|
ŞEHİTLER AYINDA ADİL ÇAĞRISINA GÜÇLÜ
YANIT VERELİM!
Şehitlerimizin anılarına nasıl
yaklaşmalıyız? Anılarına nasıl sahip
çıkmalıyız? Onları nasıl anlamalı ve
sahiplenmeliyiz? Bu husus elbette
önemlidir. PKK’nin şehitleri çoktur.
Bu hareketin sayıları on beş bine
ulaşan bir şehitler ordusu var.
Önder APO “PKK’nin şehitler
partisi olduğunu, şehitlerimizin
PKK biçiminde yaşadıklarını” ifade
etti. PKK’yi bir zincirin halkaları
gibi şehitlerin birbirine
eklenmesinden oluşan bir hareket
olarak tanımladı. Dolayısıyla parti
gerçeği esas olarak bir Önderlik ve
şehitler gerçeği olarak şekillenip
günümüze kadar geldi. Bu nedenle
kutsal bir gerçeklik oldu. Bu
nedenle Kürt halkını bu kadar
kendine bağladı, etkiledi ve
harekete geçirebildi. Dikkat
edilirse her gün Kürdistan’ın dört
parçasında halkımız “PKK halktır,
halk burada” diye haykırıyor. Bütün
dünyanın azgınca saldırdığı bir güç
olmasına rağmen, büyük bir cesaret
ve fedakârlıkla PKK’ye sahip
çıkıyor. Bununla elbette kendi
kimliğine sahip çıkıyor, özgür
geleceğine sahip çıkıyor, bunları
temsil eden Önderlik ve şehitler
gerçeğine sahip çıkıyor. Bu bakımdan
PKK’yle birlikte halkı yürüten bir
şehitler ordusunun komutasının
oluşmuş olduğunu rahatlıkla
söyleyebiliriz. Kürt halkı bu
biçimde kendi özgür ve demokratik
yaşamını ve geleceğini bilince
çıkartmış oluyor. Onu elde etmenin
yol ve yöntemini öğrenmiş bulunuyor.
Şehitlerin izinde büyük bir cesaret
ve fedakârlıkla özgürlük ve
demokrasi mücadelesini yürütüyor.
Her şahadet bir serhildan haline
geliyor. Halkın büyük öfkesi tepkisi
cenaze törenlerinde yankılanıyor.
Kısaca kendini yaratan, var eden,
dirilten, özgür ve demokratik
yaşaması için halka öz su olan
şehitler gerçeğini her şeyden önce
sahipleniyor ve bağrına basıyor.
Şimdi Mayıs Şehitler Ayımızdayız.
18 Mayıs hareketimiz ve halkımız
tarafından Şehitler Günü
olarak kabul edilmiştir. 18 Mayıs
ilk büyük şehidimizin, ideolojik
grup dönemi şehitlerinin sembolü
olan Haki Karer yoldaşın
şahadet günüdür. Mayıs ayı,
hareketimizin bir devamı niteliğinde
geliştiği Türkiye devrimci gençlik
hareketinin önderlerinin de
katledildikleri bir aydır. 6 Mayıs
Deniz Gezmiş’lerin idam günü,
yine 18 Mayıs İbrahim Kaypakkaya’nın
Diyarbakır’da işkencede katledildiği
gündür. 1 Mayıs 1977 de Taksim’de
işçilerin onlarcasının katledildiği
gündür. Mayıs ayının hiçbir günü
yoktur ki bizim en az on, on beş
şehidimiz olmasın. 2 Mayıs Mehmet
Karasungur arkadaşın, yine
İbrahim Bilgin arkadaşımızın
şahadet günüdür. 17 Mayıs Ferhat
Kurtay öncülüğündeki Dörtlerin
şehadet günüdür. 19 Mayıs Halil
Çavgun arkadaşın şahadet
günüdür. Böyle onlarca, yüzlece
sayılabilir. Mayıs ayında halkımız
Botan şehitlerimiz şahsında bütün
şehitlerine daha büyük bir azimle
sahip çıkacak, her alanda demokratik
eylemliliğini geliştirerek
şehitlerimizin anısına cevap vermeye
çalışacaktır. Hem mücadele ederek,
hem de onların şahsında derin bir iç
sorgulamayla kendilerini eğiterek
şehitler gerçeğine sahip çıkacaktır.
Hareket olarak bu Mayıs’ı her
zamankinden daha büyük bir mücadele
ayı haline getirme kararlılığımız
kesindir. Başta HPG olmak üzere,
bütün örgütümüzün ve halkımızın bu
kararlılığı mevcuttur. Dolayısıyla
inkâr ve imha sisteminin
uluslararası komplonun 10. yılına
dayatmaya çalıştığı inkâr ve imha
konseptini yerle bir edebilmek için
büyük bir mücadele hamlesini bu
Mayıs ayında geliştirme, ‘êdi bese’
kampanyamızı yeni bir zirveye taşıma
kararlılığımız vardır ve hedefimiz
kesinlikle budur. Bütün
şehitlerimizin anısına Botan
şehitlerinin intikam hamlesini
böyle bir mücadeleyle bütün
alanlarda geliştireceğiz. İdeolojik
ve örgütsel cepheden kendimizi
sorgulayarak, derin bir
eleştiri-özeleştiri temelinde her
türlü gericiliğe kendi içimizde
darbe vurarak, Önderlik ve şehitler
çizgisinde kendimizi yenileme
temelinde bu hamleyi geliştireceğiz.
‘Êdi bese’ kampanyasının özüne uygun
davranacağız. ‘Önderliği yaşa ve
yaşat’ sloganını, kendi
şahsımızda her türlü gericiliği
öldürüp, Önderlik özellikleriyle
daha çok kendimizi donatmaya
çalışarak hayata geçireceğiz.
İdeolojik ve örgütsel cepheden kesin
sonuçlar alıcı güçlü bir hamleyi
kesinlikle yapacağız.
