Ana Sayfa

         

Basına ve Kamuoyuna

          Sınır Ötesi Bahanedir

Türk devleti 84 yıl aralıksız bir biçimde Kürt halkı üzerinde uyguladığı inkâr siyasetini bu dönemde bölgesel çapta Kürt halkına karşı bir savaşa dönüştürmek istemektedir. Kuzey Kürdistan’da Kürt halkına karşı 23 yıldır etik kurallarını çiğneyen, insanlık dışı, kirli ve özel savaş yöntemleri uygulayan Türk devleti, 17 Ekim’de parlamentosunda çıkardığı sınır ötesi operasyon teskeresi ile inkâr siyasetini pratikte katliam projesine dönüştürme kararını almıştır.

Önderliğimiz ve hareketimiz, Kürt sorununun barışçıl-demokratik yöntemlerle çözüme kavuşması için 15 yıldır büyük fedakârlıklarla barış arayışını sürdürmektedir. Hareketimiz defalarca ateşkes ilan ederek sorunun uygar yöntemlerle çözülmesinin fırsatını sunmuştur. Son olarak 1 Ekim 2006 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere ilan ettiğimiz, ulusal ve uluslar arası düzeyde birçok güç ve çevreninde destek verdiği ateşkes, Türk devleti tarafından tanınmamış, Türk devleti ilan ettiğimiz ateşkesi anlamsızlaştırmak için gerilla güçlerine yönelik yoğun imha operasyonları geliştirmiştir. Kürt halkının kazanımlarını Kürdistan Özgürlük Hareketi PKK şahsında şiddet yöntemiyle imha etmek için her türlü kirli ve insanlık dışı yöntemi kullanmıştır. Ateşkesi hala özenle sürdürmemize rağmen, Türk devleti ateşkes ilanımıza yoğun saldırılar ve kirli yöntemlerle yanıt vermiştir. Türk devleti ateşkes döneminde Kürt Halk Önderini vahşi yöntemlerle zehirlemiş, Kürt halkına karşı saldırı dozajını artırmış ve özgürlük gerillalarına karşı yoğun imha operasyonları gerçekleştirerek Kürdistan halkının büyük bedellerle yarattığı kazanımlarını ortadan kaldırmaya çalışmıştır.

Türk devleti ve ordusunun saldırgan tutumunun bir sonucu olarak Gabar ve Amed’de yaşanan çatışmalarda HPG’ye göre 21, Türk ordusuna göre 13 asker yaşamını kaybetmiştir. Kürdistan dağlarında gerilla avında ölen askerleri bahane eden Türk devleti ve ordusu Türk toplumu içinde şövenizmi tırmandırarak, Kürt düşmanlığını gündeme oturtmuştur. Halklar arası düşmanlık ve toplum arasında nefret tohumlarının ekilmesi anlamına gelen şövenizmin körüklenmesiyle Kürt karşıtlığı zirveye çıkarılmıştır. Legal-demokratik Kürt siyaset cephesi ve Kürt halkı üzerinde yoğun baskı, şantaj ve tehditler süreklileştirilmiştir. Beytüşşebap’ta 12 Kürt köylüsünün JİTEM’e yakın birimler tarafından öldürülmesi örneğinde olduğu gibi sivil halka karşı katliamlara varan düzeyde saldırılar gerçekleştirilmektedir. En son 17 Ekim tarihinde parlamentodan çıkarılan teskere kararıyla Güney Kürdistan’da saldırı kapsamı alanına alınmıştır ve Kürtlere karşı top yekun bir savaş sürecinin startı verilmiştir.

Türk devleti, Kürt halkına karşı uyguladığı insanlık dışı ve vahşet düzeyine varan saldırıların verileri ortaya çıktıkça, işlediği suçları gizleme telaşıyla daha pervasız bir savaş stratejisi izlemeye başlamıştır. Türk devleti Kürt halkına karşı işlediği suçları gizlemek için kamuoyunun gündemini tersyüz ederek değiştirmek istemektedir. Türk ordusu Kürdistan dağlarında kelle avcılığı faaliyeti yürütürken verdiği kayıpları gerekçe göstererek “sınır ötesi operasyon” adı altında Güney Kürdistan’ı işgal etme faaliyetlerine hız vermektedir. Ölen Türk ordusunun askerleri kendi kışlalarında ölmemişlerdir, Kürdistan coğrafyasında meşru müdafaa pozisyonunda bulunan gerillaları öldürmeye çalışırlarken ölmüşlerdir. Türk devleti ve ordusunun saldırgan pozisyonu bu kadar net ortadayken, buna rağmen Kürt hareketini saldırı pozisyonunda göstermek büyük bir çarpıtma örneğidir.

Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulduğundan beri katı Kürt inkâr sistemini esas alan politik bir çizgi izlemiştir. Bu katı inkâr sistemini sadece Kuzey Kürtleriyle sınırlı tutmamış, Kürdistan’ın diğer parçalarında yaşayan Kürtleri de bu kapsama almıştır. Türk devleti, Güneyde Kürt federe yönetiminin oluşmaması için büyük çabalar harcamış, ABD’nin Irak’a müdahalesiyle oluşan federe Kürt bölgesini kabul etmediğini her fırsatta dile getirmiştir.

Türk devleti Kuzey Kürdistan’da uyguladığı tüm kirli ve vahşi yöntemlere, bölgesel düzeyde İran ve Suriye ile oluşturduğu üçlü ittifaka rağmen Kürdistan Özgürlük Hareketi PKK’yi darbeleyememiştir. Kuzey Kürdistan’da PKK’yi darbeleyemeyen Türk ordusunun Güney’de PKK’yi darbelemesi mümkün görünmemektedir. Bu gerçekliğe rağmen ısrarla Güney Kürdistan’a “sınır ötesi operasyon”u gündeme almasının mantıklı hiçbir yönü bulunmamaktadır. Tek mantıklı yönü Güney Kürdistan federe bölgesinin hedeflenerek ortadan kaldırılması ve Kerkük-Musul petrol yataklarına uzanmak istemini açığa çıkarmalarıdır. Türk devleti bu istemini PKK’yi bahane ederek gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Kuzey Kürdistan’da operasyonlarda verdiği kayıpları Güney Kürdistan’dan kaynaklanıyormuş gibi bir kamuoyu oluşturarak, gündemi tümden sınır ötesi operasyona yoğunlaştırmaktadır.

Sınır ötesi operasyon adı altında Güney Kürdistan’a karşı Türk devletinden gelişebilecek bir saldırı tüm Ortadoğu’da istikrar ve geliştirilmeye çalışılan demokratik sistemde büyük tahribatlar yaratacaktır. Bu açıdan Ortadoğu bölgesinde istikrarın sağlanmasını isteyen tüm güçler Türk devletinin bu saldırgan politikasını mahkum etmelidirler. Biz Kürt tarafı olarak, Kürt sorununun demokratik çerçevede çözülmesinden yanayız ve bunun iradesini her zaman beyan ettik. Bu olumlu ve olgun tavrımıza yine defalarca geliştirdiğimiz fedakârlık ve hala yürürlükte olan ateşkesimize rağmen, Türk devleti ısrarla Kürt kazanımlarını tüm Kürdistan parçalarında ortadan kaldırmak istemektedir.

Ortadoğu’da çatışma ve savaşın yol açtığı istikrarsızlığı gidermek için ulusal ve uluslar arası güçlerin hareketimize yönelik yaptıkları ateşkes çağrılarını dikkate alarak ilan ettiğimiz ve ısrarla sürdürmek istediğimiz ateşkese Türk devleti tarafından olumlu hiçbir yanıt verilmemiştir. Aksine Türk devletinin hareketimiz ve halkımıza yönelik gerçekleştirdiği saldırılar bu ateşkes döneminde daha fazla artmıştır. Hareketimize ateşkes çağrıları yapan güç ve çevreler başta olmak üzere dün dünya demokratik kamuoyu Türk devletinin bu saldırgan tutumunu görmeli ve buna karşı gereken tavrı sergilemelidirler. Türk devletinin kilitlendiği temel amaç Güney ve Kuzey Kürdistan’da halkımızın kazanımlarını ortadan kaldırmak ve özgürlük iradesini katliamlarla imha etmektir. Bu katliamcı girişimlere karşı Kürt halkı zorunluluktan dolayı ve inandığı özgürlük davasına bağlılığın bir gereği olarak direniş göstermesi kaçınılmazdır.  Ortadoğu’da çatışmaların son bulmasını isteyen devlet ve çevreler Kürt katliam projelerini hazırlayan ve Ortadoğu’yu terör sahasına dönüştürmek isteyen Türk devleti karşısında sessiz kalmayarak tutumunu ortaya koymalıdırlar. Demokrasiye inanan tüm çevrelerin Türk devletinin Kürt halkına karşı uygulamakta kararlı olduğu devlet terörünü desteklememeli ve gereken yaptırımları Türk devletine karşı uygulamalıdırlar.

 

20 Ekim 2007

KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı

 


© 2006 PKK www.pkk-info.com