üzere, Kürt halkının yüzlerce en değerli evladı bu direniş sürecinde, başta Botan olmak üzere birçok alanda, Kürdistan’ın birçok yerinde kahramanca direnip şehit düştüler. Önder APO 15 Ağustos Atılımının şehitlerine kahramanlık döneminin şehitleri dedi; Agit gerçeğini ulusal direnişte partileşme çizgisi olarak tanımladı. 15 Ağustos şehitleri parti hareketimizi askerileştiren ve gerillalaştıran şehitler oldular; parti, gerilla ve hareket olarak yeniden inşa etmeyi gerçekleştirdiler; gerillada partileşme gerçeğini ortaya çıkardılar. PKK’yi amaçlarına ve doğuşuna uygun bir biçimde büyük bir direniş partisi, bir gerilla partisi haline getirdiler. ‘80’li yılların karanlığını bu büyük direniş aydınlattı. 12 Eylül’ün zulmünü bu direniş mücadelesi yıktı. Bu zulmün yıkılması üzerinden ‘90’ların başında o büyük diriliş devriminin gerçekleşmesi sağlandı. 12 Eylül karanlığına karşı Botan’dan başlamak üzere Kürdistan’ı ve Ortadoğu’yu özgürlük çizgisinde aydınlatan gerilla direnişi, ‘90’ların başında ulusal diriliş devriminin başarısını ortaya çıkardı.

Gerçekten de Kürt halkı inkâr ve imha sisteminin kendisine dayattığı kendini reddetme ve kendinden kaçma duygu ve yaklaşımını bu büyük devrimle kırdı. İnkârcılığı yıktığı gibi, her türlü köleci ve teslimiyetçi ruh halini ve anlayışı yerle bir etti. Kürt halkını kendi kimliği, kültürü, kişiliği ve tarihiyle yeniden bütünleşerek özgür bir gelecek planlama ve oluşturma sürecine soktu. Halk bu temelde ayağa kalktı; var olduğunu, yaşadığını, özgür yaşam tutkulusu olduğunu, özgürce yaşama gücüne sahip olduğunu herkese gösterdi. Mücadele sınavından başarıyla geçerek özgürlük için her türlü bedel ödeme ve her düzeyde mücadele yürütme gücünde olduğunu ortaya koydu. Köy köy, kasaba kasaba herkes diriliş devrimini yaptı. Ruhunu temizledi, düşüncesini temizledi, yaşam tarzını temizledi. Devletçi sistemin ve inkâr ve imha düzenin ortaya çıkardığı her türlü kiri ve pası yok ederek, özgür ve demokratik yaşam isteyen Kürt halk gerçeğini yarattı.

Bu büyük bir doğuş ve yenilenme olayıdır. Gerçekten de belki diğer halkların çeşitli tarihsel dönemlerde yaşadıkları siyasi ve askeri dönemlere benzemez, ekonomik devrime benzemez. Onlar için anormal bir durummuş gibi görülebilir, ama Kürt halkı ve Kürt tarihi açısından bunun çok büyük bir devrimsel gelişme olduğu tartışma götürmez bir gerçektir. ‘90’ların var ettiği bu ulusal diriliş devrimi, Kürt tarihinin inkâr ve imha sistemi altında yok oluşa gidişinin durdurularak, PKK öncülüğünde özgür ve demokratik yaşama yönelmesini, böylece yeni bir tarihin başlamasını ifade ediyor. Bu nedenle bu devrimi yaratmayı başaran harekete, PKK Hareketine Kürt miladı deniliyor. Önderlik ve parti gerçeğimiz gerçekten de baş aşağıya giden tarihi tersine çevirip, yeniden özgür ve demokratik yaşam doğrultusunda düzelten ve geliştiren bir başlangıcı ifade ediyor. Bu serhildan sürecinde, ulusal diriliş devriminin yayılma kökleşme sürecinde de halkımız büyük şehitler verdi. Başta Amed halkının yiğit evladı Vedat Aydın olmak üzere binlerce serhildan şehidimiz oldu. Hemen hemen Kürdistan’ın her yerinde, neredeyse köylerinde bile serhildan şehitleri ortaya çıktı. Her köyde ve kasabada, ‘90’ların başında gelişen o büyük serhildan dalgasında, gelişen o büyük direniş devrimi sürecinde onlarca şehit verildi. 15 Ağustos Atılım şehitleri bize savaşmayı öğrettiler. Parti direnişçiliğinin askeri boyutlarının olması gerektiğini, bunun da gerilla biçiminde şekilleneceğini ortaya çıkardılar. Gerillayı Kürdistan’da birey ve halk olarak herkesin özgürce var olma, kendini ifade etme ve yaşama tarzı olarak gündemleştirdiler. Gerilla tarzıyla yaşandığı ve mücadele edildiği koşullarda her türlü gericiliğin, içten ve dıştan gelebilecek her türlü gerici saldırının rahatlıkla yenilebileceğini ortaya çıkardılar.

