PKK - Partiya Karkerên Kurdistan

 
ŞEHİTLERİN İNŞASINDA GERÇEKLEŞEN BİR TARİHTİR PKK

Direniş Şehitlerimiz Gelişmenin Gerçek Sahibidir

Düşünceleri uğruna şehit olmak, inançları uğruna gözünü kırpmadan kendini feda etmek, bizim ideolojik gruplaşmamız döneminde gerçekleşmiştir.

Her şey bizi, şehitleri yaşayan gerçek değerler haline getirmeye zorluyor. Şehitlerimiz hakkında anlamlı bir değerlendirme olarak, onların kesinleştirdiği değerleri derin bir kavrayış kadar, onu keskin bir uygulama gücü haline getirmesini bildiğimizde, onlara ulaştığımızı, onları temsil ettiğimizi söyleyebiliriz. Bu, özgürlük şehitlerimizin özgün yaşamlarıyla hangi zaman ve zeminde ne tür gerçekleri ortaya çıkardıklarını tespit etmemize, onunla da yetinmeden, onları olduğu gibi yaşamın kendisi haline nasıl getireceğimizi bilmemize yakından bağlıdır. Bu, aynı zamanda bütün parti faaliyetlerimizin en soylu bir özetlenmesidir de.
 

PKK şehitlerinin herhangi bir hareketten farklı, hem de birçok yönden farklı bir anlam içerdiğini biliyoruz. Direniş şehitlerimiz, gelişmenin gerçek sahibidir.
 

İnsanlar çok çeşitli amaçlar doğrultusunda kızgın savaşlar içinde ölürler. Herkes bunlara değişik ölçülerde şehitlik mertebesi, yani yüceltme sıfatları yakıştırır. Bu hareketlerin sınıf ve ulus temeli, ideolojik-politik gerekçeleri ve hangi aşamada gerçekleştirildikleri göz önüne alınarak, böylesi yüceltme sıfatları belirlenir. Hepsinde temel bir özellik olarak karşımıza çıkan husus, bunların davanın ciddiyetinin sembolü olmalarıdır. Amaçlarının ciddi ve güçlülüğü, insanların en değerli varlıkları olan canlarını adayabilecek kadar bir öneme haiz olduklarını kanıtlıyor. Mertebeleri, o hareketin içinden seçtiği sürecin amansız zorlukları, iniş ve çıkış dönemlerini başarıyla aşmak için gösterilmesi gereken çabanın büyüklüğü ve bu çabanın sergilendiği merhalelerde gerçekleşmesi ile ortaya çıkıyor. Ve böylelikle mertebelenmeleri söz konusu oluyor.
 

Tarihe baktığımızda, bütün soylu dinlerin, inançların, yine insana özgü önemli tüm çıkışların öncüleri kahramanca adlara layık olduğu gibi, ilk kendini feda edenleri de büyük şehitleridir. Ve zaten böylesi önemli bütün çıkışlar, kahramanca bir yürüyüş ve bunun da en önde yürüyenlerinin kanı pahasına olmadan zafere erişemiyor. Önemli bütün yürüyüşler, çıkışlar, gerçekleştirdikleri amaca bağlı olarak kendi kişiliklerini öne çıkarırlar. Bunlar, ilk cesareti, ilk büyük fedakarlığı gösteren ve böylelikle de daha sonraki yığınların hareketini mümkün kılan kişiliklerdir. İşte anlamını burada tamamlar. Bütün gelişmeleri koşullandırma özelliğinde olan, ister şehitler, ister onları kişiliklerinde temsil edip kesintisiz ve giderek daha da yoğunca sürdürenler hep yad edilir, yüceleştirilir, anılan kutsallaştırılır. Tabii, anılara bağlı kalındıkça amacın tam gerçekleşmesi sağlanır.
 

