|
Kızlar, zafer kişiliğine
kilitlenmenin sembolleri
olmalıdırlar
SEMA
gerçeği; Büyük özgürlük savaşçısı,
erkeğe, aşksızlığa teslim olmamış
kadın anlamına geliyor.
SEMA gerçeği: Zafere, aşka,
güzelliğe iddialı kimlik sahibi
anlamına geliyor.
Kadın kişiliğinde köleliği yıkma,
yaşamda zaferi arama. Yazabilmek
için büyük duymak düşünmek, disiplin
kişiliği gerekiyor.
Bütün bu yaşam,
şehitlere yetişebilmek, yanıt olmak
içindir. Bir günümü anlayın, büyük
sorumluklar ortaya çıkar. Subjektif
tanımayın. Nasıl yaşadığımı
özetleyin. Aptal kadın aşılmıştır
sizde. Önderlik kadınlarla nasıl
yürüyor, nasıl savaş yürütüyor,
nasıl kadınla oluyor?
Kızlar, zafer
kişiliğine kilitlenmenin sembolleri
olmalıdırlar. Zilan sembolizesi
zafer kişiliğidir.
Savaşla yaşamın büyük
birlikteliğini veya diğer deyişle
zaferi ve aşkı birleştirmenin
adıdır. Bizim için semboller de
önemlidir. Özgürlük sembollerine ne
kadar değer verilirse, hatta ne
kadar tapınılırsa o kadar yücedir.
Buna yüksek değer biçip kendilerini
şekillendireceğine, onu görmezlikten
gelmeyi, PKK duyarsız bir hareketmiş
gibi, yine kendi değerlerini takdir
edemeyecek bir inkârcılığı
dayatmayı, sıradanlaşmayı tutum
haline getirenler affedilmezler.
Partide kadın
çalışmalarını basit ve öyle
sandığınız gibi ele almıyoruz.
Tamamen zafer ve aşk ikileminde ele
alınıyor. Bu oldukça zorlu bir
diyalektik süreçtir ve felsefeye
bağlanıştır. Ama tek çaremizdir,
yücelmenin tek yoludur. Bundan
vazgeçtik mi, her şeyimizi
kaybederiz. Eğer kazandığımız bir
şey varsa, özgürlük adına, bu
ikilemdir: aşkı zafere, zaferi aşkı
bağlar.
Özgür yaşamla
diyaloglar ve Kürt Aşkı
kitaplarından alınmıştır.
ABDULLAH ÖCALAN
Çağımızın Sosyal Mücadeleler
Öğretisinin Yaratıcısı Parti Genel
Başkanımız, Ulusal Önderimiz Başkan
APO'ya!
1971
Ağrı doğumluyum. Parti içinde Leyla
ve Serhıldan kod isimlerini
kullandım. Geçmişte Kürt feodalitesi
içinde belli bir yeri olan, ancak TC
tarihi boyunca ne tam anlamda
rejimle buluşan, ne de Kürt
kimliğini korumaya dönük ciddi bir
öncülük yaratan, giderek sistem
içinde eriyen, maddi olduğu kadar,
manevi olarak da zayıf düşen bir
ailenin çocuğuyum. Ailem, belli bir
bölge insanları içinde dini
vasıfları nedeniyle ve şeyhlik
kurumuna dayanarak moral merkez
rolünü oynamışsa da, günümüzde
toplumsal bir iddiaya sahip olmayan,
vasatlaşan bir ailedir. Bu aile
içinde yetişen altı çocuktan
biriyim. Ailemde belli bir
yurtseverliğin olması, medrese
eğitiminin aile içindeki uzantıları,
aile içinde büyük amcamın bana Leyla
Qasım diye hitap edişi, '70'li
yılların belleğimde sınırlı kalan,
ancak derin izleri beni mücadeleyle,
'90'lı yılların kitleselliğiyle
buluşturdu.