1980’ler gibi bir karanlık her zaman olmaz; 15 Ağustos Atılımı sürecinin zorlukları gibi, savaşan güçler arasındaki eşitsizlik gibi imkânsızlıklar ve eşitsizlikler her zaman ortaya çıkmaz. 15 Ağustos Atılımının kahraman şehitleri birkaç yıl içinde ulusal diriliş devrimini başararak, her türlü imkânsızlığın ve zorluğun başarıyla yenilebileceğini bize öğrettiler. Büyük bir başarı inancı, umudu ve güveni yarattılar, yepyeni bir direnme ruhunu ortaya çıkardılar. Serhildan şehitlerimiz de özgürlüğün ve demokrasinin kolay elde edilmeyeceğini, başkaları tarafından verilmeyeceğini ve bedelsiz olmayacağını öğrettiler. Her türlü özgürlüğün ve demokrasinin ancak savaşarak, mücadele ederek, bedeller ödenerek elde edilip yaşanabileceğini açıkça gösterdiler. Halkın, yediden yetmişe herkesin, kadınlar ve erkeklerin böyle bir bilinçle donanmasını ve eğitilmesini sağladılar. Güç verdiler, güven verdiler, halka umut verdiler. Halka direnmesi, özgürlük ve demokrasi için mücadele etmesi gerektiğini, özgürlük ve demokrasinin böyle bir mücadeleyle kazanabileceğini öğrettiler.

Bunlar da elbette büyük gelişmeye işaret ediyor. Bu kadar saldırıya, baskıya, tutuklama ve işkenceye rağmen Kürt halkının Önderlik ve PKK’den kopartılamaması, dahası halkımızın artan oranda Önderliği ve partiyi sahiplenmesi böyle büyük bir mücadele gerçeğinin sonucu olarak ortaya çıkmış oluyor. Bu ulusal bilinç, bütünlük ve örgütlülük, parti ve Önderlik gerçeğini bu düzeyde sahiplenme tamamen böyle büyük bir mücadelenin yarattığı sonuçlardır. Nitekim Türkiye devleti yaklaşık yirmi yıldır her türlü gerici güçten aldığı destekle bin bir türlü yöntemi kullanarak, bu halkı Önderlik ve partiden uzaklaştırmak için çaba harcıyor. Baskı uyguluyor, satın almaya çalışıyor. Ama küçük bir parça bile koparamıyor. Tersine, halkın sisteme öfkesi daha çok artıyor. Mücadeleye katılımı, kendine olan inancı ve güveni daha da büyüyor. Bunlar hep bu mücadelenin etkisiyledir.

