|
Basına ve Kamuoyuna
Türk devletinin oligarşik ve faşizan
zihniyetine dayanan yapılanmasını
devrimsel mücadeleyle değiştirmek,
Türkiye’yi sosyalizm, emek bilinci,
özgürlük ve halkların kardeşliği
anlayışıyla donatmak için mücadeleye
atılan 68 gençlik önderlerinden
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin
İnan’nın idam edilmelerinin 27.
yıldönümünü karşılıyoruz.
Sosyalizmin özgürlükçü ve eşitlikçi
karakterini, halkların özgürce bir
arada yaşaması özlemiyle beraber
devrimci hareketi zafere taşımak
isteyen abideleri idam eden
zihniyetin cellatlarını kınıyor,
anılarını Kürdistan Özgürlük
Mücadelesi’nde yaşattığımızı
belirtmek istiyoruz.
Denizler, Yusuflar ve Hüseyinler
yaşadıkları dönemde sahip oldukları
tek amaç Türkiye’de yaşayan
halkların, kendi iradeleri ve
kimlikleriyle özgürce bir arada
yaşama sisteminin geliştirilmesiydi.
Devlet yapılanmasını dar bir
zümrenin denetimine alan ve Kürt
halkı başta olmak üzere Türkiye’de
yaşayan diğer etnik topluluklara
düşmanlık temelinde yaklaşan
zihniyet, bu devrimci gençler
önderliğinde gelişen toplumsal
devrim mücadelesinden korktukları
için hiçbir vicdan ve insanlığın
hukuk ölçülerine sığmayan
yöntemlerle onları idam etmişlerdir.
İnkarcı Türk devlet zihniyet
sahipleri, devrimci gençlik
liderlerini idam ederek tehlikeyi
önledikleri yönündeki iddiaların boş
bir hayalden öte bir anlam ifade
etmediği kısa sürede ortaya
çıkmıştır. Çünkü Önder Apo,
Denizler’in ve Mahirlerin anılarına
bağlılığın ve halkların özgürce bir
arada yaşaması gerektiğine dair
sahip olduğu inançla Kürdistan’da
PKK öncülüğünde yeni bir devrimci
mücadele başlatmış ve bu yönlü büyük
kazanımlar sağlayarak günümüze kadar
getirmiştir.
Önder Apo’nun Kürdistan’da
geliştirdiği yeni mücadele çizgisi
bu anlamda iki halkın ortak mücadele
mirasına dayanmaktadır. Deniz Gezmiş
ve Mahir Çayanların özgürlük
anlayışını Kürdistan’da yürütülecek
mücadele ile anlamlandırmak ve iki
halkın ortak vatan teorisini
yaşamsallaştırmak için geliştirilen
devrimsel çalışmayla önemli
mesafeler kat edilmiştir. Haki ve
Kemaller 68 devrimci kuşağının
takipçileri olarak ve sahip
oldukları enternasyonal anlayışla
Türkiye devriminin kaderini
Kürdistan devriminde görmeleri ve bu
amaçla büyük bir coşku ile
mücadeleye atılmaları, alınan
mesafede büyük bir rol sahibi
olmuşlardır.
İnkarcı ve sömürgeci Türk devleti
ortak mirasa dayanan mücadelenin
Önder Apo öncülüğünde Kürdistan’da
yaratmış olduğu başarıdan ve
Denizlerin çizgisinin bu mücadelede
yaşadığını görmekten duydukları
korkuyla yine bir 6 Mayıs günü
1996’da Önderliğimize karşı suikast
geliştirerek sonuç almak
istemişlerdir. Türk devleti bu
suikastla Önderliğimiz şahsında
Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’ne
büyük darbe vurmak kadar, Kürdistan
devriminin Türkiye halkı üzerinde
yarattığı etkiyi de ortadan
kaldırmayı hedeflemiştir. Ancak tüm
çabalarına karşın, Önderliğimiz
öncülüğünde gelişen Kürdistan
Özgürlük Hareketi’ne istedikleri
darbeyi vuramamış, aksine giderek
toplumsal yaşamın tüm boyutlarını
etkileyerek devrimci mücadelesini
yükseltmiştir. Bu anlamda Önder Apo
Kürt ve Türk halklarının ortak
devrim projesini somutlaştırmıştır.