Küçüklüğümden bugüne kadar ailemin
şahsında şahit olduğum Kürt
gerçekliğinin tüm çatışmalarını,
çelişkilerini yaşadım. Son olarak
Kemalizm'in eğitim kurumlarında
gördüğüm eğitim ile bu daha da
boyutlandı. Özellikle de
üniversitede emperyalist kültür ve
onun kadına sunduğu seçeneklerin
üzerimdeki etkileri sonucu, çocukluk
hayallerime karşıt yaşam arayışının
içine girdim. Kendimi doğru
temellerde örgütlemediğim, Önderlik
kavrayış düzeyimi zamana ve mekana
uyarlamadığım için kişiliğimdeki
gerilikleri aşamadım. Aynı zamanda
toplumda, mücadele saflarında
köleliğe karşı büyük öfkeme, inadıma
rağmen, erkek egemen toplumun
dayatmalarına karşı güçlü bir duruşu
sergileyemedim. İsyan adına attığım
her adımda bağımlılık duruşuna yol
açtım. Bir anlamda bu toplumla
bütünleşen ve onun üreticisi olan
bir konuma geldim.
1988'de üniversitede mücadeleyle
tanıştım. Bu on yıllık mücadele
yürüyüşümde yukarıda özetlemeye
çalıştığım kişilik duruşumun tüm
ayrıntıları söz konusudur. Geriye
dönüp baktığımda bir Kürt kızı
olarak, özgürleşme yoluna giren her
Kürt insanının ve kadınının, hatta
her insanın yaşayabileceği bir çok
beşeri zaafı, kişilik sorunlarını,
siyasal ve örgütsel eksiklikleri
yaşamış olduğumu görüyorum. Fakat
asla yerinde saymadım. Başkan APO ve
O'nun önderliğinde gelişen özgürlük
öğretisi, beni hep ayakta tutan bir
güç kaynağı oldu. Gelinen noktada
kişiliğimde Kürt toplumunun ve yine
Kürt egemen sınıflarının tüm
çelişkilerinin bir kadın kişiliğinde
ulaşabileceği son noktaya geldiğini
ve bunun aynı zamanda aşma noktası
olduğunu görüyorum. Mübalağasız,
kişiliğimde yaşanan çatışma
düzeyinde bin yılların bir
çatışmasını hissediyor,
duyumsuyorum. Bu, aynı zamanda
kendimi aştığım AN'ı ifade ediyor.
Bunun tesadüf olmadığını biliyorum.
Bu durum Başkan APO şahsında Kürt
gerçekliği içinde verilen
insanlaşma, sosyalleşme ve
özgürleşme mücadelesini, "Savaşta
Zafer, Yaşamda Özgürlük" aşamasına
gelmesiyle yakından ilişkilidir.
Mücadelenin geldiği düzey, bunun
alanımızda yürütülen Partileşme
çalışmalarında bulduğu ifade sonucu
şu gerçeği daha iyi kavrıyorum:
Nasıl ki gökyüzünde iki güneş yoksa
ve olmayacaksa, bir insan için,
özgürleşmek isteyen bir kadın için,
iki yaşam seçeneği, iki moral merkez
olamaz. Bu satırları yazdığım AN,
kendimde düşünsel, moral ve yaşamsal
açıdan Başkan APO'yu tek merkez
haline getirdiğim, kendimdeki tüm iç
engelleri aştığım AN'dır.