Daha sonra inkârcı sistemin bütün bu gelişmelere topyekûn savaş konseptiyle saldırdığını biliyoruz. Özellikle Demirel-Güreş-Çiller-Ağar çetesinin devlet yönetimini ele geçirmesiyle gelişen bu saldırıyla, ulusal diriliş devrimimizin yarattığı bütün gelişmelerin yok edilmek istendiği bilinen bir gerçektir. Bu her türlü insanlık dışı yöntem kullanılarak yürütülen bir saldırıdır. Bütün ordu harekete geçirilerek, bütün devlet imkânları seferber edilerek, yine Hizbulkontra benzeri adlar adı altında halka dönük faili meçhul denen her türlü saldırı devreye konarak, bu topyekûn savaş yürütülmüştür. Buna karşı da diriliş devriminin yarattığı değerleri korumak üzere, başta tüm hareketin ve halkın büyük bir direnme savaşı verdiği biliniyor. ‘91-92’den ‘90’ların sonuna kadar altı yedi yıllık süre içerisinde topyekûn savaşın başarısız kılınması için direnme savaşının en büyüğü verilmiştir. Gerilla hem büyük gelişmesini, hem de büyük savaşını en çok bu süreçte ortaya koymuştur. Gerçekten de Kürdistan’ın her bölgesinde binlerce şehidi verme pahasına devrim değerlerini korumaya çalışmıştır. Beritan’lar, Zilan’lar, on bine yakın şehit bu değerleri korumak üzere direnme savaşı içerisinde ortaya çıkmıştır. Bu da büyük bir mücadeleydi ve topyekûn savaş konseptini başarısız kıldı, devrim değerlerini korudu, Önderliği savundu, gerillanın yenilmezliğini gösterdi, gerilla tarzıyla direnişte ısrarı ortaya çıkardı. Düşman ne kadar vahşi saldırırsa saldırsın, ne kadar gericiliği arkasına alırsa alsın, gerillanın ve Kürt halkının özgürlük mücadelesinin yenilmez olduğunu herkese gösterdi. Bu büyük direniş bize özgürlüğün bedelinin sanıldığından çok da ağır olduğunu öğrettiği gibi, özgürlük için direnildiği ölçüde sonuç alınabileceğini ve başarı kazanabileceğini de öğretti.

Topyekûn savaşla da sonuç alamadıklarını ve başarıya gidemediklerini görmeleri ardından, inkâr ve imha güçlerinin 9 Ekim ‘98 uluslararası komplosunu devreye koyduklarını biliyoruz. Bunlar topyekûn savaşı daha da büyüttüler, bütün dünyaya yaydılar, bütün devletçi sistem geriliğini bu savaşın içine kattılar. Bütün gericilik elbirliği ederek, açıktan PKK ve Önderlik gerçeğine yönelik saldırı içine girdi. Uluslararası komplonun Önderliğin imhası temelinde PKK’yi tasfiye etmeyi, PKK’nin tasfiyesi temelinde Kürt toplumunun imha edilmesini ve tarihten silinmesini gerçekleştirmeyi hedeflediği biliniyor. Bu böyle bir stratejik planlamayla ve tüm gericiliği birleştirerek, komplo dâhil her türlü saldırı yöntemi kullanılarak geliştirilen bir saldırı biçimi oluyor. Buna karşı da Önderlik ve halkın büyük bir fedai direnişi içine girdiği, “Güneşimizi karartamazsınız” kampanyası temelinde zindanlarda, şehirlerde, dağlarda, yurtdışında, her tarafta parti hareketimizin ve halkımızın büyük bir direnme içerisine girdiği ve komployu bu temelde karşılayarak başarısız kılmaya çalıştığı biliniyor.

Gerçekten de “Güneşimizi karartamazsınız” kampanyasının şehitleri, tarihimizin en kritik sürecinde büyük olumsuzluğu yenmeyi başaran şehitler oldular. Önder APO savunmasını bu büyük şehitlere armağan etti. Kendini ateş topu yaparak Önderlik etrafında bir savunma çemberi oluşturan bu büyük direniş hareketini selamladı. Yerinde kullanıldığında, fedai ruhu ve direnişinin her türlü zorluğu yenme ve olumsuzluğu tersine çevirme gücünde olduğunu gördük. Hem gerilladan hem de halktan onlarca insan fedai direnişi içerisinde bu büyük direnme kampanyasını başarıya götürdü. Onlar en zor dönemin şehitleri oldular. Taylan’lar, Rojbin’ler, Şehristan’lar ve daha onlarca böyle büyük şehidimiz vardır. Onlar uluslararası komploya karşı Önderliği sahiplenme ve savunmanın şehitleri oldular ve bunun fedai çizgisinde mümkün olacağını ve başarıya gideceğini bize gösterdiler.

