|
DEVRİMDE KENDİSİNİ YARATAN
KÜRDİSTAN,
SANATTA KENDİSİNİ YARATAN
KÜRDİSTAN GERÇEĞİDİR
Politika ve sanat ilişkisini nasıl
ele alalım? Bu konuları da ele almak
gerekiyor. Kültür sanat nedir?
Kültür ve sanat arasında ne fark
vardır? Bunların tanımını yapmak
gerekir. Ben bu kavramları halen
doğru dürüst kavrayamıyorum.
Kültür nedir?
Sanat nedir?
Ahlak nedir?
Biraz daha somut bir tanım
gerekli. Biz bu konularda çok
yeniyiz. Fakat devrimci
politikamızda, PKK gerçeğimizde,
Kürdistan'da sanat, hatta devrimci
sanat ilişkisinin ne olduğunu,
bağımlı olamayacağını ortaya
koyacağız. Buna bir cevap gerekiyor.
Bir de Kürdistan'da sanat var mı,
yok mu, o da ayrı bir mesele
aslında. Kültür var, ama neyin
kültürü? Bu da başlı başına bir
konu. Bu konular ciddi inceleme
ister. Bu incelemeleri biraz
birikimi olanlar yapabilir. Sanat
üzerinde başka tanım yapabilecekler
var mı?
Kültür nedir?
Ekonomi de bir kültürdür.
Masal değerlerinden tutalım bilimsel
değerlere kadar hepsi kültür içinde
gelişiyor.
Bu alanların aslında
Kürdistan için neyi ifade ettiğini
anlatmamız gerekir. Bunları çok
soyut kavramlar olarak
özümsemişsiniz. Kürdistan'da kültür
sorunu nedir? Kürdistan'da sanatın
işlevi ne olacak? PKK mücadelesiyle
bağlantı içerisinde ne olacak?
Ahlaki biçimde cevap verilmiş. Ahlak
ve PKK olayı oldukça somutlaşmıştır.
Fakat sanat için aynı şeyi
söyleyemeyiz. Kürdistan'da kültür
problemi sorunlarına o denli hakim
değiliz veya kavramlaştırma ve
uygulamada belli bir boşluk var.
Hepsini incelemek
imkânsızdır. Sınıfsal da olabilir,
ama hangi biçimdedir? Mesela sanat
kültürü vardır. Sanatında elli tane
kolu var. Ekonomik kültür, siyasi
kültür, insanla ilgili birçok kültür
kolları vardır. Hepsini incelemek
imkânsızdır. O kadar incelemeyi
belki başaramayız. Bizim, en azından
devrimci sürecimiz için, soruna el
atabileceğimiz kadarını kestirmemiz
gerekiyor. Benim bazı soruları bile
sormam yeterlidir. Anlamlı bazı
soruları ortaya çıkarabilirsek o da
yeterli.
Görünürde daha da
kavramlaştırmayı nasıl yapabiliriz?
Kurtuluş mücadelesinin
ortaya çıkardığı kültür ve sanata
karşılık vermek gerekiyor. Yani
devrimle ilgili olduğu kadar, sanat
da bir kavram ve bu etkinliğe bir
uygulama imkânı verdirebiliriz.
Bunun devrimci politikayla
ilişkisinden bahsediyoruz. PKK'nin
çıkışıyla ilişkisinden bahsediyoruz.
PKK ve kültür, PKK ve ahlak soruları
şimdiden ortaya çıkmış durumda.
Şüphesiz böyle değişik tanımlar da
yapacağız. Hemen bir tanımı
düşünüyorum da. Sizlerle böyle bir
sohbet havası içinde sanırım şunu
belirtebilirim; insan etkinliği
içerisinde, insan türünün doğal ve
toplumsal kuralların acımasızlığı
altında, maddi yaşamını üretirken
karşılaştığı zorlukları,
yoksullukları ve acıları dindirmek
için yaptığı yaratış
faaliyetleridir. Dikkat edelim,
insana özgü bir yaratma faaliyeti.
