|
Gururla Sahiplenen
Tarih
Cemil Bayık, Duran Kalkan ve
Mustafa Karasu Arkadaşlar;
35 yıldır PKK’nin canlı tarihini
yaşayan çekirdek kadro ve kurucu
üyelerinden Cemil Bayık, Duran
Kalkan ve Mustafa Karasu,
kuruluşunun 29. yıl dönümünde PKK
Kuruluş Kongresini anlattılar. PKK
kuruluşunda aktif yer alan APO’cu
gurup “PKK’nin kuruluşu insanlık
için yeni bir açılım oluşturarak,
İnsanlığın özgürlük ve demokrasi
yürüyüşüne çok büyük bir katkı
sunmuştur” şeklinde
değerlendirdiler.
20.yy.ın ilk çeyreğinde Kürdistan’ın
bölünüp, parçalandığına
sömürgeleştirilmiş bir ülke
statüsünden daha düşük bir İnkâr ve
imha sistemi altına alınan bir
toplumsal gerçekliği yaşadığına
dikkat çeken PKK’nin kurucu üye ve
önder kadroları “modern bir Kürt
tarihinin yaratılmasında. Kürt
halkının kimliğini, kültürünü ve
kişiliğini bu hareketin 35 yıllık
mücadelesi ortaya çıkarmıştır”
diyerek şöyle devam ettiler “PKK iki
kelime ile sıfırdan başlayarak,
1970’lerin başında oluşan koşullarda
Kürdistan’ın Kuzey parçasında doğup
gelişen bir Önderliksel doğuş ve
gelişme sürecidir. Hem ideolojik
teorik ve hem de örgütsel eylemsel
bakımdan giderek gelişen bir parti
hareketi haline gelen bir oluşumdur.
Aslında bir toplumsal gelişme süreci
olarak değerlendirmek daha uygundur.
Buna denk düşen siyasal askeri
kültürel birikimi ifade ediyor.
Kürdistan üzerinde özellikle Türkiye
yönetiminin çok katı bir yok etme
hareketi var. Türkiye özellikle ABD
ile ilişkisi olan bir NATO üyesi
olarak kapitalist devletçi dünya
egemenlikli sisteme kendisini
dayandırıyor. Dünyanın birçok
yerinde sömürgecilik yıkılsa,
sömürgeler siyasi bağımsızlığına
kavuşsa da, Türkiye bunlara
dayanarak Kürtler üzerindeki yok
etme uygulamalarını baskı ve
asimilasyon yöntemleri ile
yürütebiliyor.
PKK Bir Tepki Ve Özgürlük Hareketi
Oldu
Kürdistan’ın bölünüp sert bir
katliam ve yok etme sürecine karşı
PKK’nin bir tepki ve özgürlük
hareketi, örgüt ve eylem gücü olarak
doğup gelişen bir hareket olduğunu
belirten PKK kurucu üyeleri devamla
şunları vurguladı. “ABD, Sovyet
çatışmalarının zirvede yaşandığı,
ulusal hareketlerin en ileri düzeyde
geliştiği, reel sosyalizmin
yetmediği yerde ‘68 devrimci
hareketi Türkiye, İran gibi Ortadoğu
ülkelerinde devrimci gençlik
biçiminde yansımasını buldu. Güney
Kürdistan’da aşiretçi isyan geleneği
sürmüş ve bir yenilgi almıştı.
Türkiye’de Kemalist sisteminin tekçi
düşünce ve politika yapısının
aşılarak yeni ideolojik akımların,
siyasi örgütlenme ve mücadelelerin
gelişmeye başladığı bir ortamda PKK
oluştu. Böyle bir ortam Kürdistan
üzerindeki baskı ve egemenlik Kürt
toplumunda belli bir değişikliğe yol
açtı. Ekonomik bakımdan feodalizmin
biraz parçalandığı, kapitalizmin
kısmen girdiği, sosyal yapıda kısmi
ayrışmaları ortaya çıkarmıştı. PKK
yeni arayış ve düşünce akımların
gelişmeye başlaması için ekonomik ve
sosyal zeminin oluşmaya başladığı
bir sürecin ürünüdür. Bu koşullar
özelikle Kürdistan’dan Türkiye
okullarına giden gençlik üzerinde
etkide bulunuyordu. Toplumda oluşan
yeni sosyal gelişme ve arayış
yankısını en çok bu gençlik üzerinde
yaratıyor. Aydın gençlik kesimine
dayalı yeni arayışlar, ideolojik
doğuşlar guruplaşmalar ortaya
çıkmaya başlıyor. PKK’ de bu
gelişmenin bir ürünü olarak doğup
gelişen düşünce akımlarından
birisidir. Ulusal çelişkiyi sosyal
çelişkilerle birleştirip çözmeyi
Kürdistan koşullarında bir
gereklilikten öte, bir zorunluluk
olarak görüyor. Bu yönüyle birçok
düşünce akımından ayrılıyor.
Kürdistan’ı sadece bir sosyal
çelişki içinde gören ve Türkiye’nin
bir uzantısı gibi ele alan dolayısı
ile sosyal devrim ön gören Türk sol
kaynaklı akımlardan ayrılıyor. Bu
yaklaşımların sosyal şovenizme
götürdüğünü tespit ediyor. Önderlik
gerçeği Kürtlerde sosyal çelişkiler
geliştiğini, ancak ulusal çelişkinin
çözümü sosyal çelişkinin çözümü ile
ele alındığı ölçüde gelişebileceğini
tespit ediyor. Bu yönüyle
milliyetçilikten de kopuyor.
İdeolojik doğuşu emekçi halka dayalı
bir ulusal demokratik hareket olarak
gelişmeyi ön gören bir düşünsel
akımdan oluşuyor. Önder APO böyle
bir düşüncel doğuşla Kürdistan da
ortaya çıkan arayış sürecine cevap
veriyor. Bunu aydın gençlik içinde
propaganda ederek bir ideolojik
gurup oluşturmayı başarıyor.”
Partileşme Bir İhtiyaçtan Doğdu
Metropollerde doğup, gelişen bu grup
76’ların ortasından itibaren
Kürdistan’ın Kentlerine yayılarak
hızla bir gençlik hareketine
dönüştüğünü söyleyen PKK’nin öncü
kadroları “Kürt kimliğine sahip
çıkan duruşunu tehlikeli bulan
devlet onu sert bir yönelimle
karşılıyor. Gurubun öncülerinden
Haki Karar 18 Mayıs l977’de Antep’te
devletin istihbarat güçleri
tarafından katlediliyor. Buda
gençlik hareketini bir ideolojik
akım olmaktan çıkarak, siyasallaşma,
halklaşma yönünde kamçılıyor. Bu
temelde giderek, silahlı çatışmayı
da içeren bir pratik mücadele ile
gençlik hareketi halka doğru
taşıyor. Polisle feodal yapı ve
gerici güçlerle çatışmaya başlıyor.
