|
DAĞLARA SEVDALI DENİZ KIZI
Dağlara
sevdalı yüreğine sığdırdığın yüce sevgileri, bu topraklara,
ekerek çıkmıştın son yolculuğuna. Bir yıl geçti üzerinden
gidişinin. Ve ben şimdi, sensiz geçen bir yılın acısıyla
yazıyorum Amara. En çok, baharını yaşamak isterdin bu dağların.
Şimdi mevsimi. Sensizlik, eksik bırakıyor bahar tadında
yaşamayı. Bu yüzden, bahara anılarınla giriyorum. Gökyüzüne
resmettiğim baharın güzelliği, gülüşünle tamamlanıyor. Mevsimin
tüm güzellikleri senin bahar gülüşünle anlam kazanıyor. Ve senin
bahar gülüşünle karşılıyorum baharı, yaşamak istediğin tüm
baharlara anılarını taşıma sözüyle……
Zaman kavramını anlamsız bırakan anıların,
yüreklerimizde demlendikçe, anlam kazanıyor yaşam. Yaşama senin
gibi bakmayı öğretiyor. Seni düşündüğüm her an, anıların tüm
ayrıntılarıyla gözümde canlanıveriyor. Seni tanımak; sadeliğin,
doğallığın ve yürekteki güzelliğin insan yüzünde yarattığı
ışığın sırrına ermektir. İlk görüştüğümüz anı hatırlıyorum. Yeni
bir ortamda olmanın sessizliği ve durgunluğu içerisindeydin.
‘Bana ne kadar uzak iki kelime’ dediğin sessizlik ve durgunluk…
Zaten, yeni girdiğin bir ortamın, ilk anları olabilir, sessiz ve
durgun olduğun anlar. Sessizliğin, seni ilk bakışta tanımamıza
engel olmamıştı. Çünkü güzelliklerini yansıtan Ceren
bakışlarında tanıdık seni. Birlikte geçirdiğimiz her an
yanılmadığımıza şahit Amara. Coşkun akan ırmaklar gibi aktın
yüreğimize. Haklısın, sessizlik ve durgunluk sana çok uzak iki
kelime. Sessiz olduğun anlarda bile mutlaka söyleyecek bir
şeyler düşünürdün. Canlı, coşkulu ve büyük bir heyecanla
yapardın tüm işleri. Panik halinin yüzümüzde yarattığı
tebessümle, hızına yetişmeye çalışırdık. Aniden kalktığın
masadan devirdiğin cam bardağın ya da sürahinin kırılması, o
kadar da önemli değildi. Gecikmesi halinde telafisi zor başka
işler vardı; halkın umut dolu bakışlarına, anlamlı bir
mücadeleyle karşılık vermek.
Sen bombalanan, yakılan, boşaltılan köylerin,
dünyanın dört bir yanına dağılan insanlarının acısını, mayına
basan, yakılan köylerde küle dönen çocukların çığlıklarını
duyumsayan koca bir yürektin. Ailenin tek çocuğuydun. Rahat
yaşam imkanın olmasına rağmen, bu mücadeleye katılımı tercih
etmen bundan değil miydi? Bu bilinç ve inançla, mücadelenin
kenarında, kıyısında yer almayı değil, orta yerinde olmayı
tercih ettin. İnsanlara olan sevgin, doğallığın, sadeliğin,
mütevaziliğin, yüzündeki güzellik kadar, yüreğindeki güzelliğin,
halka ve onun mücadele değerlerine olan bağlılığın ve
mücadeleciliğin nedeniyle, tanıyan herkesin yüreğinde büyük bir
yer edindin. Derin bir hissedişti seninki. Dünyada, insanlığın
yaşadığı tüm sorunlar, senin de sorunlarındı. Genç yaşın ve genç
yüreğinle, büyük hayaller peşinde koştun, sınırsızlığın,
bitmeyen enerjin ve artan umudunla… Halkın seni sevdiği gibi,
sen de halkı, halk çalışmalarını çok sevmiştin. Ama bu halk için
yapmak istediklerin ve yapacakların, gerilla olmadan hep yarım
kalacaktı. Günlüğüne yazdığın şu satırlarda, bunu çok açık ifade
etmiştin. Tam anlatamıyorum ne hissettiğimi…
Ben de bir özgürlük militanıyım. Ben de BAŞKAN
APO’nun kızıyım. Ben de artık bir kadroyum. Bunları söylemek çok
ağır ve zor. Yani söylemektense hakketmek lazım. Altını
doldurmak lazım. Bunu çok iyi biliyorum. Özellikle de Avrupa’yı
yavaş yavaş tanıdıkça... Ama gerilla olmadan da kendimi hep
buralarda eksik hissedeceğim gibi geliyor.