Örneğin, politika sanatı
denir, ama bu söylediğim anlamda bir
sanat değildir. Ekonomi sanatı
denir, ama bu da belirttiğimiz
türden sanat olmuyor. Bu konuda
politika, ekonomi daha çok belli
kurallar altında yürüyor. Toplumsal
yaşamdır. Sanat biraz daha
değişiktir. Sanat; politik
mücadelede, ekonomik mücadelede,
hatta ideolojik mücadelede
karşılaşılan zorlukları, darlıkları
yetersizlikleri, acıları giderme
ihtiyacından kaynaklanır ve bu
ihtiyacın karşılanması için ortaya
çıkardığı ürünler olarak
tanımlanabilir. Bir türküyü örnek
olarak ele alırsak, bizdeki türkü
kültürüne bakalım, toplumsal ve
doğal zorluklar karşısında sese
yüklenerek oluşturulan bir üründür.
Bazı türküler sevinmemize, coşkumuza
yol açar, ezgiler ise, acılarımızı
ses haline getirerek
anlamlandırmaya, onlarla çağrışım
kurmaya, dolayısıyla acılarımıza
merhem olmaya götürür. Aynı şey
diğer sanat türleri için de
geçerlidir. Oyun, yazılı edebiyat
türleri, heykel, resim, edebiyatın
çeşitli türleri de böyle
değerlendirilebilir.
Büyük mücadelelerin
verildiği yerlerde, büyük zorluklar
ve acılar yaşanır. Dolayısıyla büyük
sanat eserleri ortaya çıkar. Ve
acıların, zorlukların türleri kendi
sanat türlerini de yaratır. Fakat
burada anlaşılması gereken sanat,
tamamen bir insan işidir. Hem de
insanın politik mücadelesinin işi
değildir. Politika bir yerde
toplumun diyalektik materyalist
felsefeye göre yaşaması gereken
tarihi bir sürecidir. Biraz da
bilimseldir. Politika bir bilim
olarak işleniyor, bir sanat olarak
değil. Sadece bir bilim olarak ele
alınıyor. Yine ekonomi bir sanat
olarak değil, bir bilim olarak
işleniyor. Bilimle sanat arasında
fark var, ama birbirlerine zıt
değildir. Sanat kesinlikle bilim
değildir. Sanat aslında bilim
dışında, bir anlamda bilim ötesi bir
olgudur. Bu yorumu bir de ideoloji
yönünden ele alırsak, sanat ideoloji
de değildir; bilim ve ideoloji
dışında kalan alandır. Mesela
PKK'nin yürüttüğü mücadele bilimsel
sosyalizme dayanıyor; bu anlamda
bilimsel anlamı olan bir politik
savaştır. Bu anlamda sanat savaş da
değildir. Fakat daha şimdiden birçok
sanat alanına yansımıştır. Yani
sanat alanı olarak tabir
edebildiğimiz alanlara etkide
bulunmuştur ve sanat alanlarını da
dönüşüme uğratıyor. Mesela klasik
oyun, türkü düzeni artık
farklılaşıyor. PKK'nin devrimci
sonuçlarını dikkate alarak hem
yansıtma, hem de dönüşmeyi yaşıyor.
Bir yerde okumuştum, tam
hatırlayamıyorum, ama şöyle
söylüyordu; Sanat, insan
faaliyetlerinin yansımasıdır,
dönüştürülmesidir.
Kimi yansıma olması
gerektiğini söylüyor, kimi dönüşüm
olması gerektiğini söylüyor. Bizde
dönüşüm yanının ağır basması daha
nettir. Açık salt bir yansımayla
yetinilmeyeceği, yaratıcı bir
ameliyattan geçmesi gerektiği
kanısındayız. Dolayısıyla dönüşüm
gerekiyor. Bizde sanat alanında
devrimci dönüşüm, sanatsal dönüşüme
denk düşer. Kürdistan için devrimci
bir sanat, olsa olsa şu anlama
gelir: Çok doğru bir mücadele
sürecinden geçiyoruz, bilimsel
sosyalizmin kılavuzluğunda
yürüyoruz. Bu, politik ve askeri
olarak bilimi de zorluyor. Bununla
yetinmeyerek, artık giderek sanatın
konumuna da ulaşmayı gerekli
kılıyor. Dolayısıyla sanat
yaratılmalıdır.
Ama "devrimci sanat
yaratılmalı" derken, başlı başına
bir savaş alanı olduğunu
belirtiyoruz. Yaratıcısı hem teorik
olacak, hem pratik olacak.
Yaratıcısı, devrimci savaşımın
ideolojik politik, askeri ve
bilimsel gelişme kanunlarına dikkat
ettiği kadar, sanatın gelişme
kanunlarına da hakim olacak. Bizim
ozanları, sanatkârları düşünüyorum.
Tüm bu yasalardan habersizler,
inceleme gereğini dahi duymuyorlar.
