|
İNSAN YAŞADIĞI
ORTAMIN ESERİDİR.
Bizim Delila…
Andok’un
tepesi yemyeşil ormanlığın üzerine
oturmuş gibiydi. Ona bağlı ve
uzantısı tepelerde öyleydi. 15
Ağustos noktası denilen ormanlıklı
tepenin yamacında konaklamışız.
Orman çok sık. İstediğin gibi
yürüyemezsin. Küçük kuru ağaçların
kapattığı yerler yakında açılır.
Yemek ve çay ihtiyaçlarını
karşılamakta kullanılacak. Yaş ağaç
kullanmak yok. Çünkü korunağımızlar.
Onlar oldukça kuru ağaçlarda olacak.
Alanımıza bir takımlık bayan
arkadaşta katılmış. Aramız ne uzak
nede yakın mesafede. Uzak olamaz
çünkü güvenlik sorunları çıkar.
Burada sessizlik hakim. Sessizlik
içinde işlerini göreceksin. Hele
gece bu daha önemli. Gündüzleri
keşiflerden sonra biraz
gürültülerimiz oluyor. Yamacın en
güzel yerini aramızda paylaşmışız.
Onlar suya daha yakın. Yakın derken
biz uzak sayılmayız. Çünkü aramızda
ki uzaklık suya neredeyse eşit. Yani
coğrafyayı iyi tutmuşuz. İhtiyaçları
karşılamaya göre yerleştiğimiz
yerleri belirlemiyoruz. Önce
güvenlik ve bunun yanında ihtiyacın
temini. Güvenlik derken sadece
saklanmak değil. Aynı zamanda dışa
karşı beklenmedik, bir tehlike
olmak. Kısacası dağ ya da tepenin
derinliklerine gömülmek, orada
onunla bir parça olmak. Bir süre
sonra çevrede ki canlılarda sana
alışıyor. Hep birlikte güvenliğinizi
paylaşıyorsunuz. Kuşların sesi
aniden kesildi mi ya da birden
uçuşup paniklediler mi, bu demektir
bir tehlike sezmişlerdir. Onları
duymak, görmek, hissetmek ve
davranışlarını doğallıkla
izlemelisin. Ondandır ki ormanda
doğal bir sessizlik ve seslilik
uyumla bulunur. Çevrenin yapısındaki
seslenişler ve gürültüler dışındaki
her kıpırtı ve ya bir ses dikkat
kesilmeyi izlemeyi, anlamayı ve
hissetmeyi gerektirir. Zaten sende
hep hazırlıklısın. Ortak kaygılar,
sezgiler, tedbirler içindesin.
Bir yaz sabahı hepimiz
uyanık günlük uğraşların
hazırlığındayız. Birden bayan
arkadaşların bulunduğu yerden bir
çığlık sesi geldi. Silahı kaptığım
gibi onlara doğru koştum. Zaten
yakındalar. İlk gözüme çarpan her
şeyin normal bir havada olduğuydu.
Şaşkınlıkla yaklaştım. İzin istedim.
Ayakta duran iki bayan arkadaş
vardı. Diğerleri çevrelerine
oturmuştu. Niçin geldiğimi anlamış
gibiydiler. Ayakta duranlardan biri
biraz utangaçlık yaşıyor, hafif yüzü
pembelik geçirmişti. Heval bir şey
mi oldu? Diye sordum yavaşça.
Arkadaşlar gülümsediler ve hayır
dediler. Sadece günün uygun
zamanlarında karate öğreniyoruz diye
yanıtladılar. Anlamadığımı sezerek
devamla : “Delila arkadaş
karatecidir. Bize de öğretiyor. O
atılan çığlıkta oydu” dediler.
Delila’ya baktım, ne düşündüğümü
bilerek araya girdi:
—Bir an konsantre sonucu çığlık
attım. Aslında buna dikkat
ediyordum. Bu ilk defa oldu. Bundan
böyle dikkat ederim,” diye
yanıtladı. Karate öğrenişlerine
sevinmiştim. O arada diğer
arkadaşlarda yakınımıza gelmişti.
Ayaküstü biraz sohbet ettik.
Delila:
-“aslında konsantre olunca
bilinen çığlık oluyor. Ne yapalım
koşullar gereği kendimizi sıkıyoruz.
Ama böyle olunca verdiğim dersler
biraz tekniki kalıyor. Kendimi tam
katamıyorum. İnsan kendini
katamayınca olmuyor,” dedi. Daha
önce bilmiyordum karate bildiğini
neden söylemedin. Deyince
-“önce işe yaramaz sanıyordum.
