Ana Sayfa

  

KÜRTLER 2007'DE ZAFERE YAKIN

Koma Komalên Kurdistan Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, 2006'da Ortadoğu'da yaşananları ve 2007'de Ortadoğu'yu nelerin beklediğini değerlendirdi. Karayılan, ABD'nin bölgede ciddi bir tıkanmayla karşı karşıya kaldığını, ancak buna rağmen yeni yılda stratejik bir değişikliğe gitmesinin beklenmediğini dile getirdi. Baker-Hamilton Raporu'yla birlikte bölgedeki statükocu güçlerin umutlandığını ve ABD'nin yaşadığı çıkmazdan faydalanmaya çalıştıklarını söyleyen Karayılan, bunun en başta Kürtler olmak üzere bölge halkları için büyük bir tehlike arz ettiğini belirtti. Karayılan, buna rağmen Kürtlerin 2007'de de Ortadoğu'da temel gündem olmaya devam edeceğini ve statükocu güçlere göre zafere daha yakın durduklarını vurguladı. Karayılan, PKK'nin Kürt sorununu muhatabı olduğu devletlerle çözmekte ısrar edeceğini de kaydetti.
 

2006 yılı başlarında Ortadoğu'ya ilişkin yapılan değerlendirmelerde, İran yönelik bir müdahale olacağı öngörülüyordu. Ancak bu gerçekleşmedi. Şimdi durum daha değişik bir hal aldı. Sizce Ortadoğu nereye doğru gidiyor?

Cumhuriyetçiler çok hızlı bir biçimde ve biraz da havalı başladılar. Önce Afganistan müdahalesi, ardından Irak müdahalesi, yine ardından İran, Suriye müdahaleleriyle erkenden, düşünülen konseptin uygulanacağının havasını yarattılar. Böyle bir yönelim tabi çok gerçekçi değildi. Ortadoğu bölgesi sadece ekonomik zenginlik kaynaklarıyla önemli bir bölge değil. Ortadoğu insanlık uygarlığının şekillendiği yer olarak çok önemli bir bölgedir ve bu bölgedeki sorunlar çok karmaşıktır. Çok derinliklidir. Yani öyle dışarıdan hazırlanmış reçetelerle yönelmek istediler, çözeceklerini sandılar.

Ama şimdi gelinen noktada, böyle ayakları havada projelerle, sorunları doğru tahlil etmeden salt ekonomik, siyasi ve askeri güce dayanarak sonuç alınamayacağı ortaya çıktı. Birçok çevre bu müdahalenin yaygınlaşacağını, her yeri kapsayacağını düşünüyordu. Biz hareket olarak böyle erkenci bir şey düşünmedik, ama stratejik düzeyde olabilir dedik. İran'la çelişkileri stratejiktir. Ancak böyle sanıldığı gibi askeri müdahale ya da çok erkenci bir müdahale yaklaşımıyla olamayacağı anlaşılmıştır. Fakat küresel sermayenin Ortadoğu için, kapsamlı projelerle ve uzun bir zamana yaydırılmış konseptlerle politikasını sürdüreceğini söylemek mümkün. Bunun hem daha geniş bir ittifak anlayışı, hem de daha uzun vadede bir mücadele stratejisi temelinde sürdürülecek bir mücadele olduğu anlaşılmaktadır. Yani Cumhuriyetçilerin başta salt askeri yöntemleri öne çıkaran yönelim biçimi başarı elde etmemiştir. Edemezdi de. Dolayısıyla Batı dünyası farklı yöntemlerle Ortadoğu dünyası üzerinde durmaya devam edecektir.

'ABD yöntem değiştirecek'

Açıklanan son raporların ardından ABD stratejik değişim içerisine giriyor tartışmaları yapılıyor. Sizce de öyle mi?

ABD'nin stratejik bir değişiklik yapacağını sanmıyorum. Küresel sermayenin Ortadoğu'ya yaklaşımı taktik değildir, stratejiktir. Bu kolay kolay değişmez. Fakat sürdürdüğü yöntemin sonuç vermediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla Amerika yöntem değişikliğine gidecek. Çünkü başarısızlık ve tıkanma söz konusudur.

Şimdi bu dönemde söz konusu edilen Baker-Hamilton Raporu da Amerika'nın bu tıkanmasına dayanarak, 'tekrardan geriye gidelim, bölgedeki devletlerin, ulus devletlerin hassasiyetlerini dikkate alalım, onların gücünden faydalanarak düzeltelim' demektedir. Bu tabi geriye gitmektir. Bu rapora göre hareket edilirse, bölgedeki çıkmaz daha da derinleşecektir. Rapor Kürtler açısından da aslında eski inkar ve imha siyasetinin devamını yansıtan bir izlenim vermektedir. Dikkat edin, bu raporu bölgedeki statükoyu savunan güçler destekledi. Bölgede değişimi isteyen, demokrasiden yana olan güçlerin hiçbiri desteklemedi.