Bunların ortaya çıkaracağı sanat
ürünü, tam bir aceminin veya
amatörün faaliyeti olabilir. Bu da
yetmez tabii. Bu çalışma tarzından
profesyonel bir sanat ekibi çıkmaz
ve çok ilkel kalır. Zaten
öyledirler.
O halde, sanatın
gerekliliğine "evet" diyoruz. Kendi
yaşamımda da bunun örneklerini
görüyorum. Bir devrimcinin aynı
zamanda bir sanatçı özelliğine sahip
olması gerektiğini düşünüyorum.
Devrimcide sanatçı yan, güzellik
yanıdır, işleri güzel yapma
sanatkârlığıdır. Bunun da bir kuralı
var. Örneğin, politik mücadelesinin
kurallarına uymak, yani onun
bilimine göre gitmek önemlidir;
bunun sanatla ilişkisi ise, işleri
bir türkü söyler gibi yürütmedir.
Güzel yürütme derken, çekici
kılmaktan bahsediyorum. Çünkü bizim
toplumumuz, bilimsel içeriğinden
ziyade, göze kulağa hitap eden
sanatsal etkinliğine göre daha fazla
harekete geçiyor. Dolayısıyla işin
sanat yönünü, kişinin sanatkâr
yönünü, incelikli, güzellikli yönünü
ihmal etmemesi gerekiyor. Bir
devrimcinin kendi faaliyetinde kaba
saba olmaktan çıkıp sanatkâr
inceliğinde, ama bilimsel temelde
yürütme gereği ortaya çıkıyor.
Daha derinlikli olarak,
bizim Parti'de geliştirmek
istediğimiz sanat sorunundan,
özellikle de militan için sanat
sorunundan bahsediyoruz. Bu daha
fazla önem taşıyor. Devrimci
faaliyetin sanatsal yönüne dikkat
etmek gerekir. Bu yöne dikkat etmek
demek; folklordan yararlanmayı
bilmek demektir, resimden
yararlanmayı bilmek demektir,
müzikten yararlanmayı bilmek
demektir, diğer heykelcilik vb.
sanat dallarından yararlanmayı
bilmek demektir. Daha doğrusu,
insanın kendisini bir türkücü gibi,
bir ressam gibi, bir heykeltıraş
gibi, bir edebiyatçı gibi ince
kılması demektir. Gerekli olan bu
yönlerini geliştirirsek, devrimci
militan, Kürdistan'da sorunun en
özgül yanını geliştirir. Türkü
söyler gibi kulağa hoş gelen
hareketlilik düzenlerse, "çok güzel
bir eylem yaptılar" denilir. Bu
eylemin sanatsal yanıdır. Sanatı da
etkileyen bir biçimde yapılmıştır.
Tam vurulması gerektiği gibi
vurulmuştur. Gerilla için rahatlıkla
bir türkü ortaya çıkabilir ve bir
türküyü hak edecektir.
Zindan direnişi üzerine
bir yığın şiir ve türkü söylendi.
Zindan eylemi türküyü hak eden bir
eylemdi. Bu eylemden sanatsal bir
ürün yaratılıyor. Büyük bir
direnişten sanat eseri ortaya
çıkıyor. Bir sürü resim de ortaya
çıktı. Yarın heykel de yapılır, daha
gelişmiş müzik ürünleri de çıkar.
Nice nice ezgiler, nice operalar ve
edebi eserler ortaya çıkacak. Bu
eylemin şimdi romanı yazılıyor,
yarın destanı yazılır. PKK eylemi,
bir bütün olarak sanat eylemidir.
PKK eylemi, Kürdistan için yeni
sanatın odağıdır, kaynağıdır ve
hemen hemen bütün sanat
özelliklerini kendisi içinde
barındırır. PKK'siz bir Kürdistan'da
sanat ölmüştür, var olana da sanat
denilemez. Türkiye Cumhuriyeti'nin
sanatı bir istila hareketidir.
Türkiye Cumhuriyeti sanatı,
burjuvanın, Kürdistan'da var olan
gelenekleri, halk etkinliklerini
boğması, asimile etmesi, tasfiye
etmesinin hareketidir. Yani sanat
ölmüştür. O halde PKK'nin ortaya
çıkışı, sanatın dirilişidir. Sanatın
kaynağıdır, temelinin atılmasıdır.
Sanatın yüreğinin, sanatın ruhunun
boy vermesidir.
