|
Yurtsever Kürdistan halkı ve değerli
dostları!
PKK'nin
13. kuruluş yıldönümü nedeniyle
düzenlemiş olduğunuz gecenizi
selamlar, sevgi ve saygılarımı
sunarım.
Büyük bir coşkuyla ve kendini
bağımsız ve özgür temelde yeniden
yaratmanın kıvancıyla bu gecenizi
kutlarken, sizlere partimizin
yürüttüğü ulusal kurtuluş
savaşımının ve büyük sosyalizm
kavgasının gerçeğini belirtmek
isterim.
Gerçekten bir halk olarak yeniden
diriliyor, gözümüzü yaşama açıyor ve
bunu en bağımsız, özgür ve sosyalist
temellerde gerçekleştirmeye
çalışıyoruz. Böylesine bir gelişmeye
yol açmış bir partinin 13.
yıldönümünü kutlamak, bir 14. yıla
giriş yapmak, sadece sizleri,
Kürdistan halkını ve dostlarını
değil, insanlığı da ilgilendirir.
Biz, bu geçen yıllarda büyük bir
acımasızlık ve bunun arkasındaki
tarihin tanıdığı en barbar ve yegâne
politika olarak da soykırımdan başka
bir şey düşünmeyen bir yok etme
gücüne karşı bu partinin temellerini
atarken, hiç de bugünlere
geleceğimizi, bugünlere
kavuşacağımızı düşünmüyorduk bile.
Yapmak istediğimiz, sadece ve sadece
namusu biraz kurtarmaktı. Herkes bir
türlü namusu kurtarmak ister; biz de
böyle bir partinin, çok cılız da
olsa temellerini atarak kurtarmak
istedik.
Bugün yaşadığınız bu coşku, zafer
coşkusu önemlidir ama, en önemlisi
de bunun temelinin nasıl
atıldığıdır. Tarihini bilememek, bir
anlamda geleceğini de bilememektir.
En önemlisi, bir halk olarak
tarihsizleştirildiğimizi ve bunun
bir sonucu olarak da kimliğimizin
yok edildiğini anlamazsak,
partimizin tarihini de iyi
incelemezsek, o zaman halkımızın
yakın gelecekteki zaferi konusunda
kendimizi sakatlamış oluruz.
Bu geçen yıllar müthiş yıllardır.
Mutlaka bunu anlamak ve bu anlam
içinde kendini yeniden yeniden
yaratmak, her "yurtseverim" diyenin,
"yaşama bu temellerde bağlıyım"
diyenin vazgeçemeyeceği bir insanlık
görevidir. Çünkü bizde
(Kürdistan'da) insanlık biraz da PKK
ile başlar. Sadece öyle de değil;
günümüzün insanı eğer biraz insan
olacaksa savaşması gereken çok şey
vardır, insanlık dışı ve yaşamı
tehdit eden birçok gelişme vardır.
Bir nükleer tehlike, çevre tehlikesi
dünyanın sonunu getirmeye daha
şimdiden açık hale gelmiş
tehlikelerdir. Partimiz, bu
tehlikelere kökünden kapalıdır.
Öylesine yüce bir harekettir de.
Kendimizi insan olarak yeniden
yapıyoruz. Yurtsever insan olarak
yeniden şekillendiriyoruz. Bir yurda
bağlanıyoruz ve bunu özgürce
yapıyoruz. Bu, ekmek ve sudan da
değerlidir. Bu, yaşamın temelidir.
Siz bunu bugün biraz daha iyi
anlamışsınız ve bunun kıvancıyla
dolusunuz. Bu duygularınız yerinde,
haklı ve doğrudur ve sonuna kadar da
götürülmelidir. Sadece zafere kadar
değil, yeryüzünde insanlık
yaşayacaksa bunlar bir daha asla
terk edilmemelidir. Çok lanetli
olanı, çok kötü olanı, zulüm ve
sömürünün birinci planda kendisi
olanı yaşayan halkımız, adeta
geçmişinden intikam alırcasına
insani değerlerini, yurtseverlik ve
özgürlük değerlerini bütün
halklardan daha fazla yaşamak görevi
ile karşı karşıyadır. Bunun
zorunluluğu içindedir. Ve aynı
zamanda bunun, büyük coşkusuyla
amansız isteklisidir.
