|
|
|
"Kadının Özgürleşmesi Çok Yönlü
Güçlenmesinden Geçer"
|
 |
|
"Savaşan Özgürleşir, Özgürleşen
Güzelleşir, Güzelleşen Sevilir"
|
 |
|
 |
|
|
PKK Özgür Toplumsallığa Yol Açma
Hareketidir
Abdullah Öcalan
Ailenin durumunu kendi ilişkilerimde
çok erken fark ettim. Koca bir
yaşamın aile gibi dar bir kurumun
içine hapsedildiğinin farkına
vardım. Bu ne anlama gelir? Bu
insanlar başka bir kurum
geliştirmemişler; hatta ailenin en
çirkini, en güzeli, en haksızı, en
doğrusu, en yaramazı, en iyisi, en
kötüsü gibi bir düşünceye sahip
olmuşlardı. Bu durum haklı olarak
beni çok erkenden şüpheye düşürdü.
Böyle bir gerçeklik, “Benim ailemden
olan her şey mükemmel ve
vazgeçilmezdir” diye kendini ifade
eder. İşte tam da burada ailecilik
vardır.
Diğer toplumlarda ise aile
değersizdir, hatta biraz gelişmenin
önünü tuttuğunda düşman sayılır.
Bizde ailecilik bu anlamda ilkel
kabilecilik ve aşiretçilikle
birlikte en kör bir çatışmaya ve
tükenişe götürür. En kötüsü de, aile
konusunda bir tutuculuğun olmasıdır.
Bireyin gözü aileden, aşiretten ve
kabileden başka bir şey görmez. |
|
Devamı... |
 |
|
Beritan Ezgisi Dilden Dile Yayılan Bir Türküdür
Ekim
ayı mücadelemiz açısından oldukça önemli bir aydır. Ekim ayı
tüm diğer aylar gibi mücadele tarihimizde önemli izler ve
tarihten hiç silinmeyecek anılar bırakan şehitlerimizin
destansı kahramanlıklarıyla doludur. Bu aya anlamını verip
ona kutsal bir misyon yükleyenler, Apoculuğun ruhunu ve
özünü yaşamlarında benimseyen, bunu pratiklerinde
eylemlilikleriyle kanıtlayan ve adlarını tarihin altın
sayfalarına yazdıran şehitlerimizdir.
25 Ekim dendiğinde ise, direnişindeki heybetiyle özgürlüğü
arayan bir aşk işçisi olan Beritan yoldaş akla gelir. |
|
Devamı... |
 |
|
ZOR ANLARIN MİLİTANI !
Zeynep
yoldaşı anlatmam istendiğinde ilk aklıma gelen cümle; ‘O,
zor anların militanıydı’ oluyor. Çünkü O’nu hep bir sorunu
çözmeye çalışırken veya zor bir süreçte en ağır görevleri
yüklenirken tanıdım ve gördüm. Çoğu kişinin tereddüte
girdiği anlarda Zeynep arkadaş, net tutumunu takınarak ve
olası riskleri de göze alarak yapılması gerekenleri
belirleyen ve uygulayan biri yoldaşımız olarak öne çıktı. O,
inandığı doğruları en net savunan ve başarıyla
pratikleştirendi. Görevli olsun veya olmasın, yapılması
gereken neyse onu yapandı. İdeolojik derinliği, siyasi
bilinci, yaşam tecrübesi ve düşmanı tanıma düzeyi nerede,
nasıl inisiyatif geliştirmesi gerektiğini sağlıyordu.
Kişiliğindeki olgunluk, düşünsel birikimi ve herkesle rahat
diyalog kurabilmesi gittiği yerde doğal bir otorite
oluşturmasını beraberinde getiriyordu. |
|
Devamı... |
 |
|
SICAKLIĞINI HİSSETMEK
Güneş, zifiri karanlığı parçalarcasına doğu
yamaçlarında yükseliyordu. Akşamdan kalan yorgunlukla yeni
bir güne subayın “ rojbaş” sesiyle başlıyorduk. İrkilerek
uyanıp, beyaz su matarasını alarak, aşağıya doğru koşar adım
inmeye başladım. Ve bu yoğun günde ben mutfakçıyım.