Hilvan’daki mücadelenin başarısı
gençlik hareketini halk kesimlerine
taşırıyor. Bu bir partileşmenin en
temel gerekçesi oluyor. Böyle bir
hareketin sorumluluğunu ancak bir
parti taşıyabilir, yönlendirerek ve
ilerletebilir. Bu gerekçeler 27
Kasım ‘78’de iki günlük bir kongre
ile PKK’nın resmi bir parti olarak
kuruluşuna hareketi götürdü. Parti
gerekçesi bu oldu. I.Kongrede
Önderlik Partileşmenin, parti
kuruluşuna gitmenin en temel
gerekçesini şöyle koymuştu ‘Şimdiye
kadar bir gurup ve gençlik
hareketiydik. Örgüt olmadan da öncü
bir kişinin çabası ile de yürütmek
mümkündü. Ama artık bir halk
hareketi haline geldik, gençlik
dışına taşarak halka ulaştık, halkı
harekete geçiren bir olgu haline
geldik. Sadece propaganda çalışması
değil, siyasal askeri mücadele
durumu yaşanıyor. Böyle bir hareketi
bir kişinin sorumluluğu üstlenerek
yürütmesi mümkün değildir. Böyle bir
mücadeleyi örgütsüz, amatör ve
gevşek bir örgütlülüğe dayalı bir
gücün başarı ile yürütmesi mümkün
değil. Bunun için partileşerek
sorumluluğu daha geniş kesimlerin
alması gerekiyor. Profesyonel bir
parti halene gelmek gerekiyor ki,
böyle bir hareketin sorumluluğunu
yüklenebilelim.’ İste PKK’nın
kuruluş gerekçesi budur.” şeklinde
değerlendirdiler.
Karasu: “PKK Yeni Bir Tarih
Başlattır”
APO’cu
hareketi kadrolarının emekçi ve
yoksul halk tabakasından geldiğini
belirten PKK’nin ilk kadrolarından
Mustafa Karasu, “kadrolarının sınıf
karakterleri üzerinde şekillenen PKK
sürekli sosyalizm düşüncesini
savunarak halkların özgürlük ve
demokrasi mücadelesinde öncü rolünu
oynadı” şeklinde değerlendirdi.
Onlar Mücadele ve Halk İçin
Yaşadılar
“PKK’nin Kemal Pir, Mazlum Doğan,
Haki Karer ve Mehmet Hayri Durmuş
gibi hareketin ilkelerini
benimsemiş, APO’cu gurubun yaşam ve
mücadele felsefesine, örgüt
anlayışına ve yoldaşlık ilişkilerine
uygun kişilikleri temsil eden bir
öncü militan kadroların şahıslarında
şekillendiğini” belirten APO’cu
hareketin ilk kadrolarından Mustafa
Karasu “bu arkadaşlarda somutlaşan
militan özellik ve devrimci
çalışmalara yaklaşım temelinde büyük
bir moralle her koşulda başaran
APO’cu hareketin temellerini
oluşturdu. Önder kadrolardaki bu
özellikler Önderliğimiz tarafından
kazandırılan özelliklerdir” diyen
Karasu şöyle devam etti. “Bu
arkadaşların tümünü yakından tanıma
şansım oldu. Dönüp geriye
baktığımızda bu hareketin neden bu
kadar gelişim gösterip, Kürdistan’da
etkin hale geldiğini ve Orta doğuda
büyük bir güç haline dönüştüğünü,
halkların özgürlük ve demokrasi
özlemini bu gün halen büyük bir
istekle ve coşku ile neden temsil
ettiğini bu arkadaşların duruşlarını
göz önüne getirdiğimizde çok iyi
anlıyoruz. Onların kişiliği
gelişmenin bu noktaya gelmesini açık
bir biçimde izah ediyor. İlk
başlarda bu öncü kadroların
duruşlarının tarihsel sonuçlar
yaratacağı gerçekliğini bizlerde
yeterince fark edememiştik.”
İlkeli Ve Devrimci İnsanlardı
Türk olan Haki ve Kemal yoksul
sosyal bir kesimden geliyorlardı.
PKK ve APO’cu hareketin yaşam
kültürü ve tarzını belirlemede çok
önemli etikleri oldu diyen Karasu
şöyle devam etti. “Haki yoldaşın
yaşamı bizim yaşam kılavuzumuz,
manifestomuz olmuştur. Yaşamı ve
duruşu ile bu hareketin geleceğini
etkilemiştir. Tamamen halk için
yaşayan, zorluklar ortamında
mücadele etmeyi devrimciliğin temel
ilkesi olarak gören, yoldaşlık ve
arkadaşlık ilişkilerinde çok canlı
olan ve duruşu ile bir sevgi ortamı
yaratan özelliklere sahipti. İster
küçük, ister büyük hiçbir işi
küçümsediğini kimse görmemiştir.
Sorunlar karşısında her zaman ilkeli
tavrını koymuş, ama yaşam içinde
arkadaşlıklarından tek bir kişiyi
bile incitmemiştir. Yaşam örgüt ve
mücadele anlayışında en iyisini
yaparak, bir iş yapıldığında eksik
yapılmaması gerektiğini bizlere
duruşu ile göstermiştir. Bu
özellikleri parti kültürünü
geliştirmede önemli rol oynamıştır.
Kemal Pir yoldaş, özellikle bizim
gibi yeni ortaya çıkan bir hareket
için gerekli olan militanlığı duruşu
ve pratiği ile vermiştir. Böyle bir
hareket ancak büyük bir coşku ve
inançla büyük hamleler yapabilirdi.
İlk çıkan bir örgüt vasat bir tarz,
sıradan yaklaşım, heyecansız ve
coşkusuz bir duruşla hamle
yapamazdı. Kemal Pir coşkusu,
heyecanı, militan kişiliği ve sevgi
dolu yoldaşlığıyla harekete bir ruh
ve ivme kazandırdı. Önderlik bugün
bile Kemal Pir militanlığından
bahsediyor. Bu yönleriyle hareket
Kemal Pir’in militanlığına çok şey
borçludur. Kemal Pir militanlığı
olmasaydı küçük bir gurubun kısa
sürede her tarafta itibarlı ve büyük
gurup haline gelmesi düşünülemezdi.
APO’cu gurubun militanlığını
sürükleyen, heyecan ve coşkusunu
ayakta tutan böylelikle eksiklikleri
heyecan ve coşkudan aldığı sinerji
ile tamamlayan her türlü zorluklara
karşı mücadeleci hale getiren bir
özelliği vardı. Suruçlu gençlerin
‘Kemal Pir Suruca girdiğinde biz
sanıyorduk ki, Kürdistan’da hemen
gerilla savaşı ile mücadele
başlayacak ve devrim kısa sürede
gerçekleşecekti. Onun duruşu,
heyecanı, bizimle konuşması böyle
bir güç ve izlenim veriyordu’
değerlendirmesi vardır.
Gurup aşamasında gençliğin böyle
etkileyici kişiliklere ihtiyacı
vardı. Kürt gençliği Kemal Pir’den
çok etkilenmiştir. Gençlik
Sembolümüz olan Ali Çiçek bir Kemal
Pir hayranıydı. Kemal Pir çok pratik
zekâlıydı. Sezgisi çok güçlüydü.
Mazlum da kitap okurdu, ama Kemal
ondan az okumazdı. Kemal Pir yetkiye
bakmadan her işi yapardı. Her işte
kendisini sorumlu görürdü. O gerçek
bir partiliydi, örgüt ile ilgili her
şeyi sahipleniyordu. Kemal Pir her
şeyi sahiplenen ve yapan, ama bunu
yetki ve mevkie dayandırmadan, bir
partili militan sorumluluğu ile
yapan örnek bir militandı.
Önderliğimiz bu nedenle Kemal Pir
militanlığına vurgu yapmaktadır.
