Ana Sayfa

 

                                                PKK’NİN ALTIN ÇOCUĞU

 

Sinan arkadaş 1998 yılında Metina’nın Bölge Komutanı olarak görevlendirildi. Önceden o alanda kimse arkadaşı tanımıyordu. Amed Eyaleti’nde çok kaldığı, Amed’in eyalet komutanı olduğu söyleniyordu.1998 yılının önderlik çözümlemelerini okuyordum. 1998 yılında önderlik sahasında eğitim gördüğünü ve kurul düzeyinde görev yaptığını öğrenmiştim. Son eğitim devresinin çözümlemelerinde önderlikle Sinan arkadaşın diyalogları vardı. Çözümlemeleri okudukça Sinan arkadaşı tanımak istiyordum. Arkadaş Metina’ya geldiğinde kış süreciydi ve onu görme imkânımız yoktu. Biz Serê Metina’da bir tabur olarak kalıyorduk. Sinan arkadaş bizim tabura ziyaret amaçlı gelmişti. O zaman ben tabur lojistikçisiydim. Arkadaşı görmek için yönetim mangasına gidip geliyordum. Arkadaşı daha yakından tanımak istiyordum. O kendisiyle konuşmak istediğimi fark etmiş olacak ki, beni yanına çağırdı. Ben yanına gittiğimde önümde ayağa kalktı ben çok şaşırmıştım. Üst düzeyde bir arkadaşın yeni katılan bir arkadaşın önünde ayağa kalkması bende ona karşı büyük bir saygıyı geliştirdi. Ben yanına oturdum. Bana sorular sormaya başladı. “Nasılsın, nerelisin?” diye. Ben de adımı ve nereli olduğumu söyledim. Arkadaşın konuşmaları beni çok etkilemişti, üslubu oldukça çekiciydi. Sinan arkadaş parti tarihi dersini verecekti. Ben bunu duyunca çok sevinmiştim. Üst düzeyde bir arkadaş bize parti tarihi dersini verecekti. Arkadaşı yavaş yavaş tanımaya başlıyorduk. Örgüte 1993 yılında katılmıştı. Üniversite okumuştu ve bu çevreden bir gurup arkadaşla katılım sağlamıştı. Sinan arkadaşla beraber katılan birçok arkadaşın Amed Eyaleti’nde üst düzey komutanlar olduğunu ve birçoğunun şehit düştüğünü öğrenmiştik.  O eğitim sürecinde parti tarihini canla başla dinliyorduk. Her yıl parti tarihi dersi görülüyordu. Fakat Sinan arkadaşın üslûbu çok kavratıcı ve çekiciydi. Arkadaşlarla tartışıyor ve diyaloglar geliştiriyordu. Bizim önderliği görme imkânımız olmadı. Önderliği hep arkadaşlardan dinlemiştik fakat Sinan arkadaş önderlik eğitimi gördüğü için önderliği ve parti tarihini daha kavratıcı anlatabiliyordu.

 1998 yılında uluslar arası komplo başlamıştı. Kış süreciydi ve kar vardı. Alanda fazla hareket edemiyorduk. Bu ara süreçte Sinan arkadaş yanımızda kaldı. Arkadaşla hep tartışıyorduk. Arkadaşlara beni kendi yanına almak istediğini belirtmişti. Benim bundan haberim yoktu. Daha sonra Ş. Berxwedan arkadaş bana söyledi. Ben şok olmuştum. Hiçbir zaman kimsenin güvenliği olmak istemezdim. Fakat Sinan arkadaşı da çok sevmiştim. Bir türlü karar veremiyordum. Ben de en samimi olduğum ve hep düşünce alışverişi yaptığım arkadaşa sordum. Şimdi o arkadaş da saflardadır. “Sinan arkadaş beni yanına almak istiyor. Ben ne yapayım?” Arkadaş da Sinan arkadaşın yanına gidersem iyi olacağını belirtti. “Sinan arkadaş sende kesin bir açıklık ve rahatlık görmüş ki seni geliştirmek amaçlı yanına alıyor” dedi.