Bu direniş çeşitli biçimlerde gelen saldırılar karşısında sürdü. Sadece bir anlık da olmadı. 9 Ekim komplosuyla birlikte başladı, ‘99’da, 2000’de, 2001’de Önderliğe dönük saldırının gündemleştiği her zaman böyle bir direniş gerçeği de ortaya çıktı. YNK saldırısına karşı büyük bir savunma hamlesi haline geldi. Komplo ardından PKK’nin artık direnme gücünün kalmadığını, Önder APO’yu sahiplenecek ve Onun için savaşacak kimsenin olmayacağını sanarak bir kere daha PKK’yi tasfiye etmeyi denemek isteyenler hüsrana uğradılar. 2000 YNK savaşının şehitleri de kuşkusuz “Güneşimizi karartamazsınız” kampanyasının şehitleri içinde yer alıyorlar; Önderlik gerçeğini, Önderlik çizgisini sahiplenmenin şehitleri oluyorlar.

Komplocu yöntemlerle Önder APO’nun imha edilemediğini, dolayısıyla PKK’nin tasfiye edilemediğini gören gericiliğin İmralı sisteminde çürütme politikasını dayattığını, bu temelde Önderliği ideolojik ve siyasi yenilgiye uğratmaya çalıştığını biliyoruz. Bunu hem sosyal demokrat çizgide hem de siyasi İslam çizgisinde yürüttüler. Kısaca Türkiye’nin tüm ekonomik ve siyasi güçlerini bu uğurda kullandılar. Sonuçta bu biçimde komplonun imha saldırısını yürütmesine karşı bir mücadele yürütüldü. Önderlik çizgisini ve gerçeğini sahiplenme ve savunma hamlesiydi bu. 1 Haziran Hamlesi her türlü provokatif-tasfiyeci saldırıya ve bu temelde hareketi içten parçalama ve dağıtma girişimlerine karşı Önderlik çizgisinde hareketin birliğini ve bütünlüğünü koruma ve geliştirme hamlesiydi. 1 Haziran Hamlesi uluslararası komploya karşı hareketimizin Önderlik çizgisinde kendini yenileme ve yeniden yapılandırma hamlesiydi. Bu hamle de büyük şahadetler pahasına yürüdü. 2004 yazından bu yana sekiz yüzün üzerinde şehit verdik ve şehitler vermeye devam ediyoruz. Bu hamlenin şehitleri uluslararası komploya karşı direnişin şehitleri oluyorlar. Provokatif-tasfiyeci eğilimlere karşı Önderlik çizgisini koruma ve savunmanın şehitleri oluyorlar. Önder APO’ya yönelik her türlü saldırı karşısında Önderliği sahiplenme ve korumanın şehitleri oluyorlar. Demokratik konfederalizmin inşası temelinde Kürt halkının kendi özgücüne ve örgütlülüğüne dayalı olarak özgür ve demokratik yaşamını yaratmasının şehitleri oluyorlar. 1 Haziran Atılımı böyle bir örgütsel yenilenmeyi ve mücadeleyi içeriyor.

Bunun da çeşitli dönemleri vardır. 1 Haziran Atılımı başta bir uyarı eylemliliği olarak ortaya çıktı. Bu uyarı giderek 1 Ekim 2006 tarihinde beşinci tek yanlı ateşkesine kadar götürüldü. Fakat düşmanın 23 Ağustos 2005 tarihli topyekûn savaş konsepti temelinde geliştirdiği imha saldırılarına karşı aktif savunma savaşının siyasi ve örgütsel çalışmaların önünü açma ve gelişmeleri aşma temelinde yürütülmesi düzeyine ulaştı. 1 Haziran hamlesi yeni bir topyekûn savaş konseptiyle karşılaştı ve bu konsepti yenme ve parçalama amacıyla bir direniş haline geldi. Bu dönemde de büyük şehitler verdik. Kuzey Kürdistan’ın bütün eyaletlerinde şehitler verdik. Doğu Kürdistan’da, Güney Kürdistan’da şehitler verdik. Bu süreç Erdal’ların, Mahir’lerin şahadetiyle başladı. Dersim’de, Amed’de, Erzurum’da, Botan’da, Zagros’ta değerli şehitler verdik. HPG yönetiminden, genel hareketimizin yönetimlerinden şehitlerimiz oldu. Munzur’lar, Tekoşin’ler Dersim’de şehit düştüler. Yine Erzurum’da şehit düşen arkadaşlarımız oldu. Serxwebun arkadaş Amed-Erzurum hattında şehit düştü.