Coşku ve heyecanın ülkeye gidiş
hazırlıklarını yaptığında daha da artmıştı. Coşku ve heyecanı
görmeyecek kadar matlaşan gözlere, hissetmeyen yüreklere inat,
baharın ortasında, bahar coşkunluğunda, bahar güzelliğinde,
sadeliğinde ve doğallığında ulaştın dağlara. Zaman kaybetmeden
giydiğin gerilla elbiseleriyle, nasıl da yakışıyordun dağlara.
Ve dağlar seninle nasıl da güzelleşmişti. Son çektirdiğin o
birkaç karelik fotoğraflarında gördük bunu, gülüşündeki
güzellikte anladık. Her şeyiyle dağlara ait olmak istiyordun.
Ülkeye yolculuk için sana alış veriş yapmaya çıktığımızda yeni
bir ayakkabı almamaktaki ısrarını hatırlıyorum. İyi bir dağ
ayakkabısı almak istiyorduk sana. Ama sen ısrarla “orada herkes
mekap ayakkabı giyiyor, ben de mekap ayakkabı giymek istiyorum.
Yeni bir ayakkabı alsam da, oraya ulaşır ulaşmaz çıkarırım.
Boşuna yenisini almayın, eskilerle giderim” demiştin. Bu,
gerillayla bütünleşme isteminin ifadesiydi. Son fotoğraflarını
çektirirken de boydan boya gerilla kıyafetleriyle çekinmek
istemişsin. “Boydan çekin, mekaplarım da çıksın” demişsin. Sen
her şeyi ayrıntılarına kadar düşünürdün zaten. Bu yüzden çok
güzel bir gerilla oldun.
Dağlara sevdalı, deniz kızı. Yirmi dört yılına
ne çok şey sığdırdın. Sırrına ermeye çalışıyoruz. Yirmi dört
yıla büyük ve anlamlı bir yaşam sığdıracak kadar zekiydin,
canlıydın, coşkuluydun, mütevaziydin, heyecanlıydın,
inançlıydın, umutluydun, sevgi dolu, sevecen ve yürekliydin. En
önemlisi de Amara’dan doğan Güneş’e sevdalı bir yürektin. İşte
aldığın isimde saklı duran sırrın. Yirmi dört yıla sığdırdığın
güzelliklerin sırrına ermenin ipucuydu adın. Bir de Ceren
bakışların….
O
bir kaç karelik fotoğraflarda gördüm son halini. Sana hep
söylerdik “gerilla elbiseleri sana çok yakışır” diye.
Yanılmadık. Dağlar şahitlik etti güzelliğine. Tanıyan, gören
herkeste anlamlı bir iz bıraktığına, çok sevdiğin dağlar şahit.
Ansızın gittin, çok erken gittin. Aceleciydin, biliyoruz. Yine
de sinmedi yüreklere, sinmiyor gidişin, seni bağrına basan
dağlar şahit. Gidişinle, birçok arkadaş, birkaç cümlelik
tanışmanın tadında, ertelenmiş sözcüklere küs. Birçoğumuz da
paylaşılan zamanları, ülke tadında yaşama gayretinin
gecikmişliğine öfkeli. Hala gittiğin günün sözcüklerini
haykırıyor yürekler. ‘neden bu kadar erken’ diye. Bir yıl geçti.