Biz sadece cephede savaşan bir
düşmanla savaşmıyoruz; muazzam güç
dengesizliği içinde, bütün dünyayı
arkasına almış, bütün bir gerici
tarihi arkasına almış bir düşmanla
boğuşmuyoruz. Ondan daha fazlası ve
daha tehlikelisi, içimizdeki büyük
düşmandır. Her şeyi ile düşmana
hizmet eden, kendisi olmaktan bin
defa çıkmış olan, soyuna ve
insanlığına, onun sevilip
sayılmasına yarayacak ne varsa
hepsine son verdirilen bir halk
olarak yaşadığımızı unutamayız.
PKK'siz bir yaşam, bu anlamda bir
halk olmaktır. Şimdi bunu sona
erdiriyoruz; çok lanetli bir halk ve
ulus olmaktan çıkıp, çok özgür ve
özgürlüğünü en kutsal özgürlük
kelimeleri ve eylemleriyle kazanan
ve her halktan daha fazla kendini
özgürlük ateşi içinde yeniden
yaratan bir halk olmanın kıvancıyla
bugünleri kutluyoruz. İşte bu PKK
ile başlıyor.
PKK'yi, eğer derin bakmazsak,
"güç-bela kendini örgütleyip biraz
çaba harcayan insanlar topluluğu
olarak" adlandırabiliriz, "çoğu da
hastalıklı insan" diyebiliriz. Bir
yönüyle böyle olabiliriz; ama PKK'de
atan müşterek yürek, ona azıcık bir
katkıda bulunmak isteyenlerin
verdikleri bir ufak destek, bir
damla kan, bir kuruş para, bir
nefes, bir eylem, bir küçük örgüt,
bütün bunlar birleşip bugün herkesin
"inanılmaz!", "mucizevî!" olarak
gördüğü bir gerçek olup çıkar.
Önemli olan da burasıdır.
Zayıflıklarımız büyük bir güce
dönüştürülmüştür. Lanetli durumumuz
büyük bir yaşam kıvancına, onuruna
dönüşmüştür. Devrimin büyük
yaratıcılığı da böylece bir kez daha
kanıtlanmıştır.
Dünyamızın tahakkümcü güçleri
emperyalist ve sömürgeciler,
"sosyalizm yıkılıyor, komünizm
yıkılıyor" diye yaygara koparırken
ve dünyayı bir daha ellerinden
çıkmamacasına pençeleri altına
almayı düşünürken, biz, tam tersine
bugün her zamankinden daha güçlü ve
inançlı bir biçimde diyoruz ki, bu
dünya sosyalizmsiz olamaz. Ve bu da
parti gerçeğimizin en onurlu
yanlarından birisidir. İnsanlık
bundan çok şey alacaktır.
Değerli halkımız ve dostlar!
Sizlere, gerçekten bugün yaşadığınız
ve merak ettiğiniz savaş
cephesinden, onun günlük
gelişmesinden ve yakın gelecekte
olup biteceklerden söz etsem
yeridir.
Her şeyden önce, iyi durumda
olduğumuzu belirtmeliyim. Hiçbir
dönemle kıyaslanmayacak kadar büyük
bir gelişmenin içindeyiz. Zor
inanabileceğiniz gelişmeler vardır.
Her şeyden önce, gerilla cephesi
sağlamdır. O kendine en çok güvenen,
böbürlenen ve birçok halkı
soykırımdan geçiren egemenlere karşı
ayaktadır ve asla yıkılacağı
düşünülemez. Bu büyük bir
gelişmedir; böylesine zorba bir güce
karşı, insanlığın azmanı, insanlığın
yok edici gücüne karşı böylesi bir
günde böylesi bir gerilla ile ayakta
durmak bile büyük bir başarıdır. Ama
bu sağlanmıştır; sağlama alınmıştır.