Aynı pratiği politik ve askeri
alanda da göstereceğiz. Zaten kendi
içinde çatışmalı duruma gelmiş
Türkiye siyasetinin bu faşist gerici
yapılanışını zayıflatmak, darbelemek
ve dağıtmak için politik açıdan ne
gerekiyorsa öyle bir mücadeleyi
yürüteceğiz. Kitle eylemliliğinden
diplomatik çalışmalara kadar her
alanı özgürlük mücadelemizin etkin
geliştirilmesi için yeterince
değerlendireceğiz. Tabii bütün
bunların merkezinde gerillanın büyük
hamlesi olacak. Pasif savunmayı
kesinlikle kıracağız. Bu hamle
içerisinde sadece bazı eylemler
yapmakla yetinmeyeceğiz. Aktif
savunma savaşının gereklerine uygun
bir biçimde gerillanın her alanda
mevzilendiği ve harekete geçtiği bir
sistemi yaratacağız. Düşmanı
beklemediği anda ve en hazırlıksız
olduğu yerden vuracağız. Onu
gerisinden vurarak sistemini
dağıtmayı hedefleyeceğiz. Halka
yaklaşacağız; halkın gücünü başta
gerillaya destek olmak üzere,
özgürlük ve demokrasi mücadelesine
daha fazla katmak üzere harekete
geçireceğiz. Gençliği gerilla ve öz
savunma biçiminde en geniş düzeyde
örgütleyerek, meşru savunma
savaşımızı her yerde etkin biçimde
yürütülür hale getireceğiz. Gerilla
hamlemiz tarihten gelen, ama güncel
olarak daha vahşi, daha saldırgan
bir hal kazanan bu gerici faşist
saldırıları kırana ve darmadağın
edene kadar sürecek. Öyle meydanın
faşist sürülerinin elinde olmadığı,
onların her yerde at oynatamayacağı
herkese gösterilecek. Botan
şehitlerimizin anısını böyle bir
mücadeleyle karşılayarak, çizgimize
ve tarihsel mirasımıza uygun bir
anıya sahip çıkma durumunu
göstereceğiz. Savaşırken
kazandıkları ve kazandırdıklarından
çok daha fazlasının bu
şehitlerimizin anısına yürütülen
mücadeleyle kazanılacağını herkese
göstereceğiz. Dolayısıyla onlar
mücadelemizde daha büyük rol
oynayacaklar. Hepimizi daha büyük
mücadelelere çeken canlı yaşam
gücü olduklarını herkes görecek.
PKK tarihi böyle bir mücadele
tarihidir.
Parti Hareketimiz ilk şehitlerini
aslında hiç hazır olmadığı,
beklemediği ve çok daha zayıf olduğu
bir dönemde verdi. PKK daha yeni bir
ideolojik grup hareketiyken,
Kürdistan ve Kürt halkı için bazı
güzel düşünceleri açığa çıkarıp,
onları gençler ve aydınlara
propaganda ederken düşman
saldırısıyla karşılaştı. Bu faşist
sistem, inkâr ve imha sistemi Kürt
halkı ve Kürdistan için birkaç
olumlu ve güzel sözün söylenmesine
bile tahammül edemedi. Kendini güzel
sözlerle yenilemeye ve devletçi
sistemin her türlü kirinden
arındırarak temizlemeye çalışan bir
grup insana bile vahşi bir saldırı
yöneltmeyi gerekli gördü. 18 Mayıs
1977 katliamı bu temeldedir. Bunun
bir genel imha saldırısı olduğunu
biliyoruz. Diğer parçaları boşa
çıkartılınca, düşman sadece Haki
Karer arkadaşa yöneltilen kısmını
başarılı kılabildi. Bize şunu
gösterdiler: “Böyle sözler
söyleyemezsiniz, bu sözlere uygun
yaşayamazsınız. Buradan daha ileri
gidemezsiniz!” Bu biçimde Özgürlük
Hareketimizin doğuşunu açık
katliamla tehdit ettiler. Önder APO
düşmanın yönelttiği tehdidin çok
somut ve açık olduğunu söyledi. Öyle
ki, “Sanki başımızdan kaynar sular
dökülmüş gibi hissettik” dedi. Bütün
ideolojik gruplaşma gücü derinden
ciddi bir sarsıntı yaşadı.
Bu durumda başlangıçtan çok daha
güçlü ve sağlam biçimde yeniden
karar verme, kararlaşma gündeme
geldi. Biz buna 18 Mayıs
kararlaşması dedik. Böyle bir
süreç içerisine girmek isteyen bütün
insanlar, tamam mı devam mı sorusunu
kendilerine sorarak yeniden karar
verdiler. Kendilerini
kararlaştırdılar. Önder APO
partileşme kararına bu katliam
ardından Haki Karer yoldaşın anısına
cevap olmak üzere ulaştığını
söyledi. Demek ki PKK bir yerde Haki
Karer’in anısına oluşmuş bir
harekettir. Şehit anısı yaşayan bir
parti haline gelmiştir. Şehitler
partisi ortaya çıkmış, şehitler
partileşmiştir. Kuşkusuz bu
büyük bir karar verme ve iddialı
yürüyüş olayıdır. Parti Programının
hazırlanması, partileşme sürecinin
geliştirilmesi, bunun gericilikten
hesap soran bir savunma çizgisinde
yürütülmesi bu şahadet ardından
ortaya çıkıp gelişmiştir. Bir yandan
katliamcılardan hesap sorulurken,
diğer yandan gençlik hareketini
partileştirme yönünde yoğun bir çaba
içerisinde olunmuştur.
Biliniyor, 78 Mayıs’ı ortasında
hareketimiz Haki Karer’in anısına
sahip çıkmak için çaba harcarken,
Hilvan’da Halil Çavgun yoldaşımız
gericilik tarafından katledilmiştir.
Bu temelde Hilvan-Siverek
mücadelesinin gelişimi içerisinde
Cuma Tak ve Salih Kandal gibi
yoldaşlar şehit düşmüşler, şehitler
kervanı büyümeye başlamıştır. Bu
süreç 12 Eylül faşist askeri
rejiminin zindanlarında gelişen
direnişe kadar sürmüştür. Zindan
direnişçiliğinin de şehitlerin
anısına gelişmesi gerçeği başattır.
Ferhat Kurtay’ların 18 Mayıs’ın
yıldönümü vesilesiyle direniş
eylemine geçmeleri bunu açıkça
gösteriyor. Yine 14 Temmuz Büyük
Ölüm Orucunun bütün şehitlerin
anısına başvurulan bir direniş
olduğu, direniş kararını verip
yürüten parti önderlerimizin
sözlerinden de açıkça anlaşılıyor.
Mazlum Doğan ve Ferhat Kurtay’ların
geliştirdikleri direnişin kesin
başarıya götürülmesi gereği ve
kararlılığı o Büyük Ölüm Orucu
Direnişini ortaya çıkarıyor. Bütün
bunlar partileşme sürecinin
şehitleri oluyor, partiyi yaratan
gerçekleri ifade ediyor. Sayıları
onlarcadır. İdeolojik grup döneminin
şehidi Haki Karer yoldaşın anısına
geliştirilen partileşme süreci bu
büyük şahadet hareketini ve şehitler
gerçeğini ortaya çıkarıyor. PKK’nin
yaratılışının, partileşmenin
şehitler temelinde sağlandığını,
dolayısıyla parti gerçeğinin
şehitler gerçeği olduğunu, parti
çizgisinin şehitler çizgisi olduğunu
net olarak ortaya koyuyor. Önder APO
her zaman kendisinin de şehitlerin
sözcüsü olduğunu ifade etti. Bu
büyük önderliksel çıkış, bu
önderliksel gerçekleşme şahadet
temelinde süren mücadeleyle
gerçekleşen bir olgudur. Bu da açık
bir husustur.