Mazlum arkadaş çok okuyan ideolojik
yoğunlaşması yüksek bunun yarattığı
derin bir birikim ve kişilik
şekillenmesi ortaya çıkmıştı. APO’cu
gurubun ideolojik ilkelerinin
korunmasında, hareketin kadrolarının
bu yönlü bir refleks kazanmasında
Mazlum arkadaşın duruşu çok
önemliydi. Mazlum arkadaşta bulunan
özellikler tamamen önderlik
gerçeğinin birer yansımasıydı.
Mazlum arkadaş ‘ben öğrenciyken
öğrencilerin bazıları sağlık kolu,
bazıları sınıf başkanı olurdu. Ama
ben hiçbir sosyal etkinlikte görev
alamayacak kadar inisiyatifsiz bir
kişiydim, kavgacı değildim. Ama
APO’cu olunca eskinin tersine bir
kişilik kazanarak böyle militan bir
harekete ve bir halka öncülük etmeye
çalışıyoruz. bana bu özellikleri APO
kazandırdı’ diyordu. Mazlum arkadaş
ilkelerinde katıydı. Hayri arkadaşın
ise çok politik ve örgütçü bir
yapısı vardı. Hayri arkadaş henüz
cezaevine gelmemişti. Mazlumla
birlikte, poliste biraz zayıflık
gösterenleri örgütten uzaklaştırma
kararı alıyorduk. Hayri arkadaş
geldikten sonra bizim bu katı
yaklaşımımızı gördü ve zayıflık
gösterenleri eğitip güçlendirmek
gerektiğini belirtti. Bu Hayri’nin
yaklaşımıydı.
APO’cularla Tanışmam Bir Gerçeğin
İfadesidir
APO’cu gurupla tanışmasının gurubun
bazı özelliklerini ortaya koymada
önemli olduğunu belirten Mustafa
Karasu “Sol harekete ilk ilgi duymam
İstanbul Cevizlide bulunan sünger
dikiş fabrikası işçilerinin 1970
yılında yaptığı grev sırasında
başlamıştı. O dönem İstanbul’da lise
öğrenciydim. İstanbul gibi bir
ortamda yoksullar ile zenginler
arasındaki farkı görmemiz sonucu sol
düşünceye ilgi duymuştum. Mahir
Çayan ile Hüseyin Cevahir Maltepe de
vurulup getirilişlerine şahit
olmuştum. Bu olay beni derinden
etkilemişti. Bu duygularla Ankara’ya
gitmiştim. Sıkıyönetim koşullarında
sol gençlik içinde, özellikle THKO’
YA sempati duyarak içlerinde yer
aldım. Bu süreçte APO’cu hareket
yeni ortaya çıkıyordu. Önder APO’yu
Mamak cezaevinden ilk çıkmış saç ve
sakalı kesik olarak uzaktan
görmüştüm. Tarihini tam
hatırlamıyorum ama ‘73 yılı sonu
yada ‘74 yılı başı olabilir,
okulumuzda öğrenci temsilciliği
seçimi oluyordu. Birçok aday vardı.
Devrimcilerin desteklediği aday
Mehmet Uysaldı. THKPC adayı idi. Bir
dönem CHP gençlik kolları
başkanlığını da yapan Rize’li Zeki
Alçın’da okula gelmişti. Kimi
desteklediğimi sordu. Devrimcilerin
adayı olan Mehmet Uysalı
desteklediğimi söyledim. Bana ‘sen
onları destekliyorsun ama onların
başında Urfalı, Kürtçü APO
var.’biçiminde bir değerlendirme
yaptı. Sol düşünce ile tanışmamız
yeniydi. Kürt sorunu hala benim için
dikkatimi çeken, ilgilendiren bir
konu değildi. Zeki Yalçının bu
açıklamalarını sorgulayarak bu
yaklaşım içinde olan kimdir, dedim.
Birisi okul koridorunda volta atan
Önderliği bana gösterdi. Selam
vererek konuşmak istediğimi
söyledim. Önderlik buyur dedi. Ben
‘öğrenci temsilciliği seçimi oluyor,
Mehmet Uysalı sosyalist ve devrimci
bir aday olduğu için destekliyoruz.
Ama sizler için Kürtçülük söylemleri
var. Bana göre bu doğru değil, biz
sosyalistiz, Türkiye’de sosyalist
bir devrim yaparsak Türk’te, Kürt’te
kurtulmuş olacaktır. Kürtçülük adına
farklı bir arayışa girmeyi doğru
bulmadığımı’ belirttim.
Daha devrimcilikte yeniydim ve
sosyalizm kavrayışım da yüzeyseldi.
Köyümüzde Türklerle birlikte
yaşadığımızdan dolayı Kürt olduğumu
biliyorum. Ama henüz Kürt sorunu ile
tanışmamışım. Dedem askere
gitmemişti. Köydeki Türkler 70
yaşındaki dedemi ihbar ederek askere
göndermişlerdi. Bu bende Türklere
karşı bir tepki ortaya çıkarmıştı.
Ancak çatışmalı bir ortamdan da
gelmemiştim. Önderlik bana ‘biz
Denizlerin, Mahirlerin anılarını
yaşatmak istiyoruz. Bizim
yaklaşımımız budur. Onlar ise
reformist inkârcı bir yaklaşım
içindedirler, Deniz ve Mahirlerin
mücadelelerini unutturmak
istiyorlar. Onun için bu tür sözler
söylüyorlar’ şeklinde bir izahat
yaptı. Söyledikleriniz doğrudur,
Mehmet Uysal bu devrimci Önderlerin
anılarını yaşatma çabası içinde
olacağı için destekliyorum. Biz
sosyalistiz Kürt Türk ayrımı
biçimindeki düşünceleri doğru
bulmuyorum biçiminde ısrarımı
sürdürünce Önderlik tekrar bana aynı
cevapları verdi. Kafamda kuşkularla
oradan ayrıldım. Ama yinede Mehmet
Uysalı desteklemeye devam edeceğimi
belirttim.
APO’cular Sürekli Devrimci Söylemini
Önde Tutardı
APO’ hareket baştan beri sosyalist
yaklaşım içinde devrimci söylemleri
öne çıkaran, yoksullardan yana bir
hareket olarak sol yelpazede yerini
almıştı. Devrimci gençlik içinde
sosyalizm ve Kürt sorunu üzerine
tartışmalar artınca bende Kürt
sorunu ile ilgilenmeye başladım.
Okulumuzda Dersim’li arkadaşlarım
vardı. Ali Haydar Kaytan ile önceden
de belli bir arkadaşlığımız vardı.
APO’cularla ilişkisinin olduğunu
biliyordum. 1974’ün sonlarında
ilişkide olduğum Dersim isyanında
ailesi katliama uğrayan ve sürgüne
gönderilen Alişer Gürgöz üzerinden
ilişkilenmeye başladım. Konuştuğum
arkadaşlar Önderliğe kendilerinin
düşünceleri konusunda bir netliğe
doğru gittiğimi ve bir karar verme
sürecini yaşadığım bildiriyorlar.
Önderlik de gelsin görüşelim diyor.
Tamam dememe rağmen verdiğim
randevulara gitmiyor atlatmaya
çalışıyordum. Sıkıştırdığımda bir
randevu daha veriyordum. Bu
kovalamaca iki aydan fazla sürdü.