Bu dönemin bir emridir. Bu dönem,
mücadelenin geldiği bu aşama,
tükenmiş bir toplumun tüm
öfkelerini, inadını, sabrını ve
acısını kendinde biriktiren, büyük
intikam savaşını, peygamberlerde
dahi görülmemiş bir sabırla yürüten
Başkan APO'nun emeklerinin bir
ürünüdür. Gelinen aşamada düşman,
büyük insanlık yürüyüşümüzü
durdurmak istemektedir. Türk Genel
Kurmaylığı bir süredir mücadelemize
"Marjinalleştirme" adı altında
tasfiyeyi dayatmaktadır. Bu plan
emperyalist merkezlerde hazırlanmış,
bölge gericiliğini yanına almış ve
Türk sömürgeciliği eliyle uygulanan,
uygulanırken de iç ihanete dayanan
bir plandır. Kürt işbirlikçiliğini
ve onun mücadelemiz içindeki
uzantılarını, kendisi için sosyal
zemin kabul eden bu planın özü,
insanlığın beşiği Mezopotamya'dan
başlayan çağdaş insanlaşma
yürüyüşünü Kürdistan'da, hatta
Kürdistan içinde de dağlarda, tek
tek şehirlerde, insan beyni ve
yüreklerinde sınırlandırma,
daraltma, içten içe çürüterek
düşürme planıdır. Bu planın temel
zemini köle Kürt gerçeği, onun
sosyalite düzeyidir. Düşman,
Kürtler'i çağın Lut kavmi haline
getirmek, onları açlıkla,
cinsellikle teslim alarak tüketmek
istemektedir. Bunun için ülkeyi
insansızlaştırmakta, gemilerle kendi
merkezlerine taşıdığı sürgün
Kürtler'den, kendi Kürt gettolarını
oluşturmakta, bu gettolara topladığı
Kürtler'in kişiliğinde özgür yaşam
seçeneğini boğmak istemektedir.
Köylerini yaktığı insanlarımızı
metropol varoşlarında çöplüklerden
ekmek toplar hale getirerek, açlıkla
terbiye etmek istemekte, buralarda
biriken gençleri yaşam sınırlarında
tüketmektedir.
Partimiz'in Zap'ta, Etruş'ta,
Ninova'da yaşama geçirmeye çalıştığı
özgür yaşam seçeneğini tecrit
ederek, imha ederek Kürtlere tek
tercih olarak düşkün bir yaşamı
sunmaktadır. Emperyalist istihbarat
birimlerinde üretilen bin bir planla
özgürlüğün teminatı olan gerilla,
kitleden kopartılmak... öncülüğü
düşürmek için her türlü politika ve
imkan devreye sokulmakta, gerillayı
karşıtına dönüştürerek, özgürlüğü
değil düşkünlüğü getirme hesapları
güdülmektedir. Ulusal
iktidarlaşmanın yolu işbirlikçi Kürt
güçleri olan başta KDP ve onun
uzantılarıyla kapatılarak, kendi
denetimlerinde bir Kürt bölgesi
yaratılarak, bölge halklarının
kurtuluş umudu olan çağdaş MED
hareketi boğulmak istenmektedir.
Güney Kürdistan'da başlayan
iktidarlaşma hamlemiz ile, Anadolu
dağlarında başlatılan kardeşleşme,
halklarla, kültürlerle buluşma,
devrim ateşini yaygınlaştırma
hamlemiz kirli politikalarla
boğulmaya çalışılmaktadır.
Düşmanın bu politikasının zindan
ayağı, rehabilitasyondur. Zindanda
"Marjinalleştirme", Mazlumlar'ın,
Hayriler'in, Kemaller'in ve
Dörtler'in yaktığı yaşam ateşini
söndürmek, tek tek bireylerin
beyninde ve yüreğinde duvarlar
örerek dağların doruklarında yanan
mücadele ateşiyle buluşmasını
engellemek, Partimiz'in çözümleme
silahını, düşmanın ideolojik,
kültürel kuşatmasını tersine
çevirmek, atomlarına dek çözerek
düşkünleştirmektir. Zindanlarda
birikmiş olan onbinleri, kendi
kendini içten içe tüketen bir yapı
haline getirerek, tüm moral
değerlerimizden kopartma ve kendi
işbirlikçi seçeneklerini sosyal
dayanağı haline getirmektir.
"Marjinalleştirme" politikasının her
alandaki değişmez silahı, geleneksel
kadın ve erkek egemen kişilik
yapılarıdır. Bu silah kaba cins
eğilimlerinden, egemen örgüt ve
politika anlayışlarına dek her
açıdan kullanılan bir malzemedir.