En büyük şehitleri Botan da verdik. Baştan itibaren hem nicelik hem de nitelik anlamda elbette mücadelemizin yeniden yoğunlaştığı alan Botan alanı oldu ve Botan’ın her bölgesinde büyük şahadet olayları yaşandı. Düşmanın her türlü saldırısına karşı halkı harekete geçirme temelinde gerillanın bütün alanlarda kahramanca direnişi yeniden gerçekleşti. Gerillanın HPG biçimindeki yeniden yapılanışı büyük, cesur ve fedakâr mücadele çizgisini 1 Haziran Atılımı sürecinde yeniden canlandırdı. Viyan’ların, Sorxwin’lerin, Yıldız’ların şahadetiyle gelişen bu süreç, düşmanın topyekûn savaş konsepti temelinde uluslararası komplonun 10. yılına hareketimizi ezip imha ederek marjinal konuma düşürmek amacıyla geliştirdiği 5 Kasım inkâr, imha ve tasfiye planı karşısında Botan’daki büyük direniş şehitleri düzeyine geldi. Botan şehitlerimiz düşmanın topyekûn savaş konseptinin aydınlatılmasını ve darbelenmesini sağlayan şehitler oldular. Onlar inkâr ve imha sisteminin gerçek yüzünü bir kere daha açığa çıkardılar. Önder APO’nun on beş yıl boyunca yürüttüğü barışçıl demokratik çözüm sürecine düşmanın nasıl bir katliam ve soykırımı dayatmakta olduğunu, inkâr ve imhada nasıl ısrarlı olduğunu gösterdiler. Böylece Önder APO’ya yeni bir imha sürecini dayatmaktan tutalım, halka pasifikasyonu, gerillaya ise ezme ve marjinalleştirme gerçeğini dayatmak isteyen imha ve tasfiye sürecine karşı bütün devrim değerlerini, Önderlik gerçeğini ve gerillanın yenilmezliğini korumak ve savunmak üzere direnişi yeniden geliştirmenin şehitleri oldular.

Adil’leri, Gülbahar’ları, Kurtay’ları, böyle anmak gerekir. Onlar bize özgürlük ve demokrasi için daha çok direnmemiz, daha kararlı davranmamız, daha uzun vadeli ve bol mücadele etmemiz gerektiğini öğrettiler. Düşmanın oyunlarına gelmemek gerektiğini, son güç noktasına kadar iyice darbelenmedikçe bu inkâr ve imha sisteminin bir çözüm üretemeyeceğini gösterdiler. Dolayısıyla onlar başkasından beklemek, düşmanından zihniyet değişikliği ummak yerine, kendi gücümüze güvenerek, Kürt halkının özgücüne dayalı demokratik komünal örgütlülüğünü geliştirerek özgür ve demokratik Kürt yaşamını bu temelde yaratmak gerektiğini ifade ettiler. Gaflete düşmememizi, basit hesap yapmamamızı, dar ve beklentili bir yaşam içinde olmamamızı bize öğrettiler. Düşmanın gücü ne olursa olsun, ne kadar vahşi bir saldırı içerisinde bulunursa bulunsun, bu gericiliğe asla boyun eğmemek ve teslim olmamak gerektiğini, bedeli ne olursa olsun kararlılıkla bu bedeli ödeyerek Önderlik çizgisini, özgür ve demokratik yaşamı kararlılıkla savunmamız gerektiğini öğrettiler. Kürt özgürlüğünün ancak meşru savunma çizgisinde yeniden güçlü bir partileşmeyle, gerillalaşmayla, demokratik halk örgütlenmesini yaratmakla sağlanacağını bize açıkça gösterdiler. Güçlü bir yeniden başlangıç yapmamız için gerekli bütün aydınlatmayı, cesareti ve fedakârlığı ortaya çıkardılar.