Amacın gerçekleştirildiği ortam, eğer son derece bencil çıkarlara bırakılmış ise, burada kesinlikle yüce amaçlardan kaçınılıyor demektir. Korku iliklerine kadar sinmiş ve öngörü denilen bir durum söz konusu değilse, yine öyledir. Yine ortam karanlık ve umutsuz ise ve dolayısıyla yaratıcı çıkışa, büyük aydınlık hareketine, cesarete, fedakarlığa ihtiyaç duyuluyorsa, işte böylesine koşullar, ileri çıkışın ve bunun ilk öncülerinin şehitliğinin mertebesini belirlediği gibi, gerçekleşen devrimin de büyüklüğünü ortaya koyar. Çok çeşitli toplumlarda ve tarihi dönemlerde yaşanan böylesine gelişmelere devrimler adı verilir, ister toplumsal ve siyasal nitelikte olsun, isterse onların daha dar, küçük ölçeklerde bilimsel, teknik, kültürel devrimlerinde olsun, bu hep böyledir. Kısaca, insanlık tarihi ancak böylesine öncüler eliyle, yeri ve zamanı geldiğinde ilerleme imkanına kavuşur.

Bu öyle bir durumdur ki, daha sonra yüceltiliyor, kutsallaştırılıyor. Aslında önemi ve rolü gereği, toplumların ilerlemesindeki büyük katkılarından ötürü bu böyle oluyor. Daha sonraki fetişleştirme, putlaştırma doğru olmamakla birlikte, sebepsiz de değildir. Kişinin rolünün sık sık bu durumlarda abartılması söz konusu olabilir. Çünkü, bu dönemler öyle dönemlerdir ki ve öyle zor koşullar ortaya çıkmıştır ki, kişilerin belirleyici bir rol oynamaları söz konusudur. Ve neredeyse tarih adeta bu tip kişilerin zincirleme bir yaşantısına indirgenir. Bilindiği gibi, bu tarih anlayışı diyalektik materyalist bir tarih anlayışı değildir. Fakat tarihin önemli düğüm noktalarının çözümlenişinde ve ileriye götürülüşünde bu tip yüceltilmiş kişilerin önemli rollerinden ötürü anlaşılır nedenleri vardır.
Demek ki, abartmak kadar, böylesi bir rolün yadsınması da doğru değildir. Böylesine zor durumda olan insan topluluklarında, onun toplumsal gelişim evrelerinde, böyle kişiliklerin bir ihtiyaç olarak belirmesi ve şartlar birleştiğinde ortaya çıkması anlaşılırdır, gereklidir. Böylesi öncüler, en çok cesaret, en büyük fedakarlık ve yine öngörü kesinliği istendiğinde hep öne atılır. Bu öne atılmalarda bazıları erkenden şehit olur. İşte bu kişiler, o davanın amaçlarının büyüklüğü kadar büyüktürler ve tarihe de bu temelde damgasını vururlar; gerçek yaşayan değerler haline gelirler. Burada artık kişinin fiziksel varlığı veya yokluğu söz konuşu değildir. Burada büyük amaçlar, bir topluluk açısından kesin yücelmek, kurtulmak ve özgürleşmek için ulaşılması kaçınılmaz hale geldiğinde, işte bu kişilerde sembolleşir. Ve bunlar, yaşamın sürükleyici gücü haline gelirler. Dolayısıyla da şehitlik, burada, gerçek bir özgür halk gerçeğinde, sınıf gerçeğinde, ulus gerçeğinde ifadesini bulur. Şehitler halkın ahlakı ve temel amaçlarının sembolü olurlar ve bu da tabii ki, o kişinin tümüyle bir halkta yaşaması demektir. Tarih bu konuda sayısız örneklerle doludur.
 