Bir gün otobüs durağında beni görüp,
niye randevularına gelmediğimi
sordular. İşim çıktı sonra gideriz
dedim. Ancak yakamı bırakmadılar.
Bir araca binerek Önderliğin yanına
götürüldüm. Önderlik bana ‘Kürt
gencisin ve devrimci iddiaların var.
Kürt sorunu konusunda
düşüncelerimize ilgi duyuyor ve
doğru buluyormuşsun. O zaman Kürt
halkının içinde bulunduğu bu durum
karşısında tavrını netleştirmen
gerekir’ biçiminde beş on dakika
konuştu. Bunun üzerine tamam dedim.
APO’cular Devrimcilikte
Kararlıydılar
THKO sempatizanlığından geliyordum.
Denizlerin militanlığı bizi
etkilemişti. Hüseyin İnan’da komşu
köylümüzdü diyen Karasu “APO’cu
gurubun devrimcilikte ciddi, kararlı
bir gurup olduğunu görüyor ve bu
militanlıklarından etkileniyordum”
değerlendirmesini yaptı. Karasu
devamla şunları söyledi. “APO’cular
kararlı duruşlarıyla Türk solu ile
farklı oldukları göze çarpıyordu.
Düşüncelerini doğru bulmama rağmen,
yaşam arzularımdan, küçük burjuva
kişiliğinden, okul ve aileden kopmak
istemememden dolayı APO’cu guruba
katılmada tereddüt gösteriyordum.
Ancak doğru bulduğum düşüncelerin
ahlaki sorumluluğu ile örgüte
katıldım. Benim bu katılım gerçeğim
PKK’nin nasıl bir örgüt olduğu,
nasıl bir yaşam tarzı ön gördüğünü,
kadro ve militanlarının örgüt
anlayışı, mücadele tarzı ve yaşam
felsefesini nasıl oluşturduğu
konularında iyi bir örnektir.”
Hareket Düşünce Olmaktan Çıkmıştır
Partileşme sürecinin 18 Mayıs l978
tarihinde Antep’te ajan bir örgüt
tarafından hareketin önder
kadrolarından Haki Karer’in
vurulmasıyla başladığını vurgulayan
Mustafa Karasu “görevli olarak
İstanbul’da bulunduğum için PKK’nın
I.Kuruluş kongresine katılamadım.
Ama bir partileşme sürecinin
başlatıldığını biliyordum.
Partileşme süreci Haki yoldaşın
şahadetinden sonra gündeme geldi.
Haki’nin cenazesiyle birlikte
Ordu’nun Ulubey kazasına gitmiştik.
Cenaze törenine birçok sol ve
devrimci örgüt militan ve taraftarı
katılmış, en yüksek düzeyde sahip
çıkmışlardı. Dönüşte Önderlik
bizimle görüşerek ‘Haki’nin anısına
böylemi yaklaşılır, siz ciddi bir
tören yapmamışsınız, Haki büyük bir
devrimcidir, onun kişiliği ve
devrimciliğine yakışır bir tutum
göstermemişsiniz. Bu arkadaşın
anısına mücadele geliştirilir.
Oradaki törende göstereceğiniz
duruşunuzla büyük bir mücadele
geliştireceğinizi hem ailesi ve
halka, hem de törene katılan sol
guruplara göstermeliydiniz.’Hakinin
şahadetinden sonra, Önderlik bu
düşünce için değerli bir
arkadaşlarımız şehit düştü.
Söylediklerimiz bir düşünce olmaktan
çıkmış bir dava haline gelmiştir. Bu
düşünce için canını veren insanlar
ortaya çıkmıştır. PKK düşüncesinin
dava haline gelmesinin en büyük
etkeni şehitlerimiz oluyor.’
Önderlik onun için ‘PKK şehitler
partisidir’ derdi. Bu nedenle her
şahadetten sonra çalışmalara ivme
kazandırdı. Haki arkadaşın şahadeti
partileşme ihtiyacının
ateşleyicisine dönüşerek ihtiyaç
olan araştırmalar yoğunlaştırıldı.
Birçok parti deneyimleri program ve
tüzükleri incelendi. Kongre
gerçekleşmeden önce İstanbul’a
Kürdistan Devriminin Yolu
manifestosu gelmişti. Okuyunca bunun
bir parti programı olduğunu ve
kuruluşunun yakında gerçekleşeceğini
anlamıştık. Kongrenin kuruluşunu
duymamıştık ama manifesto bizi
heyecanlandırmıştı.”
Herkesten Farklıydık
Mehmet Celal Bucak’ın vurulduğu gün
ilan edilen PKK I.Kuruluş Kongresi
parti yapısı ve halkta heyecanla
karşılanmıştı diyen Mustafa Karasu
“Partileşmeyi söylemesek de
İslamiyet’te sahabeler,
Hıristiyanlıkta havariler gibi olma
olarak ele alıyor ve bu duygularla
çalışıyorduk” değerlendirmesini
yaptı. Karasu şunları söyledi. ”Bu
resmi ilan ile birlikte artık
PKK’liydik. Bunu propagandalarımızda
ya da duvarlara yazı yazarken üstüne
basa basa Parti ya Kar keren
Kürdistan diyerek farklı olduğumuzu
herkese gösteriyorduk. Kürdistan’da
artık önü alınamaz yeni bir tarihin
başlangıcını yapmıştık. PKK’nin
kuruluşu ile hem farklı olduğumuzu
anladık, hem de sorumluluk duygumuz
gelişmişti. Partileşme demek aynı
zamanda bir işe en yüksek derecede
sahiplenmek demekti. Bunu yaşayarak
öğrendik. Bundan dolayı her parti
kuruluş yıl dönümü bizlere yeni bir
heyecan veriyor. Daha bir coşkuya
kapılarak, tazeleniyoruz. Bir
hareket olarak yıllar geçtikçe
tarihi eski tecrübeli bir partinin
üyesi ve militanı olmak insana büyük
heyecan veriyor
29.kuruluş yıldönümünde halkımızın
PKK ve onun Önderliği etrafında
kenetlenmesi bizlere ayrı bir moral
ve çalışma azmi veriyor. Halkın
efsane gördüğü, Kürdistan’ın dört
parçasında mücadele yürüten bir
hareketin üyesi olmak bir
ayrıcalıktır. Her yıl dönümünde
yaşananlar bir sinema şeridi gibi
gözlerimizin önünden geçerek
anılarımız tazeleniyor. Hiçbir şeyi
olmayan küçük bir guruptan, bugün
böyle büyük bir hareket olmak insanı
gururlandırıyor. Yine her yıl
dönümünde bu gelişmeleri yaratan
şehitlerimizi gözlerimizin önüne
getiriyoruz. PKK ve ortaya çıkarılan
halk gerçekliği şehitlerimizin
iğneyle kuyu kazarcasına ortaya
çıkardığı bir yaratımdır. Her yıl
dönünde Hayri arkadaşın sözünü
mutlaka hatırlıyoruz. Şahadete
giderken bile ‘mezarıma borçlu
yazın’ demişti. Bu yoldaşların
yoldaşı olmak kadar güzel bir şey
olabilir mi?”
Kalkan: ”Onur Duyulacak Bir
Tarihtir”
Kürt
halkının kimliğini, kültürünü ve
kişiliğini bu hareketin ortaya
çıkardığını belirten PKK’nin
kurucularından Duran Kalkan
“partileşme tarihimiz yarattığı
gelişme ve kazanımları nedeniyle
halkımız ve hareketimiz açısından
onur duyulacak bir tarihtir. Çünkü
PKK şahsında Kürt halkı yeniden
yaratılmıştır” şeklinde ifade etti.