Sömürgecilik bitip tükenmek
üzereyken, tek dayanağı yarattığı
insan tipi kalmıştır. Başkan APO
öncülüğünde yürütülen mücadelemiz,
şehitler ordumuz, bu politikayı
erkenden fark etmiş, çözümlenmesini
gerçekleştirmiş ve yurtsever
halkımıza maletmiştir. MED TV
ekranlarında yayınlanan Parti içi
tartışmalar, bu süreci halkımıza
kavratmıştır. Bu açıklık politikası
güncel olarak düşmanı püskürttüğü
kadar, gelecek toplumun inşası
açısından da önemli bir dinamik
olarak gündeme gelmiştir. Parti
Önderliği'nin anlık çabalarıyla bu
süreç tersine çevrilmiştir.
Gerillanın Güney'de ve Anadolu
dağlarındaki hamleleri kadar
emperyalizmin merkezlerinde
yürütülen devrimci diplomasi,
Erzurum odaklı zindan direnişleri ve
son olarak 8 Mart ve 21 Mart
kitlesel kutlamaları bunun
ispatıdır.
Mevcut durumda düşman
politikalarında sonuca ulaşmak için
son bir hamle hazırlığındadır. Türk
Genel Kurmaylığı'nın son
hareketliliği bunu ifade ediyor.
Açık ki yine kirli politikalarının
merkezinde Başkan APO'yu etkisiz
kılma, sınırlandırma, O'nun politik
çizgisini O'na rağmen işlevsiz kılma
vardır. Bu politikalarındaki
ısrarlarının nedeni, yine Parti
içinde bir türlü özgür yaşam
seçeneğine, doğru bir merkezileşme
ve kurumlaşmaya gelmeyen erkek ve
kadın kişiliklerine duyulan güven
vardır.
Ancak Kürt kadını Başkan APO'nun
emrini almıştır. Kendini düşmana,
onun kirli emellerine alet
etmeyeceğini göstermiştir. Başkan
APO'nun 8 Mart'ta tüm kadınlara
seslendiği konuşmasında ifade ettiği
"kadın eksenli bir kurtuluş
ideolojisi"nin geliştirilmesi
gerektiği, böylesi bir öğretinin
savaş sorunlarından kalıcı bir
barışa özgür insana kadar bir çok
soruna çözüm olacağı temelindeki
açıklamalarını Kürt kadını
kavramıştır. 8 Mart'la başlayıp 21
Mart'ta doruğa çıkan eylemli
yürüyüşünde bunu ispatlamıştır.
Başkanım!
Bu temelde beynimi, yüreğimi ve
bedenimi 8 Mart'tan 21 Mart'a ulaşan
ateşten bir köprü yapmak istiyorum.
Çağdaş Kawa Mazlum Doğan'ın ve diğer
tüm şehitlerimizin iyi bir öğrencisi
olabilmek için Zekiye gibi yanmak,
Rahşan gibi Newrozlaşmak istiyorum.
Diğer Newrozlaşan Berivan, Ronahi,
Mirza Mehmet ve Eser yoldaşların
izinde kararlıca yürümek istiyorum.
Kadının yaşam gücünün, zafer gücünün
olduğunu, kadının da yoldaş
olabileceğine olan inancımı soylu
bir eylemle taçlandırmak isteğimin
nedeni; soyluluğu bilinen tüm
tanımlarından arındırarak, kendisi
basit düşleri büyük insanın erdemi
olduğunu haykırmak isteyişimdir.
Öğrencisi olmaya çalıştığım
şehitlerimizin eylemleri üstünde çok
düşündüm. Her gün, her an devrim
ateşinde yürüyerek yanmayı, bunun
sırrını kavramayı çok istedim.
Gördüm ki bu kendini aşan insan
eylemidir. Bu kararı verdikten sonra
tekrar tekrar büyük bir iç savaşı
yaşadım. Kendimde bütün beşeri
zaafların ayartıcı gücünü son bir
kez gördüm ve yendim. Özgür yaşam,
özgür kadın tutkum bana bunu
emrediyor. Başkan APO'ya bağlılık
andımın, bu tutkunun ateşinde kül
olmak ve bu küllerden yeniden
kendini yaratmak olduğunu şimdi daha
iyi kavrıyorum.