Sonra baktım ki insana burada da
lazım olur. Bayan arkadaşlara yakın
döğüş tekniklerinin bir kısmını
göstermeye başladım.”
Durum anlaşılmıştı. Ne var ki o
çığlığı attığında doğada tek bir
yadırgayıcı davranış olmamıştı. Asıl
buna şaşırmıştım. Her şey yolunda
gibiydi. Demek çevredeki canlılar da
sesin ve yaşananların bir tehlike
olmadığını bizden önce bilmişti.
Doğrusu bu.
Sonra, çok zaman sonra onu
kültür çalışmalarında gördüm. Ne
yapıyorsun diye sordum. Şaşırmıştım.
Kültür çalışmasıyla ilişkisini
kuramadım. Yanında ki arkadaşlar
bana onun müzik gurubunda olduğunu
söyledi. Bir an yanıt vermemişti.
Nasıl çalıyor musun yoksa söylüyor
musun dedim. Arkadaşlar ‘sesi
güzeldir, söylüyor’ dediler. Ne
zamandır söylüyorsun. Hiç
bilmiyordum dedim. Karateci olduğunu
biliyordum ama sanatçı olduğundan
haberim yoktu.
—O zamanda söylüyordum” dedi.”
Ama aramızda söylüyorduk.” Doğru o
zamanlar öyle bir fırsatımız
olmamıştı. Hep görevlerden dolayı
bir arada kalamıyorduk. Çok sonra o
çalışmalardan ayrılmıştı. Kendisiyle
bir kere daha görüştüğümde neden
kültür çalışmalarına gitmiyorsun
dedim. Bizim için önemli bir
alandır.
—O “hayır “ dedi. “Bir daha oraya
dönmem.”
Yani müziği bıraktın mı? “Hayır
bırakmadım.” Yani nasıl dedim.
-“Şimdi kaldığım yerde rahatım.
İnsan kaldığı ortamla ya gelişir, ya
da biter.” Anlayamamıştım.
-“Gerilla ortamı benim için daha
geliştiricidir. Kimi ortamlar vardır
ki insanı geliştirmiyor. İnsanın
zayıflıklarını güçlendiriyor”
Bunları söylerken gözleri
yaşarmıştı. O süreçler hareketimizin
içten çökertilmekte olduğu zamandı.
Kendisini iyi tanırım. İyi bir
savaşçıydı. Gözü pekti. Canlı ve
girişkendi. Hep bir şeyler yapar boş
durmazdı. Sağa sola da pek aldırdığı
yoktu. Yapacağı bir iş varsa
yapardı. Etraf ne düşünür ne algılar
diye bir sorunu olmazdı. Sanırım bu
konuda sorunlar yaşanmıştı. Yine de
kültür çalışmalarını düşünmesini
söyledim. Ama çok kararlıydı.
-“Müziği bırakmam. Ama kültürde
değil” dedi. “Gerilla ortamı daha
güzel. Orada kendimi buluyorum.
Kendimi gerçekleştirmenim koşullarlı
daha çok”
Doğru dedim. Ama insan kendisini
gerçekleştirmek isterse birçok yerde
yapabilir, dedim. “Hayır” dedi.
-“Bu düzeyde olmak içi zaman
gerek. Benim için en iyisi gerilla
dedi… Orayı bilirsin. Zaten
buralarda pek kalmak istemiyorum.
Yine Kuzeye gideceğim. Andok’a
gideceğim. Orayı özledim. Oraların
havası başkaydı. Bilirsin sen” dedi.
Tamda zayıflığımı yakalamıştı.
Andok deyince hiçbir şey
demeyeceğimi iyi biliyordu. Andok,
Amed ile Garzan arası güzel bir
alan. Zaten hem Garzan’ın hem
Amed’in Meşe Mazi ormanını kendisine
örtü yapmış. Gözü oralardaydı. Aklı
oradaydı. Belki de beni hiç
dinlememişti. Mutlaka oraya gitmesi
gerektiğini söylemişti.
-“Orada insan daha özgürdür.
İnsan daha rahattır. İnsan gerilla
ortamında kendi kendisiyledir. Orda
çelişkiler oportünistçe değildir.”
Diyordu.
Birkaç kez daha görüşmüştük. Hep
tekrarladım. Oysa hep diretti.
-“Müziği de yapacağım,
gerillacılığı da. Olacak ikisi de
olacak…”
Biz ayrıldıktan sonra aramızda
kalan son sözler buydu. Bir daha
görüşme olanağımız olmadı.
TİMUR FİDAN
|