İlk Şehitlikler Büyük Şehitliklerdir
 

İşte bizim çıkış koşullarımız da, alabildiğine zifiri bir karanlığın hüküm sürdüğü, olumsuzluğun had safhada olduğu, öngörü yerine, geleceğe karşı tam bir kör gibi hareket edildiği, özellikle de güncel çıkara hem de beş metelik pahasına bakıldığı bir ortamdır. Yine herkesin kendi basit güdülerini yaşamak için yarış ettiği, burnunun ötesini göremeyecek kadar dar, kısır kaldığı bir dönemdi, işte böylesine dönemlerin gerek çıkış amacının belirlenmesi ve gerekse bu içmeleri kişiliğinde temsil edip tüm gücüyle bu amaca ulaşmak cesaret ve fedakarlığın en büyüğünün sergilenmesi ve yine küçük bir öncü topluluğunun buna girişmesi çok büyük anlama sahiptir. Bizim çıkış dönemimizde de durumun tamtamına böyle olduğunu iyi bilmek gerekir. Hatta denilebilir ki, çağdaş halk topluluklarının hiçbirisinde görülmeyen uluslararası çağdaş gerçeklikten tecrit, çoktan tarihten kopuş, kendi gerçekliğine katmerli bir yabancılaşma alabildiğine iddiasızlık, umudun kıyısında bile dolaşmama ve kendini hep düşkün gördükçe bir yoksulluk duygusuna, hatta iğrenmeye kadar giden bir duyguya kaptırma ve böylece bir toplumsal bunalımı zayıflığı, düşkünlüğü iliklerine kadar yaşama, çağdaş halklar gerçekliğinin belki de en gerisinde seyretme söz konusudur. Kürdistan gerçekliği, bu anlamda en çok ihanete uğramış, çağ tarafından unutulmuş, kendi kendisine bile önemli oranda inkar ettirilmiş, üzerinde her türlü baskının, sömürünün, dalaverenin, soysuzluğun cirit attığı, burada yaşama ad vermekte bile güçlük çekildiği bir duruma düşülmüş olan bir gerçekliktir, işte böylesine bir gerçeklikten yola çıkma, yaratılması gereken düşünce kıvılcımlarından tutalım, zulme, her türlü kendini inkara, inançsızlığa karşı olmaya kadar onu aşma gücünü gösterme, onu giderek zafere ulaşılabilir adımların sahibi kılma çok büyük bir öneme haizdir. Temsilinin, cesaret kadar bilincin de çok güçlü olmasını isteyen ve de çok gerekli olan bir oluşumdur. Eğer bu dönemin özelliklerini tüm yönleriyle böyle kavramakta güçlük çekersek, ilk öncüleri olduğu kadar, şehitleri de anlayamayacağımız ortaya çıkar. Dolayısıyla, şehitliğin anlamına, sağlam bir kavrayış ve uygulama gücü kazandırmak istiyorsak, çıkış koşullarını iliklerimize kadar duymamız gerekiyor. Bu ortama müdahalenin her sözcüğünden tutalım, tüm eylemlerine kadar hepsini kavramak, rolleri yerli yerine oturtmak ve böylece derin gerçeklerle yüklü olarak kendimizi güçlendirmek, bunu anlamanın ve temsilinin baş koşuludur.
 

Bizim ilk şehitlerimizin bu anlamda çok büyük bir değeri olduğunu görüyoruz. Başarı şansına, kurtarılacak ve özgürleştirilecek halk tarafından bile zor inanılan, inanılmaktan da öteye kaçınılan, ama doğruluğu da gittikçe ortaya çıkan ve mutlaka belli bir grup tarafından temsil edilmesi gereken, karşısında yine her dönemde olduğu gibi çok vahşi ve zalim bir gücün yok etme tehlikesini iliklerine kadar hisseden, ama buna rağmen yine yürümeyi şart kılan bir dönemin savaşçıları büyük savaşçılardır. Bunların şehitliği büyük şehitliklerdir. PKK'nin oluşumunda ve bu amaç uğrunda gerektiğinde insanın kendini feda edecek kadar bunların doğru ve yetkin olduğuna kitleleri inandırmamızda, bu şehitlerimiz en büyük kanıt oldu.