İdeolojik grup döneminde Haki Karer
yoldaşın şahadeti bize bu işe daha
kararlı sahip çıkma işi, başından
ciddiye ele alma ve her zaman kendi
meşru savunma yapma gereğini
gösterdi. Bu şahadet Kürdistan ve
Kürt halkı üzerindeki gerici
baskıların söz gücüne bile tahammül
edemeyecek durumda olduğunu
kanıtladı. Dolayısıyla daha
ideolojik grup dönemindeyken,
propaganda çalışmaları içerisinde
bile daha kararlı, örgütlü ve
savunmalı hareket etmek gerektiği
gerçeğini öğretti. Ardından
partileşme döneminin şehitleri
Halil’ler, Cuma’lar,
Salih’ler bu mücadelenin ancak
çok daha büyük cesaret ve
fedakârlığı göstererek, her türlü
gericilikle boy ölçüşerek ve çatışma
içine girilerek geliştirilebileceği
gerçeğini gösterdiler. PKK’nin bir
direniş partisi olarak
şekillenmesini sağladılar; ona büyük
ruh, can ve güç verdiler.
Kürdistan’da parti mücadelesinin,
parti davasının ancak büyük
direnişler içine girilerek ve sert
mücadelelerden geçilerek
sağlanabileceğini öğrettiler.
Zindan direnişçiliği partileşme
sürecini zindanda tamamladığı ve
zindanlarda partinin denenerek yüz
akıyla çıkmasını sağladığı gibi, hem
büyük bir ideolojik zaferi hem de
güçlü bir eylem çizgisini ortaya
çıkardı. Parti davasının ancak
fedai çizgisinde yürütülecek bir
mücadeleyle başarıya
götürülebileceği gerçeğini bize
öğretti. Bu anlamda da düşmanın gücü
ne olursa olsun, düşman ne kadar güç
birleştirirse birleştirsin, asla
yenemeyeceği ve alt edemeyeceği bir
parti gerçeğini, bir militan kadro
gerçeğini ortaya çıkardı. Önder APO,
zindan direnişçiliğini ‘ölümden
yaşama yürüyüşün köprüsü’ olarak
değerlendirdi ve halka şu çağırıyı
yaptı: “Kurulan bu köprü sağlamdır.
Düşmeden korkusuzca özgürlüğe
yürüyebilirsiniz. Özgürlük
mücadelesine girebilir, özgür yaşam
yürüyüşünü sürdürebilir, özgürlük
kavgasında kararlıca
ilerleyebilirsiniz.” Gerçekten de
Büyük Zindan Direnişi 12 Eylül
karanlığında Kürdistan’ı aydınlatan,
tüm parti camiamız ve yurtsever Kürt
halkı için aydınlatıcı bir çekim
merkezi olan, herkesi daha derin bir
sorgulamadan geçirip kararlaştırarak
özgürlük mücadelesine sevk eden bir
rol oynadı.
Tarihsel 15 Ağustos Atılımı
bu büyük direnişin çağrısı temelinde
gelişti; zindan direniş çağrısına
PKK militanlığının cevabı oldu. Her
türlü gerici provokatif ve basit
eğilime karşı ülkeye ve direnişe
yürüme ruhunu, gücünü ve cesaretini
bu büyük direniş verdi. 15 Ağustos
Atılımı gerçekten de ona yakışır onu
pratikleştirir bir direniş gerçeği
oldu. Temelleri sağlam atılmıştır,
gerillanın üzerinde yükseldiği
direniş gücü sağlamdır. PKK
militanlığı zindan direnişinin
yarattığı özgürlük köprüsünden
yürüyerek, 15 Ağustos
direnişçiliğine ulaşmıştır. 15
Ağustos Atılımının 12 Eylül faşist
askeri rejimi karşısında tüm inkâr
ve imha sistemine ve bölgedeki
gericiliğe karşı Kürdistan’ın
merkezinde gelişen bir silahlı
direniş mücadelesi olduğu biliniyor.
Zindan direnişinin ülkeye çağırdığı
gerillanın Botan’dan başlamak üzere
böyle bir direnişi Kürdistan’ın dört
bir yanına yaydığı tarihin
gösterdiği bir gerçektir. Bu
bakımdan gerilla direnişimizin
temelleri sağlamdır.
Bu temelin de Botan’da atıldığı ve
orada kök saldığı bilinen bir
gerçektir. Bu nedenle düşmanın
gerillayı Botan’dan sökmek için çaba
harcaması anlaşılırdır, ama boştur,
asla başarıya ulaşmayacak,
gerçekleşmeyecek bir çabadır.
Botan’da gerilla direnişi öyle derin
kökler salmıştır ki, onu hiçbir güç
yok edemez. Bu sağlamlığı tarihin
derinliklerinden gelmektedir.
İnsanlık tarihinin, Kürdistan
tarihinin derinliklerinden, yine
Botan tarihsel direnişçiliğinin
derinliğinden gelmektedir. Bu kök
sağlamlığı Apocu Hareketin ve
yurtsever halkın özgürlükçü, cesur
ve fedakâr karakterinden
gelmektedir. O bakımdan temelleri
sağlam atılmıştır, kökleri
derindedir, büyük bir özgürlük
gücünün ortaya çıkartılmasını ifade
etmektedir. Gerçekten de bu özgürlük
gücü binlerce kahraman şehit
temelinde yaratılmış bir olgudur.
15 Ağustos Atılımının da bu temelde
büyük şehitler verdiğini biliyoruz.
Başta büyük gerilla komutanı, 15
Ağustos Atılımının komutanı Agit
yoldaş olmak üzere, Kürt halkının
yüzlerce en değerli evladı bu
direniş sürecinde, başta Botan olmak
üzere birçok alanda, Kürdistan’ın
birçok yerinde kahramanca direnip
şehit düştüler. Önder APO 15 Ağustos
Atılımının şehitlerine
kahramanlık döneminin şehitleri
dedi; Agit gerçeğini ulusal
direnişte partileşme çizgisi olarak
tanımladı. 15 Ağustos şehitleri
parti hareketimizi askerileştiren ve
gerillalaştıran şehitler oldular;
parti, gerilla ve hareket olarak
yeniden inşa etmeyi
gerçekleştirdiler; gerillada
partileşme gerçeğini ortaya
çıkardılar. PKK’yi amaçlarına ve
doğuşuna uygun bir biçimde büyük bir
direniş partisi, bir gerilla
partisi haline getirdiler.