PKK Bir Gençlik Partisidir
PKK’nın 29. Kuruluş yılanı
girmesinin anlamlı olduğunu
vurgulayan Kalkan şunları
belirtti.“PKK bir yandan gençlik
ruhu, dinamizmi ve heyecanını
kaybetmiyor, bir yandan da 29 yaşına
basması birçok işi başarı ile
yapmayı da ifade ediyor. Aslında
gençliğin belki fiziki bakımdan
aşınmaya yüz tuttuğu, ama aynı
zamanda gençliğin bilinçlendiği,
irade kazandığı ve olgunlaştığı güç
kazandığını bir çağı ifade ediyor.
29 yaşında PKK çok daha güçlü,
başarı ile iş yapma imkânı ve gücüne
sahiptir. İnsan daha büyük bir güven
duygusunu ediniyor, güç kazanıyor.
PKK ile olmak her zaman büyük bir
heyecan ve coşkulu bir yaşam içinde
olmak ve geriyi görmeden, sağa sola
bakmadan bir yarışta koşuyor gibi
olmaktır. PKK gençliğin bir coşku ve
heyecan hareketi olarak doğdu.
Cesaret ve fedakârlık hareketi
olarak gençliğin özverisine,
paylaşımcılığına, dinamizmine ve
heyecanına dayanıyor. PKK’ yi PKK
yapan öz kesinlikle budur. PKK’li
olan bu ruhu her zaman taşır.
PKK’nin yaşlanması gibi bir durum
olamaz. Çünkü yaşlıların anlayışı ve
tutumlarıyla oluşan bir parti
değildir. Her ne kadar işçi partisi
adını almışsak bile bir sınıf
partisi de değildir. Parti ve
harekete damgasını vuran en temel
etken gençlik etkenidir. Gençliğin
arayışı, ruhu, özlemleri ve
temizliği cesareti ile PKK oluştu.
Daha sonra gerilla hareketi
biçiminde doğal olarak hep
gençlerden oluştu. Partinin
kadrolaşma zeminini uzun süre çok
büyük ölçüde gençlik oluşturdu.
Şimdi hareket olarak bu ruhu devam
ettiriyor. PKK
insanlığın özgürlük
yürüyüşüne çok büyük bir katkıyı
ifade ediyor. 29. kuruluş yıl
dönümünde herkes tüm ilerici
demokrat ve sosyalist güçler Kürt
halkı, gençliği ve dostları böyle
bir coşku ve heyecanla kutlamalıdır.
Binlerce PKK şehidi gözünü kırpmadan
her şeyini mücadeleye verdi. Her
şeyini bu örgüte veren Önderliğin
29.Kuruluş yıl dönümünde esareti
bizlere acı veriyor. Ama Önderliğin
belirttiği gibi ‘tarihi komplolar
gelişmeleri durdurmaz, hızlandırır’
yaklaşımından hareketle komploya
karşı daha fazla mücadele etme
sorumluluğunu taşıyoruz. Bu temelde
herkes için PKK’nin 29. mücadele
yılı kutlu olsun diyorum. PKK bir
şehitler partisidir. Bu vesile ile
şehitlerimizi de anıyoruz.
Zorunluluklar Bizi Kongreye Götürdü
PKK I.Kuruluş Kongresine giderken
kadrolarının çok fazla ileriyi
gördüklerinden söz edilemeyeceğini
belirten Duran Kalkan “Koşulların
getirdiği zorunluluklardan kaynaklı
olar bir kongreye gidildi.
Önderliğin Kongrede en çok
sorguladığı husus gelişen mücadeleye
kadro cevap olabilir mi? Hususuydu.”
şeklinde konuştu. Kalkan devamla
şunları söyledi. “Önderlik Kongre
boyunca şunlara dikkat çekti.
Hareket gelişip büyümüş. Hilvan’da
silahlı çatışma yaşanıyor. Bu
gelişmeler durdurulamaz ve zayıf
yaklaşımlarla da ilerletilemezdi.
Güçlü bir yaklaşımla bu durumu
ilerletmek gerektiğini belirterek,
bunu kim ve nasıl yapabilir sorusunu
sorguladık. Bunu ancak güçlü bir
parti yapabilirdi. Ancak mevcut
kadro düzeyi böyle bir parti yapmak
için yeterli midir? Bu kadar ciddi
bir mücadeleye yürütme gücüne sahip
midir? Kongre boyunca Önderlik bunu
sorguladı. Çeşitli değerlendirmeler
ve çözümlemeler yaptı. Ama endişe
duyduğu nokta acaba mevcut
kadrolaşma düzeyi ve insan yapısı
kongreye katılan katılmayan
kadrolaşma, bir parti oluşturmak
için ne kadar yeterliydi? Önderlik
partileşmeyi önemsiyor, ciddiye
alıyordu. Başkalarının yaptığı gibi
masa başında bürokratik bir kuruluş
olarak bakmıyor, Partileşmeyi bir
program ve tüzük olarak
değerlendirmiyordu. İş yapmazsa
feshedersin, veya başarılı olmaz
yenilir gider. Ne feshetmeyi, ne de
yenilip gitmeyi kendisine
yediriyordu. Önder APO partileşmeyi
bir sürecin yürütülmesi olarak
alıyordu. Ve bunda mutlak başarılı
olmasını gerekli görüyordu. Şundan
hep kaygı duyuyor ve söylüyordu da
‘kendimize bir parti deriz ama
gereklerini yerine getiremezsek
tarih karşısında gülünç duruma
düşerek palyaço gibi oluruz’
diyordu. Eğer bir partileşmeye
karar verirsek mutlaka başarıya
gitmemiz gerekiyor. Dolayısıyla bu
ruhu ve anlayışı vermeye,
katılanları buraya çekmeye parti
gerçeğini böyle ele almaya
çalışıyordu. Önderliğin bu tutumu
çabaları kadroda bir duyarlılık ve
yoğunlaşma getiriyordu.
Ayrışmalar da yaşandı.
PKK I.Kuruluş Kongresine
katılımların çeşitli eğilimler
biçiminde yansıdığını belirten
Kalkan şunları vurguladı.“Önderliği
daha çok anlayan, anlamaya çalışan
kendinde güç istek ve irade
oluşturan yaklaşımlar, Önderlik
gerçeğine en yakın olan Önderliği en
ileri düzeyde izleyen militan
gerçekliği ifade etti. Bir militan
çizgi olarak var oldu. Büyük
partileşme akımını geliştirdi.
Kadrolaşma düzeyi yarattı. Diğeri
ise hem parti içinde kalarak bir
şeyler yapan ama hem de
partileşmenin gereğini yerine
getiremeyen, bazı başarılı
çalışmalar yapsa da bazı dönemlerde
zayıflık ve başarısızlıkların nedeni
olarak ortaya çıktı. Sonuncusu ise
kopuşları getirdi. Yani geçici yol
arkadaşlıkları olarak ortaya çıktı.
Karşılaştığı ilk zorluk anında
kopuşa yol açıt. İhanete,
tasfiyecilik ve provokasyona gitti.