Şehitler, tam da bu noktada en değerli varlıklarını, en değerli yaşam kesitlerinde feda etmişler, gözlerini kırpmadan düşmanın vahşiliğini ve zalimliğini bilerek, üzerine gidip başarıya ulaşmışlarsa, zaferin en temel koşullarından birisini elde etmiş sayılırlar. Şehitlerimizin rolü, işte böylesine bir roldür ve büyüktür. Bunların ilk şehitler olması, bu anlamı çok daha büyütüyor. İlk şehitler, alacakaranlıkla aydınlık bir gelecek arasında kurulan bir köprü olurlar. Bu köprü, biraz ilerlemek isteyenlerin mutlaka üzerinden geçmesi gereken bir köprüdür. Onlar, yüzyıllardan beri kitlelere sinmiş korkuyu kırmakla, bilinçsizliği aydınlığa çevirmekle ve gerekirse bu konuda nasıl kendisini feda edebileceğini göstermekle böylesine bir köprü rolünü yerine getiriyorlar. Daha sonrakiler, aslında biraz açılmış olan bu yoldan ilerlemeye koyuluyorlar. Dikkat edilirse, insan, daha az cesaret ve fedakarlıkla, böyle aydınlanmış bir yolda yürüyebilir. Dolayısıyla, esas olarak yolu düzleştirme ve kolaylaştırma söz konusudur. Demek ki, şehitlerin gerçekleştirdiği büyük bir hizmet de budur. Bir dava, eğer çok kişinin tamamen çekindiği, ama mutlaka ilerlemek isteniliyorsa kurbanlarının verilmesini emrettiği bir dönemde böyle mensuplarını ortaya çıkarmış ve Onlar da gerektiği gibi davranmışlarsa, o davanın yürüme şansı yüksektir. PKK davasının da başlangıçta böyle bir şansa kavuştuğu söylenebilir. Doğruluğu ve çıkış gerekçeleri bunu mümkün kılmıştır. Şehitlerimiz, bunun yoğunlaşmış ifadesi olmuştur.
 

Böyle tanımlayabileceğimiz şehitlik kurumu, daha sonraki gelişim sürecinde neleri ifade eder? Biz, bir ideolojik inanç grubunu yaratmaya çalıştığımız ilk dönemde, inançlarımıza ve ideolojimize kararlıca bağlılığımızın ne kadar keskin ve dönülmez olduğunu Haki Karer örneğinde çok net olarak ortaya koyduk. Düşünceleri uğruna şehit olmak, inançları uğruna gözünü kırpmadan kendini feda etmek, bizim ideolojik gruplaşmamız döneminde gerçekleşmiştir. Daha o dönemde bile, bu oluşumun temelinde, gerekirse kanımızı akıtarak yürüyebileceğimizin güçlü ifadesi söz konusudur. Elbette ki, karşı tarafın da, grubumuzu köklü inançlarımızdan, düşüncelerimizden, çabamızdan tamamen uzaklaştırmaya çalışması ve bunun için yok etmeyi gündeme sokması söz konusudur, işte bu, böylesine bir aşamadır ve bu aşamada ilerlemeye cesaret edilmiş, geri adım atılmamıştır. Grubumuz, ilk şehidinin anısına anında bağlı kalmıştır. Biz anıya bağlılığın bir gereği olarak, daha ileri amaçlar çizer, hareketin amaçlarına daha bir derinlik kazandırır ve bunu daha ileri bir örgütlülüğe kavuştururken, aslında dava arkadaşlığına kesinlikle bağlı olma, anıya kesinlikle üstün değer biçme, onu mevcut koşullar içinde azami nereye kadar ve nasıl ilerletiyorsa oraya götürmesini bilme görevini yerine getirdik. Ağlamak, sızlamak, açıkça anıya ihanettir. Çünkü, O, çok temel bir dava için öne atıldı; bunun zaferini ve başarısını istiyordu. Dolayısıyla, anıya bağlı kalmak isteyen, eğer tutarlı olmak istiyorsa, şehidin bıraktığı yerden davayı daha güçlü, daha örgütlü, bu anlamda daha güçlü, daha kapsamlı bir amaca kavuşturarak yürümeyi bilmelidir. Bağlılığın bundan başka bir tanımı olamaz, işte biz, tam da bu dönemde böyle yaptık. Amaçlarımızın parti programına dönüştürülmemesi ve gevşek örgütlenme yerine daha resmi, daha bağlayıcı olan örgütlenmeye geçilmesi gerektiğini söyledik. Bu, anıya bağlılıktır. Bu, cesaret ve öne atılmadır. Ve bildiğimiz gibi, kendimizi bir adım daha ilerletmemiz böyle sağlanmıştır.
 