Sanat bu anlamda, o ruhu
yakalama, ona biçim vermedir. Mesela
gerilla eylemi ses veriyor, bu sesi
türküye dönüştür veya resme, heykele
dönüştür. Bir eylem bu yankıyı
yapmışsa, orada sanat ürünleri elde
edilebilinmeli. Örneğin edebiyata
geçmeli. Öylesine kutsal, öylesine
göklere çıkaracak yaşam ve direniş
örnekleri var ki, romanlaştırılacak
yaşam ve direnişler bunlardır.
PKK'nin öyle militan direniş
örnekleri var ki, bunları mutlaka
bir şiire dökmeli, hikâyesini
yazmalıyız. Bunları romanlaştırmalı,
hatta destanlaştırmalıyız. İşte
yazılı edebiyat böyle ortaya çıkar.
Edebiyat bu noktada hemen devreye
girmelidir.
Bu konularda görevler çok
sınırlı yerine getiriliyor. Devrimci
sanatın gerçekleştirilmesi konusunda
görevlerimize çok yetersiz
yaklaşıyoruz. Yaşamımız, duyguları
davet eden bir yaşamdır. PKK
somutunda yaşanan acılar, ızdıraplar,
çaresizlik, umut, teskin etme, öfke
o kadar kapsamlı, o kadar soyludur
ki, olumlu anlamda mutlaka sanata
yansımalıdır. Devrimci sanatın
zengin bir hazinesi var. Yüzlerce
kitap, türkü, resim ve heykelin
geliştirilmesi gerekir. Bu kadar
değer toprağa gömüldü, eğer onlar
toprağın altında çürürse, bir nevi
bu ihanete benzer. Bu konuda sanatçı
rolünü somut oynayamazsa, kendi
kaynağına ihanet etmiş olur. Yani
sanatçı kendi kaynağını görmüyor,
kendi kaynağına sadakatle bağlı
değildir. Dolayısıyla kaynağına ters
düşüyor.
Yaşanan acıların kötü yanı
da, gerici yanı da eleştiri
anlamında veya ibret olma anlamında
sanata yansıtılabilir. Çirkinlikler
de ortaya çıkmıştır, haksızlıklar da
ortaya çıkmıştır. TC'nin zulmü,
vahşi uygulamaları ve düşürdüğü
insanlar, umutlarını ezdiği insanlar
var. Bu gerçek sanata yansıtılırsa,
eğer bu başarılırsa, Nobel
ödüllerine, Pulitzer ödüllerine bile
aday olabilir. Çünkü büyük bir
insanlık dramı ve savaşımı söz
konusudur. Eğer sanat rolünü
yeterince oynarsa, sanat alemine en
değerli eserlerden bazıları armağan
edil inebilir.
Devrimde kendisini yaratan
Kürdistan, sanatta da kendisini
yaratan Kürdistan gerçeğidir.
Sanatta kendisini yaratan Kürdistan
olgusu da, örnek ve hatta başarılı
bir düzeyi tutturmaya yönelmiş
demektir. Kürdistan için sanat
perspektifi bu temelde ele
alınabilir. Kendisine güvenenler, en
başta da Parti militanları bu işin
gerçek ustasıdırlar. Parti
militanlarından daha usta
sanatkârlar çıkmaz. Daha şimdiden
bizim çok amatörce de olsa, sanat
etkinliklerimiz, militan
etkinliklerimizle iç içedir. Hatta
aynı kişilerden bile gelebiliyor. Bu
doğaldır da. Militanlıktan kopuk bir
sanat, uzlaşmaya götürür.
Kürdistan'daki devrimci
savaşımdan ayrı, onunla ilgisi
olmayan bazı etkinlikler, kişilikler
var. Avrupa'da arzı endam ediyorlar.
Bunlar istedikleri kadar "yüreğimiz
köz gibidir, gözlerimiz her şeyi
görür" desinler. Büyük ozanlar,
ressamlar, edebiyatçılar, duygu
gözü, kulağı ve sesi ile
mahirdirler. Bizde böyle mahir
insanlar ortaya çıkar. Çünkü büyük
yürek, kesinlikle devrimcinin
yüreğidir; büyük göz, devrimcinin
gözüdür. Kürdistan'da hiçbir göz,
devrimcinin gözü kadar gerçeği
göremez; hiçbir ses, devrimcinin
çıkardığı ses kadar güzel olamaz.
Sanatın yüreği devrim için atmalı,
kulağı devrimi duymalıdır. Sanatçı
sanatın kaynağıyla haşır neşir
olmalı ki, sanatçı olabilsin.