Hareketten kopma, harekete zorluk
çıkarma, hareketi saptırma gibi
karşıt çizgi ile birleşen bir sonucu
yarattı. Bunlar çok ileri düzeyde
ayrışmalara da gittiler. Önder APO
90’ların başında bunu, kontra parti,
orta parti ve gerçek PKK olarak üç
partileşme biçiminde tanımladı.
Partileşme Özgürlükte Isrardı
1978’e gelindiğinde sürecin giderek
hem teorik gelişme, hem de
partileşmeyi zorunlu kıldığını,
bundan dolayı da bir adım atılarak
ilerleyecek, ya da duraksamaya
girerek kendisini tekrara götürerek
tasfiye ile yüz yüze kalınacağını
belirten Kalkan “böyle bir dayatma
karşısında Partileşme ile özgürlük
ve demokrasi yolunda yeni bir süreci
başlatmaktan başka şansımız
kalmıyordu’ dedi. Kalkan şöyle devam
etti: ‘Parti kuruluş kongresine
giderken Amed’i Kürdistan’da sosyal,
ideolojik ve kültürel bir merkez
olma konumundan dolayı özgün ve
bilinçli olarak seçtik. Devrimci
yurtsever gelişmelerde Amed önemli
bir yer tutmuştu. Kürdistan’da
örgütleneceksen, Kürdistanlı bir
parti olacaksan elbette ki, Amed’te
gelişip, örgütlenmelisin. Amed’ten
kopuk bir ideolojik ve siyasi
gelişme kuzey Kürdistan’da olamazdı.
Daha önceki süreçte de toplantılar
olmuştu. 77’nin Kasımında yine
Amed’te program taslağının
tartışıldığı bir toplantı
yapılmıştı. ‘78 baharında Elazığ’da
yapılan toplantıda bir iş bölümü
yapılmıştı. Hareket Amed içinde
belli bir örgütlülüğe kavuşmuştu.
Kasımın sonunda henüz kışa
girilmemiş olmasından dolayı hareket
etmenin kolaylığı vardı. Güvenlik
önemli bir faktördü. Amed merkezden
gizli bir biçimde araçlarla kongre
yerine taşındılar. Yağışlı bir
havaydı. Araçlar akşam üzeri ve
çeşitli yerlerden iz kaybetmek için
dolaştırılarak kongre yerine
ulaştırılmışlardı. Takip çok kolay
değildi. Toplantı için seçilen yer
cadde üzeriydi. Araç hiç durmadan
yavaşlayarak araçtakiler iniyordu.
Bu da olası bir takipte fark
edilmiyordu. Kongreye katılan
delegeler 26 ve 27 Kasımda gündüz
evden dışarı hiç çıkmadılar. Akşam
karanlık bastığında dışarı çıkışlar
oldu. 27 Kasım akşamı araçlarla
Amede taşındılar ve oradan
dağıtıldılar.
Yaptıklarımızla Öğrenen Bir Hareket
olduk
PKK I.Kuruluş Kongresi ile
profesyonel bir çalışma dönemine
girildiğinin görüldüğünü, belirten
Kalkan “Kongrede yönetim seçildi,
program ve tüzük kabul edildi.
Çeşitli kararlar alındı.
Örgütlemenin gelişmesi gerektiği
belirtildi. Daha önceki toplantılar
böyle bir ayrışmayı getirmemişti.
Toplantının daha önemli olduğu hissi
herkeste gelişti. PKK birçok
toplantı yapan ve bu toplantılarda
tartışan bir hareketti. Birçok
toplantı yapıyorduk. Kuruluş
kongresi bunlardan biri oldu. Ancak
yapılan toplantılardan farlıydı.
Süreç daha resmi profesyonel bir
örgüt olmayı gerektiriyordu. Bir
partinin kuruluşunu ifade eden
manifesto, program ve tüzük
hazırlıkları yapılmıştı. Kongrede
bunlar tartışıldı. Belgeler olarak
kabul edildi. Yönetim seçildi ve
partileşmeye karar verildi. Bütün
bunların ardından daha ciddi bir
sürece girildiğini herkes az çok
anladı.
Örgütlenmemizde eksiklikler de
vardı. Program tüzük kabul ettik ama
bu parti nasıl olacak, ismi ne
olacak bunları tam oluşturamadık.
Biz sürekli yaptıklarımızla öğrenen
bir hareket olduk. Bizler ne başka
örgütlere girmiş çıkmış, ne de örgüt
tecrübesi edinmiştik. Kadrolar o
kadar belirginlik kazanamadığı için
bir yönetimi bile seçememiştik.. Biz
sosyalist parti deneylerini okuyarak
öğrenmiştik. Yedi kişilik bir Merkez
Komite de karar kılmıştık. Ama bu
yedi kişi kim olacak denildiğinde
seçemedik. Üç kişilik bir yürütme
seçtik ve bu üç kişi içerisinde
Önderliğe yetki vererek diğer kalan
dört kişiyi de belirlemeyip,
örgütlenme çalışmasını yürütmek
için. Herkesle ilişkili olan
Önderlikti ve herkesi tanıyordu.
İdeolojik doğuştan gurup ve
partileşme sürecine kadar olan bütün
gelişmeleri Önderlik yürütmüş ve
yönetmişti. PKK yöntemlerle
yürüyebilecek bir hareketti. Öyle
bir davayı yürütme hareketiydi.
Yoksa bürokratik, şematik bazı
imkânlar üzerinde kurulan bir
hareket değildi. Özgürlük davasını,
ulusal demokratik davasını fedakârca
yürütmeyi esas alan bir militanlaşma
çizgisine sahipti.”
Bayık “PKK Değişimi Zihniyette
Yaptı”
29
yıl önce küçük bir gurupla
kurdukları PKK’nin gelinen aşamada
artık büyük bir halk hareketi ve
yeni bir sisteme dönüştüğünü, bundan
dolayı da, eski PKK olmadığını,
tamamen farklı ve değişen yönlerinin
ortaya çıktığını belirten PKK’nin
kurucularından Cemil Bayık.
“Stratejik değişim süreci ile
birlikte PKK eski PKK gibi iktidarı,
devleti hedefleyen bir PKK değil,
toplumun özgürleşmesini,
demokratikleştirilmesini, toplumun
devlet karşısında güç haline
getirilmesini, toplumdaki bireyin
özgürleşmesi ve güç haline
getirilmesini hedefleyen bir PKK’dir”
şeklide değerlendirdi.
PKK’nin Gücü Diyalektiğiyle
Bağlantılıdır
PKK kurulduğunda hem ideolojik, hem
de felsefik süreklileşmeyi, halkın
ve insanlığın sorunlarına cevap
olmayı esas aldığını belirten Bayık
devamla şunları vurguladı.“Başta
Kürt halkı olmak üzere halkları ve
insanlığı geliştiren, ona hizmet
eden ve büyüten, onu başarıya
götüren onun zayıf ve
çirkinliklerinden arındıran
hususları kendisine temel aldı. PKK
kurulduğu gün ile günümüzde vardığı
düzey çok farklı. Bu güne bakılarak
başlangıçta şöyleydik, bugünde böyle
olalım demek doğru ve bilimsel de
olamaz. Ama bugünkü düzeyin tabii ki
geçmişle, kuruluşla bağı vardır.
Bugünü biz başlangıçta yaşıyoruz.