Biz, anılara bağlılığın bir gereği olarak her yıl daha güçlü bir eylemlilik ve örgütlülükle karşılık verelim derken, şehitlerimizin sayısı da arttı. Bu şüphesiz daha sağlıklı olmanın, gerekirse bunun için daha çok fedakarlığın ve cesur davranmanın gereğidir. Ve yapılan da budur. Eğer Hareket 1978-79-80'lerde her bakımdan daha yoğun bir gelişmeyi yaşamışsa, bu özelliğimizle yakından bağlantılıdır. Her yıldönümünde yürütülen eylemler, hem düşmanı biraz daha geriletmiş, hem de fedakarlık oranımızı arttırmıştır. Ve bunlar, hep yeniden bir başlangıç, yeniden bir doğuş anlamına da gelmiştir. Haki Karer'in anısı, bizde Hilvan gerçeğine dönüşmüştür.
 

Haki Karer'in şahadetinin birinci yıldönümünde Halil Çavgun, Hilvan gerçeği içinde ortaya çıkan bir şehidimizdir. Ve Hilvan gerçeği, daha sonra kitleselleşen bir gerçek olmuştur. Burada feodalizmin en güçlü bir kalesinin sarsılması, iliklerine kadar bastırılması söz konusudur. Halil Çavgun'un anısına bağlılık, faşist-gerici bir çetenin Hilvan kitlesi üzerindeki her türlü baskı ve sömürüsünün yerle bir edilmesi olmuştur. Ve bu, dalga dalga, yöredeki güçlü feodal otoritenin önemli oranda parçalanmasına dönüşmüştür. Kürdistan'ın modern ulusal direnişinde dönemin en ilerici çıkışına yol açmıştır. Bu, gerçekten büyük bir özgürlük atılımıdır. Hilvan direnişi bugün gerilla düzeyine ulaşmış olan on yıllık pratik savaşımımızın kapsamlı ilk örneği, ilk modeli olmuştur. Halil Çavgun yoldaşta cisimleşen Hilvan Direniş gerçeği, ardından Siverek Direnişi'ne yol açmıştır.
 

Siverek Direnişi, partimizin resmi ilanı, eylemle ilanı ve kitleselleşmenin temel adımı olmuştur. Demek ki anıya bağlılık, onu halkımızın gerçeğine dönüştürmesinde ifadesini buluyor. Daha kararlı bağlılık, onun özgürlükçü atılımının gerçekleştirilmesinde bizi şiddetli, kararlı bir tavır'a itmiştir. Bu direniş gerçeğinin altında, şehide kesin bağlılık vardır. Bu anlamda şehidin zaferi söz konusudur. Görülüyor ki, partileşmenin bu döneminde şehitlerimiz sayıca artmıştır. Kitlesel bir temele kavuşturulmuşlardır. Ve bu dönemde düşman, buna devlet çapında Maraş Katliamı ile cevap vererek, susturmak istemiştir. Biz, direnmeyle karşı koyacağımızı resmi parti ilanıyla göstermişizdir. Ve bu da gelişmeye yol açmıştır. Bu gelişmeleri korumak için daha fazla çaba, daha fazla kararlılık ve daha fazla cesaret gösterme gereği ortaya çıkmıştır.
 

Böylece partiyi yaşatmanın derin endişesi ve cabası içine girilmiştir. Bu bizi, partiyi her halükarda yaşatmak için çareler bulmaya itmiştir. Halkımızın modern ulusal direnişini ilk defa yurt dışına ulaştırabilecek kadar çare aramaya, onu kesintiye uğratmamaya, sürekli kılmaya zorlamıştır. Demek ki, daha fazla direnme, daha fazla sorumluluk demektir. Daha fazla sorumluluk ise, daha fazla çaba harcamak demektir. Bu da bütün çareleri düşünüp en uygunlarını gücümüz oranında uygulamamız anlamına gelir, işte biz, Türkiye'de faşist-askeri rejim kurulduğunda, böylesine duygular, çabalar ve çıkış yolları içindeydik. Ve aslında küçümsenmeyecek adımlar da atıyorduk.
 