Size bunun tarihini uzun uzadıya
anlatacak değilim. Benim son
yıllardaki en büyük çabam ve en
büyük tutkum, amansızca bunu sağlama
almak olmuştur. Karşıdaki düşmandan
daha fazla, içtekiler ve hatta sizin
zayıflıklarınızla uğraşılmıştır. "Bu
iş olamaz, ben buna gelemem, birkaç
ay ömrümüz var, hayatımızı
yaşamalıyız" diyenler, ödlek ve
zayıf insanlardır. Ölüme vardırlar
ama, böylesine yüce ve soylu,
yaşamsal değerdeki gelişmelere
yokturlar! Bunu bize büyük bir
inatla dayatanlara karşın, bugün
görülüyor ki bu iş çok sağlama
alınmıştır.
Büyük inadımız, büyük kavgamız,
işlere amansızca yüklenmemiz
yerindeydi, gerekliydi. Bugün bunu
iyi anlıyor ve candan
bağlanıyorsunuz. Ancak bu
mücadelenin bir hikayesi var ki, her
anı anılmaya değer. Her günü, her
haftası, her ayı ve her yılı mutlaka
en derinliğine insan yüreğine
işlenmeli ve beynimiz bu temelde
düşünmeli. Biz bu yılları, bir
anlamda tek başımıza savaşarak
kazandık. Düşman gözüme fazla
görünmedi, ona bakma gereğini bile
duymadım. Ama onunla savaşması
gerekenlerin "oynayamam", "gelemem"
biçiminde ortaya çıkan tutum ve
davranışları bizi çok uğraştırdı.
Ancak sonuçta görüldü ki, bütün
bunlara rağmen bu iş olacak,
yürüyeceksiniz! Bunun dışında yaşam
haram!
Bugün Serhat'tan tutalım Antep'e,
Dersim'den tutalım Süleymaniye'ye
kadar, Kürdistan'ın kuzeyi, güneyi,
batısı, doğusu gerillanın diriltici
ve örgütleyici gücü sayesinde
ayaktadır. Ondan güç alıyor, cesaret
alıyor ve serhildanlara kalkıyor. Bu
serhildanlar her gün ülkeyi boydan
boya kapsıyor. Biz belki devlet
kurmadık ama, onun kadar bir
gelişmedir bu! Gerillamız hemen
hemen ülkemizin bütün dağlarında boy
gösteriyor. Serhildan ve gerilla iç
içe gelişiyor ve her geçen gün biraz
daha büyüyor.
Ülkemizin güneyini tamamen
gerillamızın güçlü sesi haline
getirdik. Güney Kürdistan, üzerinde
çok oyunlar oynanan bir toprak
parçamızdır. 40 yıldır ihanet
edilen, en ucuz ticaret metası
haline getirilen Güney
Kürdistan'daki halkımıza, gerilla
şimdi bir kurtuluş gücü olarak yol
gösteriyor; ses veriyor, örgütlüyor,
ayağa kaldırıyor. Gerillamız
buradaki halkımızın üzerinde oynanan
ve oynanacak olan bütün oyunları
rahatlıkla boşa çıkartacak güçtedir.
Bu nedenle hiçbir emperyalist oyun
ve katliamcı girişim sonuca
ulaşamayacaktır. Bundan emin
olabilirsiniz.
Gerillamız büyüyor, gerillamız bütün
ülkeyi kaplıyor. Bu arada küçük bir
görevi hatırlatayım: Her bir Kürt
ailesi, Kürdistan ailesi gerillaya
bir nefer vermeyi görev bilmelidir.
Daha şimdiden bu göreve
başlanmıştır. Kürdistan'da her aile
şahsında bu göreve bir karşılık
verilecektir.
Değerli halkımız, değerli dostlar!