Yine de seni anlatacak sözcükler bulamadım, sensizliğin
kanattığı yarayı yazamadım. Ve sensizliğe teselli bulamadım
Amara. Çok görmek istediğin dağları, çok görmek istediğin
mevsimde gördün. Bu bir teselli. Bir de şehit düştüğünde halk
tarafından karşılanmak istiyordun. Sen bu halkın istemlerine
cevap oldun. Elbette bu halk da, senin bu isteğine cevap
olacaktı. Tam da, istediğin gibi oldu. Hem de, ellerinde
olmasını istediğin, gerilla fotoğraflarınla karşıladı seni. Yine
de avutmuyor yürekleri. Yüreklerimize tek teselli, tüm
hayallerini gerçekleştirmek olacak.
Bahar mevsimi geçip gitmeye hazır. Çok sevdiğin
çiçeklerden lale, baharın en güzel rengiydi benim için. Sanki
tüm laleler, senin için açılmış gibiydi. Her baktığımda, öyle
bir his uyanıyordu içimde. Seni konuştum dağ laleleriyle. Seni
anlattım onlara. Her bir laleye dokunuşum, senin içindi. Bir de,
bu dağlara ait ters laleler var, bilirsin. Gizil bir yanı var bu
lalelerin. Eşsiz bir güzellikleri var, ama hüzünlü. Yapraklarına
dokunduğunda, gözyaşı dökerler. Senin için topladığım bu
lalelerin güzelliği seni anlatıyor, hüznü ise bizleri.
Sensizliğe alışmayan yürekleri anlatıyor. Seni anlatacak
sözcükler bulamasam da herkes tanımalı seni, tüm Kürdistan
tanımalı. Bu yüzden en güzel sohbetlerimde varsın. En güzel
anlarımda ‘O olmalıydı, O olsaydı şöyle derdi’ diyorum çoğu
zaman. Yaşama, sana ait sözcüklerle yanıt vermeye çalışıyorum.
Yüreğime kazılı sözcüklerinle… Heyecanlı ve panik halin, hala
yüzümüzde bir tebessüm; aynı sıcaklığında. Senin gibi bakmaya
çalışıyoruz yaşama. Ayrıntılarda yakaladıklarımda seni anıyorum.
Her şeyi ayrıntılarıyla incelerken, vardığın sonuçları ve
sonrasında yaşadığın o sevimli coşkunluğunu anımsıyorum.
Öğrendiğin her yeni bir şey karşısında yaşadığın heyecanı,
anılarında yakalamaya çalışıyorum. Ve seni anladıkça, anlatmaya
çalışıyorum Amara. Tıpkı senin her şeyi ayrıntılarıyla
anlattığın gibi, seni ayrıntılarıyla anlatmaya çalışıyorum.
Tanıyanlardan seni dinliyorum, tanımayanlara seni anlatıyorum.
Seni anladıkça, anlattıkça teselli buluyorum.
Seni özledik Amara. Gülüşünü özledik. Canlı,
coşkulu halini özledik. Heyecanlı, panik halini özledik. Sevgi
dolu ceren bakışlarını özledik. Her geçen gün artan özlemle
kavrulurken yaşamak istediğin tüm zamanlara ve tüm güzelliklere
anılarını taşırmak, seninle, anılarınla yaşamak, verilmiş
sözümdür. Amara’dan doğan Güneş’e sevdalı yüreğinden ve ceren
bakışlarından öperken, sana ve tüm şehitlere, şahadetinin
birinci yılında tekrar söz veriyorum.
Arjin Garzan
© PKK 2005.
http://www.pkk.org |