‘80’li yılların karanlığını bu büyük
direniş aydınlattı. 12 Eylül’ün
zulmünü bu direniş mücadelesi yıktı.
Bu zulmün yıkılması üzerinden
‘90’ların başında o büyük diriliş
devriminin gerçekleşmesi sağlandı.
12 Eylül karanlığına karşı Botan’dan
başlamak üzere Kürdistan’ı ve
Ortadoğu’yu özgürlük çizgisinde
aydınlatan gerilla direnişi,
‘90’ların başında ulusal diriliş
devriminin başarısını ortaya
çıkardı.
Gerçekten de Kürt halkı inkâr ve
imha sisteminin kendisine dayattığı
kendini reddetme ve kendinden kaçma
duygu ve yaklaşımını bu büyük
devrimle kırdı. İnkârcılığı yıktığı
gibi, her türlü köleci ve
teslimiyetçi ruh halini ve anlayışı
yerle bir etti. Kürt halkını kendi
kimliği, kültürü, kişiliği ve
tarihiyle yeniden bütünleşerek özgür
bir gelecek planlama ve oluşturma
sürecine soktu. Halk bu temelde
ayağa kalktı; var olduğunu,
yaşadığını, özgür yaşam tutkulusu
olduğunu, özgürce yaşama gücüne
sahip olduğunu herkese gösterdi.
Mücadele sınavından başarıyla
geçerek özgürlük için her türlü
bedel ödeme ve her düzeyde mücadele
yürütme gücünde olduğunu ortaya
koydu. Köy köy, kasaba kasaba herkes
diriliş devrimini yaptı.
Ruhunu temizledi, düşüncesini
temizledi, yaşam tarzını temizledi.
Devletçi sistemin ve inkâr ve imha
düzenin ortaya çıkardığı her türlü
kiri ve pası yok ederek, özgür ve
demokratik yaşam isteyen Kürt halk
gerçeğini yarattı.
Bu büyük bir doğuş ve yenilenme
olayıdır. Gerçekten de belki diğer
halkların çeşitli tarihsel
dönemlerde yaşadıkları siyasi ve
askeri dönemlere benzemez, ekonomik
devrime benzemez. Onlar için anormal
bir durummuş gibi görülebilir, ama
Kürt halkı ve Kürt tarihi açısından
bunun çok büyük bir devrimsel
gelişme olduğu tartışma götürmez bir
gerçektir. ‘90’ların var ettiği bu
ulusal diriliş devrimi, Kürt
tarihinin inkâr ve imha sistemi
altında yok oluşa gidişinin
durdurularak, PKK öncülüğünde özgür
ve demokratik yaşama yönelmesini,
böylece yeni bir tarihin başlamasını
ifade ediyor. Bu nedenle bu devrimi
yaratmayı başaran harekete, PKK
Hareketine Kürt miladı
deniliyor. Önderlik ve parti
gerçeğimiz gerçekten de baş aşağıya
giden tarihi tersine çevirip,
yeniden özgür ve demokratik yaşam
doğrultusunda düzelten ve geliştiren
bir başlangıcı ifade ediyor.
Bu serhildan sürecinde, ulusal
diriliş devriminin yayılma kökleşme
sürecinde de halkımız büyük şehitler
verdi. Başta Amed halkının yiğit
evladı Vedat Aydın
olmak üzere binlerce serhildan
şehidimiz oldu. Hemen hemen
Kürdistan’ın her yerinde, neredeyse
köylerinde bile serhildan
şehitleri ortaya çıktı. Her
köyde ve kasabada, ‘90’ların başında
gelişen o büyük serhildan
dalgasında, gelişen o büyük direniş
devrimi sürecinde onlarca şehit
verildi. 15 Ağustos Atılım şehitleri
bize savaşmayı öğrettiler. Parti
direnişçiliğinin askeri boyutlarının
olması gerektiğini, bunun da gerilla
biçiminde şekilleneceğini ortaya
çıkardılar. Gerillayı Kürdistan’da
birey ve halk olarak herkesin
özgürce var olma, kendini ifade etme
ve yaşama tarzı olarak
gündemleştirdiler. Gerilla tarzıyla
yaşandığı ve mücadele edildiği
koşullarda her türlü gericiliğin,
içten ve dıştan gelebilecek her
türlü gerici saldırının rahatlıkla
yenilebileceğini ortaya çıkardılar.
1980’ler gibi bir karanlık her zaman
olmaz; 15 Ağustos Atılımı sürecinin
zorlukları gibi, savaşan güçler
arasındaki eşitsizlik gibi
imkânsızlıklar ve eşitsizlikler her
zaman ortaya çıkmaz. 15 Ağustos
Atılımının kahraman şehitleri birkaç
yıl içinde ulusal diriliş devrimini
başararak, her türlü imkânsızlığın
ve zorluğun başarıyla
yenilebileceğini bize öğrettiler.
Büyük bir başarı inancı, umudu ve
güveni yarattılar, yepyeni bir
direnme ruhunu ortaya çıkardılar.
Serhildan şehitlerimiz de özgürlüğün
ve demokrasinin kolay elde
edilmeyeceğini, başkaları tarafından
verilmeyeceğini ve bedelsiz
olmayacağını öğrettiler. Her türlü
özgürlüğün ve demokrasinin ancak
savaşarak, mücadele ederek, bedeller
ödenerek elde edilip
yaşanabileceğini açıkça gösterdiler.
Halkın, yediden yetmişe herkesin,
kadınlar ve erkeklerin böyle bir
bilinçle donanmasını ve eğitilmesini
sağladılar. Güç verdiler, güven
verdiler, halka umut verdiler. Halka
direnmesi, özgürlük ve demokrasi
için mücadele etmesi gerektiğini,
özgürlük ve demokrasinin böyle bir
mücadeleyle kazanabileceğini
öğrettiler.
Bunlar da elbette büyük gelişmeye
işaret ediyor. Bu kadar saldırıya,
baskıya, tutuklama ve işkenceye
rağmen Kürt halkının Önderlik ve
PKK’den kopartılamaması, dahası
halkımızın artan oranda Önderliği ve
partiyi sahiplenmesi böyle büyük bir
mücadele gerçeğinin sonucu olarak
ortaya çıkmış oluyor. Bu ulusal
bilinç, bütünlük ve örgütlülük,
parti ve Önderlik gerçeğini bu
düzeyde sahiplenme tamamen böyle
büyük bir mücadelenin yarattığı
sonuçlardır. Nitekim Türkiye devleti
yaklaşık yirmi yıldır her türlü
gerici güçten aldığı destekle bin
bir türlü yöntemi kullanarak, bu
halkı Önderlik ve partiden
uzaklaştırmak için çaba harcıyor.
