Ana Sayfa

                                                  Halkımıza ve Kamuoyuna

           Hiçbir İttifak Özgürlük Yürüyüşünü Engelleyemez

Türk devletinin Kürt halkına, onun kurum ve kuruluşlarına yönelik saldırı konsepti çerçevesinde gelişen yönelimler geçtikçe artarak sürmektedir. Önder Apo üzerindeki tecrit uygulamasını sürdürmekte, en yüksek teknoloji kullanan yüz binlerce asker, korucu, uçak,  kobra, tank-top desteğinde  Kuzey Kürdistan’ın bütün kırsal alanlarını hedefleyerek gerilla güçlerini ezmek istemektedirler. Türk devleti bu biçimiyle Kürdistan halkına karşı kapsamlı bir savaşı yürüterek Kürdistan özgürlük dinamiklerini şiddet yöntemiyle yok etmeyi önüne koymuş bulunmaktadır. Her bölgede birkaç yüz kişiye karşı binlerce askerini harekete geçiren Türk ordusu Gabbar’da verdiği kayıplarla yeniden bir hezimeti yaşamış ve askeri operasyon yöntemi ile  gerillanın tasfiye edemeyeceği, şiddetin çözüm olmadığını bir kez daha gözler önüne sermiştir. Buna rağmen Kuzey’deki saldırılarla yetinmeyen Türk ordusu Güney Kürdistan’daki bazı yerleşim  ve kırsal alanlarını bombalamıştır.

Kürt halkının özgürlük dinamiklerini  askeri zorla ortadan kaldırmak isteyen Türk devleti, Kürt kimliğiyle meclise girmeyi başarmış DTP milletvekillerini de hazmedememekte, onlara karşı ürettiği envayi türlü yalan senaryolarla komplolar tezgahlamakta, ya iradelerinin kırılıp teslim alınmasını ya da parlamentodan atacaklarını dayatmaktadırlar.  Bu politikasını çok tehlikeli bir biçimde tırmandıran  Türk  devleti ve AKP hükümeti  DTP’ye karşı uyguladığı saldırı ve baskılarla Kürt halkına karşı açıkça, “ sadece silahlı güçlerinizi değil, hiçbir şeyinizi kabul etmeyeceğiz, özgür kürdü asla bize dayatmayın, parlamentoya da girseniz, sopamızdan kurtulamayacaksınız, siz özgür olmayı iddia bile edemezsiniz, size düşen tek şey köle olmayı kabul etmektir, bunun dışında yaşam hakkınız yok”    demek istemekdedirler.

Kendine ve kimliğine sahip çıkma kararlılığıyla otuz yıldan bu yana mücadele yürüten Kürt halkı  ortaya çıkardığı değerler birikimi ile artık kölelik statüsünü kabul etmeyeceğini  herkese ilan etmiştir. Bununla birlikte Kürt halkı özgür birlik temelinde  bir arada yaşama koşullarını da ortaya koymuştur.   Sorunun çözümünde önemli bir rol üstlenebilecek olan ve Türkiye ile Kürt halkı arasında siyasi bir köprü işlevini görebilecek olan yasal Kürt siyasetinin gerilla ile bağlantılandırılarak  tümüyle ortadan kaldırılmak istenmesi, süreci  tehlikeli bir mecraya doğru sürükleme anlamına gelmektedir. Türkiye  eğer Kürt halkıyla birlikte yaşamak istiyorsa, bu tehlikeli yaklaşımdan vazgeçmelidir.