Eğer bu kadar değerler ortaya
çıkarıldıysa, bu düzey yakalandıysa
bunun başlangıçla, kuruluşla bağını
kurmak gerekiyor. Bunu hiçbir zaman
inkâr etmemek gerekiyor. Fakat
hareket tabii ki başladığı gün gibi
değildir. Birçok yönüyle başladığı
günden çok ilerdedir ve çok
farklılaşmıştır. Zaten PKK
gelişmişse bundan dolayı
gelişmiştir. Ve eğer gelişecekse de
böyle gelişecektir. Yani bir
hareketi kurduğun gibi sürekli
yürütmeye kalkarsan o hareket
gelişemez. Bir yere kadar gelişir ve
orada tıkanır, kurur biter. Bir
hareket sürekli kendini yenilemezse,
eskiyen yanlarından kendini
arındırmazsa, kendisi için gerekli
olan gelişmeyi, yeniliği yaratmazsa
o hareketin başarı şansı olamaz.
PKK’nin gücü de burada yatıyor.
Kongre Hazırlığını Önderlik
Yürütüyordu
PKK. Kuruluş Kongresine giderken
Önderliklerinin yanı sıra Mazlum
Doğan ve M.Hayri Durmuş gibi
kadroların hazırlıklarının güçlü
olduğunu, ama genel anlamda
hazırlıkların yetersiz olduğunu
belirten Bayık şunları söyledi: “
Kuruluş Kongresinin tüm
hazırlıklarını yapan ve geliştiren
Önderlikti. Bu hazırlıkların
kongreye katılacaklar tarafından
tümüyle kavrandığı söylemek doğru
olmaz. O anlamda tabii ki
hazırlıklar zayıftı. Kongre
öncesinde alanlarda yapılan
toplantılar dizisinde, Kongre
delegeleri belirlenmişti. Kimlerin,
hangi alandan kaç delegenin
katılacağı bu toplantılarla
belirlenmişti. 25 kişi civarında bir
delege sayısıyla kongreye
gidecektik. Kemal Pir arkadaş
cezaevinde, Mehmet Karasungur
arkadaş da Siverek mücadelesinin
başında olduğu için katılamadılar.
Toplam 23 katılımla kongreyi
gerçekleştirdik. Kongre’nin nerede,
ne zaman yapılacağı gizlilik
açısından delegeler tarafından
bilinmiyordu. Onu bizzat Önderlik
üstlenmişti. Mazlum Doğan ve
Seyfettin Zuğurlu arkadaşlarla
birlikte hazırlık çalışmalarını
yürütmüştü. Delegeler Diyarbakır’a
çağrıldığında artık Diyarbakır ve
çevresinde herhangi bir yerde
yapılacağı anlaşılmış oldu. Gelen
delegeler Diyarbakır merkezden
alınarak kongre yerine götürüldü.
Seyfettin Zuğurlu arkadaş evi
hazırlamak için bir gün önceden köye
gönderilmişti. Kongre yerine
gidilince arkadaşlar kongre yerinin
orası olduğunu anladılar. Kongre
yeri Önderliğimiz tarafından
bilinçli olarak Diyarbakır
seçilmişti. Diyarbakır Kuzey
Kürdistan’da bir merkez rolü
oynuyordu. Tarihi açıdan, pratik
açıdan ve coğrafik açıdan ele
alındığında böyle bir kongreyi
Diyarbakır da gerçekleştirmek
bilinçli bir seçim ve doğru bir
karardı. Önderlik I.kongre için
Diyarbakır’ı daha çok tarihte
oynadığı role bakarak seçmişti.
Diyarbakır yani Amed bunu hak
etmişti. Amed sadece geçmişte
mücadele katılmasıyla sınırlı
kalmadı. Günümüzde de Diyarbakır bu
yana mücadelemizde sürekli bir
merkez rolü oynadı. Yani PKK
mücadelesi resmen başladığından
günümüze kadar hep önemli bir rol
oynadı. Buda bir kuruluş kongresinin
Diyarbakır da yapılmasının ne kadar
doğru ve yerinde bir karar olduğunu
gösteriyor.”
İlkler Her Zaman Farklıdır
Kongre iki gün sürdü. Fazla uzun
tutarak, zamana yaydırılmadı. İlk
kongre bir kuruluş kongresiydi.
Partileşmeye gidiyorduk. Düşman
tarafından anlaşılması durumunda çok
ciddi bir tehlike ortaya
çıkabilirdi. Bir kuruluş kongresinin
tartışacağı, kararlaştıracağı
hususlarda gerçekleşti. Kongreye
katılımda, arkadaşlarda heyecan ve
coşku vardı. Ama kongre ve parti
olma bilinci, bunun yüklediği
sorumluluklar fazla derinliğine
anlaşılmamıştı. Ama işte kongreye
katılma, partileşme büyük bir coşku
ve heyecan yaratıyordu. Biz grup
döneminin militanlığıyla kongreye
gelmiştik. Her ne kadar Önderlik ön
çalışmalarda bunu aştırmak için çaba
gösterdiyse de bu çabalarının
sınırlı etkileri oldu. Daha çok
Önderlik tartışmaları ve
değerlendirmeleri kongreyi
sürükledi. Dikkat çektiği hususlar
oldu. Diğer arkadaşlardan sınırlı
sayıda katılım oldu. Mazlum, Hayri
vb gibi birkaç arkadaşın
tartışmalara katılımı oldu. Geri
kalan arkadaşlarda daha çok dinleme,
biraz anlamaya çalışma biçiminde bir
katılım gösterdi. Önderlik kapanış
konuşmasında, yeni bir sürece
girildiği ve eski devrimciliğin
geride kaldığını, yeni sürecin
devrimciliği, militanlığı daha
farklı, daha ağır sorumluluklar
yüklediği biçiminde uyarılarda
bulundu. Önemli olan bir Parti
kuruluşu gerçekleştirmekti. Kuruluş
kongresi olmasından dolayı daha
sonraki yıllarda yaptığımız
kongrelerden farklıydı tabii. Daha
çok partileşme kararını vermesi
gerekiyordu. Onun ilanını yapması
gerekiyordu. Onun program, tüzüğünü
kararlaştırması gerekiyordu.
Kongrede bunu yaptı.
Kongrede Parti ismi belirlenmemiş
daha sonra kararlaştırılmıştı.
Hatırladığım kadarıyla PKK adı
Mehmet Karasungur arkadaşın
önerisiydi. Mazlum Arkadaş da daha
sonra bu öneriye katılmıştı.
Önderlik bütün öneriler içinden
PKK’yi uygun görmüştü. PKK ismi bu
şekilde kararlaştırıldı.
PKK, Kürt halk tarihinde çok
müstesna bir yere sahip oldu. Böyle
bir yer edinmesinin nedeni PKK’nin
büyük bir değişimi
gerçekleştirmesinden ileri geliyor.
PKK Kurucusu Olmak
Sorumluluklarımızı Ağırlaştırıyor
PKK hareketinin bir mensubu ve bir
kurucusu üyesi olarak PKK’yle
olmaktan, PKK’nin yarattığı
değerlerle büyümekten büyük mutluluk
ve gurur duyduğunu, ama PKK kurucusu
olmanın farklı sorumluluklar
yüklediğini söyleyen Bayık “yeni
kurulan bir harekete gelip katılmak
belki farklı duygular ve
sorumluluklar yükler. Ama bir Parti
kurucu bir üyenin duyguları,
sorumlulukları daha farklı ve daha
büyük olur. Çünkü o hareketi kurup
idare etmekle halka katılım ve
destek çağrı yapıyorsun. İnsanlarda
bu çağrıya güvenerek bunun
gereklerine yerine getiriyor.