Sanatçının diğer bir ihtiyacı da,
teorik kapasiteye kavuşma
ihtiyacıdır. Dünya halklarının sanat
deneyimlerini incelemeyi
öğrenmelidir. Bunlar çok gereklidir.
Bu olmazsa tam bir amatörlük
yaşanır. Amatörlükten kurtulabilmesi
için, dünya halklarının sanatsal
deneyimlerinden, bazı
yeteneklerinden esinlenebilmeli,
yetenek kazanabilmelidir.
Kürdistan'da devrimci
dinamizmin ortaya çıkışı; sanat
boşluğunu veya sanat açığını
kapatacak önemli bir kaynaktır.
Sanatçı yeteneklerini kullanarak,
adına önemli eserler diyeceğimiz
eserleri ortaya çıkarabilmelidir.
Sanatın doğuşu, sanatın dirilişi
tamamen böyle bir tanıma sahip
olmasıyla mümkündür. Devrimsiz
yapılan sanatsal faaliyetlerin, pek
bir şey ifade etmeyeceği açıktır.
Edebi eserler yapıldı, bazı kitaplar
yazıldı, ama bir edebiyat ürünü
olarak kimse ele alıp okuyor mu?
Hayır! Çünkü ölü doğmuştur. Çünkü
devrimin geliştiği temelde
yapılmamıştır veya devrimin
kendisinden kaynaklanmadığı için
ölüdür. Böylesi bir sanatın ne edebi
yanı var, ne resim değeri var, ne
ses değeri var. Olanlar klasiktir.
Devrime karşı gereken işlevini
görmüyor. Büyük bir körlük var. O
halde sanat, Kürdistan'da hem
biçimde çok zayıf, hem de klasik
özelliklerini tamamen yitirmemiştir.
Dolayısıyla sanat yok denecek kadar
rolünü oynayamaz durumdadır.
Düşmanın sanat olarak
dayattığı ise, evrensel değildir;
milliyetçidir, bağnazdır, şovendir.
Bu da sanat adına bir soykırımdır.
Sanatta soykırım; Kürdistan'ın çok
zayıf olan sanat olanaklarını, daha
çok da halkın ezgili yaşamından,
acılı yaşamından kaynaklanan sanat
özelliklerini gasp etmektir veya yok
etmektir. Gasp eden, özünü de yok
eder, bazen de yasaklar. Bu sanat
adına yapılan bir soykırım
politikasıdır. Dolayısıyla radyoda,
sinemada, edebiyatta görülen, esas
olarak Türk hakim ulus kökenli veya
burjuva kökenli etkinlikler, bizim
için birer yıkımdır. Bu sanata
yapılan bir saldırıdır, fakat biz
bunu göremiyoruz. Sanatın demokratik
özelliği, evrensel özelliği de
vardır. Bunları da görmek gerekir.
Ama sanat adına bitirici, katliamcı,
yok edici özellikleri de görmek
gerekir.
Sanat olayına karşı büyük
bir saldırı yaşanmaktadır.
Kürdistan'daki sanat etkinliğine
hakim ulus veya hakim sınıf
damgasını vurmaktadır. Bu gerçeği
çok iyi bilerek araştırma ve
incelemeye tabi tutmak, vazgeçilmez
bir görev olarak karşınıza çıkıyor.
Halkın yaşamı, sınırlı düzeyde
bulunan evrensel sanatı teorik
bilgiler ve bazı yeteneklerle
birleştirilerek, Kürdistan'da bazı
çıkışlara imkân sağlanabilir.
Edebiyat başta olmak üzere, müzik ve
resim alanlarında ürünler
geliştirilebilir. Bu dalları hem
inceleme araştırma, hem de
mücadeleyle ve giderek profesyonel
sanatçı kişilikle birleştirerek,
bazı ürünlerin ortaya çıkmasına yol
açılmalıdır. Militan açısından da
söylenecek olan, devrimin sanatla
ilişkisini iyi kurabilmektir. Yeni
sloganımız "sanatkâr gibi yaklaşmak,
türkü tadında eylem yapmak!"tır.
Kulağa hoş gelmelidir. Bu, taktiği
doğru temellerde oturtmadır, yaşamın
çok sade olmasıdır. Yaşamın
destanlara, romanlara konu
olmasıdır, görkemli olmasıdır. Bu,
insan soyunda ortaya çıkabilecek en
soylu eyleme sahip olmak demektir.