Kalabalık eğitim grubumuza sessizce sabah kahvaltısını
hazırlanmaya koyuldum. Kampımızın aşağısında ve hemen
mutfağımızın yanında bulunan çeşmemiz ise her zamanki
berraklığı ile Dola Koké vadisine akıyordu. Havanın
aydınlanmaya başlamasıyla, mutfakta bulunan küçük ocakta
ateş yakmaya başladım. Gürleşen güni ve heliz alevleriyle
sol yanıma koyduğum yanar halde olan fanusu söndürdüm.
İlerleyen saatlerle birlikte nihayetinde kahvaltı için
hazırladığım yemek kaynamaya başladı. |
|
Devamı... |
 |
|
ŞEHİTLERİMİZ DİRENİŞ RUHUNUN SİMGESİDİR
Şehitlerimizi
özgürlük dağlarına yönelten gerçek; dört bir yandan
kuşatılmış bir toplumda nefes dahi aldırmayan egemen
yaklaşımlar, kadının maruz kaldığı erkek egemenlikli sistem
gerçeğidir.
Bunun içindir ki, her şehidimizin özgürlük mücadelesine ilk
adımı, toplumda yaşanan çelişkiler üzerinden ve toplumsal
cinsiyetçiliğin kadın üzerindeki tahakkümüne karşı bir
direniş olarak gelişmiştir. Dağları güçlü özgürlük
arayışlarının buluştuğu mekânlar olmuştur. Böylesi güzel
insanların özgürlük arayışlarındaki şahadetlerini, yaşam
mücadelelerini yazmak, bizler için hep zor olmuştur. Her
biri şehidimiz direniş tarihine bir destan olarak yazıldı
ve yazılmaya devam ediyor. Özgürlüğe ölesiye susamışlığın
gerçeğiydi Ekim ayı şehitlerimiz. Umudu büyük olanların
direniş ayıdır Ekim. |
|
Devamı... |
 |
|
Bağlılık, İlkeli Yaşam Duruşudur
Yaşamı bütün yönleriyle kavramak, ‘gerçeğin, sevginin ve
adaletin’ arayış ve yaratıcıları olarak böylesi bir kavrayış
temelinde yaşamı benimsemek ve ondan vazgeçmemek, kadın ve
Önderlik gerçeği arasındaki yaşam militanlaşmasının sözleşme
maddelerinden sadece birkaçını ifade etmektedir. PKK’nin
kuruluş yıldönümünü, kendini yeniden yapılandırma, bunu da
kökleriyle doğru temellerde buluşarak gerçekleştirme
temelinde karşılamaya hazırlandığımız bu süreç, en başta bu
emek gerçekliğinin öncüsü ile yine O’nun büyük mücadele
ilkeleriyle oluşturduğu özgür yaşam-özgür kadın gerçekliği
arasındaki bağları doğru ele almayı, bilince çıkarmayı
gerektiriyor. |
|
Devamı... |
 |
|
DEVRİMİMİZ SEVGİYİ YARATMA DEVRİMİDİR
Reber APO
Günümüzde
kadın ve aile sorunu en önemli konulardan biridir; üzerinde
oyun oynanan, hakkında çok konuşulan bir konudur. Uğrunda
birçok şeyin yapıldığı, Kürt gerçeğinde ise bazılarının
uğruna cinayet bile işlediği, bazılarının türkü yaktığı,
oyunlar oynadığı bir konudur. Bizim gerçeğimizde bu konu
düşmandan daha fazla öldürücü bir etkiyle yer edinmiştir.
Daha önce kadın ve aile sorununa açıklık getirdik, ama bunu
daha da geliştirmek istiyoruz. |
|
Devamı... |
 |
|
Kadının Ordulaşma
İsteği Özgürlük İsteğiyle
Bağlantılıdır
Reber APO
Gerilla
ordulaşmasında kadın gerçeği neyi
ifade eder? Buna açıklık getirmek
önem taşır. Şunun için önemlidir:
“Gerilla daha çok erkek işidir”
biçimindeki geleneksel yaklaşım
bizde hayli etkilidir. Kadının da bu
konuda fazla iddiasının olmaması
veya en azından fiziki, ruhi ve
siyasal açılardan kendini tam
katamaması, ikincil planda ve
sıradan ele alınmasına yol açıyor.