 Özellikle dış kamuoyuna ve Kürt halkına farklı bir imaj  vererek  sorunu çözme iddiasında bulunan AKP’nin genel başkanı Erdoğan’ın DTP’ye karşı sürdürülen  bu saldırının başını çekiyor olması ibret verici bir durumdur. Bir taraftan Kürtler asli unsurdur Kürt sorunu vardır, bu sorunu çözeceğiz diyeceksin, öbür taraftan bu sorunun çözümünde muhatap olabilecek  temsilcilerini ırkçı saldırılarla sindirerek teslim olmayı dayatacaksın.  Hem asli unsurdur diyeceksin hem de ezeceksin, hem sorun vardır diyeceksin, hem de çözümün muhataplarını tasfiye edeceksin, burada hangisi doğru, hangisi yanlış? Tamamen bir bilmeceye dönüşen Erdoğan'ın yürüttüğü politikanın halkımızı aldatmaya dönük olduğu ve bir samimiyeti içermediği açık ortadadır. Bu saldırılarıyla Kürt özgürlük hareketini darbeleyip ezmeyi hedeflerken aynı zamanda DTP’yi ezip Kürt halkını alternatifsiz bırakma temelinde yakınlaşmakta olan yerel seçim hesabı yapmaktadır.

Ayrıca şunu belirtmek gerekiyor ki, şu anda milletvekili olanların hiçbirisi hiçbir zaman gerilla sahalarında bulunmamışlardır. Basında gösterdikleri fotoğraf ve itirafçı ifadelerinin hepsi düzmece yalan ve fotoğraflar başkalarına aittir. Bütün bu haksız saldırılara karşı halkımız sessiz kalmamalı, kendi temsilcilerini yalnız bırakmamalı, onları sahiplendiğini kitlesel boyutta ortaya koymalıdır.

 Kürt halkına karşı seferberlik ilan ederek iradesini kırmaya ve ezmeye yönelen Türk devleti ve onun uygulayıcı gücü olan özel savaş basını Kürt  özgürlük hareketini karalamak için yoğun bir psikolojik savaşı başlatmış bulunmaktadır.  Haber yaptığı ve kamuoyuna verdiği bilgilerin büyük çoğunluğu yalandır. Türk basını tam bir özel savaş basını gibi çalışmakta, savaşı esas kışkırtan ve  tahrik eden bir taraf durumundadır.  Bir yandan hareketi uyuşturucu kaçakçılığıyla ilişkilendirmek isteyen bu basın, öbür taraftan hareket saflarından kaçışların olduğu, çözülmenin başladığı yönünde yayınlar yaparak gerçekleri yüz seksen derece ters yüz etmektedir.  Bugün de zayıflıktan dolayı bu eylemlerin geliştirildiğini işlemektedir.  Adeta doğruları söylememeye yemin etmiş olan bu  basının mevcut gelişen kaos ve çatışmada bir rolünün olduğu açık bir gerçektir.

Hareketimiz Ortadoğu’da özgücüne dayanarak halkıyla bütünleşerek yaşamayı başarmış tek harekettir. Bunu dışarıyla bağlantılandırarak hiçbir yere varılamayacağı açık ortadadır.  Bir taraftan vatandaşımdır , kardeşimdir  diyeceksin, öte yandan bu kardeşi yok etmek için gidip okyanusun ötesindeki bir güçle anlaşma yapacaksın? Hem de  en kötü bir biçimde kendini dayatarak ve pazarlayarak bunu yapacaksın.  Vatandaşlık ve kardeşlik böyle mi olur? Sorunun çözümünü dışarıya havale ederken PKK’nin dışarının maşası olduğunu söyleyerek gerçekleri çarpıtacaksın. PKK sadece kendi özgücüne dayanan Kürt halkının özgürlük, demokrasi ve onur mücadelesini veren fedai bir harekettir. İstediğiniz kadar karalama yapın,  Kürdistan halkının gönlünde taht kuran PKK gerçeğini zayıflatamazsınız. 