Onlar, Önder APOnun zindan direnişçiliği için söylediği gibi, gerçekten de özgürlük mücadelesinde kararlılıkla yürümemiz için kendilerini sağlam köprüler yaptılar. Kendini çare yapmanın, bütün zorluklar karşısında militanca direnip kendini çare haline getirmenin yolunu gösterdiler, bunun öncülüğünü oluşturdular. Kısacası onlar düşman gerçeğini bize daha iyi gösterdiler; düşman gerçeğini de, mücadele gerçeğini de daha iyi öğrenmemizi sağladılar. Bu mücadelenin nasıl başarıya gideceğini, özgürlük mücadelesinde nasıl uzun soluklu, örgütlü ve iddialı olmamız gerektiğini ortaya koydular. Büyük bir cesaret ve fedakârlık yarattılar. Bize umut, güven, kararlılık ve mücadele azmi verdiler. Yeni süreç demokratik konfederalizmin inşasını hedefleyen ve Kürt toplumu üzerindeki gerici devlet örgütlenmesini dağıtmayı öngören mücadele süreci bu şehitlerimizin adıyla ve onların anısıyla gelişecektir. Eğer olabilecekse, Önder APO’nun önerdiği demokratik özerklik çözümü bu yoldaşların anısına gelişecek mücadeleyle gerçekleşecektir. Kürt halkının demokratik örgütlülüğü temelinde geliştirilecek özgür yaşam ve Özgür Demokratik Kürdistan bu yoldaşların anısına dikilen en görkemli anıt olacaktır.

Her hareketin tarihi içerisinde büyük militanları, komutanları ve öncüleri vardır. Hıristiyanlığın havarileri vardır. Bunlar İsa’nın çizgisinin yürütücüleri oluyorlar. Çizgiyi on iki havari yürütüyor. Önderlik PKK’yi çok zaman Hıristiyanlığın bu süreciyle benzeştirdi. Yeniden inşasında havari sisteminin esas alınmasını öğütledi. Viyan arkadaş gerçekten de bu havari sisteminin sağlam üyesi oldu. İslamiyet’in de benzer ölçüleri vardır. İlk Müslümanlar, Ehlibeyt, yine İslam Devriminin ilk büyük komutanları ve yöneticileri vardır; Hz. Peygamberin halifeleri vardır. Bir de İslam Devriminin büyük komutanları Ali’ler, Hamza’lar, Hüseyin’ler, Zeynep’ler ve Halit’ler var. Bunlar hep devrimin ruhu oldular. İslam Devrimini büyük bir cesaret ve fedakârlıkla yalın kılıç Ortadoğu’ya yaydılar. Her tarafta ordular kurdular. Şimdi PKK’nin de böyle büyük bir komuta gerçeği vardır. Ordular kuran, büyük zaferler yaratan bir yapılanışı söz konusudur. Haki Karer yoldaşla başlayan ve zindan direnişçiliğine gelen ilk Apocular diyebileceğimiz, gerçekten de Önderliksel gelişmeyi var eden o büyük kişilikler vardır. Bir de Kemal’ler, Agit’ler, Zilan’lar gibi büyük eylem güçleri ve komutanlar vardır. Yine Hüseyin’ler Zeynep’ler gibi büyük direnişçileri vardır. İşte bunlar da günümüzde daha çok ortaya çıkıyorlar.