Serhildanlar da gelişiyor. Daha dün,
inkarın ve ihanetin içinde boğulan
şehirlerde, zulmün kalesi olan bir
Diyarbakır'da serhildan yapıldı ve
bu çok önemli değişikliklere yol
açtı. Ülkemizin güneyinde,
kuzeyinde, her tarafında peş peşe
serhildanlar yapıldı. Bu 13. yılda
bütün Kürdistan bununla çalkalandı.
Ve gerilla kırda, serhildan şehirde,
el ele, aynı partinin, PKK'nin
öncülüğünde ayağa kalktı ve ölüm
kefenini yırttı! Halk olarak
bağımsız ve özgür gelişmenin yoluna
girdi. Bu 13. yıl bir zafer yılıdır.
1991 yılı tarihimizde her zaman
şöyle anılacaktır: Kır ve şehir
alanındaki bütün halk için kefenin
yırtıldığı, yaşamın kesin olarak
bağımsız ve özgür temelde garantiye
alındığı yıl! Bu kesindir.
Gün, bunun derin bilinciyle,
coşkusuyla, görev anlayışıyla kendi
öz savaşımınıza girme, kendi ulusal
halk ayaklanmanıza,
serhildanlarınıza girme ve kaderini
tam bağımsızlaştırma, özgürleştirme
günüdür. Bu temelde ne mutlu size
ki, böyle bir günü yakaladınız.
Sadece ölüm kefenini yırtmakla
kalmıyor, zafer şansını da yakalamış
oluyorsunuz.
Bizi boğmak için, bizi dıştalamak
için, sinsice bir 20 Ekim seçimi
yapıldı. Türk sömürgeciliğinin çok
hızlı hareket etmeye ihtiyacı vardı.
Çünkü Kürdistan halkı uyanıyordu.
Sesini onun parlamentosuna da
taşıracaktı. Bunun önüne geçmek için
erken seçime gittiler. Birisi (ANAP)
halkımızın iradesinin seçime
yansımasını yasakladı, diğeri (SHP)
kapıyı açtı; "gelin içimize, sizinle
birlik ve bütünlüğü sağlayalım"
dediler. Biz ne yaptık? Sizlerin
sesini, halkımızın, milyonların
sesini bunların bu oyunlarına,
entrikalarına karşı dayattık ve
sonuçta bildiğiniz gibi, o köhnemiş
beyinlerine ve şoven yüreklerine
rağmen parlamentolarına girdik.
"Anayasanız zorbacadır; bu yemini
irademizle okumuyoruz. Bu baskıyla
birlikte biz buraya geldik. Biz Kürt
halkının temsilcileriyiz" sesi oraya
da yansıdı. Kıyameti kopardılar ama,
boş! Bizim bunların parlamentosuna
ihtiyacımız yok. Biz sadece bir
gerçeği göstermek için oraya gittik.
Seçilen Kürt milletvekilleri şunu da
söylediler: "Kardeşlik istiyorsanız
bunun andını içelim." Evet, böyle
dediler. Bu doğru bir sesti.
Maalesef karşılık yoktu. Faşist
sürüsü gibi hepsi çullandılar. "İki
kelime Kürtçe konuşamazsın", "Üç
rengi bir arada taşıyamazsın"
türünden yasaklar koydular.
Yeryüzünde bunun başka örneği
yoktur. Bu kadar kardeşlikten ve
ortak yaşamaktan uzak, şoven bir
sürü oldukları ispatlandı. Bu
seçimle, Türkiye halkına da kendi
temsilcilerini doğru tanımasını
anlattık. Türkiye halkı kardeşlik
temelinde bir dostluk istiyorsa,
bütün bunlara doğru sahip çıkması
gerekir. Bunu çok iyi gösterdik. Bu
yeterdir.