Baskı uyguluyor, satın almaya
çalışıyor. Ama küçük bir parça bile
koparamıyor. Tersine, halkın sisteme
öfkesi daha çok artıyor. Mücadeleye
katılımı, kendine olan inancı ve
güveni daha da büyüyor. Bunlar hep
bu mücadelenin etkisiyledir.
Daha sonra inkârcı sistemin bütün bu
gelişmelere topyekûn savaş
konseptiyle saldırdığını biliyoruz.
Özellikle Demirel-Güreş-Çiller-Ağar
çetesinin devlet yönetimini ele
geçirmesiyle gelişen bu saldırıyla,
ulusal diriliş devrimimizin
yarattığı bütün gelişmelerin yok
edilmek istendiği bilinen bir
gerçektir. Bu her türlü insanlık
dışı yöntem kullanılarak yürütülen
bir saldırıdır. Bütün ordu harekete
geçirilerek, bütün devlet imkânları
seferber edilerek, yine Hizbulkontra
benzeri adlar adı altında halka
dönük faili meçhul denen her türlü
saldırı devreye konarak, bu
topyekûn savaş yürütülmüştür.
Buna karşı da diriliş devriminin
yarattığı değerleri korumak üzere,
başta tüm hareketin ve halkın büyük
bir direnme savaşı verdiği
biliniyor. ‘91-92’den ‘90’ların
sonuna kadar altı yedi yıllık süre
içerisinde topyekûn savaşın
başarısız kılınması için direnme
savaşının en büyüğü verilmiştir.
Gerilla hem büyük gelişmesini, hem
de büyük savaşını en çok bu süreçte
ortaya koymuştur. Gerçekten de
Kürdistan’ın her bölgesinde binlerce
şehidi verme pahasına devrim
değerlerini korumaya çalışmıştır.
Beritan’lar, Zilan’lar,
on bine yakın şehit bu değerleri
korumak üzere direnme savaşı
içerisinde ortaya çıkmıştır. Bu da
büyük bir mücadeleydi ve topyekûn
savaş konseptini başarısız kıldı,
devrim değerlerini korudu, Önderliği
savundu, gerillanın yenilmezliğini
gösterdi, gerilla tarzıyla direnişte
ısrarı ortaya çıkardı. Düşman ne
kadar vahşi saldırırsa saldırsın, ne
kadar gericiliği arkasına alırsa
alsın, gerillanın ve Kürt halkının
özgürlük mücadelesinin yenilmez
olduğunu herkese gösterdi. Bu büyük
direniş bize özgürlüğün bedelinin
sanıldığından çok da ağır olduğunu
öğrettiği gibi, özgürlük için
direnildiği ölçüde sonuç
alınabileceğini ve başarı
kazanabileceğini de öğretti.
Topyekûn savaşla da sonuç
alamadıklarını ve başarıya
gidemediklerini görmeleri ardından,
inkâr ve imha güçlerinin 9 Ekim ‘98
uluslararası komplosunu devreye
koyduklarını biliyoruz. Bunlar
topyekûn savaşı daha da büyüttüler,
bütün dünyaya yaydılar, bütün
devletçi sistem geriliğini bu
savaşın içine kattılar. Bütün
gericilik elbirliği ederek, açıktan
PKK ve Önderlik gerçeğine yönelik
saldırı içine girdi. Uluslararası
komplonun Önderliğin imhası
temelinde PKK’yi tasfiye etmeyi,
PKK’nin tasfiyesi temelinde Kürt
toplumunun imha edilmesini ve
tarihten silinmesini
gerçekleştirmeyi hedeflediği
biliniyor. Bu böyle bir stratejik
planlamayla ve tüm gericiliği
birleştirerek, komplo dâhil her
türlü saldırı yöntemi kullanılarak
geliştirilen bir saldırı biçimi
oluyor. Buna karşı da Önderlik ve
halkın büyük bir fedai direnişi
içine girdiği, “Güneşimizi
karartamazsınız” kampanyası
temelinde zindanlarda, şehirlerde,
dağlarda, yurtdışında, her tarafta
parti hareketimizin ve halkımızın
büyük bir direnme içerisine girdiği
ve komployu bu temelde karşılayarak
başarısız kılmaya çalıştığı
biliniyor.
Gerçekten de “Güneşimizi
karartamazsınız” kampanyasının
şehitleri, tarihimizin en kritik
sürecinde büyük olumsuzluğu yenmeyi
başaran şehitler oldular. Önder APO
savunmasını bu büyük şehitlere
armağan etti. Kendini ateş topu
yaparak Önderlik etrafında bir
savunma çemberi oluşturan bu büyük
direniş hareketini selamladı.
Yerinde kullanıldığında, fedai ruhu
ve direnişinin her türlü zorluğu
yenme ve olumsuzluğu tersine çevirme
gücünde olduğunu gördük. Hem
gerilladan hem de halktan onlarca
insan fedai direnişi içerisinde bu
büyük direnme kampanyasını başarıya
götürdü. Onlar en zor dönemin
şehitleri oldular. Taylan’lar,
Rojbin’ler, Şehristan’lar
ve daha onlarca böyle büyük
şehidimiz vardır. Onlar uluslararası
komploya karşı Önderliği sahiplenme
ve savunmanın şehitleri oldular ve
bunun fedai çizgisinde mümkün
olacağını ve başarıya gideceğini
bize gösterdiler.
Bu direniş çeşitli biçimlerde gelen
saldırılar karşısında sürdü. Sadece
bir anlık da olmadı. 9 Ekim
komplosuyla birlikte başladı,
‘99’da, 2000’de, 2001’de Önderliğe
dönük saldırının gündemleştiği her
zaman böyle bir direniş gerçeği de
ortaya çıktı. YNK saldırısına karşı
büyük bir savunma hamlesi haline
geldi. Komplo ardından PKK’nin artık
direnme gücünün kalmadığını, Önder
APO’yu sahiplenecek ve Onun için
savaşacak kimsenin olmayacağını
sanarak bir kere daha PKK’yi tasfiye
etmeyi denemek isteyenler hüsrana
uğradılar. 2000 YNK savaşının
şehitleri de kuşkusuz “Güneşimizi
karartamazsınız” kampanyasının
şehitleri içinde yer alıyorlar;
Önderlik gerçeğini, Önderlik
çizgisini sahiplenmenin şehitleri
oluyorlar.
Komplocu yöntemlerle Önder APO’nun
imha edilemediğini, dolayısıyla
PKK’nin tasfiye edilemediğini gören
gericiliğin İmralı sisteminde
çürütme politikasını dayattığını, bu
temelde Önderliği ideolojik ve
siyasi yenilgiye uğratmaya
çalıştığını biliyoruz. Bunu hem
sosyal demokrat çizgide hem de
siyasi İslam çizgisinde yürüttüler.
