|
Halkımıza ve Kamuoyuna
Katliamdan Gül Sorumludur
29
Eylül 2007 tarihinde
Beytüşebap’ın Hemka köyünde
gerçekleştirilen katliamın üzerinden
bir hafta geçmesine ve çeşitli
düzeylerde devlet yönetimi
tarafından yapılan araştırma ve
incelemelere rağmen gerçekler
açıklanmamış, devlete bağlı güçler
tarafından yapılan bu katliamın yine
devlet tarafından gizleneceği
anlaşılmıştır. Bununla beraber
katliamın yapıldığı gün, başta
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve
Başbakan Erdoğan olmak üzere Türk
Devletinin belli başlı tüm
yöneticileri, gerçekleştirilen
katliamı hareketimize yükleyerek
açıklama yapmışlar, ardından da
basın-yayın araçlarında hareketimize
karşı yoğun bir saldırı kampanyası
geliştirilmiştir. Gerçek şudur ki,
bu katliamdan AKP Hükümeti, ordu ve
bir süre önce Kürdistan’da askeri
güçleri gezerek her türlü katliam
için onları cesaretlendiren
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül
sorumludur.
Bu süre içinde ortaya çıkan tüm
bulgular, katliamın Türk devletine
bağlı paramiliter güçlerin yaptığını
ortaya çıkarmıştır. Bu katliamı
gerçekleştiren devlete bağlı
güçlerin çok planlı hareket
ettikleri ve katliamın belli bir
amaca hizmet etmek üzere
tertiplendiği anlaşılmaktadır.
Birincisi, katliamın Avrupa
Konseyi’nin Türkiye’ye ilişkin bir
karar tasarısını görüşmesinin iki
gün öncesinde yapılması tesadüfî
değildir. Türk Devletinin
Önderliğimize, hareketimize ve
halkımıza karşı geliştirdiği
saldırıları haklı göstermek ve
kendisinin saldırıya maruz kalan bir
güç olarak sunmak için böylesine
vahşi bir biçimde tüm dünyanın
gözleri önünde politik amaçlarla bu
katliamı düzenlediği açığa
çıkmaktadır.
İkincisi, sömürgeci Türk Devleti
tarafından koruculuk geliştirilerek
Kürt Kürt’e kırdırılmak istenmiştir.
Ancak hareketimizin uyguladığı doğru
politikalarla bugün korucu
örgütlenmesi bu amaca tam olarak
hizmet etmekten çıkmıştır. Türk
Devleti kendisi açısından pasif
konumda bulunan korucuları harekete
geçirmek ve tekrardan eskisi gibi
hizmetinde savaştırmak için bu tür
olayları tertipleyerek hareketimize
karşı kışkırtmak istemektedir. Çünkü
yoksul Kürt köylü kesiminden oluşan
korucu olanların çoğunluğu yurtsever
bir kökenden gelmekte ve sonuçta
onlar da birer Kürt ferdi olarak
belirli düzeyde ulusal bilinç
edinmiş bulunmaktadır. Bu nedenle
Türk devleti onları eskisi gibi
operasyonlara çıkaramamakta ve
dilediği gibi savaştıramamaktadır.
Böylece Türk Devletinin Kürt’ü
Kürt’e kırdırma politikası önemli
oranda boşa çıkarılma sürecine
girmiştir. Bugün hem Güney hem de
Kuzey Kürdistan’da Türk Devletinin
kardeşi kardeşe kırdırma
politikasının tıkanması sonucu
generallerde ciddi bir panikleme
başlamış ve bunun sonucu olarak bu
katliama başvurmuşlardır.
Dolayısıyla bu katliam tamamen
provakatif amaçlarla
gerçekleştirilmiş bir katliamdır.
Türk Devleti bu katliamı JİTEM gibi
örgütlenmeler eliyle yaptırıp
hareketimize yükleyerek, koruculara,
“ Büyük bir tehlike altındasınız,
onun için de daha fazla
operasyonlara en önde çıkmalısınız”
mesajını vermektedir. Olayın
anlaşılması halinde de hareketimize
karşı saldırgan olmayan korucuları
cezalandırabileceği mesajını
vermektedir. Yine Kürt halkına bu
katliamla, “Korucuları bile
vuruyorum, size karşı daha rahat
katliam yapabilirim” mesajını
vermekte ve halkımızı korkutmak,
sindirerek örgütlü mücadeleden
kopartmak istemektedir.