Yani erkek ordulaşmasının bir eki
durumuna gelme tehlikesi vardır.
Kadın neredeyse erkeğin gölgesi
altında hareket ediyor. Pasif, kendi
özgürlük talebiyle uyuşmayan ve
gerillayı kendi kimliğini
özgürleştirmenin bir aracı olarak
görmeyen, erkek ne derse ona kölece
evet diyen veya kendiliğinden uyum
gösteren yaklaşımları var.
|
|
Devamı... |
 |
|
31 Temmuz
2007 |
|
Cinsiyetçilik Nasıl Bir Milliyetçiliktir?
Toplumsal
cinsiyetçilik öylesine tehlikeli bir aşamaya gelmiştir ki,
milliyetçilik olarak belirlemek yerinde olacaktır.
Toplumları, halkları, toplumsal kesimleri, bireyleri
birbirine karşı zehirleyen, savaşların öz suyu olan
milliyetçiliği salt politikanın kendisi olarak tanımlamak
yetersiz olacaktır. Politik sahada milliyetçilikle mücadele
etmek kadar milliyetçi karakter alan diğer toplumsal
olguları da günümüzün tehlikeli gelişmeleri olarak
değerlendirmek yerinde olacaktır. Toplumsal cinsiyetçiliğin
bir tür milliyetçilik olarak tanımlanması aslında net bir
tanımlama olarak çok fazla dilimize ve gündemimize yerleşmiş
değildir. Cinsiyetçilik ve milliyetçilik ilişkisi ve neden
böyle tanımlandığı yeterince anlaşılmazsa ideolojik karşı
koyuş ya da red ediş de yeterince gelişmez. Konuya geçmeden
önce bilinen ancak tekrar belirtilmesinde faydalı olabilecek
tanımları hatırlatmak iddialı olan bu tespitin anlaşılmasına
kolaylık sağlayacaktır. |
|
Devamı... |
 |
|
31 Temmuz
2007 |
|
SÖMÜRÜCÜ ÇİRKİNLİK, KADIN KURTULUŞ
İDEOLOJİSİNİN GÜZELLİĞİ İLE
AŞILACAKTIR!
İdeolojiler
toplumların “Nasıl yaşamalı”
sorusuna verilen cevabı teşkil
ederler. Nasıl sorusu ideolojinin
temel karakterini, özelliklerini
ifade eder. Beş bin yıllık uygarlık
sistemi ideolojileri, erkekçi,
Devletçi ve savaşçı karakterleriyle
yaşamı tek yanlı ele almış ve bu
nedenle de sömürü, baskı, bunun
karşısında da isyanlar ikili bir
biçimde süregelmiştir. Egemenlerin
ve ezilenlerin ideolojileri olarak
ifade edebileceğimiz bu ikililik,
çeşitli evrimsel ve devrimsel
süreçleri yaşayarak bazı değişimleri
yaşamıştır. Birbirleri ile kıyasıya
mücadele eden bu iki taraf, dönem
dönem birbirlerini dolaylı ya da
dolaysız etkilemişlerdir de. Zaten
değişimlerin esası da buna dayanır.
|
|
Devamı... |
 |
|
|
|
YAJK, Yüce Amaçlara Doğru Tırmanışa
Geçiştir
YAJK,
güzel yaşamanın binlerce
duygularının kişiselleştiği, sevgi
kişiliğinin dayatıldığı bir güzellik
ocağıdır, karargâhıdır, bahçesidir.
Bu, büyük savaşçılıktır, en
güvenlikli yerdir, yaşam
karargâhıdır. Bunun üzerinde
duygular savaşından tutalım
felsefeye kadar birçok olgunun
boyutlar kazanacağı bir örgüttür.