Nitekim Kürdistan üzerindeki egemen devletlerin hem bölgesel, hem de uluslararası düzeyde Kürt halkına karşı yeni bir inkar ve imha konseptinin gelişmesi için yoğun bir çabaya girdiklerini görmekteyiz. Kürt halkının özgürlük davasına karşı bazı tehlikelerin ortaya çıktığı, bu tehlikelerin küçümsenemeyecek kadar ciddi olduğu, bu son haftalarda ortaya çıkan yeni durumlarla iyice anlaşılmıştır.

Temel gündem Kürtler

Gelişmelere bakıldığında 2007'de Ortadoğu'da karşımıza neler çıkabilir?

Ortadoğu'nun sorunları köklüdür. Dolayısıyla çözümü erken beklememek gerekiyor. Ama 2006 yılında gerçekliklerin biraz daha açığa çıkmasıyla birlikte bir takım yeni politikaların, yeni taktik yönelimlerin tartışıldığı bir dönem oluştu. Bu açıdan 2007'nin Ortadoğu'daki birçok güç için kararlaşma ve politik netleşme yılı olacağı anlaşılmaktadır. Özellikle bu uluslararası güçler için böyledir. Ama aynı zamanda bölge güçleri ve halkları açısından da aynı şeyleri söylemek mümkündür. 2007 yılında bölge üzerindeki çelişki ve çatışma devam edecektir. Hızından çok fazla bir şey kaybedeceğini sanmıyorum. Fakat bir takım yeni taktik yöntemlerle belki belli bir biçimde yön kazanabilir, ama bölge üzerindeki çekişme ve çatışmanın devam edeceğinden bahsedebiliriz. Özellikle Kürt sorunu bölgenin en başat sorunu olarak 2007 yılında da temel gündem olacaktır.

İran'a karşı ABD öncülüğündeki küresel sermayenin tutumunda, netlik gelişebilir. Yönelim özellikle diplomatik, ekonomik, siyasi vb. açılardan somutluk kazanabilir.

Türkiye için de 2007 yılının çok önemli bir yıl olacağı bellidir. Hem cumhurbaşkanlığı seçimi, hem de genel seçimlerin bu yıl içinde olacağı göz önünde tutulursa, bir iktidar kavgasının kıyasıya sürdürüldüğü düşünülürse, Türkiye için de önemli bir yıl olacaktır.

'Kürtler zafere yakın'

Çeşitli açıklamalarınızda Kürtler açısından önümüzdeki dönemde karşılaşılabilecek tehlikelere işaret etmiştiniz. Bu durum daha önce başta Güneyli güçler olmak üzere tüm Kürt güçlerine dönük yaptığınız ulusal konferans çağrısının pratikleştirilmesini daha acil kılmıyor mu?

Şimdi yalnızca Kuzey Kürdistan özgürlük mücadelesi için değil, tüm Kürt Özgürlük Hareketi için bir tehlikenin son dönemde ortaya çıktığı herkes tarafından şu veya bu düzeyde görülen bir durumdur. Hem en son yayınlanan Irak Çalışma Grubu'nun raporu, hem bölge devletlerinin Kürt karşıtı birlik ve bu temelde bir takım hamlesel giriş arayışları, hem de İran, Suriye ve Irak'taki Sünni kesimlerin İstanbul'da yaptığı toplantıya Türkiye'nin destek vermesi göz önünde bulundurulursa; aslında kuzeyde, güneyde ve doğu Kürt halkına karşı yeni bir konseptin tezgahlanmakta olduğu görülebilir. Ben bunun çok yüksek bir başarı sağlayacağını, Kürt halkını zorlayacağını ifade etmek istemiyorum. Ama böyle çabalar vardır. Örneğin yayınlanan rapor Amerika'nın görüşü değildir. Ama demek ki, Amerika'da bu tür görüşler vardır. Bölge devletlerinin Kürt karşıtı konsepti geliştirme güçleri zayıftır. Ama böyle çabalar vardır. Biz Kürtler olarak eğer tedbir almazsak, kendi aramızda ortak bir strateji geliştirmezsek, parçalı bir duruş sergilersek aslında bu tür çabaların sonuç alması olasıdır. Onun için Kürt halkının dört parçada sağladığı kazanımlara dönük bir tehdit durumu ortaya çıkmışsa, bunu aşmak için Kürtlerin de akıllı bir siyaseti, stratejiyi esas almaları gerekir.

Bunun için biz, iki yıl önce bir ulusal konferans çağrısı yapmıştık ve en son olarak Cemil Bayık ve Zübeyir Aydar arkadaşlarımız hareketimizin bir kararı olan ulusal konferans çağrısını yaptılar. Bu dönemde halkımızın dayanışmaya ve tüm parçaların üzerinde mücadele yürüteceği ortak stratejiye ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacın giderilmesi için biz tüm Kürdistanlı güçlere yeniden çağrı yapıyoruz. Yani her parça kendi bulunduğu ülkenin sınırları içerisinde sorunu çözme eksenini esas almalı, aynı zamanda kendi içinde bir ortaklaşmayı yaşamalıdır. Çünkü birbirine karşı kullanılıyorlar. Geçmişte bunu çok gördük, değil mi? Kürt halkının dayanışması çerçevesinde bir konseptin geliştirilmesinin zorunlu ve gerekli olduğunu düşünüyoruz.