Adil arkadaşı, diğer şehit arkadaşlarımızı böyle bir komutanlık ve ordu kuruculuğu çizgisinde ele almak gerekir. Tıpkı İslam’ın Halid Bin Velid’i gibi bir rol oynadı. Agit’lerden aldığı komuta çizgisini gerçekten de Botan merkezli olarak günümüze kadar taşıdı. Tarihçiler Hz. Hamza’nın hiç arkaya bakmadığından söz ediyorlar. O nedenle Hz. Ali, Hamza’nın arkadan vurulma tehlikesi var diye hep endişe duyarmış. Savaşa giderken geriden gelecek saldırılardan korusun diye Hamza gibi bazı komutanların arkasına muhafız koyarmış. Çünkü bunlar hiç geriye bakmaz, hep hamle yapar ve ileri saldırı yürütürmüş. Sonunda bu özel durumundan yararlanılarak, kışkırtılan birisinin arkadan kurulan tuzak temelinde kendisini vurarak öldürdüğü söyleniyor. Bazı tarihçiler mızrakla vurulduğunu, bazıları da arkadan kılıç darbesiyle öldürüldüğünü söylüyorlar. Adil arkadaş gerçekten böyle militandı, böyle bir yürüyüşçüydü. Adil arkadaş Botan’a, Gabar’a yeniden giderken elbette benzer endişeler vardı. Acaba düşman saldırıları karşısında kendini hedef olmaktan nasıl çıkarabiliriz kaygısı ve arayışı söz konusuydu. Fakat eksiklikler oldu. O yiğitçe yürüme tarzı, özellikle 2007’nin ikinci yarısındaki düşman saldırıları karşısında daha sert bir direniş gerçeğine götürdü. Elbette kendisi görev ve sorumluluğunu yaptı. Yirmi yılı aşkın o büyük mücadele yaşamını aynı çizgide sonuca götürdü. Biz buna nasıl sahip çıkacağız, nasıl layık olacağız, bu çizgiyi nasıl devam ettireceğiz? Elbette kendimizi bu temelde sorgulamalıyız. Eğer bir olumsuzluk olmuşsa, neden önceden tedbirini geliştiremedik diye kendimizi sorgulayacağız.

Hareket ve halk olarak, bu büyük devrimci kişilikleri daha büyük ve etkili mücadele ederek, sürekli geliştireceğimiz ve başarı üstüne başarı kazandıracağımız mücadelemiz içerisinde yaşatacağız. Kızıyla ve erkeğiyle Kürt gençliği HPG saflarına, gerillaya daha büyük bir istek ve kararlılıkla koşacak. Özgürlük dağlarını dolduracak. Yüzlerce ve binlerce Adil ortaya çıkacak. Bütün şehitlerimiz gençliğin gerillayı sürekli büyüten katılımında yaşatılacak. Yine Kürt halkı bu büyük evlatlarına layık olarak her zaman özgürlük ve demokrasi mücadelesini geliştirmede kararlı olacak, asla şehitlerinin yolundan ve çizgisinden sapmayacak. Bu temelde Önder APO etrafında, şehitlerimiz etrafında daha çok birleşerek, kendini daha çok eğitip örgütleyerek, demokratik komünal örgütlülüğünü her alanda daha çok geliştirerek, özgürlük ve demokrasiyi kendi özgücüyle ve kendi eseri olarak yaratacak ve yaşatacak. Böylece bu şehitlerimizin anılarını doğru sahiplenmiş ve amaçlarını yaşanır kılmış olacak.

Yine Kürt kadını şehitlerine her zaman sahip çıktı. Gerçekten de bu kadar eziyete ve işkenceye rağmen, kadınlar gittikçe artan oranda mücadeleyi hem sahiplendiler hem de onun militanı haline geldiler. Serhildanımız bir kadın serhildanı haline geldi. Devrimimiz bir kadın devrimi halini aldı. En son 8 Mart kutlamaları büyük bir kadın devriminin Kürdistan’da yaşandığını herkese gösterdi. Bu mücadelelerini şehitleri daha çok sahiplenerek, içlerinden daha çok Gülbahar’lar çıkartarak devam ettirecekler. Bütün şehitlerimize her zaman saygıyla sahip çıkacaklar. Ondan hiç kimsenin endişesi yoktur. Bütün parti camiamız Botan şehitlerinin anıları önünde kendisini daha güçlü hale getirecek.