Bunun sanatsal yönü çok büyüktür.
Bunun heyecanı, coşkusu vardır.
Bütün bu duygular sanatın ana
kaynaklarıdır. Militan buna layık
olmayı bilmelidir.
Şimdiye kadar kaba bir
pratiğin sahibi oldunuz. Sanat
inceliğinden yoksun, işin düz
yanıyla ilgilenen, kaba yönüyle
ilgilenen bir pratikçi oldunuz.
Aslında ideolojiye de fazla dikkat
edilmedi. Mücadelenin bilimsel
ideolojik temellerini de fazla
ciddiye almadınız. Bu anlamda bilim
dışına da düşüldü. Sanatsal temeli
hiç göz önüne getirilmedi.
Dolayısıyla bilimsel temeli ve daha
çok da sanatsal yanı zayıf olan bir
devrimcilik yaşandı. Bu, sizlerin
ezici bir biçimde biraz da
yaşadığınız durumdur. Parti hattının
bilimsel temelde gelişmesine de
fazla dikkat etmiyorsunuz. İdeolojik
politik, askeri yanını
geliştirmiyorsunuz. İdeolojinin
bilimsel sosyalizmle bağını, askeri
yanın askerlik bilimiyle, politik
yanın siyaset bilimiyle ilişkisini
göz önüne getirmiyorsunuz. Ama daha
fazla da ince, sanatkârane, göze hoş
gelecek, kulağa hoş gelecek, halkın
geleneklerine ve beklentilerine
cevap olabilecek yaklaşımlar
sanatsal yaklaşımlardır. Hoş gelecek
bir yaşam tarzına, bir vuruş stiline
ulaşmamak, bizi oldukça zayıf
bırakıyor, silahsız bırakıyor.
O halde, militanın en
vazgeçilmez görevlerinden birisi de,
işin bilimsel yanı kadar, sanatsal
yanını da ihmal etmemesidir. Bu
konuda büyük eksikliği ve
görevlerine layıklığıyla eğilememe
noksanlığı giderebilmelidir. Konuya
biraz da kavramlar düzeyinde açıklık
getiriyoruz. "Bazı dalları nasıl
kullanmalıyız" sorusunu bile
sormuyoruz. Döneme özgü ağır basan
faaliyet alanımızdan biridir, ama bu
soruyu da fazla sormuyoruz. Sadece
tanım düzeyinde bir açıklık
getirdik. Sizler özellikle bu konuda
özel bir çalışma içinde yer
alabilirsiniz. İnceleme
yapmalısınız. Bu temel kavramlar
ışığında konuyu daha geniş ele
alabilirsiniz. Parti içinde bu
faaliyet için, gerekirse bir özel
birim de oluşturulabilir. Uygun
zeminlerde, hatta mücadele
alanlarında, yurt dışında pratik bir
birim var, bu konuda kısmi
çalışmalar yürütüyor. Bunu
geliştirmek uygun olabilir.
Sanatın kaynağı; Parti
mücadelesinin kendisidir, militanın
kendisidir. Sanatın gelişimine
katkıda bulunması gerekir. Önemli
olan, bu konularda görevlerimize
yaklaşmayı doğru tanımlar temelinde
ele almaktır. Bu konuda
"yürüttüğümüz mücadelenin sanatsal
gereklerine nasıl yaklaşmalıyız"
sorusuna da doğru cevaplar
vermeliyiz. Çizgi düzeyinde yaklaşma
ve sahiplenme gereklidir. Sanat da
yaşamı ve devrimi etkilemelidir.
Yani yaşamı bilimsel temellere
oturturken, sanatla da göze, kulağa
ve yüreğe hoş gelecek güzel
biçimlere ulaştırmak, bu iki alanda
sarf edilecek çabalarla
sağlanacaktır. Bunun başarısı,
devrimci mücadelemizi hem bu rotada
yürütür, hem de oldukça
güzelleştirir. Dolayısıyla herkese
sevdirir. Bu iki husus da
başarılacak bir evre, halkın daha
fazla mücadeleye katılması,
insanlığın daha fazla desteğine
ulaşmak demektir. En başta da Parti
militanının kendini oldukça yaratıcı
ve büyük başarılarla dolu bir
biçimde mücadeleye vermesi demektir
ki, sanatın işlevinin bilimle
birlikte ne kadar büyük rol
oynadığını açıkça ortaya
koymaktadır.
REBER
APO
|