 1993 yılında partiye ilk katıldığında düşman onun için ‘Altın Çocuk’ demişti. Üniversitede matematik bölümünde matematik sorularının hepsine doğru cevap verdiği için Türkiye birincisi olmuş bir arkadaştı. Bunları duyduğumda sivildeki yaşamının da basit olmadığını, başarılı bir insan olduğunu anlamıştım. “En kötü karar kararsızlıktan daha iyidir” deyip arkadaşın yanına gittim. Daha bir hafta geçmemişti. Uluslararası komplo başlamıştı. O günü de iyi hatırlıyorum. Komplonun geliştiği 14–15 Şubat günü Metina’ya operasyon oldu. Operasyonlar alanın her yerinde başlamıştı. Sabah keşifçiler bize operasyonun başladığını haber verdi. Sinan arkadaşa “Düşman arazidedir. Bir kol asker, iki kol da peşmerge Serê Metina’ya geliyorlar ne yapalım?” diye sordular. Hepimiz mevzilendik. Ben Sinan arkadaşın yanındaydım. Birlikte mevziye gittik. Sinan arkadaş, düşmanın gelmesi halinde, keşifçilere “vur!” emrini verdi. Xoşyar arkadaş da o operasyonda şehit düştü. Orada bir kayıp verdik. Arkadaşlar on altı peşmerge de vurdu. Aynı gece biz geri çekildik. Fakat komplonun başladığını bilmiyorduk. Biz Kaşura’ya gittik. Kaşura’da Sinan arkadaş önderliğin yakalandığını duydu. Bize yansıtmak istemese de Sinan arkadaşta bir değişimin olduğunu fark edebiliyorduk. Mimikleri bile değişmişti. Sinan arkadaşın yüzündeki gülücük insanı en çabuk etkileyen yönüydü. Artık gülmediğinin farkına vardık. Hiçbir şey onun moralini bozamıyordu. İdeolojik olarak güçlüydü, savaş yönünde de tecrübesi vardı. Düşman yöneliminin ve yaşamsal sorunların onun moralini bozamayacağını biliyordum. Fakat bizlere de bir şey söylemiyordu. Arkadaşlar arasında önderliğin yakalandığı tartışılmaya başlandı. Kimse inanamıyordu. Ortam gerginleşti. Sinan arkadaş durumu fark etti. İki tabur arkadaş aynı alanda kalıyorduk. Bir tabur kendisiyle hareket ediyordu. Bir tabur da Kaşura’ya gitti. O hemen duruma el attı. O durumda toplantı yapacağını söyledi. Sabah saat 8’den, akşam 5’ye kadar, yapıya önderliğin yakalandığını ve bunun gerçek olduğunu kavratmaya çalıştı. Bundan sonrası açısından önemli olanın önderliğin düşüncesinin yaşamsallaştırılması olduğunu belirtti. Fiziksel anlamda önderliğin bizlerle beraber olmasını çok istesek de, onun ideolojik olarak otuz yıldır bu mücadeleyi yürüten kişi olduğunu ve birçok şeyi yarattığını bilince çıkartarak, önderliğe yaraşır biçimde onun takipçisi olmamız gerektiğini vurguladı. Önemli olanın bundan sonra nasıl katılacağımız olduğunu belirterek,  herkese sorular soruyordu. “Hepimiz hazır mıyız önderlik için kendimizi feda etmeye? Eğer önderlik yakalanmışsa, onun ideolojisini korumak için hazır mıyız, Zilan tarzında eylem yapmaya… Bu kararlığı gösterebilecek miyiz?” O sözler insanı derinden etkiliyordu. Sinan arkadaşın üslûbu ve yüz ifadesi her zaman beni etkilemiştir ve şu an da aklımdadır. O anda önderliğin durumunu en iyi anlayan oydu. Önderlik yakalanmış olabilir fakat mücadele onun bıraktığı yerden devam edecektir. Sinan arkadaş komplonun kapsamlı olduğunu belirtmişti. O dönem operasyonlar da gelişmişti. Bu komplonun sadece önderlikle sınırlı kalmayacağını, halka ve gerillaya da yöneleceğini dile getiriyordu. O duygusal atmosferde sanırım Metina’daki güç 300 kişiydi. Bunun yaklaşık yetmiş beş kişisi fedai eylem tarzında rapor yazdı. Onlarca arkadaş da intihar eylemliliği yapma boyutunda kendilerini önermişlerdi. Ben de o süreçte rapor yazdım. Beni tanıyordu ve raporumdan oldukça etkilenmişti. Medya ve Ciwan arkadaşların da raporları kabul edildi. Süreç de eylemsellik süreciydi. Altı, yedi arkadaş o dönem eylem yaptılar. Örgütün genel yaklaşımı topyekûn Zilan tarzında eylemliliklerdi. Önerilerimiz kabul edilmişti. Raporlar yazıyor ve eğitimler görüyorduk. Bir gece pratik mangada ateş yakmıştık ve ateş yükselmişti. Askeri hazırlıklar yapıyorduk. Yirmi, otuz bomba ve raxt hazırlıyorduk. Fünyeler de, içerdeydi. En ufak bir hatada fünyelerin ve bombaların havaya uçma ihtimali vardı. Sinan arkadaş yanımıza geldi. Ortamı öyle gördüğü anda çok kızmıştı.“Siz şimdiden intihar ediyorsunuz. Size bir şey olsa ben örgüte ne diyeceğim biz onay vermişiz, üste haber vermişiz biraz daha dikkatli olabilirsiniz.”dedi ve bizi eleştirdi. Sonradan da “siz bize bakıp, bizi geçtiniz” dedi. O sözü beni çok etkiledi. Ben o zaman kendisine “yok heval siz bizim komutanımızsınız, siz olmasanız biz bu işi yapamazdık” dedim. Sinan arkadaş, “siz bizim artık öğretmenlerimizsiniz, büyüklerimizsiniz. Siz bundan sonra bizim sembollerimizsiniz.” Diyordu. Daha sonra Sinan arkadaş şehit düştüğünde bu söz benim için çok anlam ifade etti. Bir komutan yanında kaldığı insana bu kadar değer veriyordu.

Yaşamda bazen matematik hakkında sorular soruyordu. Matematiğe ilgisi çok büyüktü, yaşamın her dalını matematikle birleştiriyordu. Bir grup arkadaş oturmuştuk, Sinan arkadaş matematikle ilgili sorular soruyordu. Birden arkadaşlara dönüp, “siz hangi şekli seversiniz” dedi. Biri daireyi severim, biri dikdörtgeni severim. Biri kareyi severim, kimisi altıgen benim için daha anlamlıdır, diyordu. Sinan arkadaş gülüyordu. Ben çok yakından onu takip ediyordum. Bana döndü “sen hangi şekli seviyorsun” dedi. Ben “bilemiyorum” dedim. “Bir sürü şekil var insan hepsini sevebilir.” Güldü hepsinin toplamı geometridir. Geometri de yaşamın kendisidir. “Etrafınıza bir bakın asıl her şeyi oluşturan bu şekillerdir. Yaşamın kendisi şekillerden oluşur. Biz kendimiz de birer şekiliz. O yüzden kendinizi bir şeyle sınırlandırmayın.” Asıl söylemek istediği şey, tek renkli olmayın. Bakış açınız geniş olsun. “Ben sizlere sorular yönelttim, sizler cevap verirken, hep kendi pencerenizden baktınız. Yaşamı bir bütün olarak ele alın ve onun düşünceyle bağını kurun. Önderliğin nasıl bütün bilimleri ele aldığına bakın,” diyordu. Yaşamda ortaya çıkan sorunlar karşısında çözümleyici olunması gerektiğini her zaman belirtiyordu. “Geri adım attığın zaman o sorun seni sorunlar içerisinde boğar. Ama sorunun üzerine gideceksin, sorunu çözmek için yöntemin ve tarzın olacak, bunu örgüt yöntemiyle birleştireceksin. Birey olarak belki bir şey yapamazsın ama birçok kişi birleşir, bir karar alırsa o örgütsel tarz olur. Ve bütün sorunlar da böyle çözümlenir” diyordu. Her bölükle toplantılar yapıyordu. Yaşamı bu şekilde yakından takip ediyordu.