Tarihsel ve toplumsal
gerçekliğimizde kadın etrafındaki
düşüş bu kadar dipteyse, iradesizlik
ve örgütsüzlük varsa, tarihten,
topraktan ve özgürlükten yoksun
bırakılmışsa, sahte bir yaşamın
bitiş noktasıysa, hatta toplumsal
kenefiyse, bu silahın tüm bunları
yerle bir etmek gibi bir ifadesinin
gelişmesinin gereği de açıktır.
Kadın ne kadar düşmüşse o kadar
yükseltilmek isteniyor.
|
|
Devamı... |
 |
|
26
Ocak 2007 |
|
YAŞANANLAR BİR
KADER Mİ?
S on
yıllarda yaşanan kadın intiharları,
töre cinayetleri, kadına karşı
gerçekleştirilen şiddet ve baskılar
karşısında kadının da içerisine
girmiş olduğu mevcut durum ve
yaşadığı zorlanmaları sonucunda,
sorunun kaynaklarını ve nedenlerini
bilince çıkartarak aşabilme yönünde
nasıl bir yol ve yöntem izlemesi
gerektiğini sorgularken, buna karşı
aslında kadının yaşadıklarının bir
kader olmadığını buna karşı kadının
örgütlenerek, mücadele verebileceği
gerçekliğiyle çözüm arayışlarını
derinleştirerek bunun bilimsel ve
ideolojik bir bakış açısıyla ele
alınması gerektiğini düşündük. Bizde
bu konular üzerine Ruşen Bezar
arkadaşla tartıştık , yapılan
röportajı sunuyoruz.
1- 21. yy da toplumda neden bu
kadar şiddet olayları gerçekleşiyor
ve bunun sosyolojik nedenleri nedir? |
|
Devamı... |
 |
|
26
Ocak 2007 |
|
ÖZGÜRLEŞMEDE TOPLUMSAL CİNSİYETÇİLİK SORUNU
Yaşadığımız
yüzyıl gerçekliğinde en çok tartışılan konulardan biri
kadın sorunudur. Ne var ki, çözüm üretmede yada sorunu
tanımlamada hep eksik kaldığımız bir yandır. Kadın
çözümlemeleri çoklukla hep eksik ve tek yanlı bir bakış
açısıyla ele alınmıştır. Kuşkusuz ki bundaki önemli
etken erkek bakış açısının aşılamamasıdır.
Kadın Devletçi Hiyerarşik erkek
egemenlikli sistem içerisinde baskıya ve sömürüye maruz
kalan kesimlerin başında gelmekte ve bu birçok çevre
tarafından kabul edilmektedir. İnsanlığın ilk
dönemlerinde Ana kadın yaşamın her alanına damgasını
vurmuştur. Toplayıcılığı, doğurganlığı ile yaşamı
belirleyen ve örgütleyendir. Toplumsallık insanı insan
yapan en önemli faktördür. |
|
Devamı... |
 |
|
17 Aralık 2006 |
|
Kadınlar Neden İntihar Ediyor?
Arjin Garzan
Kadın,
Kürtçe’de "jîn" yaşam anlamını taşıyor. Kadın
ve yaşam arasındaki bağ, insanın toplumsallaşmasında, yani
insana dair yaşam gerçeğinde kadının oynadığı rolle
bağlantılıdır. İnsanın yaşamsal ihtiyaçlarının
karşılanmasında kadın emeğinin belirleyiciliğini, kadın-ana
etrafında şekillenen doğal topluma ait bulgulardan
rahatlıkla öğrenebiliyoruz. Kadın-ana etrafında gelişen
evcil düzene doğal toplum deniyor. Doğal toplumu, kavram
düzeyinde bile ele aldığımızda kadın ve yaşam arasındaki
bağı anlayabiliriz. Doğal toplum, sade toplumdur. Sadelik,
doğallık yalana uzaklıktır. Doğal toplumda bu anlamda yalan,
ikiyüzlülük, sahtelik yoktur. Eşitsizlik, baskı, zor yoktur.