Siverek pratiği 1979-80'lerde büyük sorumluluk istiyordu. Feodal-faşist güçle ve devletle bizi karşı karşıya getiriyor, daha fazla örgütlülük ve daha fazla silah istiyordu. Bu da bizi, ya altında kalıp ezilme, ya da daha fazla ilerlemek zorunda bırakıyordu. Biz, bu anlamda direnmiş ve yığınca kan dökmüşüz. Onları yerde bırakmamak için, 1979, parti ilanında Salih Kandal yoldaş şehit düşmüştü. Bu da, Hilvan Direnişi'nin ikinci bir halkası olarak, Siverek Direnişi'nin tam parti ilanına denk getirildiği dönemin şehididir ve bizim için önemli bir şehittir. Peş peşe Cuma Tak, beş arkadaş ve bu arada bir yığın yurtsever köylü direnişçi ve bütün ülkeye yayılan bir mücadele ve şehitlerle partimizin büyük bir politik gelişmeye öncülük etmesi, tabii ki Türkiye'nin sistemim allak-bullak eden gerçekler olmuştur.

 

İşte partimizin kalıcılığını ve sürekliliğini sağlaması, daha güvenli mevzilere çekilme ve orada güçlenmeyi sağlama, yani yurt dışına çıkış ve ülkede mücadeleyi biraz daha geliştirip ilerletme ve 12 Eylül'ün buna sert tepkisi böyle bir ortamda gerçekleşmiştir. Kısaca, önemli bir imtihan dönemiydi bu dönem. 12 Eylül'ün gelişiyle birçok örgüt hemen boyun eğdi. Çok az direndiler; ya ezildiler, ya tasfiye oldular, ya da teslim oldular, işte tam da bu dönemde eğer bir örgüt tarihi amaçlarıyla çelişmek istemiyorsa, ilerideki gelişmeyi sağlama almak, kendisiyle tutarlılığını kanıtlamak ve özellikle halk nezdinde çok önemli olan prestijini korumak istiyorsa, sözünün eri olduğunu kanıtlayacak, direnecek, gerekirse de şehit verecekti. Bu dönemde de şehitler verildi. Başta Delil Doğan olmak üzere, Şikestun ve benzeri direnişler vardır. Bunlar bu döneme denk gelen direnişlerdir ve bu da ilk defa orduya karşı olmuştur. Arkadaşlarımız, açık çatışmayı göze alarak mücadeleye yeni bir adım attırmışlardır. Ve bu şehitlerimiz de, bu nedenle tarihi önemi büyük olan şehitlerimizdir. Türk egemenlerinin en çok güvendikleri ordu silahıyla karşı karşıya gelerek, sonuna kadar direnebileceklerini kanıtlayan şehitlerimizdir. Dolayısıyla ileri bir merhalenin şehitleridir. Bunun anlamı da, bu nedenle büyüktür. Bu 12 Eylül faşizmine karşı direnebileceğimizin, boyun eğmeyeceğimizin ilanıdır. Ordu da olsa, sinmeyeceğimizin, kaçmayacağımızın, teslim olmayacağımızın kanıtıdır. Ve daha sonra direnişlerimiz yaygınlaşmıştır. Dolayısıyla, 12 Eylül'le karşılaşmamış kahramanca, PKK'nin direnişçi geleneğine uygun ve amaçlarımızla tutarlılık içinde olmuştur. Bu konuda, bir yandan halka sağlam bir direnişçi gelenek mirası bırakırken, öte yandan da daha sonra mücadeleyi sürdürecek olanların nasıl davranmaları gerektiğine dair sağlam bir miras sağlamıştır. Bu yoldan geriye dönülmeyeceğini ortaya koymuşlardır. Dolayısıyla, 12 Eylül sonrası uygulamalara karşı doğru devrimci tutumun ne olması gerektiğini kanıtlamışlardır. İşte bu gerçeklik bize, gerek yurt dışında direnişten vazgeçmemeyi ve gerekse zindana alınan partiye dayatılması gereken direnişçi yolun ne olduğunu açıkça göstermiştir. Ve bunu kanıtlayanlar en yüce değerlerdir.

REBER APO


 

© PKK 2005.  http://www.pkk.org

PKK.ORG