Güvenlik denildiğinde daha fazla hizmet etmek olarak anlamıştım. Ben bir gün ona çay götürdüğümde önümde ayağa kalktı ve “sen bana bir daha çay getirmiyorsun” dedi. “Ben senin elinden artık çay içemem” dedi. “Birlikte çay içelim, yemek yiyelim, ben sizin yanınıza gidip geleyim çalışmalarınıza bakayım.” Bizleri her gün kontrol ediyordu. O süreçte Amed arkadaşın şahadeti gelişti. Sinan arkadaşın amcasının oğluydu. Amed arkadaş da büyük bir komutandı. Şehit düştüğünde Sinan arkadaş çok duygulandı. Medya arkadaş yanına gitti ve ona “seni ilk kez böyle görüyorum, şehide böyle mi lâyık olacaksın? Şehide lâyık olma kendini yiyip bitirmeyle olmaz.” Önceden pratikte de beraber kalmışlardı. Sinan arkadaş yansıtmak istemese de ruh haline yansıyordu. Amed arkadaşın şahadeti için “o kutsal topraklarda şehit düştü ben ise buradayım.” Ben ilk kez ağzından kutsal topraklar sözünü duydum. “Burası da Kürdistan değil mi?” Dedim.

O da “orası Amed!” dedi. “Ben orada şekillendim, orada büyüdüm, orada komutanlık yaptım, orada şehit düşmek istiyordum. Amed arkadaşla sözümüz o temeldeydi.”

 Amed’e gitmeyi çok istiyordu. Aynı yıl arkadaşlarla konuştu. Arkadaşlar ikna oldular. O zaman Amed‘de de sorunlar vardı. Eyalet komutanı olarak o arkadaş seçildi. Tüm yetkilerini devretti.

 Hep şunu diyordu. Biz kutsal topraklara gidiyoruz” O süreçte 6 Mayıs Talimatı geldi. Önderlik “artık intihar eylemlerine karşıyım” diyordu. O hafta içerisinde Medya arkadaş ve benim eyleme gidişimiz durduruldu. Sinan arkadaş Amed’e gidecekti ve ben de kendisiyle gidecektim.

  13 Mayıs’a doğru grup hazırlandı. Sinan arkadaş, Ş.Serxwebun arkadaş ve on altı kişi Amed’e gitmek için hazırlanıyorduk. O gün operasyon çıktı. Biz Kaşura Yolu üzerinde pusu olduğunu fark ettik. Medeni arkadaşın bölüğü Gulka’daydı, oraya gittik. Sinan arkadaş, Medeni arkadaşa operasyon çıkacağını belirtti. Arkadaşlar Sinan arkadaşa ne yapılabileceğini sordular. Heval Sinan “önce nokta değiştirelim, bakarız düşmanın yönelimlerine karşı konumumuzu belirleriz, eylem de yapabiliriz” dedi. Güç çoktu. Gücü belli yerlere mevzilenmek üzere gönderdiler. Sabah rojbaşla beraber düşman her yeri tutmuştu. Sabahtı, Sinan arkadaş “kimse hareket etmesin” diyordu. “Düşman hareket etsin, biz anlayalım operasyon nereyi kapsayacak.” İki arkadaş operasyondan haberleri yoktu ve düşmana doğru gidiyorlardı. Bizim onlardan haberimiz yoktu. Sinan Heval “bunlar ne yapıyor, düşmanı görmüyorlar mı?” Anladık ki o arkadaşlar bir noktada yatmışlar kalkıp gidiyorlar. Sinan Heval kendisi nöbet yerine geldi, ben de onunla birlikte gittim Metina üç silsiledir. Başla sonu düşman tutmuş, ikinci silsileyi yine düşman tutmuş, biz de ortasındayız, arkadaşların mesafesi BKC, kleş mesafesidir.  O esnada düşman o iki arkadaşa ateş açtı. Düşmanın onlara ateş açmasıyla Sinan Heval, “başladı artık” dedi. “Biz bunlara yardım edelim, yoksa arkadaşlarımız şehit düşecek.” Bir de bizim tepecilerimiz var, sekiz arkadaş tepecidir, daha düşman onları fark etmemişti. Onlar da çatışsa biz akşama kadar çatışırız, dedik. Düşman kendini bırakıyordu, artık biri yirmi metre yakınımıza kadar geldi. O zaman Sinan arkadaşın bana teslim ettiği şeyler vardı, sicillerdi, bayraktı, benim mektuplarımdı, defterdi, Medya arkadaşın mektupları vardı, ben onları orada sakladım. İki arkadaş bombayı çıkardık, düşman da patlatacaktık. Çünkü arkadaşların onlarda değil de kendilerinde patlattıklarını gördük. Bu bizi çok zorladı, bizim de kurtuluşumuzun olmadığını biliyorduk.  Düşman üzerimize geldi, kimsenin olmadığını söyleyerek geri gitti, artık gördü mü görmedi mi bilemiyoruz. Çok dikkatsizdi. Kimsenin orada olmadığını söyleyip gitti. Öyle deyince altmış kişi falan vardı, tümü oradan kendilerini bıraktılar. Çatışmanın bittiğini biliyorduk artık ve oralarda bir daha aramanın olmayacağını anladık. Akşam saat üç buçuktu bulunduğumuz yerden hareket ettik. Bir boğaz vardı, Sinan arkadaşın şehit düştüğü boğazdır. Mezarını da ilk gömdüğümüz yerdi. Otuz iki kişiden on beş kişi kalmıştı. Herkes yavaş yavaş oraya toplandı, en büyük grup bizdik. Medeni heval geldi, belinden yaralanmıştı. Sinan arkadaşı sorduk, kimsenin haberi yoktu. Sinan arkadaşla beş kişi gitmiş, üçü şehit ikisi de teslim olmuştu. Sinan arkadaş savaş konusunda tecrübeliydi. Daha önce Amed'de de bir kere kopmuştu üç dört gün sonra arkadaşlara ulaşmıştı. Herkes öyle biliyordu. Tabi Medeni heval kendine bir grup oluşturdu, yaralıydı, onu da zaten kurtaran Sosın arkadaştı. Şutikle kayalıklardan bir yere bırakıyor, düşman üzerlerine gelmesine rağmen fark etmiyor. Medeni arkadaş da “sizinle yürüyemem, siz operasyonun dışına çıkın, ben de üç dört arkadaşla düşmanın içinde kalacağım,” diyor. Onu bıraktık, erkek arkadaşlar iki takımdı, Ş.Mahir Sason ile Rubar Kamışlo arkadaş. Onlar olayın içindelerdi, çatışmanın bir bölümünü yürütüyorlardı. Biz onlarla konuştuk, Ş.Mahir arkadaş bir delik bildiğini, bayan arkadaşları oraya koyabileceğimizi ve oranın çatışma için de uygun olduğunu söyledi. Gelirlerse üç dört gün çatışırız, diyordu.  Gittik gerçekten kayalıklı çok güzel bir yerdi. Düşmana yüz elli metre uzaklıktaki bu yere dokuz bayan arkadaş ile bir erkek arkadaşı koyduk. Beş altı arkadaş da deliğin etrafında mevzi aldık. O mevziler kolay kolay düşmezdi. Düşman yakınımıza geldi, ama biz bombalarımızı çıkardık, Rubar arkadaş soğukkanlı idi, “bırak ilk mermiyi onlar atsın” dedi. “Bizi vururlar” dedim “yok yok vuramazlar, bu yaştan sonra bizi vuramazlar.” “Sen bilirsin” dedim. Onu esas aldık. Yirmi metre yakınımıza kadar geldiler iki askerdi, Türk askeri. Sigaralarını yaktılar, teskereden bahsediyorlardı, bizi görmeden gittiler, biz o iki askeri vursaydık, öldürürdük, çatışma yeniden başlardı.