Her şey kendi doğallığında gelişir. Paylaşım, eşitlik,
özgürlük, sevgi vardır doğal toplumda. Kadın, doğal toplumda
sürekli bir yeniliği yaratır ve insanlığın ihtiyacını
karşılayan her bir üretimini, yaratımını tüm toplulukla
paylaşır. Yaşar, yaşatır. Bu karakteri nedeniyle kadın,
yaşamı ifade eder. |
|
Devamı... |
 |
|
25
Kasım 2006 |
|
ŞİDDETİN PANZEHİRİ KADININ ÖZ
ÖRGÜTLENMESİ OLACAKTIR
Toplumsallaşmayı
yaratan kadın, iktidarın
gelişmesiyle birlikte ilk düşürülen
varlık olmuştur. Onunla birlikte
toplumun tüm hücreleri iktidarın
altında ezilen ve aynı zamanda ezen
bir konuma düşmüştür. Doğal topluma
karşı bir sapma şeklinde gelişen
hiyerarşik, devletçi toplumun özü,
iktidardır ve bu şiddetle örülür.
Böylelikle toplumsallığın en temel
dinamikleri olan kadın, gençlik ve
çocuklar şiddetle ehlileştirilerek,
erkek egemenlikli sistem
kurumlaştırılarak,
süreklileştirilmiştir. |
|
Devamı... |
 |
|
25 Ekim 2006 |
|
Kadınım Yaşıyorum Varım
Kadına karşı uygulanan
şiddeti bir gün kınamakla ortadan kaldırabilir miyiz
bilemiyorum, çünkü çok uzun soluklu, köklü ve çetrefilli bir
mücadele. Uygulanan şiddeti bir nebze olsa tanımlayıp,
ifadelendirebilirsem ve bu vesileyle sadece bir kadının
anlam dünyasına bir damla olabilsem. Ve zihinlerimize her
gün çarpan şiddeti bir an bile durdurabilsem çok büyük
mutluluk duyarım. Çünkü biz kadınlar üzerinde çok derinlikli
şiddetin uygulanarak nesneleştirildiği, tarihin en eski
varlıklarıyız. Öyle köklü bir kültür ki adeta bize
içirilmiş, giydirilmiş, bedenimiz haline dönüştürülerek,
kimliğimiz olmuştur. Hepimiz “kızını dövmeyen dizini döver”
sözleriyle büyütülerek şiddetle disipline edilmedik mi?
Bizlere itaat, erkeğe ise hükmetme düşmüyor mu?
|
|
Devamı... |
 |
|
|
|
24 Ekim 2006 |
|
Beritan Özgürlüğe Susamışlığın Duruşudur
YAJK Açıklaması
Tarih ve gelenek, insanın, toplulukların ve halkların bellek
ve direnç gücüdür. Yaşam her gün yeniden yaratılır, ama
“nasıl”ına ilişkin en büyük cevap tarihte ve gelenekte
gizlidir. Nasıl ki, bir ceninin gelişim seyri evrenin
gelişim tarihinin bir anlatımı ise ve doğa, insan oluşumuna
böylesine bir anlam ve söz gücünü yüklemişse, oluşurken,
insanlaşırken, halklaşırken ve kadın veya erkek olarak tanım
arayışındayken, tarih ve gelenek belleğimizi ve direncimizi
oluşturacaktır. Anlamsız ve tanımsız asla değiliz! Her şey
kendi kökünde ve kendi doğasındadır. |
|
Devamı... |
 |
|
Kadın Kurtuluş İdeolojisi PKK
İdeolojisinin Temelini Oluşturur
KKK Önderliğinin yeni paradigması temelinde 2005
nisan ayında gerçekleştirdiği kongreyle yeniden inşa edilen PKK
de yer alan kadın yapısı birinci olağan konferansını 18-21 mart
tarihleri arasında gerçekleştirdi.

KKK Önderliği PKK’yi bir kadın
partisi olarak nitelendirmiş ve bu yönlü PKK’de ki kadına
öncülük misyonu biçmişti. PKK içindeki kadın gücüde
gerçekleştirdiği birinci olağan konferansında kendisini YAJK (
Yekitiya Azadiya Jınen Kurdistan) olarak örgütleme kararı aldı.