Kürt halk Önderi Başkan Apo,  defalarca sorunu dış güçlere havale edeceğinize gelin tartışalım, demiştir. Biz hareket olarak buna hazır olduğumuzu her zaman ifade ettik. Şiddette ve terörde ısrar  eden biz değil, sizsiniz! Yaşanan can kayıpların sorumulusu da sizsiniz! Buna rağmen terör diyerek Kürt halkının meşru temsilcilerini bastırarak hiçbir şey elde edemezsiniz. Kuzey de DTP, Güney’de KDP ve YNK’yi baskı altına alarak  Kürt özgürlük hareketine karşı  bir şer cephesini oluşturup, Kürtler arası iç çatışma yaratmaya çalışıyorsunuz. PKK’ye karşı savaşanlar dost, savaşmayanlar düşmanlarımdır siyasetini uygulamak istiyorsunuz. Ama bu siyasetinizin sonu ve geleceği de yoktur. Gerçekleri görmeyen bu siyaset anlayışı yenilgiye mahkumdur. Kaldıki daha önce sözkonusu bu güçlerin çoğuyla ittifak yaparak onlarca operasyon yaptınız, nasılki o zaman sonuç alamadıysanız, şimdi de sonuç alamayacağınız gün gibi ortadadır.   

Sorunun çözümü, ne dışarıya havale etmekten ne de   büyük kapsamlı askeri operasyonları geliştirmekten ve nede şeker-kamçı politikası uygulayarak tehdit ve şantajdan geçmektedir. Sorunun çözümü,  barışçıl yollarla diyalog temelinde Türkiye’nin içinde Kürt halkının kimlik, kültürel ve siyasal  haklarının tanınmasından geçmektedir. Bunun dışında hiçbir ittifak ve hiçbir güç Kürdistan özgürlük hareketini geriletemeyecek, Kürt halkının haklı ve meşru özgürlük yürüyüşünü başarıya taşımanın önüne geçemeyecektir.

Yurtsever  Kürdistan halkı ve siyasi güçleri mücadelenin bu önemli döneminde daha fazla yurtseverlik görevlerine sahip çıkarak, düşman güçlerin her türlü oyunlarına karşı duyarlı, bilinçli, örgütlü bir duruş sergilemelidir. Bu dönemde başta Güney Kürdistanlı siyasi güçler olmak üzere tüm Kürdistani siyasi güçler düşman politikalarına karşı ulusal çıkarlar çerçevesinde sorumlu yaklaşmalı, Türk devletinin Kürtler arası çatışma yaratmayı yeni dönem saldırı planlamalarında bir strateji biçiminde geliştirdiği görülerek bu amaçla geliştirdiği baskılara karşı direnmeyi ulusal onurun bir gereği olarak ele almalıdırlar. Bu konuda yaşanacak zafiyet ve tereddütlerin Kürt halkına hiçbir şey kazandırmayacağı bilinmelidir.  Dar örgüt veya parça çıkarları değil, halkımızın ulusal çıkarlarını gözeten ve bu temelde sömürgeci güçlere umut vermeyen bir siyasi  duruş gerekmektedir.    

Dört parçadaki yurtsever halkımız  büyük bedeller pahasına  elde edilmiş kazanımları ve ulusal değerleri sahiplenmeyi ve geliştirmeyi temel bir görev bilmelidir.  Adeta ulusal birliğin nöbetini tutup bir gözetleyicisi rolünü oynayarak üstüne düşen sorumlulukların gereğini yerine getirmelidir. Hareketimizin ilan ettiği  Edi Bese Hamlesine en güçlü bir biçimde katılarak değişik biçimlerdeki kitlesel eylemleriyle ve serhıldanlarıyla sürece ağırlığını koymalıdır.

Bu dönemde egemen devletlerin  halkımıza karşı yürüttüğü bu saldırı güçlü olmalarından  ziyade, zayıflıktan gelen bir saldırıdır. Hiçbir güç ve hiçbir kuvvet Kürt halkının sağladığı gelişmeyi ve yakaladığı düzeyi geriye döndüremeyecektir. Bu konuda hareketimiz siyasi, diplomatik ve askeri açıdan gelişen saldırılara karşı halkımızın mevzilerini, kazanımlarını ve değerlerini savunmak, ilerletmek  ve kazanmak için gereken cevabı vermede her zamankinden daha fazla güçlü ve yetkin bir  duruşun sahibi olacak ve halkımızın özgürlük yürüyüşünü başarıyla taçlandıracaktır. 

                                                                                    14 Kasım 2007

KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı

 

 


© 2006 PKK www.pkk-info.com