 Operasyon dört gün sürdü. Dördüncü günün sonunda artık biz toplandık. Operasyondan sonra arkadaşları aramaya başladık. Zilan arkadaş kendinde bombayı patlatmıştı, Hakkârili idi. Onun cenazesini Rubar arkadaşla kayalıklarda bulduk. Eşref, Rojbin, Zelal, Agit arkadaşlar beş arkadaş da şehit düşmüşlerdi. Bir de Mehmet arkadaş Serê Metina'da şehit düşmüştü. Toplam on bir arkadaş da kayıptı. Bunların içinde Sinan arkadaş da vardı. Daha sonra BKC'ci bir arkadaş vardı, cenazesi arazide kalmıştı, dört, beş yıl sonra fark ettik, onu da şehitliğe getirdik. Diğerleri de kaçmıştı. İşte Sinan arkadaşın silahını, raxtını alan Mervan en büyük kontra olmuştu. Aklımda kalan İranlı Şiyar, Lokman vardı, cephaneciydi, teslim oldu. Erkek arkadaşların çoğu teslim olmuşlardı, bayan arkadaşların da kurtulmalarının tek nedeni aramıza bir kol girmişti. Arkamıza düşmüşlerdi, bizimle kalan bayan arkadaşların tümü şehit düştü. Arkada kalan bayan arkadaşların tümü de kurtuldu. O takıma bir şey olmadı. Bütün yoğunluğu çatışmanın olduğu yere verdiler, asıl noktayı hiç aramadılar. Sinan arkadaşın şehit düştüğünü bilmiyorduk. Tam dört gün aradık. Niye gelmiyor artık, kopmuşsa eğer üç dört günde buralara ulaşır, yaralıdır belki o nedenle bize ulaşmıyor, diye düşündüm. Sonra arazide onun cihazının pilini gördük. Cihazı da çalışmıyor, demek ki ondan kopmuş, diye düşündük. Oldukça umutlandık. Hiç durmadan arıyorduk. Tüm şehitlerimizi topladık. Boğaz yol üzerindeydi, arkadaşları oraya gömdük. Sinan arkadaşın cenazesini ben görmedim, üzerine de gitmedim. Xwinreş arkadaş Sinan arkadaşın üzerine gitmişti. Sinan arkadaşın hiçbir eşyası yokmuş ve tanınmamak için ufak bombayı kendisinde patlatmış, zaten belli bir yere kadar da sürüklenmiş, mermi yemişti, arkadaşlardan kopmuş. Orada bir düzlük var, o ufak düzlüğü geçmeye çalışırken üç arkadaş şehit düşüyor. Ondan sonra Sinan arkadaş geçmeye çalışırken bir yerde tıkalı kalıyor. Zaten o iki kişi de teslim oluyor, kayanın dibinden çıkamıyorlar. Sinan arkadaş da biraz sürükleniyor, bakıyor, düşman üzerine gelecek, çok yakındır. O boğazı geçse kurtulacak. Çıplak bir yerdir, ondan sonrası ormanlıktır, Ş.Mahir Sason arkadaşların çatışma sahasıdır, arkadaşlara ulaşabilselerdi kurtulabilirlerdi. O beş arkadaşın da o temelde çemberden çıktığını sanıyorduk. Çemberin son halkasıydı. Düşman artık Sinan arkadaşın üzerine gidince tanınmamak için o siyah, ufak bombasını kafasında patlatıyor. Üzerinde para var, bizim raporlarımız vardı, fedaî eylem önerilerinin olduğu raporlardı, bunların tümünü saklamıştı. Onu düşman bulamadı. Çünkü biz de bulamadık. Albümü vardı saklamıştı, sadece çantasında bir diş macunu bir de bireysel bazı şeyleri kalmıştı. Düşman onları zaten direkt söyledi. Ama düşman da Sinan arkadaş olduğunu anlamadı. Çünkü bombayı kafasında patlatmıştı, kafa kısmı gövdeden kopmuştu. Ondan sonra, o duygusal atmosferde ben bir hafta kendime gelemedim. Medya arkadaş yıkıldı, Amed arkadaşın şahadeti, üç ay içerisinde bir sürü şahadet… Komutanlar şehit düşüyordu. Kırılma noktasına geldim. Medenî arkadaş yaralıydı, geldi bana bir şey söyledi. Belinden ameliyat olmuştu. Tabi geldi yanıma "sen niye ağlıyorsun?" "ben Sinan arkadaşı çok seviyordum” dedim. O da “herkes Sinan arkadaşı seviyordu” dedi.  “Sinan arkadaş hepimizin komutanıydı. Sinan arkadaşı belki senden daha fazla seven arkadaşlar var. Tamam, ama ağlayarak, kendini bitirerek, şehide lâyık olunur mu?” Dedi. Öyle deyince Medya arkadaşın Sinan arkadaşa söylediği "sen şehide böyle mi lâyık olacaksın?" sözü aklıma geldi.  Medya arkadaş da yaşıyordu, ama başka bir bölükteydi. Sonradan Medya, Cudi, Zeynep, Xwinreş arkadaşlar da şehit düştü. Sinan arkadaş diyordu, “kutsal topraklar Gorsê, Murat Suyu, Dicle, Amed ışıkları” ben de dedim oraya gideceğim. Tam Amed'e gidebilmek için yedi yıl bekledim ve gittim. Bu benim içimi biraz rahatlattı. Sinan arkadaşın bana bahsettiği Gorsê'yi, onun noktalarını, gerillacılık yaptığı yerleri gördüm. Hangi kayalıklardan Amed'e bakmış, onun ruhunu hissediyordum. Çıkıp bakıyordum, Nevroz’du. Ben gidip Newroz ateşini Sinan arkadaş için yaktım. Gorsê onun karşısındaydı. Gorsê aydınlanıyordu. Gorsê Amed’de bir dağdır. Sinan arkadaşın Gorsê’ye sevgisi oldukça büyüktü. İlk gerilla pratiğini orada öğrenmiş. Şimdi de Amed’de bir nokta onun adınadır. Sinan arkadaş tam 35 asker orada öldürmüş.