PKK’nin 30. yılını yaşıyoruz. Bu yılı yeniden partileşme yılı olarak ilan ettik. Demokratik sosyalizm çizgisinde güçlü bir parti hareketi yaratmak için yoğun bir çabamız sürüyor. Önder APO’nun aydınlatıcılığı temelinde bütün militan yapı olarak kendimizi eğitiyoruz, donatıyoruz, geliştiriyoruz. Şehitlerimizin izinde kendimizi özeleştiriden geçirip sorgulayarak, Haki’lerle başlayıp en son Botan şehitlerimize kadar gelen bütün şehitlerimizin gerçeği karşısında kendimizi daha güçlü, çizgiyi daha iyi özümsemiş, mücadelede daha kararlı, tarz, üslup ve tempoda daha yetkin, dolayısıyla mücadelede daha sonuç alıcı ve başarılı militanlar haline getirmemiz gerekiyor. Meşru savunma çizgisinde partileşmenin sembolleri olan bu büyük şehitlerin izinde yeniden partileşme sürecini her türlü zayıflığı yenerek güçlü bir biçimde geliştireceğiz. Direnişle karşıt tutumlar da bize gerçekleri daha iyi gösterdi. Büyük direnişleri gördüğümüz kadar ihanetleri de gördük. Arada kalan, zayıf, pısırık, güçsüz, etkisiz durumları da gördük.

Bu büyük direnişçiliği sahiplenme temelinde öfkemizi basit, zayıf ve pısırık tutumlara karşı yönelterek, ihaneti ve onun üzerinden egemenlik sürdürmek isteyen gericiliği, inkâr ve imha sistemini yerle bir etmek için zafer çizgisinde bir mücadeleyi bu süreçte geliştireceğiz. Bu Önderlik kararımızdır, halk kararımızdır, parti kararımızdır. Bu aynı zamanda gerilla andımız oluyor, bu andın gereğini başarıyla yerine getireceğiz. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Kürt halkı, sosyalist ve demokratik güçler, komşu halklar parti ve gerilla çizgimizin bu temelde devam edeceğinden asla kuşku duymamalılar. Düşman cephesi de ektiğini biçecek. Derler ya, rüzgâr eken fırtına biçer! Önder APO’nun bütün barışçıl demokratik çabalarına, Kürt halkının barışçıl ve birlikten yana olan tutumuna, yine hareketimizin bu temelde gösterdiği bütün iyi niyete ve demokratik çözüm arayışına rağmen, mademki bu düşman böyle büyük bir zulmü, katliamı imhayı bize reva görüp dayatmak istiyor, bizim de ona anladığı dilden cevap verme ve yaptıklarını misliyle ödetme tarihsel olarak boyun borcumuz olsun.

Önder APO “Dünyayı yenecek gücümüz olsa da hiç kimseye asla saldırmayacağız; ama dünya birleşip üzerimize gelse de demokratik haklarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz” dedi. Çizgimiz yine budur. Mademki İran ve Suriye’yle birleşen ve bütün emperyalist devletçi sistemi arkasına alan Türkiye yönetimi bu kadar kararlı, bu kadar ısrarlı ve saldırgandır, bizim de buna karşı demokratik direnme hakkımızı son ferdimize ve kanımızın son damlasına kadar kullanma görevimiz tarihsel bir borç olarak, şehit Hayri Durmuş’un omuzlarımıza yüklediği bir borç olarak önümüzdedir. Bunun gereğini yerine getirmek de bizim temel tutumumuz olacaktır. Mademki bunun dışında başka bir yol ve başka bir çözüm imkânı kalmamıştır, o zaman Kürt halkı kendi çözümünü kendi özgücüne dayanarak ve bedeli ne olursa olsun gerekirse son ferdine kadar direnerek yaratacaktır. Bunu herkes böyle bilmelidir.

Hiçbir düşman gücü, ne kadar saldırgan olursa olsun ve ne kadar oyun oynarsa oynasın, Kürt halkının bu kararlılığını kıramayacaktır. Bu kararlılık temelinde yaratmak istediği özgür ve demokratik yaşamdan geri adım attıramayacaktır. Bu bir Önderlik kararı, bu bir parti kararı, bir halk kararıdır ve bu kararın gereği pratikte mutlaka başarıyla yerine getirilecektir. Böyle bir kararlılık temelinde diyoruz ki,

Şehitlerimizin Anıları Ölümsüzdür!

Yaşasın Özgürlük Ve Demokrasi Mücadelemiz!

Yaşasın Meşru Savunma Direnişimiz!

Bijî RÊBER APO!

   22–04–2008

          HALK SAVUNMA MERKEZİ


© 2006 PKK www.pkk-info.com