Önümüzdeki yıl, çok zayıf da olsa
çok yetersiz de olsa, kendi
meclisimize koşacağız ve onu mutlaka
gerçekleştireceğiz. Biz bütün
gücümüzle buna büyük hizmet
yapacağız. Gerillamız bunun için tüm
gücünü kullanacaktır. Partimiz
elinden geldiğince çaba harcayacak
ve bütün dostları seferber
edecektir. Halkımıza, Kürdistan'ın
en ücra köşesinden tutalım en
gelişkin şehirlere kadar kendi doğal
temsilcilerini çıkarması yönünde
çağrı yapacağız; siz de meclisinizi
gerçekleştireceksiniz.
İnsanlık, günümüzde bizi biraz daha
iyi anlayacaktır. Biz gerçekten
soylu yurtseverlik kavgası vermekle
birlikte, derin bir insanlık sevgisi
içindeyiz de. İnsanlık, hiçbir halkı
inkar etmediği kadar bizi inkar
etti. Üzerimizde uygulanan bütün
baskı ve sömürüyü, tarihinde bilinen
talihsizliğinden ötürü normal ve
meşru kabul etti. Bugün bu
yırtılıyor. En başta tarihte kader
birliği içinde olduğumuza
inandığımız ve böyle olması gereken
Türk halkıyla ilişkileri yeniden
düzenlemek istiyoruz. Bizim, Türk
halkına, hatta Türk ulusuna karşıt
olma diye bir derdimiz, bir
sorunumuz yoktur. Biz, Türk ulusu
adına, Türk halkı adına, bir halkı,
bir ulusu soykırıma uğratmayı esas
politikaları haline getiren
politikacılara, onun faşist
paşalarına, baskı güçlerine
karşıyız. Bu çok iyi anlaşılmalıdır.
Ve çok iyi bilinmelidir ki, Türk
halkını gerektiğinde bunlardan da
kurtararak, doğru, eşit ve özgür
temeldeki kardeşliği kuracağız.
Bunun için önümüzdeki dönemlerde
daha çok işler yapacağız. Geçmiş
yıllarda çok iş yaptık. Faşizme
Karşı Birleşik Direniş Cephesi,
devrimci direniş birliği kurmak için
büyük çabalarımız oldu. Lakin
Türkiye halkının temsilcileri bizden
de zayıf. Kendi egemenlerinin zorba
ve aşırı sömürücü politikalarına
alet olmaktan kurtulamadılar. Oysa
biz TC'nin faşist gücünü
sınırlandırıyoruz.
Bugün yeni bir hükümet kuruldu.
"Demokratik devrim" yaptıklarından
söz ediyorlar. ILO (Uluslararası
Çalışma Örgütü) koşullarına göre
işçi haklarından, Paris Şartı'na
göre insan haklarından dem
vuruyorlar. Bunlar parti sayesinde
oldu. Demirel'i, Ecevit'i,
Erbakan'ı, Türkeş'i 12 Eylül'e
yediren biz olduğumuz gibi, 12
Eylül'ü de bunlara yediren PKK'dir.
Tarihin garip bir cilvesi ama,
gerçek! Öldürdük; tekrar dirilttik.
12 Eylül bize dayanarak zafere
ulaşmak istedi, ama biz ona karşı
direndik. Şimdi, kalıntılarını da
süpürdük. Evet, yenileri de bize
karşı, eskiden de karşıtlarımızdı;
ama biz bir şey ispatladık:
Birilerini birilerine vurdurduk,
yıprattık. Kendi bağımsız ve özgür
çıkışımızı, onların programına
aldıracak kadar, onların partilerine
ve meclislerine girdirecek kadar,
gözlerinin içine kadar soktuk. Bu,
basite alınacak küçük bir gelişme
değildir. Bu büyük bir gelişmedir;
zafer kadar önemlidir. Buradan
hareketle diyorum ki, Türk halkının
üzerindeki yükü oldukça hafiflettik.