Sinan arkadaş, tam bir komutandı. Önderliğe bağlıydı, dürüsttü. Olaylar karşısında çözümleyiciydi. Yanındaki insanları kazanmak için elinden gelen her şeyi yapardı. Savaş konusunda çok yetkindi. Gerillacılığı çok iyi biliyordu. Metina’da eylemlerde belli zorlanmalar yaşanıyordu. Fakat Sinan arkadaş geldikten sonra bir ayda dört, beş bireysel eylem yapıldı. Güney’de bu tarz yoktu. O zaman bu eylemlerin sonuç vermeyeceğini belirtiyorlardı. Fakat eylemler düşmanın hareketinin daraltılmasına neden oldu. Sinan arkadaş direkt eylemlerde “vurun!” talimatını veriyordu. Sinan arkadaşın koordinesinde düşman hareket edemiyordu. Bu savaş tarzı düşmanı çok zorluyordu. Sinan arkadaş savaş psikolojisini iyi biliyordu, düşmanını iyi anlıyor, iyi takip ediyordu. Düşman önderliği yakaladığında ilk anlayan, ilk bizlere perspektif veren oydu. Yaşamda, saygıda ve sevgide hiçbir fark gözetmiyordu. Sadece yönetimlerle tartışmaz, bir bölüğe gider, o bölükte en genç kişilerle tartışırdı. O dönem bayan yönetiminde Ş.Zeynep arkadaş vardı. Ş.Zeynep arkadaşın çok güçlü olduğunu belirtiyordu. “Fakat bazı yaşamsal sorunları çözümlemede dar kalabiliyor” diyordu. Onunla da sürekli tartışıyordu. Bayan arkadaşlara yaklaşımı noktasında önderliği anlamıştı. Üniversite çevresinden katıldığı için düşünsel anlamda özgürlüğün hangi yoldan geleceğini iyi biliyordu. Salt savaşkan yönü, salt düşünsel yönü, salt sorunlara yaklaşım yönü değil kadına yaklaşımda onun ideolojik yönünü ele alarak, yaşama geçirmeye çalışıyordu. Toplantılarda yön verebiliyordu. Yapıcı yönü belirgindi.

13 Mayıs yaklaşıyor. Sinan arkadaşın şahadet yıldönümüdür. Olacaksa bir şahadet onun gibi olsun, eğer olmayacaksa farklı bir çözüm yoktur. Sinan arkadaşın tarzı Zilan tarzıdır. Fedai olunacaksa yaşamda, yoldaşlık ilişkilerinde, onu temsil etmek gerekmektedir. Sinan arkadaşa layık olmak büyük bir sorumluluk gerektiriyor. Şahadeti zaten büyük bir kahramanlıktı. Anıları önünde saygıyla eğiliyorum

 

Mücadele Arkadaşı

 

 ------------------------------

 

DAĞLARIN ALTIN ÇOCUĞU

 

 

Daha yüz yüze gelmeden, bir tebessüm etmeden, sıcak bir merhaba demeden de insanlarla tanışmak mümkün. İlkin fotoğraftan tanıştığım şehit Sinan gibi. O Sinan ki, Çukurova Üniversitesi’nden PKK’ye katılırken bir Türk gazetesi Onun için “Altın Çocuk” başlığını atmıştı. İşte ben o Sinan’la bir gerilla fotoğrafında karşılaşmıştım. Tam da bundan on beş yıl önceydi. Amed merkezdeydim. Çekilmiş fotoğraf filmleri getirilmişti bana. Bunları fotoğraf kartına basmak gerekiyordu. Nerede çoğaltacağımı düşünürken, şehit Serkeft (Sadık Sancar) aklıma gelmişti. Onun evine uğradım ve kendisine durumu söyledim. Yardımcı olabileceğini belirtti. Derken fotoğrafları karta bastırabildik. Basılı fotoğraflara epeyce baktım. İşte o yüzlerce fotoğraf içinde Şehit Sinan’ın silueti sanki bugünmüş gibi halen belleğimdedir. Daha bıyıkları yeni terlemişti. Çakır gözlü ve keskin bakışlıydı. Fotoğrafta bile militanca bir duruşu vardı. Nereden bilebilirdim ki sonradan hep birlikte gerillâ saflarında yer alacaktık.

Bunun üzerinden bir buçuk yıl geçmişti ki, onunla gerilla saflarında karşılaştık. Neredeyse ondan sonra hep birlikteydik. Amed, Önderlik Sahası ve Behdinan derken hiç ayrılmadık.