Kısaca Türkiye’nin tüm ekonomik ve
siyasi güçlerini bu uğurda
kullandılar. Sonuçta bu biçimde
komplonun imha saldırısını
yürütmesine karşı bir mücadele
yürütüldü. Önderlik çizgisini ve
gerçeğini sahiplenme ve savunma
hamlesiydi bu. 1 Haziran Hamlesi her
türlü provokatif-tasfiyeci saldırıya
ve bu temelde hareketi içten
parçalama ve dağıtma girişimlerine
karşı Önderlik çizgisinde hareketin
birliğini ve bütünlüğünü koruma ve
geliştirme hamlesiydi. 1 Haziran
Hamlesi uluslararası komploya karşı
hareketimizin Önderlik çizgisinde
kendini yenileme ve yeniden
yapılandırma hamlesiydi. Bu hamle de
büyük şahadetler pahasına yürüdü.
2004 yazından bu yana sekiz yüzün
üzerinde şehit verdik ve şehitler
vermeye devam ediyoruz. Bu hamlenin
şehitleri uluslararası komploya
karşı direnişin şehitleri oluyorlar.
Provokatif-tasfiyeci eğilimlere
karşı Önderlik çizgisini koruma
ve savunmanın şehitleri
oluyorlar. Önder APO’ya yönelik her
türlü saldırı karşısında Önderliği
sahiplenme ve korumanın şehitleri
oluyorlar. Demokratik
konfederalizmin inşası temelinde
Kürt halkının kendi özgücüne ve
örgütlülüğüne dayalı olarak özgür ve
demokratik yaşamını yaratmasının
şehitleri oluyorlar. 1 Haziran
Atılımı böyle bir örgütsel
yenilenmeyi ve mücadeleyi içeriyor.
Bunun da çeşitli dönemleri vardır. 1
Haziran Atılımı başta bir uyarı
eylemliliği olarak ortaya çıktı. Bu
uyarı giderek 1 Ekim 2006 tarihinde
beşinci tek yanlı ateşkesine kadar
götürüldü. Fakat düşmanın 23 Ağustos
2005 tarihli topyekûn savaş konsepti
temelinde geliştirdiği imha
saldırılarına karşı aktif savunma
savaşının siyasi ve örgütsel
çalışmaların önünü açma ve
gelişmeleri aşma temelinde
yürütülmesi düzeyine ulaştı. 1
Haziran hamlesi yeni bir topyekûn
savaş konseptiyle karşılaştı ve bu
konsepti yenme ve parçalama amacıyla
bir direniş haline geldi. Bu dönemde
de büyük şehitler verdik. Kuzey
Kürdistan’ın bütün eyaletlerinde
şehitler verdik. Doğu Kürdistan’da,
Güney Kürdistan’da şehitler verdik.
Bu süreç Erdal’ların,
Mahir’lerin şahadetiyle başladı.
Dersim’de, Amed’de, Erzurum’da,
Botan’da, Zagros’ta değerli şehitler
verdik. HPG yönetiminden, genel
hareketimizin yönetimlerinden
şehitlerimiz oldu. Munzur’lar,
Tekoşin’ler Dersim’de şehit
düştüler. Yine Erzurum’da şehit
düşen arkadaşlarımız oldu.
Serxwebun arkadaş Amed-Erzurum
hattında şehit düştü.
En büyük şehitleri Botan da verdik.
Baştan itibaren hem nicelik hem de
nitelik anlamda elbette
mücadelemizin yeniden yoğunlaştığı
alan Botan alanı oldu ve Botan’ın
her bölgesinde büyük şahadet
olayları yaşandı. Düşmanın her türlü
saldırısına karşı halkı harekete
geçirme temelinde gerillanın bütün
alanlarda kahramanca direnişi
yeniden gerçekleşti. Gerillanın HPG
biçimindeki yeniden yapılanışı
büyük, cesur ve fedakâr mücadele
çizgisini 1 Haziran Atılımı
sürecinde yeniden canlandırdı.
Viyan’ların, Sorxwin’lerin,
Yıldız’ların şahadetiyle
gelişen bu süreç, düşmanın topyekûn
savaş konsepti temelinde
uluslararası komplonun 10. yılına
hareketimizi ezip imha ederek
marjinal konuma düşürmek amacıyla
geliştirdiği 5 Kasım inkâr, imha ve
tasfiye planı karşısında Botan’daki
büyük direniş şehitleri düzeyine
geldi. Botan şehitlerimiz düşmanın
topyekûn savaş konseptinin
aydınlatılmasını ve darbelenmesini
sağlayan şehitler oldular. Onlar
inkâr ve imha sisteminin gerçek
yüzünü bir kere daha açığa
çıkardılar. Önder APO’nun on beş yıl
boyunca yürüttüğü barışçıl
demokratik çözüm sürecine düşmanın
nasıl bir katliam ve soykırımı
dayatmakta olduğunu, inkâr ve imhada
nasıl ısrarlı olduğunu gösterdiler.
Böylece Önder APO’ya yeni bir imha
sürecini dayatmaktan tutalım, halka
pasifikasyonu, gerillaya ise ezme ve
marjinalleştirme gerçeğini dayatmak
isteyen imha ve tasfiye sürecine
karşı bütün devrim değerlerini,
Önderlik gerçeğini ve gerillanın
yenilmezliğini korumak ve savunmak
üzere direnişi yeniden geliştirmenin
şehitleri oldular.
Adil’leri,
Gülbahar’ları, Kurtay’ları,
böyle anmak gerekir. Onlar bize
özgürlük ve demokrasi için daha çok
direnmemiz, daha kararlı
davranmamız, daha uzun vadeli ve bol
mücadele etmemiz gerektiğini
öğrettiler. Düşmanın oyunlarına
gelmemek gerektiğini, son güç
noktasına kadar iyice
darbelenmedikçe bu inkâr ve imha
sisteminin bir çözüm üretemeyeceğini
gösterdiler. Dolayısıyla onlar
başkasından beklemek, düşmanından
zihniyet değişikliği ummak yerine,
kendi gücümüze güvenerek, Kürt
halkının özgücüne dayalı demokratik
komünal örgütlülüğünü geliştirerek
özgür ve demokratik Kürt yaşamını bu
temelde yaratmak gerektiğini ifade
ettiler. Gaflete düşmememizi, basit
hesap yapmamamızı, dar ve beklentili
bir yaşam içinde olmamamızı bize
öğrettiler. Düşmanın gücü ne olursa
olsun, ne kadar vahşi bir saldırı
içerisinde bulunursa bulunsun, bu
gericiliğe asla boyun eğmemek ve
teslim olmamak gerektiğini, bedeli
ne olursa olsun kararlılıkla bu
bedeli ödeyerek Önderlik çizgisini,
özgür ve demokratik yaşamı
kararlılıkla savunmamız gerektiğini
öğrettiler. Kürt özgürlüğünün ancak
meşru savunma çizgisinde yeniden
güçlü bir partileşmeyle,
gerillalaşmayla, demokratik halk
örgütlenmesini yaratmakla
sağlanacağını bize açıkça
gösterdiler. Güçlü bir yeniden
başlangıç yapmamız için gerekli
bütün aydınlatmayı, cesareti ve
fedakârlığı ortaya çıkardılar.