Kendimde yaşamı yaratmak kararımda
en önemli güç kaynaklarımdan biri de
kadının Partileşme silahı olan
YAJK'tı. YAJK, hem Başkan APO'nun
kadınla yoldaş olunabileceğine
inancın eseridir, hem de inanıyorum
ki Başkan APO öğretisinin
kurumlaşmasının, yayılmasının ve
derinleşmesinin önemli silahlarından
biri olacaktır. Bu yüzden YAJK'ı
daha da büyütmek her Kürt kadınının,
hatta bölge halklarının kadınlarının
asli görevidir.
Başkanım
Zafer tanrıçamız Zilan yoldaşın
vasiyetine bağlılığımla, O'nun
görkemli eylemine sadece özüyle
değil, biçim itibariyle de cevap
olmak isterdim. Fakat zindan
koşullarında bu mümkün değil. Bu
Newroz'da ayağa kalkan binlerce
çocuk yüreğinin masumiyetiyle
buluşmak, bu vasiyetin takipçisi
olmakla mümkündür. Özgürlük tutkum
çok büyük. Bu tutkuyu yaşam gücüne
dönüştürebilmek için tek varlığımı,
kendimi Başkan APO'ya adıyorum.
Kadınlar, küllenen Kürt ateşinin
kıvılcımlarıdırlar. Küllerinden
yeniden doğmayı başaran bunun
kıvılcımı olan her kadın, özgür
Kürdistan'ın dokuyucusu olacaktır.
Ancak bu bile Başkan APO'ya cevap
olmaya yetmez. Cevap olabilmek için
karartılan her yüreğin ateşte
arınması gerekir. Ben ancak kendi
yüreğimi verebilecek güçteyim.
Kendimi Newrozlaştırırken, beynimi
ve yüreğimi, bedenimin her hücresini
bu öğretinin yoluna adadığımı bir
kez daha belirtiyor, bağlılık andımı
yineliyorum.
Yaşasın Başkan APO ve O'nun Özgürlük
Öğretisi!
Yaşasın PKK, ERNK, ARGK!
Yaşasın Özgür Ülke, Özgür İnsan!
Kahrolsun Her Türden Egemenlik ve
İşbirlikçiler!
Devrimci Selam ve Saygılarımla
Sema Yüce
21 Mart 1998
YURTSEVER KÜRDİSTAN HALKINA!
Kürdistan tarihini öğrenmek, bu
tarihten doğru dersler çıkarmak, bu
temelde PKK gerçeğini kavramak, her
Kürt bireyinin görevidir. Tarihimize
baktığımızda zayıf, parçalı ve
örgütsüz olanın direniş bağımsız bir
yaşam; güçlü örgütlü olanın ise
ihanet olduğunu görüyoruz. Bunun
nedeni; Kürtler'in kendi içlerinde
birlik olmayışları, hep dışarıdan
beklemeleridir. Bu kara tarihi bir
tek parçalamayı, tersine çevirmeyi
başaran PKK ve onun yaratıcısı
Başkan APO'dur.
Bugün halk olarak bir kez daha çok
kritik bir aşamadan geçiyoruz.
Düşman, nasıl ki her Kürt isyanını
kendi içinde parçalamış ve çıktığı
alanla sınırlamışsa ve nasıl ki her
Kürt önderinin en yakınında bir
ihanet çıkışı yaratmışsa, bugün PKK
öncülüğündeki direnişe de bunu
dayatmaktadır. Başta KDP olmak
üzere, işbirlikçi Kürtlüğü halkımıza
bir seçenek olarak sunmakta, KDP
eliyle PKK içinde işbirlikçi güç
odakları yaratmak istemektedir.