Kendi zorba ve sömürücü güçleri
sınırlandırıldı. Özel savaşı
durdurmakla onlara en büyük yardımı
sunduk. Onlara dolaylı da olsa
demokratik bir ortam armağan
ediyoruz. Onlar bunun da kıymetini
bilmeliler. Özellikle
demokrat-sosyalist-devrimci
geçinenler bu büyük gelişmeye saygı
duymalı, hiç olmazsa bundan sonra
üzerine düşeni yapmalıdır. İlan
ettiğimiz, çağrısını yaptığımız,
birlikte bir demokratik cephe
çalışmasına yol almalıdırlar.
Türkiyeli bütün kişi, kuruluş ve
partileri hiç olmazsa bundan sonra
Kürdistan halkıyla doğru, eşit ve
özgür temelde birliği aralayan,
kendileri için de kalıcı bir
demokrasiye, bağımsızlığa ve
özgürlüğe yol almaya götüren
cephemizi kurmaya, bu temelde
gerçekten çok köhnemiş TC'ye,
Türkiye halkını da, ülkemizi de çok
ucuzca satan onun işbirlikçi
rejimlerine bir son vermeye, onları
ya tutarlı demokrat olmaya zorlamaya
ya da demokratik bir düzen kurmayı
başaramazlarsa alaşağı etmeye ve
kendimizin demokratik halk
cumhuriyetini kurmaya çağırıyoruz.
Türkiyeli tüm devrimci ve demokratik
güçler!
Sizleri, kendi parlamentonuza bu
temelde bir yön vermeye, demokratik
bir parlamentoya, demokratik bir
hükümete yol almaya ve bunun için
Kürdistan halkının mücadeleci
güçleriyle birlikte yol almaya, PKK
ile omuz omuza ortak mücadeleye
çağırıyoruz. Hiç olmazsa bundan
sonrasını mutlaka başarın. 2000'li
yıllara doğru giderken, halkların
eşitliği ve özgürlüğünü esas alan,
kendinizin de bağımsızlığını ve
özgürlüğünü esas alan yeni bir
cumhuriyete doğru yol alın ve
mutlaka başarın diyoruz.
Ortadoğu'nun diğer mazlum halkları!
Arap ve İran halklarıyla bağımsız ve
özgür temellerde ilişkiye yol alma
çağrımız var. PKK bir Ortadoğu
devrimci gücüdür. Özellikle
Ortadoğu'ya dayatılan emperyalizmin
son "yenidünya düzeni" politikasına
karşı halkların bağımsız, özgür ve
eşit ilişkilerine dayalı, Ortadoğu
halklarının konfederasyonuna
çağırıyoruz. Bu çağrımız daha
şimdiden ilgi görüyor. Devletler,
kişiler, kuruluşlar partimizin
Ortadoğu'da temel bir güç olduğuna,
onun demokratik dönüşüme ve bağımsız
gelişmeye fırsat tanıdığına, imkan
sağladığına inanıyorlar; iyi bir
ittifakçı güç olarak dayanışma
içinde bulunma isteklerini
belirtiyorlar. Biz her zaman buna
açık olduğumuzu söyledik. Partimizin
kuruluşunda yer alan, onun gerçekten
değerli enternasyonalist militanı
Kemal PİR yoldaşımız, "Biz,
Ortadoğu'da halkların
konfederasyonundan yanayız" derken
bir gerçeği iyi ifade ediyordu.
Bunun giderek pratik adımlarını
atma, gerçekleştirme aşamasındayız.
Ne emperyalizmin yeni düzeni, ne
ortaçağ karanlığının statükoculuğu,
bizi, Ortadoğu halklarının özgürlük
ve kardeşlik temelinde kurulacak
yeni birliğinden, büyük ittifakından
alıkoyamaz.
Bu temelde insanlık alemine de
vereceğimiz çok şey olduğunu
söylüyoruz. Dünyamızda "sosyalizm
yıkılıyor" dedikleri şu anda biz de,
gerçek sosyalizm insanlığı
kurtaracaktır, diyoruz. Reel
sosyalizm (gerçekleşen sosyalizm)
yıkıldı; yıkılıyor. Bu bir sosyalizm
sapmasıydı. Yıkılmasa kötü olurdu.