Onlar, Önder APOnun zindan
direnişçiliği için söylediği gibi,
gerçekten de özgürlük mücadelesinde
kararlılıkla yürümemiz için
kendilerini sağlam köprüler
yaptılar. Kendini çare yapmanın,
bütün zorluklar karşısında militanca
direnip kendini çare haline
getirmenin yolunu gösterdiler, bunun
öncülüğünü oluşturdular. Kısacası
onlar düşman gerçeğini bize daha iyi
gösterdiler; düşman gerçeğini de,
mücadele gerçeğini de daha iyi
öğrenmemizi sağladılar. Bu
mücadelenin nasıl başarıya
gideceğini, özgürlük mücadelesinde
nasıl uzun soluklu, örgütlü ve
iddialı olmamız gerektiğini ortaya
koydular. Büyük bir cesaret ve
fedakârlık yarattılar. Bize umut,
güven, kararlılık ve mücadele azmi
verdiler. Yeni süreç demokratik
konfederalizmin inşasını hedefleyen
ve Kürt toplumu üzerindeki gerici
devlet örgütlenmesini dağıtmayı
öngören mücadele süreci bu
şehitlerimizin adıyla ve onların
anısıyla gelişecektir. Eğer
olabilecekse, Önder APO’nun önerdiği
demokratik özerklik çözümü bu
yoldaşların anısına gelişecek
mücadeleyle gerçekleşecektir. Kürt
halkının demokratik örgütlülüğü
temelinde geliştirilecek özgür yaşam
ve Özgür Demokratik Kürdistan bu
yoldaşların anısına dikilen en
görkemli anıt olacaktır.
Her hareketin tarihi içerisinde
büyük militanları, komutanları ve
öncüleri vardır. Hıristiyanlığın
havarileri vardır. Bunlar İsa’nın
çizgisinin yürütücüleri oluyorlar.
Çizgiyi on iki havari yürütüyor.
Önderlik PKK’yi çok zaman
Hıristiyanlığın bu süreciyle
benzeştirdi. Yeniden inşasında
havari sisteminin esas alınmasını
öğütledi. Viyan arkadaş
gerçekten de bu havari sisteminin
sağlam üyesi oldu. İslamiyet’in de
benzer ölçüleri vardır. İlk
Müslümanlar, Ehlibeyt, yine İslam
Devriminin ilk büyük komutanları ve
yöneticileri vardır; Hz. Peygamberin
halifeleri vardır. Bir de İslam
Devriminin büyük komutanları Ali’ler,
Hamza’lar, Hüseyin’ler,
Zeynep’ler ve Halit’ler
var. Bunlar hep devrimin ruhu
oldular. İslam Devrimini büyük bir
cesaret ve fedakârlıkla yalın kılıç
Ortadoğu’ya yaydılar. Her tarafta
ordular kurdular. Şimdi PKK’nin de
böyle büyük bir komuta gerçeği
vardır. Ordular kuran, büyük
zaferler yaratan bir yapılanışı söz
konusudur. Haki Karer
yoldaşla başlayan ve zindan
direnişçiliğine gelen ilk Apocular
diyebileceğimiz, gerçekten de
Önderliksel gelişmeyi var eden o
büyük kişilikler vardır. Bir de
Kemal’ler, Agit’ler,
Zilan’lar gibi büyük eylem
güçleri ve komutanlar vardır. Yine
Hüseyin’ler Zeynep’ler gibi büyük
direnişçileri vardır. İşte bunlar da
günümüzde daha çok ortaya
çıkıyorlar.
Adil
arkadaşı, diğer şehit
arkadaşlarımızı böyle bir komutanlık
ve ordu kuruculuğu çizgisinde ele
almak gerekir. Tıpkı İslam’ın
Halid Bin Velid’i gibi bir rol
oynadı. Agit’lerden aldığı komuta
çizgisini gerçekten de Botan
merkezli olarak günümüze kadar
taşıdı. Tarihçiler Hz. Hamza’nın
hiç arkaya bakmadığından söz
ediyorlar. O nedenle Hz. Ali,
Hamza’nın arkadan vurulma tehlikesi
var diye hep endişe duyarmış. Savaşa
giderken geriden gelecek
saldırılardan korusun diye Hamza
gibi bazı komutanların arkasına
muhafız koyarmış. Çünkü bunlar hiç
geriye bakmaz, hep hamle yapar ve
ileri saldırı yürütürmüş. Sonunda bu
özel durumundan yararlanılarak,
kışkırtılan birisinin arkadan
kurulan tuzak temelinde kendisini
vurarak öldürdüğü söyleniyor. Bazı
tarihçiler mızrakla vurulduğunu,
bazıları da arkadan kılıç darbesiyle
öldürüldüğünü söylüyorlar. Adil
arkadaş gerçekten böyle militandı,
böyle bir yürüyüşçüydü. Adil arkadaş
Botan’a, Gabar’a yeniden giderken
elbette benzer endişeler vardı.
Acaba düşman saldırıları karşısında
kendini hedef olmaktan nasıl
çıkarabiliriz kaygısı ve arayışı söz
konusuydu. Fakat eksiklikler oldu. O
yiğitçe yürüme tarzı, özellikle
2007’nin ikinci yarısındaki düşman
saldırıları karşısında daha sert bir
direniş gerçeğine götürdü. Elbette
kendisi görev ve sorumluluğunu
yaptı. Yirmi yılı aşkın o büyük
mücadele yaşamını aynı çizgide
sonuca götürdü. Biz buna nasıl sahip
çıkacağız, nasıl layık olacağız, bu
çizgiyi nasıl devam ettireceğiz?
Elbette kendimizi bu temelde
sorgulamalıyız. Eğer bir olumsuzluk
olmuşsa, neden önceden tedbirini
geliştiremedik diye kendimizi
sorgulayacağız.
Hareket ve halk olarak, bu büyük
devrimci kişilikleri daha büyük ve
etkili mücadele ederek, sürekli
geliştireceğimiz ve başarı üstüne
başarı kazandıracağımız mücadelemiz
içerisinde yaşatacağız. Kızıyla ve
erkeğiyle Kürt gençliği HPG
saflarına, gerillaya daha büyük bir
istek ve kararlılıkla koşacak.
Özgürlük dağlarını dolduracak.