YAJK’ın bundan sonra nasıl bir
çalışma yürüteceği, KJB ve PAJK’la hukukunun nasıl olacağı
konusunu PKK meclis üyesi Dilan Nurhak’la konuştuk. |
|
Devamı... |
 |
|
BASINA VE
KAMUOYUNA
PKK I. Kadın
Konferansı
PKK
I. Kadın konferansı KJB
bileşenlerinden 75 delegenin
katılımıyla 18-21 Mart 2006
tarihleri arasında
gerçekleştirilmiştir. Otuz yılı
aşkın tarihi özgürlük mirasına sahip
çıkılmasını ve geliştirilmesi
temelinde konferansımız YAJK (Yekitiya
Azadiya Jinan Kurdistan)’ın ilanına
gitmiştir.
Demokratik
Konfederalizm Önderi Reber APO’nun
perspektifleri ışığında ve Şehit
Viyan şahsında tüm özgürlük
mücadelesi şehitlerimizin anılarının
yol göstericiliğinde
gerçekleştirdiğimiz konferansımızda
Önderliğimizin durumu özel gündem
olarak ele alınmıştır.
|
|
Devamı... |
 |
|
İMRALI’DAN…
2000’li yıllar: kadına, derin bir yokluğu
yaşatan uygarlığın karanlık çağlarına inat, kadın özgürleşme
yılları olacaktır! Ben aslında bu uygarlığı karanlık, buzlu bir
çağ olarak görüyorum. Fakat 2000’li yılların başından itibaren
kadın baharlaşması başlamıştır. Uygarlık tarihi boyunca kadın
cinsine yönelik yalancılığa, zorbalığa dayalı egemenliğin sert
kışına ve sert karına karşı, karı ve buzu delen kardelenler gibi
kadın özgürleşmeleri gerçekleşmektedir. Bununla kadın
baharlaşması, kadın baharına doğru sert kışa ve kara karşı
çiçeklenme, kadın özgürlük hareketinin çiçeklenmesi
gerçekleşmektedir. Bu düzeyi önemli buluyorum. Ben kadına
yüreğim ve aklımla ilişkilendim. Kadınla bütünlüğü alnımdan,
beynimde bir bütünlüktür. Kimliğim budur, formasyonum budur,
kadına bakışım budur.
Bu temelde 2000’li yıllarda yaşanan kadının
baharlaşmasına, özgürlük çiçeklenmesine bin selam diyorum.
Çocuklara ve sizlere şunu söylüyorum. Sizlerden biri olmayı
isterdim. 50 yaşındayım ama çocuklar gibiyim. Hem kadınlar, hem
çocuklar için, halkımız için özgür bir birey olarak kalmayı onur
verici buluyorum. |
|
Devamı... |
 |
KADIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN
GÜNDEMLEŞMESİ ORDULAŞMASIYLA MÜMKÜNDÜR
Bir devrimin özgürlük düzeyi ilişkilerdeki özgürlük düzeyine
bağlı olduğu gibi, özgün olarak da kadın erkek ilişkilerindeki
özgürlük düzeyiyle oldukça bağlantılıdır. Özgürleşme, bir
anlamda bireyler arası ilişkileri özgürce tartışma,
kararlaştırma ve yürütme gücünde olmayı ifade eder. Böyle
bireylerin oluşturduğu topluluklar, özgür topluluklar olarak da
değerlendirilir. Bu toplulukların oluşturduğu topluma da özgür
bir toplum denilir. Devrim, bu anlamda bir toplumu en üst
düzeyde özgürleştirme eylemidir. Bir toplumun yakıcı, hızlı ve
genel bir özgürleşme ihtiyacı varsa, yapılması gereken o topluma
çok şiddetli bir devrimi dayatmaktır.
|
Bu
yaşıma geldiğim halde, bu ilişkilerde kolaylığa ve
yüzeyselliğe kaçmıyorum. Yani geleneksel, inkârcı ve
yüzeysel ilişki tarzı itibar etmediğim ilişki
tarzıdır. Devrimci tarzı, yoldaşlık tarzını
deniyorum. Bu çok zor bir tarzdır, ama örgütlüyor,
partileştiriyor ve savaştırıyor, bu anlamda
güzelleştiriyor ve sevdiriyor. |
Bir toplumda ulusal sorun varsa öncelikle o özgürleştirilir; bu
da kendi kaderini tayin etme ilkesi olarak değerlendirilir.
