Ana Sayfa

                                             

Halkımıza ve Kamuoyuna

Dağlarda Olmak Her Türlü İkiyüzlü Politikaya Cevaptır

Hareketimizin 1 Aralık 2007’de kamuoyuna açıkladığı demokratik çözüm deklarasyonuna Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Başbakanı R. T. Erdoğan dün yaptığı konuşmayla cevap vermiştir. Kürt sorununun köklü ve kalıcı çözümünü ön gören, Kürt ve Türk halkının çıkarlarını birleştiren en makul önerilerle hareketimizin uzattığı barış elini bir kez daha havada bırakan Başbakan “ya teslim olacaksınız ya da öleceksiniz” bildik söylemini tekrarlayarak, sunduğumuz demokratik çözüm projesini kabul etmeyeceğini ortaya koymuştur. Daha önce de, Türk Genelkurmay başkanlığının, 1 Aralık 2007 tarihinde Çözüm Deklerasyonunun yayınlanmasının üzerinden saatler geçmeden, Hareketimize karşı yapılmamış operasyonun yapılmış gibi büyük bir gürültüyle ilan edilmesi de bu tutumun ilk adımı olmuştur.  3–4 Aralıkta Avrupa Parlamentosunda gerçekleşen Kürt konferansında ileri sürülen öneriler, yine daha önce Türkiye Barış Konferansının sonuç belgesinde ortaya konulan benzer önerilerin hiçbirisini dikkate almayan AKP hükümeti, Kürt halkını orduyla çatıştırarak, sindirmek, ezmek ve teslim almak istediğini Başbakanın bu tutumuyla bir kez daha göstermiştir.

AKP’nin bu politikası Türkiye’nin en temel sorunu olan Kürt sorununu çözmek değil, Kürt sorununu kullanarak ve Kürt halkını kirli çıkarlarına kurban ederek, devlete tümüyle hakîm olma politikasıdır. Bir taraftan perde arkasında farklı görünüp, sorunu çözmek istediğini ama çözüm önünde ordunun engel olduğunu dillendirirken, öbür taraftan Kürt halkının özgürlük davasına hakaret etmek, ikiyüzlülükten başka bir şey değildir. 

Hareketimizin ve halkımızın yaptığı barış çağrısına bu biçimde yaklaşarak, teslimiyet çağrısını yapmak, savaş çağrısı anlamına gelmektedir. Bu, halkımızın bin bir emekle ortaya çıkardığı değer yargılarına saldırı ve iradesini hiçleştirme tutumudur. Yeniden pişmanlık yasasını gündemleştirme başka hiçbir anlama gelmemektedir. Başbakan iyi bilmelidir ki, Kürdistan gençleri analarının, babalarının yanından gönüllü bir biçimde ayrılarak, özgür ve anlamlı bir yaşam, onurlu bir halkın evladı olmak için ve Başbakanın anlamakta zorluk çektiği yüce değerler uğruna kendini feda ederek, özgürlük dağlarına çıkmışlardır. Yüce amaçlar uğruna mücadele yürüten özgürlük savaşçılarının bu türden hakaret içerikli, onursuzluğu dayatan çağrılara karşı cevabının ne olacağı bellidir. Ama ısrarlı bir biçimde bu tutumun dayatılması çözümsüzlüğü dayatan bir faktör olarak önemli bir husus durumundadır. Türk devleti her zaman kapsamlı imha saldırıları öncesinde çeşitli adlar adı altında pişmanlık yasasını dayatarak, imha seferlerinin hazırlığını yapmıştır. Şimdi de benzer bir hazırlığın içinde olduğu görülmektedir.

Buna karşı şimdi söz hakkı Kürdistan gençliğindedir. Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin en üst düzeyde Kürdistan gençliğinin yüce özgürlük amaçlarını hiçe sayan, ona yozlaşmayı, onursuzluğu ve geleceksizliği dayatan bu tutumuna karşı gerillaya yoğun katılarak, cevap verme zamanı gelmiştir. Bu nedenle biz tüm Kürdistan gençliğini en son olarak Başbakanın sarf ettiği küçük düşürücü, hakaret edici üslubuna karşılık cevap hakkını kullanmaya ve gerilla saflarına daha yoğun bir biçimde katılmaya çağırıyoruz. Tarihin bu önemli döneminde böyle bir tutum aynı zamanda Türk devletinin Önderliğimize, halkımızın demokratik kurumlarına ve değer yargılarına yönelik geliştirdiği saldırı dalgasına karşı bir cevap ve “Edi Bese” hamlesine zirvesel bir katılım olacaktır.

AKP hükümeti inkâr siyasetini bütün gücüyle DTP’ ye dayatmakta da ısrar etmektedir. “Ya demokrasi ya silah” söylemi tamamen çarpıtılmış bir demagojik söylemdir. Kürt halkının katledilmesine onay verilmesinin isteme söylemidir. Açıkçası, ya teslim ol, ya da öl yaklaşımıdır. Cumhuriyet tarihi boyunca Kürt inkarına dayanan Türkiye Cumhuriyeti sistemi hiçbir zaman demokratik olmadı, şimdi de Kürt inkarına dayanan demokrasi, demokrasi olamaz. Bu olsa olsa demagojiyle kamufle edilmiş, sahte bir demokrasi ve baskı rejimi olabilir.

PKK, kendini Erdoğan’ın Kürdü sayanların temsilcisi olmayabilir ama Kürdistanlı tüm Kürtlerin temsilcisi olduğu kesindir. Bu herhangi birilerinin istemiyle değil, on yıllar boyunca sürdürülen kahırlı bir mücadele ve bu uğurda gösterilen fedakârlık, kahramanlık örnekleriyle ispatlanmış, tarihe mal olmuş bir durumdur.

AKP hükümeti Kürt halkını ve dünya kamuoyunu yanıltma çabası içerisinde bulunmaktadır. ‘Çözüm’ diye sözünü ettiği hususun aslında tasfiye ve teslim alma konsepti olduğu şimdi daha iyi anlaşılmış bulunmaktadır. Erdoğan’ın konuşmasıyla beraber İstanbul mitingine izin verilmemesi ve DTP üzerinde geliştirilen baskı ve dayatmaların artarak, devam etmesi, Erzincan İl Başkanı davasında görüldüğü gibi ağır cezaların verilmesi durumları çözüm niyetini değil, şiddet ve imhanın planlandığını açığa vurmaktadır.

Biz Türkiye’de sağduyu sahibi tüm çevrelerin bir kez daha AKP’nin gözü kara bir biçimde sürdürdüğü ciddiyetsiz, çıkarcı ve Türkiye’yi karanlıklara sürükleyecek politikalarına karşı durarak, hareketimizin sunduğu deklarasyon çerçevesinde Kürt sorununun demokratik çözümü için çaba göstermeye çağırıyoruz.

Uluslar arası kamuoyunu ve Kürt demokratik çevreleri AKP hükümetinin ikiyüzlü siyaset anlayışını görmeye ve Kürt sorununda demokratik çözümü değil, savaş ve şiddeti dayatan politikasına karşı tavır almaya çağırıyoruz.

Bölgede ve uluslar arası düzeyde Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözümünden yana olan bütün güçleri demokratik çözüm öneren deklarasyonumuza sahip çıkmaya ve Türk devletinin Kürt halkının bütün barışçıl çağrı ve çabalarına rağmen böylesine şiddeti dayatan politikalarına karşı da tavır almaya çağırıyoruz.   

KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı

08.12.2007 

 


© 2006 PKK www.pkk-info.com