Gerillâ olarak da ilk karşılaşmamız Şehit Kendal bölgesinin Beşiştê ormanlarında olmuştu. O zaman yaralıydı. Ama yarasının tam iyileşmesine de az bir zaman kalmıştı. Bir takımla birlikte düzenlemesi Şehit Remzi bölgesine olmuştu. Yanılmıyorsam tarih olarak da 20 Haziran 1994 günüydü. Kuryeleri de yoktu. Takım içinde yola kimse hakim değildi. Yol güzergâhı da riskliydi. 1994’teki büyük operasyonun yoğunluğu da hafiflememişti henüz. Zaten Amed Eyaleti’nin stratejik arazisine de düşman konumlanmıştı. O durumda arkadaşların kuryesiz bir şekilde Şehit Remzi bölgesine gidişi doğru olamazdı. Gidiş güzergâhında herhangi bir olumsuz durumun gelişmesi halinde, yıllarca onun vicdanî ezikliğini yaşayabilirdim. Bir de grup komutanının Sinan arkadaş olmasının benim açımdan ayrı bir önemi vardı. Daha fotoğrafta ilk gördüğümde O’nu kendime yakın hissetmiştim. Gerilladaki o ilk rastlaşmamızda akşama kadar tartıştık. Tartışırken Şehit Sinan hep gülüyordu, hem de kahkahalarla. Gülüşünde bir doğallık vardı. Kendine güven ve kararlılık vardı. Çok gençti ama aydınlık yüzlüydü. Yol güzergâhı konusunda da tartışıyorduk. Akşama kadar.

Güzergâhta düşmanın hareketliliğinin olup olmadığını hem dürbünle hem de cihazla kontrol ediyordu. Kendisi ne kadar kendi başlarına gidebileceklerini ısrar ettiyse de bizim farklı bir planımız olduğu halde bir arkadaşla birlikte kendilerini belli bir yere kadar götürebileceğimi belirttim ve o gece onların kuryesi oldum. Onları riskli noktalardan geçirdikten sonra görev alanıma geri döndüm.

O günden sonra kısa süreli bir ayrılma durumumuz oldu.

Yine de çoğunlukla aynı bölgelerde kaldık.

Aynı mevzilerde çatıştık.

Aynı tehlikeli badire atlattık.

Aynı fotoğraf karelerine girdik.

Birlikte Bre oynadık. Futbol oynadık.

Kıyasıya satranç oynadık. Zannetmiyorum ki, hiçbir gerilla o kadar birlikte kalsın. Savaş yazgımız da şahadetine kadar ayrılmadı. Tek ayrılığımız, şahadet ayrılığı oldu. Şahadete ulaşmasaydı, yazgımız yine aynı olabilirdi. Birlikte Amed’e gidecektik. Ama aramıza o dönemin ihanet hançeri KDP girdi. KDP’nin geri feodal ölçüleriyle şekillenen ­­ve Şehit Sinan’ı uğraştıran, sonradan da ihanet ederek KDP’ye kaçan o sahte komutanlar girdi. Kürdistan’daki o ihanet hançerini ve içimizde bulunup da Şehit Sinan’ın şahadetine sebebiyet veren o sahte komutanları unutamıyorum. Herhalde hiç unutmayacağım da. Unutmak da mümkün değil. Sadece Şehit Sinan’ı bile anımsadığımda, bu ihanet hançerini ve onun uzantılarını unutamıyorum, kabullenemiyorum. Halkımızın da unutmasını istemiyorum. Tarihe de bir ibretlik ders olarak kazınmasını istiyorum.

Altın Çocukla Türk ordusu baş etseydi, “Tarihi düşmandır” derdim. KDP’nin Türk ordusuyla birlikte geliştirdiği bir operasyonda, Kürt halkının en seçkin oğullarından biri olan Altın Çocuk’un şahadetine neden olması, Kürdistan ve Kürdistan halkı için bir trajedidir. Acaba ihanet hançerini ellerinde tutanlar bunun bilincedirler mi? Sinan arkadaş yaralandığında kurtulma imkânı varken, kafasına bombayı dayayıp patlatarak şahadete ulaşmasını düşündükçe, hep O’nun ne tür bir mesaj vermek istediği üzerinde yoğunlaşıyorum ve O’nu tanıdığım için bazı sonuçlara varabiliyorum. Beyin okumak derler ya, beynini okuduğum, duygularını sezdiğim, bazen konuşmadan da anlayabildiğime emin olduğum arkadaşlardan biriydi. O’nun şahadet biçimi, ihanet çizgisine karşı özgürlük ve direniş çizgisini nasıl temsil edilmesi gerektiğine dair bir çığlıktı. Onunkisi böyle güçlü ve net bir mesajdı. Beritan çizgisine, karşı cins cephesinden verilen bir cevaptı. Xakurkê’deki Beritan’ın direnişine Metina’dan bir karşılık vermeydi.

Zira Şehit Sinan; PKK-ARGK’nin öyle bir gerillâ komutanıydı ki, düşmanda bile bir şok ve şaşkınlık etkisi uyandırmıştı. Düşman bile kendisine saygı duyuyordu. O’nun karakteri konusunda düşmanın yazdığı belgeler birer delildir. Bu belgeler ve bazı kontraların verdiği bilgiler düşmanın, Şehit Sinan hakkındaki şaşkınlığa ve ona duyduğu saygıya işaret ediyordu. Bir kontranın itiraflarında yer alan bilgilerde, Şehit Sinan konusunda düşmanın değerlendirmeleri mevcuttur. O değerlendirmelerde düşman şöyle bir tespitte bulunuyordu; “Bu kadar erken gelişmesini çözemedik. Gerilla hareket tarzı ve taktiği konusunda yaratıcı bir komuta kişiliğine sahip olduğu anlaşılıyor. Manevra ve hareket kabiliyeti çok yüksek ve esnektir. Herhangi bir karakter zayıflığını da tespit edemedik” şeklindeki değerlendirmeler, bir kontra hakkında hazırlanan iddianamede vardı.