Yıkılmasa sosyalizm zarar görürdü.
Bunu PKK'nin 13. yılında görmek,
onun sadece ve sadece büyüklüğünü
gösterir. Tarih eğer bize
sosyalizmin temsilciliği gibi bir
görevi daha şimdiden vermişse biz
bundan sadece kıvanç duyarız.
"Sosyalizm yıkıldı, komünizm
yıkıldı" diyenlere en iyi cevap
olarak, tam tersine, sosyalizmin en
güçlüsü, en doğrusu, en yücesi
PKK'de gerçekleşmiştir, diyoruz.
Nitekim bunu da çok iyi bildikleri
için, "Dünyada en başta gelen terör
odağı PKK'dir" diye lanse etmeye
çalışıyorlar. Desinler. Bir
dönemlerin Avrupa'sında komünizmin
temsilcilerinden duydukları korkuyu,
Bolşeviklerden duydukları korkuyu,
tarihin herhangi bir döneminde
devrimci gelişmelerden duydukları
korkuyu, bir de PKK'den ve onun
önderlik ettiği devrimden duysunlar;
bu, sadece ve sadece partimizin
yüceliğini gösterir.
Değerli halkımız ve dostlar!
14. yıla bu temel gerçeklerin
başarılı yürüyüşü altında giriyoruz.
Şanlı bir yürüyüştür! Bu yürüyüşümüz
önünde açlık, susuzluk kar etmiyor.
Zulüm, imha, işkence bu yürüyüşümüzü
asla durduramıyor.
Sizler, gerçekten vatanı çok kötü
bir biçimde terk ettiniz. Sizleri
suçlamak için söylemiyorum.
Mecburiyet altındaydınız. Baskıyla,
açlıkla bu durumlara düşürüldünüz ve
böylece vatandan ucuz kopartıldınız.
Kopuş, sadece fiziki varlığınızın
bulunduğunuz yerden, köyünüzden
alınıp Avrupa'lara veya dünyanın
şurasına, burasına savrulması
değildir. Yüreğiniz de koptu!
İnsanlığın, dünyanın o cennet olarak
tabir edilen ülkesinden yüreğiniz de
koptu! Beyniniz de koptu! Bir söz
vardır: Bir kuş bile yuvasını böyle
kolay terk etmez. Siz kuşlardan daha
kolay vatanınızı, yuvanızı terk
ettiniz! Ben bunu şunun için
söylüyorum: Vatana doğru
bağlanmalısınız. Yüreğiniz her
şeyden önce büyük bir vatanseverlik
ile dolu olmalıdır. Beyniniz artık
bunu düşünmelidir. Gün bu temelde
yeniden ana kaynağa dönüş günüdür.
Ve şimdi görüyorum ki, yürekleriniz
coşku ile çarpıyor, yüreklerinizin
derinliklerinde vatana bağlanmanın
ateşi içindesiniz. Bununla adeta
diriliyorsunuz. Bu, sizleri bu
duruma düşürenlere verdiğiniz en
büyük cevaptır. Hiç şüphesiz bu daha
da dalga dalga yayılacaktır. Sadece
siz yurtdışındaki emekçilerimiz için
değil, binlerce yıldır kendi evinde,
kendi köyünde olan ama, yüreği
kurumuş, beyni bitmiş olanların da
yeniden vatana, yeniden özgürlüğe
dönüş günüdür! Dağdaki çobanın da
türküsü artık bağımsızlık
türküsüdür; sizlerin türküsü artık
bağımsızlık türküsüdür. Ve bunlar
iyi türkülerdir. Yeni seslerdir,
diriltici seslerdir.
Bu temelde biz yeni bir yıla daha
giriyoruz. Partimiz bu yılı da, bu
gerçeklere sadakatle yürütecektir.