Mücadeleye senin çağrıların üzerine
katılarak, her şeyini veriyor.
Kaderini, geleceğini, insanlığını bu
hareketle özdeşleştiriyor. Buna yol
açan biri olarak eğer bu insanların
umutlarına, beklentilerine yeterli
cevap olamazsan bunun yaratacağı
vicdani sorumlukları çok ağırdır.
Yani karşılığı verilmedi mi,
insanlarda umut yaratırsan, insanlar
her şeyinden vazgeçerek bu umutla
harekete geçerse, her şeyini ortaya
koyarsa ama sen bu insanların bu
çaba ve güvenlerine çözüm gücü
olmazsan, bunları zedelersen veya
boşa çıkarırsan tabii ki insanlık ve
bu halk adına büyük bir suç işlemiş
olursun. Bundan daha ağır bir suç
olamaz. Onun için kurucu bir üye her
koşul altında sorumluluklarını görür
ve görmek zorundadır. Hareketin
sağlıklı gelişimini, başarısını
hesaplamak durumundadır. Bunun için
gerekli her türlü fedakarlığı,
cesareti, bilinci göstermek
zorundadır. Bende bir kurucu üye
olarak günümüze kadar bu duygu ve
sorumluluk bilincini hiçbir zaman
zayıflatmadım. Her zaman bunların
ağırlığını taşıdım. Ve taşımaya da
devam edeceğim.
Halk PKK’de şunu gördü; PKK’nin
söylemi ile pratiği birbirini
tutuyor. Bu güven verdi. PKK’lilerin
yaşam tarzı, mücadele tarzları güven
verdi. Halk PKK militanlarının
kendileri adına bir yaşamlarının
olmadığı, kendileri adına bir
istemlerinin olmadığını,
sorunlarının olmadığını,
yaşamlarının 24 saatini bu halkın
özgürlük davasına adadıklarını
gördü. Diğer örgütlerden farkını
burada gördü. Böyle bir harekete
destek vermeye, giderek geleceğini
bütünüyle bir harekete bağlamaya,
başladı. Hareket böyle
kitleselleşti. Ve bugünkü düzeye
geldi”.
PKK’de Değişim Yeniyi Aramaktır
İnsanlığın neolitikten günümüze
kadar yaşadığı sorunların kaynağında
egemenlik ve köleliğe dayalı,
iktidar ve devlet olmaya dayalı bir
sistemin sürdürülmesinden
kaynaklandığının altını çizen Bayık
devamla şunları vurguladı. “Eğer
insanlığın adalet, eşitlik, özgürlük
ve demokrasi gibi sorunları çözülmek
isteniyorsa o zaman egemenlik ve
köleliği esas almayan onun içinde
devlet ve iktidarı hedeflemeyen bir
zihniyetin ve bu zihniyete dayalı
bir örgütlenme ve eylemin
geliştirilmesi gerekiyordu. Bir
devleti diğer bir devlet, bir
iktidarı diğer bir iktidarla
değiştirme yerine bütün
eşitsizliğin, adaletsizliğin,
baskının, vahşetin, köleliğin,
ezilmenin, hukuksuzluğun kaynağı
olan devletin nasıl küçültülebilir,
etkisizleştirilebiliri esas almak,
onun içinde devleti değil, toplumu
esas almak, toplumun güçlenmesini,
toplumdaki bireyin güçlenmesini esas
almaktır. Özgür toplum, özgür bireyi
yaratarak toplum ve bireyi
güçlendirerek devleti güçsüzleştirip
anlamsız hale getirmektir. Eğer bu
gerçekleştirilse insanlığın,
özgürlük, adalet, demokrasi,
eşitsizlik sorunları giderilebilir.
Başka türlü özgür insan, özgür
toplum, özgür birey gerçekleşmez.
Önderlik reel sosyalizm ve PKK’nin
pratiğini de dikkate alarak bunun
çözümlenmesini yaptı. O yüzden
PKK’de köklü değişikliklere gitti.
Yani tümden PKK’den, eskiden kopma
anlamında değil. PKK de yaşayan,
yaşam bulacak olan yanı daha da
geliştirdi. Ölen yanları hızla görüp
onları PKK’den temizledi. Önderlik
bende değişme yok diyor.
Düşüncelerimde derinleşme var diyor.
Onu da doğru anlamak gerekiyor. PKK
ve APO’cu hareketteki değişim kendi
olumlu, canlı yanlarını daha da
güçlendirme, cevap vermeyen ölü
yanları temizleme bu temelde
PKK’deki ilerlemeyi, değişimi
gerçekleştirmektir. PKK’deki değişim
tarihinden, kökünden bütünüyle
kopma, inkâr etme değildir. Bunun
PKK ve Önderlikle bir alakası
yoktur. PKK, kurulduğunda devleti,
iktidarı hedefliyordu. Kuruluş amacı
oydu. O bir zihniyetti bu zihniyetin
insanların sorunlarını çözmediği
ortaya çıkmıştı. O zaman insanların
sorunlarını çözecek bir zihniyeti
esas almak gerekiyordu. İşte
PKK’deki en büyük değişim budur.
Buradan yeni bir zihniyet yaratma, o
zihniyete dayalı örgüt ve eylem,
yine ahlak yaratmayı esas aldı.
Buradan yeni bir sistem yaratmayı
esas aldı. Önderlik ve hareket
yıllarca bunun için çabaladı.
Önderlik değişimin zihniyet yapısını
ifade eden sisteminin formüle
edilmiş biçimini 2005 Newroz’una
kadar tüm yönleriyle netleştirerek
resmi ilanına gitti. Nasıl bir
sistemi öngörüyor, bu sistemin
felsefesi nedir, ideolojisi nedir,
dayanakları nedir bütün bunları
netleştirdi ve sistemi ilan etti. O
sistemin bayrağını da kendisi
belirledi. Adını Koma Komalên
Kürdistan koydu. Ve ‘ben artık bu
sistemin önderiyim’ dedi. Bununla
yeni bir dönem açtı ve yeni bir
mücadele başlattı. KKK yeni bir
sistemin bayrağını kaldırarak
insanlığın eline verdi. Benim
sistemim, bayrağım budur,
önderliğimde böyle bir önderliktir,
bunu şerefle taşıyorum dedi.
İnsanlık tarihinde, PKK tarihinde
bir dönemi kapattı yeni bir sayfayı
açtı. Bu görkemli sayfanın açılması,
büyük bir mücadelenin başlatılması
oldu. PKK yeni doğarken de büyük bir
mücadeleyi başlattı. PKK doğarken de
toplumsallaşmayı hedefleyen bir
hareketti. Mücadelesinde belli bir
düzeye geldikten sonra devlete
dayalı iktidar sorunlarının ortaya
çıktığını gördü. Önderlik bunların
reel sosyalizmle olan bağını çözdü,
onun ideolojik, felsefi, örgüt ve
eylem anlayışıyla olan bağını gördü.
Oysaki PKK toplumsallaşmak isteyen
bir hareketti. Bunun tedbirlerini
aldı. Bunu sadece PKK açısından
yapmadı. İnsanlık açısından da
yaptı. Bu açıdan büyük bir mücadele
yürüttü. Bu büyük mücadelenin
dayanaklarını ortaya çıkardı.”
|