Yine başka bir kontranın verdiği bilgiler de hayret uyandırıcıdır. Bu kontra, bu bilgileri 1997’de bize verdi. Bu bilgilere göre düşman Amed Eyaleti’ne özel bir planla yöneliyordu. Kendisine göre eyalette etkin olan yedi arkadaşı belirlemişti. O arkadaşların gerilla savaş tarzı ve PKK yaşamına sahip çıkışını, düşman kendisi için büyük bir tehlike olarak görüyordu. PKK’nin her açıdan çizgisini temsil eden o yedi arkadaşın imha edilmesi durumunda, eyaletin de tasfiye edileceği hesap edilmişti. Onun için yedi arkadaşın bulunduğu bölgelere özel önem verilerek, yönelim yapılıyordu. Gerçekten de tespit ettikleri arkadaşların Amed gerillası üzerinde etkileri belirleyiciydi. Bu belirleyicilikle yola çıkan düşman, o arkadaşları şehit düşürdüğü taktirde Amed gerillasının direniş iradesi ve umudunu kıracağını planlamıştı. Düşmanın hazırladığı bu listede yer alan arkadaşlar içinde ilk sırayı alan Şehit Sinan arkadaştı. Şehit Sinan’ı birinci hedefe koymalarının nedeni; hem eyalet dar yönetiminde yer alması, hem de birinci dereceden sorumlusu olduğu Dorşin bölgesinde güçlü ve yaratıcı bir savaş pratiği geliştirmesiyle düşmanı zorlamasıydı. Düşmanın bu planının başarıya ulaşmasına Sinan arkadaşın öngörüsüyle engel olundu. Şehit Sinan’ın gerilla komutanlığıyla boşa çıkartıldı.

95 ve 96’daki dördüncü bölge pratiği de bu açıdan tarihi bir pratiktir. O dönemde dördüncü bölgenin birinci derece sorumlusu Şehit Sinan’dı. Düşman o dönemde dördüncü bölgeye kırkın üzerinde operasyon yapmıştı. Hepsi de birer birer fiyaskoyla sonuçlanmıştı. Düşmanın hareket tarzını telsizde çözen, araziyi doğru kullanan, ona dördüncü bölgenin gerilla gücünü moralize eden ve gerilla disiplini doğrultusunda hazırlayan Şehit Sinan, düşmanın tüm taktiklerini boşa çıkartarak gerilla cephesinden karşılık veriyordu. Öyle bir karşılık veriyordu ki, düşmanın küçük birliklerle döşediği mayınları bir bumerang gibi düşmana çeviriyordu. Düşmanın geliştirdiği bu mayınlama taktiği kendisine karşı kullanılan bir taktiğe dönüşünce, düşman bundan vazgeçmişti. Bu konuda Şehit Sinan etkin bir rol oynamıştı.

Düşmanın Amed’de geliştirdiği “Atmaca 1” adlı operasyonunda düşmana karşı Amed gerillâsının geliştirdiği destansı direnişte de yer aldı. Taa Apê Musa bölgesinden bir bölük güçle, karargâh, cephe karargâhı ve Şehit Remzi bölgesi güçlerine destek vermek için gelmişti. Operasyondaki toparlayıcılığıyla ve yönetime destek verme anlayışıyla rolünü layıkıyla oynamıştı.

Hem bir gerilla ustasıydı, hem de her çeşit silahı kullanabiliyordu. Bunun alt yapısını 1991’de gittiği Beka’daki Mahsum Korkmaz Akademisi’nde gördüğü eğitimde oluşturmuştu. Tuzak yapmada ve düşmanı tuzağa çekmekte pek çok yeteneğe ve yaratıcılığa sahipti.

Taktikte sadece yönlendiren değil, aynı zamanda bizzat uygulayıcısıydı da.

Birebir en öndeydi. Keskin bir zekâsı vardı.

Düşmanın da “Altın Çocuk” demesinin nedeni buydu.

Askeri hitabeti etkileyiciydi.

Net konuşurdu.

Yaşamda sadeydi.

İlişkilerinde doğaldı.

Doğallığında bir otoriterlik de vardı.

Karizmatik de sayılırdı.

Bir o kadar da hümanist ve mütevaziydi.

Yapı içine fazla yansımasa da yönetimde kendisine centilmen arkadaş deniliyordu.

Denetimindeki yapıyı korumada öyle duyarlıydı ki, sorumluluğu altında bir şahadet olayı yaşanınca hemen vicdan sorgusuna girebiliyordu.

Şahadetlerin etkisinde kalabiliyor ve bunu dışarıya yansıtıyordu.

Biraz da duygusaldı.

İçtenlikle duygularını açabiliyordu. Buna örnek de, 1993’te Muş güneyinde takım komutanıyken takımında üç arkadaş şehit düşünce oturup ağlamıştı. Kendisi de bunu hep anlatırdı. Sorumluluğundaki arkadaşların şahadetlerini kaldıramamış, “ben komutanlığın gereklerini yerine getiriyor muyum, getirmiyor muyum, layık mıyım,  değil miyim” muhasebesine girmiş ve ondan sonra yetkince bir çıkış yapmıştı. Çıkışını da o kadar gürlüce yapar hale gelmişti ki cesaretiyle ve ciddi bir savaş taktiğiyle tereddütsüzce savaşıyordu. Düşmanla savaştığı oranda bir o kadar da kendi kişiliyle savaşıyordu. Coşkulu ve içli duygularını, şehitlere bağlılığını, Amed’e olan bağlılığını, arzularını ve özlemlerini bazen şiire de döküyordu. “Dicle’m” şiirine bunları birer birer nakşetmişti.

Diğer bir kişilik özelliği de gittiği her yerde anında varlığının hissedilmesiydi. Devamlı yenilenmeye açık olan kişiliğiyle Kürdistan toplumunun her sınıfından gerilla saflarına gelen arkadaşların olumlu yönlerini hemen tespit etmesi ona göre arkadaşla ilişkilenmesi, onu ilgi odağı haline getiriyordu.

Tüm savaş pratiğinde bu yönü herkesçe kabul gören bir arkadaştı. Gittiği yerlerin özgünlüğünü reddetmeyen ama yetersizlik ile olumsuzlukları aşan bir yapısıyla da ön açıcıydı ve bu anlamda çok farklıydı.