Özellikle İstanbul’da Türk devleti
ve AKP hükümetinin 1 Mayıs’ta
emekçilere yönelik uyguladığı vahşi
saldırı, Türk devletinin 12 Eylül
cuntasının kanunlarına hala ne kadar
bağlı olduğunu ve toplumsal
mücadeleden ne kadar korktuğunu
açıkça göstermiştir. 1 Mayıs’ta
emekçilere uygulanan devlet
terörünün çok net gösterdiği gibi
Türk devleti ve AKP hükümetinin
hedefinde yalnızca Kürt halkı ve
özgürlük mücadelesinin olmadığını,
sisteme muhalefet etme tutumuna
sahip olan Türk emekçilerinin de
hedefleneceğini açıkça ortaya
koymuştur.
Kürt halkıyla beraber Türk
emekçilerine uygulanan vahşi
saldırılar, artık iki halkın emekçi
kesimleri arasında bir dayanışmayı
ve ortak hareket etmesini bir
zorunluluk haline getirmiştir. Bu
anlamda ortak mücadele örgütünün
yaratılması, AKP hükümeti ve Türk
devletinin saldırgan yapılanmasını
etkisiz kılmada önemli bir rol
oynama özelliğine sahip olacağı
kesindir.
Bununla birlikte Türk devletinin
sahip olduğu inkar ve imhaya dayanan
faşizan zihniyeti artık bu
anlayışını Türkiye sınırları
içerinde bulunan devrimci
hareketlerle sınırlı tutmadığını,
son Kandil bombardımanında görüldüğü
gibi sınırları dışında ve başka
ülkelere karşı mücadele yürüten
hareketleri de hedefine aldığı
görülmüştür. Doğu Kürdistan’da İran
devletinin inkarcı gerçekliğine
karşı mücadele yürüten PJAK’a
yönelik gerçekleştirdiği vahşi
saldırı Türk devletinin bölgesel
faşizm merkezine dönüştüğünün en
önemli göstergesi olmuştur. İşin
ilginç yanı Türk devletinin bu
saldıra da kullandığı silahların
sözde İran’ı düşman bir ülke olarak
gören ABD’nin son teknoloji ile
geliştirdiği ve içinde çeşitli
kimyasal gazların bulunduğu füze ve
roketlerin kullanılmış olmasıdır. Bu
saldırının ABD’nin havadan, İran’ın
ise karadan yaptığı keşifler
sonucunda gerçekleştiği göz önünde
bulundurulduğunda, Kürt halkına
karşı ne denli yeni ve kirli bir
oyunun geliştirildiğini
göstermektedir. Başta Kürt halkı
olmak üzere herkesin merakla
yanıtını beklediği cevap, ABD’nin bu
saldırıda ne tür bir rol üstlenmiş
olduğudur. ABD nasıl oluyor da Türk
devleti şahsında İran’la Kürt
halkına karşı aynı cephede yer
alabilmektedir. İlgili güçlerin bu
konuda yapacakları açıklamayla
kamuoyunda yanıt bekleyen sorulara
önemli cevap olacaktır. 1 Mayısı 2
Mayısa bağlayan gece Türk devletine
ait olduğu iddia edilen savaş
uçaklarının Kandil alanındaki PJAK
merkezini bombalaması Türk
devletinin 6 Mayıs’larda yaptığı
gibi tasfiye anlayışında hala ısrar
ettiğini göstermektedir. Ancak
Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin
dayandığı ortak miras ve haklılıkla
yürüttüğü devrimsel mücadelenin
sahip olduğu kararlılık ve özgürlük
ısrarının yeni bir 6 Mayıs tasfiye
sürecine artık izin vermeyeceği
bilinmelidir. Önder Apo öğretisiyle
PKK öncülüğünde yürütülen mücadele,
inkarcı Türk devlet sistemini
etkisiz kılmada ve Denizlerin
mücadeleyle yaratmış olduğu ortak
mirasın hava bombardımanları ve
saldırılarla kesintiye uğratılmasına
izin verilmeyeceği artık
anlaşılmalıdır.
Yurtsever Kürdistan halkı başta
olmak üzere, Denizler, Yusuflar ve
Hüseyinler’in yarım kalan özgürlük
projelerini başarıya taşımak isteyen
Türkiye emekçi ve demokratlarını,
Türk devletinin saldırgan ve imhacı
karakterine karşı durmaya ve
Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’yle
dayanışmaya çağırıyoruz.
06.05.2008
PKK Meclisi
|