Başkan APO'nun yıllardır uğruna
mücadele ettiği Kürdistan'ın ulusal
birliğini boğmak için, engellemek
için her türlü politikayı
dayatmaktadır. Bunu yaparken biz
Kürtler'i sürgünle, açlıkla ve daha
bir çok yöntemle mücadeleden
uzaklaştırmaya çalışmaktadır. Buna
karşılık Başkan APO, Barzani
ihanetçiliği ve onun uzantılarının
tüm engellemelerine rağmen, dünya
gericiliğine karşı bizlerin
umutlarının, özlemlerinin ve
özgürlük arayışlarımızın her açıdan
öncülüğünü yapmaktadır.
Bugün her Kürt, içinde geçtiğimiz
aşamanın bilincine varmalı ve
kendini bu savaşa katmalıdır.
Yoksulluk, sürgün, asla engel
değildir. Yurtsever Kürdistan Halkı
bu Newroz'da gerçekleştirdiği büyük
ayağa kalkışla bunu ıspatlamıştr. Bu
ayağa kalkışı yaşayanlar, emeklerini
büyütmeli ve yanıbaşında sessiz
kalan herkesin sesini kendi
seslerine katmalıdırlar. Her Kürt
ailesi bir gerilla üssü haline
gelmelidir.
Unutmamalıyız ki ulus olarak tarihte
belki de tek şansımızı yaşıyoruz. Bu
şansı iyi değerlendiremezsek,
insanlığın serserileri
olacağımızdan, oradan oraya herkesin
elinde basit bir piyon olacağımızdan
kimsenin kuşkusu olmasın. O halde
insanlık ailesi içinde onurlu ve
şerefli bir yer elde etmek için,
yediden yetmişe Başkan APO'nun
taşıdığı özgürlük meşalesinin
altında toplanalım. Anadolu ve bölge
halklarıyla özgürlük kardeşlik
temelinde büyük buluşmak için
savaşalım ve yurda dönüş
seferberliğini kendimizde
başlatalım. Buna mahkumuz,
başarımızın sırrı budur.
SÖMÜRGECİ FAŞİST REJİMİN BASKILILARI
ALTINDA SOLUKSUZ KALAN EMEKÇİ
ANADOLU HALKINA!
Kemalizm, Anadolu'yu bir halklar
mezarlığına çevirmiştir. Bugün
Anadolu'da geçmişte büyük
uygarlıkları yaratan halkların
neredeyse izi bile kalmamıştır. Türk
halkı ise, kendi egemenlerinin
elinde tüm insani değerlerini
yitirmekle yüzyüze kalmıştır. Buna
karşılık öfkeler, acılar hep içe
gömülmektedir.
1998 yılında Birleşik Halklar
Ordusu'nun Karadeniz, Amanos hamlesi
Anadolu'da yaşayan tüm halklara,
emekçilere Kürdistan devrimiyle,
halkıyla buluşma ve kardeşleşme
çağrısını yapmıştır. PKK ve DHP'nin
ortak yürüyüşünde halklarımız ortak
öncülüğüne kavuşmuştur. Şimdi artık
Partiniz, cepheniz ve ordunuz
vardır. Harekete geçmek için tüm
koşullarınız mevcuttur. Şunu
bilmelisiniz ki sizlerin kendinize
ait hissettiğiniz her şey büyük bir
yanılsamadır. Sizler de özünde özgür
değilsiniz. Kürt halkı kardeşlik
iddiasında samimidir. Elini uzatmış,
Anadolu halklarının da elini
uzatmasını beklemektedir. Başkan APO
en az Kürt halkı kadar Türkiye
halklarının da acılarının çözüm gücü
olma iddia ve çabası içindedir.
Sizler de kendinizi faşist rejimin
her türlü etkisinden arındırır ve bu
çabaya katarsanız Kürdistan Anadolu
Birleşik Devrimi tüm dünya
insanlığının umut güneşi haline
gelecektir.
Artık askere değil, gerillaya
koşmalı, sokakları, şehirleri,
dağları kendi özgür geleceğiniz için
fethetmelisiniz. Sizler de Newroz
ateşinde kendinizi yeniden
yaratmalısınız.
TÜM DÜNYA İLERİCİ İNSANLIĞINA!