Özellikle Yaşar Büyükanıt’ın DTP’yi
hedef gösterdikten sonra önce DTP
Genel Merkezi, ardından Adana İl
Binasının silahlı saldırıya
uğraması, anayasa tartışmalarında
Kürt halk iradesinin hiçbir biçimde
tanınmaması yönlü Kara Kuvvetleri
Komutanı İlker Başbuğ‘un
açıklamaları, halkımıza ve
hareketimize karşı inkâr ve imha
siyasetinden başka hiçbir
yaklaşımlarının olmadığı daha net
olarak ortaya çıkmaktadır. DTP
milletvekillerinin
dokunulmazlıklarının kaldırılarak
yargılanmalarının sürdürülmesi ise,
“Siz milletvekili de olsanız bir şey
değişmez” diyerek, milletvekilleri
şahsında halkımızın iradesi hiçe
sayılması ve rencide edilmesi
anlamına gelmektedir.
Önder Apo’nun zehirlenmesi, Kuzey
Kürdistan’da süren yoğun
operasyonlar ve yaşanan can
kayıpları ile Beytüşebap katliamı
birlikte düşünüldüğünde, önümüzde
halk ve hareket olarak nasıl bir
tehlike ile yüz yüze olduğumuz
açıktır.
Yurtsever Beytüşebap halkı hiçbir
zaman hareketimiz için bir hedef
olamaz. Hemka köyü korucuları da
zararsız, kendi halinde sade bir
Kürt durumunda olup, hiçbir zaman
hareketimizin hedefi haline
gelmemişlerdir. Bu kesimden bugüne
kadar özgürlük mücadelesine herhangi
bir zarar da gelmemiştir. Ayrıca hiç
kimseyi sadece ve sadece korucu
olduğu için hedefleme gibi bir
siyaset anlayışımız yoktur.
Beytüşebap yurtsever halkına ve
Hemka köylülerine düşmanın Kürt’ü
Kürt’e karşı kışkırtma ve kırdırma
politikasına gelmeme ve bu alçakça
katliamı gerçekleştirenleri açığa
çıkarmak için yurtsever saflarda
birlikte hareket etme çağrısını
yapıyoruz.
Türk Devletinin sinsi politikasının
bir sonucu olarak Kürdistan’da
koruculuğu Kürt’ü Kürt’e kırdırma
siyasetini geliştirdiklerini
biliyoruz. Bu nedenle de korucuları
tekrardan hareketimize karşı
kışkırtma ve harekete geçirme
oyunlarına hiçbir korucu gelmemeli;
Türk Devletinin biz Kürtlere kurmak
istediği tuzağa düşmemelidir. Tüm
koruculara da bir kez daha sömürgeci
güçlerin ülkemizde geliştirmeye
çalıştığı oyunu bozma çağrısı
yapıyoruz.
Artık her Kürdistanlı ve her Kürt
kendi halkı ülkesi ve özgürlüğü için
çalışmalıdır. Kimse düşmanın kirli
oyunlarına alet olmamalı, onların
elinde Kendi halkının yüreğine
saplanan bir ihanet hançeri
olmamalıdır.
Bu katliam AKP Hükümetinin Şırnak,
Siirt ve Hakkâri’yi neden savaş
bölgesi ilan ederek, alanı dış
dünyaya kapattığını daha çarpıcı
ortaya koymaktadır. Bu, halkımıza
karşı geliştirilen topyekûn savaş
kapsamında katliamlar sürecinin
başlatılmasıdır. Bu nedenle
halkımızın, Türkiyeli aydın ve
demokratların gerekli tavrı
koymaması halinde Türk Devletinin
saldırılarının ulaşacağı boyutları
göstermektedir. Uluslararası insan
hakları kuruluşları da dahil herkes
olayın aydınlatılması için üzerine
düşen görevleri ertelemeden yerine
getirmelidir.
Bir kez daha bütün uluslararası
çevreleri ve Türkiye’deki ve
dünyadaki insan hakları
kuruluşlarını olay yerine gelerek
gerçeği açığa çıkarmaya davet
ediyor, bu konuda gerçeklerin açığa
çıkması için Kürdistan Özgürlük
Hareketi olarak üzerimize hangi
görev düşüyorsa onu yapmaya hazır
olduğumuzu belirtiyoruz.
5 Ekim 2007
KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı
|