Metina bölgesinin sorumlusu iken, ne burada kök salan sınır kültürünü kabul etmiş ne de tamamen Kuzey gibi yaklaşmıştı. Tam da yaratıcı olabilmişti. Gerilla yaşamını, disiplinini ve taktiğini oturtmada Metina güçlerini ikna etmiş, bu konuda bir inanırlılık ve pratikleştirmeyi başarabilmişti. 1998’de Metina’da yaşanan olumsuzlukları aştırabilmiş ve Metina’nın gerilla gücünü bahara güçlü bir çıkış yapacak düzeye getirmişti. Bunun pahasına kendisini de bir hayli yıpratmıştı. Zorlandırılmıştı ama kendisi kimseyi zorlamamıştı. Önce yapmış sonra herkesi yapmaya ikna etmişti. Metina’nın hem yapısında hem de bu gerçeği yaratabilmişti. Nasıl ki Amed’de zorlanan bir bölgeye gidip orayı o durumdan çıkarabiliyorduysa, Metina’da da yaptığı buydu. Hiç kuşku yok ki bu anlamıyla PKK-ARGK’nin bir komuta jokeriydi. Komutanlığının her kademesinde bu yönü ön plana çıkıyordu.

Pratik içinde savaşarak pekişti.

Manga, takım, bölük, tabur, bölge komutanlığına kadar gelişti.

En dar yürütmelerde yer aldı.

Önderlik sahasında da kurulda yer alıyordu.

Uluslar arası komplo gelişince, Önderlik sahasından ülkeye çıkış yaptık. Grup olarak Amed’e gitmek üzere Behdinan’a geldik. Ve yine birlikteydik. Birlikte tekrar Amed’e doğru yol alma hazırlıklarımız sürüyordu. O da Metina’daki görevini devredip, bizim komutanımız olarak bizlerle birleşerek bizleri Amed’e uçuracaktı.

Bir martı kuşu gibi bizleri özgürlüğe uçuracaktı.

Kahkahalar ata ata, vadileri, tepeleri aşa aşa, kahpe pusulara vura vura Amed’e ulaşacaktık.

Bir buçuk yıllık ayrılık hasretimizi kavuşma özlemine dönüştürecektik.

Golav, Gre Sor, Dorşin, Koz, Spi Lis, Qurmik, Qoyê Spi ve Gorsê dağlarında ateşler yakıp koz yapacaktık.

Kozların üzerinde çay demleyip doyasıya yudumlarken, bazen sabahlara kadar bazen de gece yarısına kadar güle güle sohbet edecektik.

Gündüzleri Hêga Derê’de Brê, Sisê ve Gorsê’de futbol oynayacaktık.

Brê oynarken, O kıvrıla kıvrıla koşacaktı, futbol oynarken O sol ayağıyla muhteşem voleler çakacaktı.

Kıyasıya satranç maçları da yapacaktık.

Bazen de geceleri Gorsê ve Qurmik sırtlarında Amed’i seyre dalacaktık.

Biz Amed ışıklarına bakarken, Amed ışıkları da bize bakacaktı. Çünkü ne onlar bize ne de biz onlara yabancıydık.

Hani bir zamanlar birlikteydik ya, onlar bizi biz onları unutmamıştık.  

O ışıklar içinde yaşayan halkımız da bizi unutmamıştı.

Bunları düşlerken, nereden bilebilirdik ki 13 Mayıs 1999’da Metina dağlarında ihanet hançeri bu düşümüze saplanıp kalacaktı.

Bil ki bu düşümüz senden sonra da devam ediyor.  

Seninle olan düşümüz daha da büyüdü.

Biz de Amed’e yetişemedik ama düşümüzle beraber Botan’a kadar gittik. Başka arkadaşlar da senin düşünle beraber Amed’deler. Gorsê’deler, Şelêdeler, Qurmikdeler, Dorşindeler ve Amed’in ovalarındalar, dağlarındalar, vadilerindeler.

Mayıs gülleri olan sizler gibi Amed dağlarındaki güllerin ve sizlerin düşünü gerçekleştiriyorlar.

                                                                  

                                                     Mücadele Arkadaşı

------------------------

 

                                                                   METİNA’YA  SU

                                               

                                     

          Gittikçe daha da anlam kazanıyor.

          Gözlerimi kapatsam da hiç silinmiyor,

          Bitmiyor Metina.

          Metina bitmiyor ki,

          Memlekette onları izleyen aşk çiçekleri

          Ey Metina sana olan bağlılığım,

          Daha başkadır şimdi.

          Susuzluğuna çaredir.

          Bir bağlılıktır bu ya

          Bak Medya’nın, güneş ışığıyla parlayan

          Kızıl dereleri var artık senin.

          Artık susuz değilsin.

          İçinde taşıdığın yiğitlerinle,

          Kan kızılı Dicle’ye koşuyorsun.

          Akıntısız sürükleniyor şimdi.

          Anılarımda hayallerimde.

          Her şeye rağmen bir güzellik,

          Bir fedaî taşıyorsun

          Sinan’ımı almış, Dicle’yle kucaklaşıyorsa,

          Beni de beni de kollarına alacağını

          Biliyorum bir gün

          Özlemlerimi, hayallerimi, arzularımı

          Budamaktan kurtaracaksın değil mi?

          Değil mi ki, Metina,

          Neden ağladığını bilirim şafakta,

          Hıçkırıklarına inat

          Bir gülüşün sahibi, 

          Militanı, direnişçilerin, fedaîlerin,

          Kaybedenlerin,

          Kazandığı bir umut.

          Bir sevdayla alacaksın

          Beni değil mi?

          Buluşma yerimiz,

          Ne Kemal Tepesi,

          Ne Çarçel, ne Botki

          Ne de Partizan olmayacak artık.

          Zamanını bilmem ama

          Başkent Amed olacak buluşma yerimiz.

          Mesleğimiz,

          Özlemlerimizin, özlemcisinin kavgası olacak.

 

          Bin yılın son yürek eşliğinde güneşin ve ateşin ülkesinde Başkent Amed’e doğru bir yolculuğun umut dolu yürekleriyle özlemlerini taşıyan tüm güzel insanların komutanı Ş.Sinan ve Ş.Medya yoldaş anısına.

-------------------------

 

 

                                                GÜLMEYİ UNUTMA

 

                        Mutsuz yarınların da

                        Yalnızken uzaklarda,

                        Gülmeyi unutma sakın,

                        Sevdiklerin olmasa da yanında sevmeyi unutma.

                        Sevmeyi unutma, sevmeyi unutmuş olsan da

                        Sevildiğini unutma sakın.

 

                                                                                               

                                                                                                18 Ocak 24 Şubat 2006


© 2006 PKK www.pkk-info.com