Tarihin görkemli bir aşamasına
tanıklık ediyorsunuz. Adını bile
bilmediğiniz bir halk kendini
küllerinden yaratıyor. Bu görkemli
yaratılış destanına sizler de
katılmalısınız. Kendi ülkenizde
devletlerinizin bu kirli savaşa
kattığı desteği protesto etmeli,
Kürdistan halkıyla kardeşlik
ilanınızı gerçekleştirmeli,
Kürdistan'da doğan ve yükselen
güneşin ışınlarıyla ülkelerinizi
aydınlatmalısınız.
Gözlerinizin önünde cereyan eden
sadece bir yükseliş değildir.
Yükselişe katıldığınız kadar, Kürt
insanı şahsında insanlığa dayatılan
büyük düşüşe karşı vicdanlarınızı,
beyinlerinizi barikat haline
getirmelisiniz. Bu topraklardan
yükselen insanlık çığlıklarını
duymuyorsanız, durun ve
insanlığınızı bir an için
sorgulayın. Göreceksiniz ki kaybeden
sadece Kürtler değil, bir bütün
insanlıktır.
Sizleri bir ahtapot gibi saran
medyadan bile baktığınızda ve takip
ettiğinizde Newrozlaşan çocukların
bedenlerinde patlayan bombaları,
umutlarına vurulan jop darbelerini
görebilirsiniz. Evinizde bir kuşa
verdiğiniz değeri ve karısında her
an işlenen bu insanlık suçuna karşı
tavranızı bir an karşılaştırın ve
sorun: Bizim için insan neyi ifade
ediyor? Bu soruya kaçmadan,
emperyalizmin sunduğu maskeleri
kullanmadan cevap verirseniz, büyük
insanlık yürüyüşünde buluşacağımız
an yakındır demektir.
KÜRDİSTAN VE ANADOLU ÖZGÜRLÜK
SAVAŞÇISI KADIN YOLDAŞLARA!
Başkan APO'nun öğretisi ve Zilan
yoldaşın vasiyeti bizlere yürümemiz
gereken yolu göstermiştir. Bize
düşen görev anlamak, kavramak ve
uygulamaktır. Bunun yolu günlük
Parti içi sınıf mücadelesini
yürütmek, kadın savaşçılar olarak bu
mücadelenin öznesi haline gelmektir.
Bu savaşta temel silahımız YAJK'tır.
YAJK'ı büyütmek, kurumlaştırmak için
her kadın savaşçı bugüne kadar
gelişen deneyimleri iyi özümsemeli,
şehitlerin öğrencisi olmalı, günlük
yaşam içinde kendini her an
yaratmanın savaşımını vermelidir.
Kadının öncüleşmesi, cins
kurtuluşunun basit bir gerçekleşmesi
değildir. Sistem bunun binlerce
düşkünleştirici seçeneğini
sunmaktadır. Başkan APO, her şeyden
önce kadının ve erkeğin hareket
ettiği zemini değiştirmek
iddiasındaır. Bunun pratik
öncülüğünü her an Parti
Önderliği'nin şahsında görmek
mümkündür. Bu anlamda her YAJK
üyesi, Parti zeminini farklı yaşam
anlayışlarının, ideolojik politik
örgütlenmenin fırsatı olarak gören
ve değerlendiren tüm anlayışlar
karşısında mücadele etmelidir.
Kadın şehit yoldaşlarımız bunun
mümkün olduğunu soylu eylemleriyle
ispatlamışlardır. Onlardan öğrenmeyi
bilelim, büyük tutkuların savaşçısı
olalım!...
Özgür Kadın; Özgür Ülke ve Özgür
İnsanlık Olacaktır!
Yaşasın Başkan APO ve O'nun Özgürlük
Öğretisi!
Yaşasın Özgürlük Savaşçısı Kadın
Kahramanlarımız!
Kahrolsun Her Türden Egemenlik!
Devrimci Selam ve Saygılarımla,
Sema Yüce
21-22 Mart 1998
|