Yüzlerce ve binlerce Adil ortaya
çıkacak. Bütün şehitlerimiz
gençliğin gerillayı sürekli büyüten
katılımında yaşatılacak. Yine Kürt
halkı bu büyük evlatlarına layık
olarak her zaman özgürlük ve
demokrasi mücadelesini geliştirmede
kararlı olacak, asla şehitlerinin
yolundan ve çizgisinden sapmayacak.
Bu temelde Önder APO etrafında,
şehitlerimiz etrafında daha çok
birleşerek, kendini daha çok eğitip
örgütleyerek, demokratik komünal
örgütlülüğünü her alanda daha çok
geliştirerek, özgürlük ve
demokrasiyi kendi özgücüyle ve kendi
eseri olarak yaratacak ve yaşatacak.
Böylece bu şehitlerimizin anılarını
doğru sahiplenmiş ve amaçlarını
yaşanır kılmış olacak.
Yine Kürt kadını şehitlerine her
zaman sahip çıktı. Gerçekten de bu
kadar eziyete ve işkenceye rağmen,
kadınlar gittikçe artan oranda
mücadeleyi hem sahiplendiler hem de
onun militanı haline geldiler.
Serhildanımız bir kadın serhildanı
haline geldi. Devrimimiz bir
kadın devrimi halini aldı. En
son 8 Mart kutlamaları büyük bir
kadın devriminin Kürdistan’da
yaşandığını herkese gösterdi. Bu
mücadelelerini şehitleri daha çok
sahiplenerek, içlerinden daha çok
Gülbahar’lar çıkartarak devam
ettirecekler. Bütün şehitlerimize
her zaman saygıyla sahip çıkacaklar.
Ondan hiç kimsenin endişesi yoktur.
Bütün parti camiamız Botan
şehitlerinin anıları önünde
kendisini daha güçlü hale getirecek.
PKK’nin 30. yılını yaşıyoruz. Bu
yılı yeniden partileşme yılı
olarak ilan ettik. Demokratik
sosyalizm çizgisinde güçlü bir parti
hareketi yaratmak için yoğun bir
çabamız sürüyor. Önder APO’nun
aydınlatıcılığı temelinde bütün
militan yapı olarak kendimizi
eğitiyoruz, donatıyoruz,
geliştiriyoruz. Şehitlerimizin
izinde kendimizi özeleştiriden
geçirip sorgulayarak, Haki’lerle
başlayıp en son Botan şehitlerimize
kadar gelen bütün şehitlerimizin
gerçeği karşısında kendimizi daha
güçlü, çizgiyi daha iyi özümsemiş,
mücadelede daha kararlı, tarz, üslup
ve tempoda daha yetkin, dolayısıyla
mücadelede daha sonuç alıcı ve
başarılı militanlar haline
getirmemiz gerekiyor. Meşru savunma
çizgisinde partileşmenin sembolleri
olan bu büyük şehitlerin izinde
yeniden partileşme sürecini her
türlü zayıflığı yenerek güçlü bir
biçimde geliştireceğiz. Direnişle
karşıt tutumlar da bize gerçekleri
daha iyi gösterdi. Büyük direnişleri
gördüğümüz kadar ihanetleri de
gördük. Arada kalan, zayıf, pısırık,
güçsüz, etkisiz durumları da gördük.
Bu büyük direnişçiliği sahiplenme
temelinde öfkemizi basit, zayıf ve
pısırık tutumlara karşı yönelterek,
ihaneti ve onun üzerinden egemenlik
sürdürmek isteyen gericiliği, inkâr
ve imha sistemini yerle bir etmek
için zafer çizgisinde bir mücadeleyi
bu süreçte geliştireceğiz. Bu
Önderlik kararımızdır, halk
kararımızdır, parti kararımızdır. Bu
aynı zamanda gerilla andımız oluyor,
bu andın gereğini başarıyla yerine
getireceğiz. Bundan hiç kimsenin
kuşkusu olmamalıdır. Kürt halkı,
sosyalist ve demokratik güçler,
komşu halklar parti ve gerilla
çizgimizin bu temelde devam
edeceğinden asla kuşku duymamalılar.
Düşman cephesi de ektiğini biçecek.
Derler ya, rüzgâr eken fırtına
biçer! Önder APO’nun bütün barışçıl
demokratik çabalarına, Kürt halkının
barışçıl ve birlikten yana olan
tutumuna, yine hareketimizin bu
temelde gösterdiği bütün iyi niyete
ve demokratik çözüm arayışına
rağmen, mademki bu düşman böyle
büyük bir zulmü, katliamı imhayı
bize reva görüp dayatmak istiyor,
bizim de ona anladığı dilden cevap
verme ve yaptıklarını misliyle
ödetme tarihsel olarak boyun
borcumuz olsun.
Önder APO “Dünyayı yenecek gücümüz
olsa da hiç kimseye asla
saldırmayacağız; ama dünya birleşip
üzerimize gelse de demokratik
haklarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz”
dedi. Çizgimiz yine budur. Mademki
İran ve Suriye’yle birleşen ve bütün
emperyalist devletçi sistemi
arkasına alan Türkiye yönetimi bu
kadar kararlı, bu kadar ısrarlı ve
saldırgandır, bizim de buna karşı
demokratik direnme hakkımızı son
ferdimize ve kanımızın son damlasına
kadar kullanma görevimiz tarihsel
bir borç olarak, şehit Hayri
Durmuş’un omuzlarımıza yüklediği bir
borç olarak önümüzdedir. Bunun
gereğini yerine getirmek de bizim
temel tutumumuz olacaktır. Mademki
bunun dışında başka bir yol ve başka
bir çözüm imkânı kalmamıştır, o
zaman Kürt halkı kendi çözümünü
kendi özgücüne dayanarak ve bedeli
ne olursa olsun gerekirse son
ferdine kadar direnerek
yaratacaktır. Bunu herkes böyle
bilmelidir.
Hiçbir düşman gücü, ne kadar
saldırgan olursa olsun ve ne kadar
oyun oynarsa oynasın, Kürt halkının
bu kararlılığını kıramayacaktır. Bu
kararlılık temelinde yaratmak
istediği özgür ve demokratik
yaşamdan geri adım attıramayacaktır.
Bu bir Önderlik kararı, bu bir parti
kararı, bir halk kararıdır ve bu
kararın gereği pratikte mutlaka
başarıyla yerine getirilecektir.
Böyle bir kararlılık temelinde
diyoruz ki,
Şehitlerimizin Anıları Ölümsüzdür!
Yaşasın Özgürlük Ve Demokrasi
Mücadelemiz!
Yaşasın Meşru Savunma Direnişimiz!
Bijî RÊBER APO!
22–04–2008
HALK SAVUNMA MERKEZİ
|