Bu konuda şunu da söyleyeyim; tarihte Kürt halkı hiçbir zaman bu kadar güçlenmemişti. Kürt halkı hiçbir zaman bu kadar zafere yakınlaşmamıştı. Ve yine Kürdistan üzerinde egemen olan devletler tarihte hiçbir zaman bu kadar zayıflamamıştır. Mevcut koşullar Kürt Özgürlük Hareketi'nin başarısı için oldukça olumlu koşullardır. Ama bunun karşısında bir takım tehlikeler de belirmiş bulunuyor. Bu tehlikeleri de gözetme temelinde eğer biz bu var olan koşulları değerlendirirsek, aslında geleceğin Kürt halkının olacağı, bu anlamda 2007 yılının da Kürt halkı açısında önemli bir yıl olarak yaşanacağı şimdiden bellidir.

Dış dinamikler göz ardı edilemez

Bazı çevreler PKK'nin Avrupa'ya, ABD'ye göre hareket ettiğini ileri sürüyor. Bu iddialar ne kadar doğru?

Biz hareket olarak öz güce dayanan bir hareketiz ve bölge sorunlarının bölge halkları arasında çözülmesi gerektiğine güçlüce inanan bir hareketiz. İdeoloji ve felsefemizin temeli budur. Ama bu kendimizi tümüyle bölgeye hapsettiğimiz anlamına da gelmiyor. Bugün Kürt sorunu bölgenin bir sorunudur. Kürt sorunu bölge dinamikleriyle çözülemiyor, dış dinamikler kendisini gündemleştirip, çözme çabasını gösteriyorsa, biz buna da karşı değiliz, elbette ki bunu da öngörürüz. Özellikle küreselleşen bir dünya gerçeğini de dikkate aldığımızda çoğu yerde iç dinamiklerle dış dinamiklerin at başı yürümesi doğrultusunda sorunların çözülebildiğini görmekteyiz. Bu dıştan herhangi bir beklenti içine girmeyle alakalı bir şey değildir. Özellikle küreselleşen dünya gerçeğinde artık dünyanın herhangi bir yerinde, bir sorun bütün diğer alanları ya da dünyadaki diğer güçleri de ilgilendirebilmektedir. Ortadoğu dünyanın kalbidir deniliyor. Böyle bir bölgedeki bir sorunun tüm dünyayı ilgilendireceği, hele hele dünya üzerinde siyaset yürütme durumunda olan güçleri daha fazla ilgilendireceği açık bir gerçektir. Bu çerçeveden yaklaşılırsa Kürt sorunu uluslararası bir sorun haline gelmiş bulunuyor. 2006 yılında belirginleşen önemli gelişmelerden birisi de budur.

Kürt sorunu daha Lozan Anlaşması'yla bir uluslararası sorun haline geldi. Türkiye'de birçok aydın ve yazar çevreleri veya genelde sol çevre ya da milliyetçi çevreler 'dışarının parmağıdır, dışarıyla ilişkilidir' tartışmasını hep yürüttüler. Halbuki siz bu ülkeyi dışarının yardımıyla parçaladınız. Lozan bir uluslararası belge değil midir?

İç dinamikleri esas alıyor

Sorunu Türkiye ile mi çözmek istiyorsunuz, yoksa dış dinamiklerle mi?

Kürt sorununun Kürtler-Türkler, Kürtler-Farslar, Kürtler-Araplar arasında çözülmesini esas alıyoruz. Esas çözüm gücü buradadır. Ama dış dinamiğin de etkileyici olacağını, belirleyici olanın ise iç dinamikler olduğunu düşünüyoruz. Dış dinamiklerin de etkileyici faktörünü göz ardı edemeyiz. Bundan dolayı bazı çevreler 'PKK dış politikaya yattı, şöyle böyle yaptı' diyorlar. Hayır! PKK halkların öz gücüne ve iradesine dayanan bir harekettir. PKK sloganlarla siyaset yapan, şov yapan bir hareket değildir. PKK'nin eli taşın altındadır. PKK bir halkın temsilcisi durumundadır. Dolayısıyla gerçekçi olmak zorundadır. Sorunu çözerken sorunun çözümündeki belirleyici faktörün iç dinamikler olduğunu söylüyor, dış dinamiklerin olumlu yaklaşımlarının da sorunun çözümünde etkili olduğunu düşünerek siyaset yapmaya çalışıyor. Bu konudaki durumun bizim açımızdan net olduğu, dolayısıyla AB'nin, ABD'nin çözümleyici yaklaşımlarının, sorunun köklü çözümünde rolleri olacağını düşünüyoruz.

 


© 2006 PKK.ORG