|
Gabar Dağı –
HALİL UYSAL

Gabar’ı
gördünüz mü? Onun yemyeşil dağlarını,
karış karış işlenmiş coğrafyasını
görmediyseniz bu dünyada çok az şey
görmüşsünüz demektir.
Tanrı doğayı
insana sunmuştur Gabar’da ve
Gabar’ın insanları tanrının bu
ikramına hiçbir zaman saygısızlık
etmemiştir. Doğa ve insanın
birbirine böylesine yakınlaştığı,
birbiriyle böylesine barış içinde
yaşadığı bir başka mekan var mıdır
yeryüzünde bilemiyoruz. Ama
bildiğimiz bir şey varsa, o da,
Gabar’ın doğa ve insanın bir birini
sevdiği en son mekan olduğudur.
Gabar’ın dağlarında dolaşırken bu
sevginin bütün izlerine rastlarsınız.
Orada doğa insanı güzelleştirirken,
insan da doğaya kendi ruhunu
eklemeyi başarmıştır. Doğa ve insan
kucak kucağa yaşar Gabar’ın
dağlarında.
Gabar’ın
dağlarında şimdi insanlar yoktur ama
yaşanan o büyük sevginin bütün
izleri hala ilk anki tazeliği ile
oracıkta durur. Gözünüzün gördüğü,
elinizin dokunduğu her şeyde bu
sevgiyi hissedersiniz.
Gabar’ın
insanları gitmek zorunda kalmıştır.
Gitmek zornuda bırakılmıştır.
Aşinme köyü,
insanın doğayı incitmeden doğanın
kucağına yerleştiği mekanlardan
sadece bir tanesi. Aşinme’nin bütün
insanları yerlerinden yurtlarından
sürülmüş. Kimbilir ne acılar ile
terk etmişler kendi köylerini, en
güzel sevgilileri olan bu cenneti.
Aşinme’nin
insanları artık yoklar, kimse nerede
olduklarını bilmiyor ama geçmişin
bütün izleri bütün huzuru ile onları
bekliyor. Sanki bir gün dönüp
gelseler her şeye bıraktıkları
yerden devam edecekler…
Sadece taşlar
kalmış onlardan yadigâr. Bir de
taşların yüzeylerinde bıraktıkları
dokunuşları. Kayaların yosunlu
yüzeylerinde bıraktıkları ellerinin
ve kalplerinin izleri hala zamana
meydan okuyor. İzler yağmura ve
rüzgâra rağmen sahiplerini bekliyor.
Bu dağın
yerlileri bütün anılarını taşlara
işlemişler. Anlam verdikleri bütün
güzellikleri kayalara emanet
etmişler. Sanki bir gün çekip
gideceklerini biliyorlarmış gibi,
anılarını kayaların o gizemli
yüzeylerine nakşetmişler. Sonsuza
kadar var etmek istedikleri
yaşantılarını en iyi kayaların
koruyabileceğini düşünmüş olmalılar.
Aşinme köylüleri
ile tanışamadık. Ama arkalarında
bıraktıkları bu taştan savaşçı her
şeyi açıklıyor. Bütün silahlarını
kuşanmış bu savaşçı o günlere ait
bütün takıları kendisiyle birlikte
taşıyor. Bir silah, bir kılıç, bir
kalkan ve bedenine sarmış olduğu
bütün savaş süsleriyle bu köyün
yerlilerini hayalimizde
canlandırabilmemizi sağlıyor.
Aşinme köyünün
orta yerindeki bu mezar ise sadece
sahibinin silahını taşıyor. Ne bir
isim var üzerinde, ne de bir anlatım.
Tek ifade mezar taşına özenle
işlenmiş bu silah. Mezar taşındaki
bu silah acaba o silahı kullanmadaki
ustalığını mı anlatıyor, yoksa onun
ölüm biçimini mi… İster yaşamı,
isterse ölümü anlatsın, Aşinmeliler
anlatmanın en güzel yolunu bulmuşlar.
Taşlarla kayalarla söylemenin dilini
yaratmışlar.
Onlar fotoğraf
filmi icat edilmeden yüzlerce yıl
önce kayalarla bellek oluşturmayı
başardılar. Kendilerinden
sonrasına aktarmanın yolunu buldular.
Fotoğraf filminin yüzlerce yıl sonra
yapacağını onlar kayalarla yaptılar.
Yine de bizim
genç Munzur, onlardan yıllar sonra
elindeki fotoğraf makinesiyle gitti
ve Aşinmelilerin taşlardaki
resimlerini bir kez daha
fotoğrafladı. İnsansız Aşinme köyünü
adım adım dolaşarak onları kaydetti.
Onun fotoğrafladığı günün ertesinde
Aşinme Türk Ordu Güçleri tarafından
yakılmaya başlandı. Munzur
dayanamadı, bu yangını da
fotoğrafladı. Gabar’ı gördünüz mü,
bilemiyoruz? Ya Aşinmeyi? Ya
Aşinmenin kaya resimlerini? Şimdi
hepsi alevler içinde…
Ama bizler
kayalara işlenmiş kalplerin
yakılamayacağını çok iyi biliyoruz…
|