Sınıflar arası baskı, eşitsizlik ve antidemokratik bir yönetim
biçimi varsa onu çözer ve buna da demokrasi denilir. Bunu bireye
indirgediğimizde, her bireyin temel haklara kavuşturulması
sorunu vardır. Bu da eğitimdir, sağlıktır, iş güç sahibi
olmadır, yeteneklerine göre çalışabilme, temel hak ve
özgürlüklerini elde etme durumudur. Bilimin özgürleşmesi de
böyle tanımlanabilir. |
|
Devamı... |
 |
|
ÖZGÜR
KADIN PERSPEKTİFLERİ 
Bir kadın ne kadar
özgürse, onun mensup olduğu halk da o kadar özgürdür
Kürt toplumunun sosyolojik değerlendirmesini yaparak, işe önce
kadınla başlamanın daha anlamlı olacağını ortaya çıkardım. Bu
benim vardığım bir sonuç.
Bu, benim yürüttüğüm büyük savaşımla çok yakından bağlantılı.
Öyle birkaç tez, birkaç teorik çalışma olarak görülmemeli.
Savaşın çok yönlü gelişmesi, özellikle örgüt içi ortamın
geliştirilmesi, hatta 'neden güçlü kişilikler oluşmuyor, komuta
kişilikleri, güçlü siyasi kişilikler neden oluşamıyor' sorusuna
giderek daha derin cevaplar vermeye çalıştığımda, 'kadınların
kurtulması gerekir' gibi bir sonuç çıkardım. YAJK tamamen bu
düşüncenin bir ürünüdür. Bu anlamlıdır. "Önce kadınları vurun"
sloganı bizim bu çalışmamızın içinde şimdi çok daha iyi
anlaşılıyor. |
|
Devamı... |
 |
|
Neolitik Devrim Kadın Devrimidir
Aslında kadınlarla ilgili birkaç şey söylemek istiyorum.
Sanırım bu aralar onların toplantıları vardı. Neolotik devrim
dediğimiz şey kadın devrimidir. Gordon Childe'da da bu var.
Sınıflı tarih, uygarlaşma ve uygarlık devrimi de erkek
devrimidir. Erkek egemenlikli toplum baskıcıdır, kavgacıdır.
Neolotik devrim kadın devrimidir. Kadın yoldaşlar bunu
incelemeliler, bu temelde eğitimlerini derinleştirmeliler. Kadın
yaşamına ilişkin edebi nitelikte olan eserleri okusunlar.
Kleopatra ve Safiye Sultan gibi kitaplar var. Devlet ve kadın
denen olayı anlamak için günümüz kadın hareketini incelesinler.
Kadının gözüyle nasıl bir toplumsal yaşam sorusuna cevap
olabilmelidirler. Bu çalışmalar sonucunda kadının kölelik ve
özgürlük tarihi ortaya çıkar. Ben de yoğunlaşıyorum. Bu alanda
çalışmayı çok tarihi ve önemli buluyorum.
Kadınlara
yönelik bir eğitim programı taslağı hazırlamak isterdim. Bu
konuda çok okumalı ve araştırmalarını derinleştirmeliler. Ben bu
sorunu, kadınların ekim yapıp hayvan beslediği neolitik
devrimden başlatıyorum; devletin ortaya çıkmasıyla -ki
Sümerlerden başlar- kadının toplumsal düzeyde, ruhsal düzeyde,
siyasal düzeyde ve erkeğe karşı cins olarak büyük kaybettiği bir
dönemdir. Beş-altı binyıllık köleliğin yaşandığı bir dönemdir.
Bunu bilince çıkarmalarını diliyorum.
|
|
Devamı... |
 |
|
|
|
|