Onun bütün savaşanları, başta
gerillası olmak üzere temsilcileri,
her sahada bunun derin bilinciyle
hareket edecek ve özellikle de çok
eleştirdiğimiz ve hatta düşmandan
daha tehlikeli gördüğümüz
hatalarıyla, yanlışlıklarıyla ve
eksiklikleriyle savaşarak iyi bir
öncü örgüt olmanın savaşını bu yıl
her zamankinden daha fazla başarılı
bir biçimde gerçekleştireceklerdir.
Zafer bununla mümkündür. Ve zaferin
gerçekleşmesi için ne lazımsa onu
yapacak; karşı gücün yürüttüğü savaş
kadar bir savaşı yürütebilecek ve bu
savaşı tam başarıyla bu yıl da
götüreceklerdir. Partimizin bütün
militanları, savaşçıları bu gerçeğin
bilinciyle kendilerine yeniden düzen
verecek ve kendilerini parti
çizgisine, partinin uygulama
esaslarına uygun hale
getireceklerdir. Bunlar olmadan PKK
içinde yaşanamayacağını her
zamankinden daha fazla önümüzdeki
yıl içinde görecek ve mutlaka
başaracaklardır.
Ben bu gerçeklerin büyük coşkusu ile
bugünlere kadar geldim. Kişi olarak
kendimi çok iyi tanırım. Cesur
değildim, fedakarlıkta da ahım-şahım
değildim. Ama böyle bir mücadelenin
temposuna, coşkusuna kendimi
kaptırdıktan beri sınırsız bir güçle
ve düşmanı bile göz önüne getirme
gereği duymadan bu işlere yüklendik,
bugüne kadar getirdik. Sizler gibi
büyük coşkuya, büyük gelişmeye
uğrayan bir halka ulaşmak kadar, bu
en azgın bir faşist-sömürgeci orduya
karşı gelmeyi de bir anlamda tek
başımıza yaptık. Kendim için korkum
yoktur. En büyük korkum, bize
dayanarak hatalarını sürekli
kılanlardır; korkum sizler de
değilsiniz, halkımız da değil,
korkum, kendini bizim adımıza ucuz
yaşatmak isteyenlerdir; bizi kötü
kullanmak isteyenlerdir. Kendi
kişiliğimde en büyük savaşı da
bunlara karşı veriyorum. Kendime bir
ahdım var: Kimseyi ucuz
kullanmayacak ve
kullandırtmayacağım; kendimizi de,
kimseyi de aldatmayacak ve
aldattırmayacağız. Buna bağlı
kalınmıştır. Halkımızı bir direnme
savaşı için gerekirse en son ferdine
kadar kullanırız; gerektiğinde o
yapılır. Ama bir tek damla kanı bile
yersiz kullandırmayız.
Kullanamazlar! Bunun amansız
sorumluluğu içindeyiz. Kendimizin de
emeklerine ucuz konmaya, onu
istismar etmeye ve bir parça kuru
ekmek de olsa bizden çalmalarına
asla izin vermeyeceğiz. Bunun çok
derin bilinci, sorumluluğu ve
kıskançlığı içindeyim. Biz bu
temelde mücadeleyi bugünlere
getirdik. Bu temelde sizlerle, böyle
büyük bir coşku ile
kutlayabileceğiniz bir güne
kavuşabildik.
Ben tekrar bu temelde sizlerin,
halkımızın kutlama gecelerini ve
bundan sonraki mücadelelerini coşku
ile selamlarken, yine diyorum ki,
PKK sosyalizmin de günümüzde en
gerçek temsilcisidir. Ekim Devrimi
bu ayda, bu yılda bizde kutlanmadı
ama PKK'ye dayanarak söylüyorum ki,
bu dünya sosyalizmsiz olamaz, bu
dünyada sosyalizmsiz yaşanamaz. Ve
yine bu temelde diyoruz ki:
-Yaşasın partimiz PKK!
-Yaşasın PKK'nin 13. kuruluş
yıldönümü!
-Yaşasın PKK'nin yüce
enternasyonalist savaşı!
Kasım 1991
ABDULLAH ÖCALAN
|