PKK - Partiya Karkerên Kurdistan

 

“KÜRT SORUNU VAR OLDUKÇA BU TÜR ÇETELEŞMELER VAR OLACAKTIR”

 Murat KARAYILAN

 Van Cumhuriyet başsavcısının hazırladığı iddianame yoğun tartışılıyor. Özellikle Yaşar Büyükanıt ve orduyu da kapsayan bir gündem oluştu. Siz bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

 Yaşar Büyükanıt ismi etrafında üç günden beri bir tartışma yürütülüyor. İzliyoruz, fakat şu gerçeğin çok iyi bilinmesi gerekiyor; Türkiye devlet sisteminde ve ordu bünyesinde yasal örgütlenmeler dışında yasal olmayan, gayri meşru örgütlenmeler vardır. Artık buna siz derin devlet örgütlenmeleri mi dersiniz, çeteci örgütlenmeler mi dersiniz, kontrgerilla mı dersiniz, JİTEM mi dersiniz ne derseniz deyin ama gerçek olan bir şey var ki Türkiye Cumhuriyeti ordusu içinde gizli örgütlenmeler vardır. Ve bu gizli örgütlenmeler Kürt halkına karşı gayrı meşru bir savaş yürütüyorlar.

Aslında bu Susurluk’ta ortaya çıktı ama üzerine gidilmedi üzerine gidilmediği için Şemdinli’de suçüstü yakalanma oldu. Şimdi her taraftan yığınla çaba gösterilerek bunun da üstü örtülmeye çalışılıyor. Bana göre Sayın savcı gördüklerinin bir kısmına iddianamede yer vermiştir. Savcının iddianamede ifade ettiği şeyler buzdağının sadece görünen ve açığa çıkan yanıdır. Daha fazlası vardır. Kürt halkına karşı çeteci örgütlenmelerle savaşıldığını bilmeyen var mı? Kürdistan'da hiçbir zaman Türkiye Cumhuriyeti’nin yasaları geçerli olmamıştır. Uygulanmamıştır. Her zaman Kürdistan'da uygulanan yasalar jandarma yasaları olmuştur, farklı yasalar olmuştur. Türkiye cumhuriyetinin anayasası ve ondan kaynaklanan kanunları daha çok Türkiye için geçerlidir Kürdistan için değil. Bu bir gerçek.

Şemdinli’de suçüstü yakalanan iki astsubay, talimatsız mı oraya gittiler? İddianamede de belirtildiği gibi kendi üstlerinden ayrı, bağımsız oraya gidip Seferi Yılmaz’ı öldürmek istemeleri mümkün müdür? Hayır. Bu bir planlamadır. Bir devlet operasyonudur. Ama gizli operasyondur. Kürdistan’da bunun gibi binlerce olay vardır. Adına “faili meçhul” denildi. Özünde faili meçhul falan değildir. Faili devlet eylemleridir, derin devlet eylemleridir. İddianamede ifade edilenler gerçeğin çok sınırlı bir bölümüdür.

Devlet bünyesinde çeteci örgütlenmeler vardır. Yaşar Büyükanıt’ın bunda rolü fazladır. Ama sadece Yaşar Büyükanıt değil, o makama gelip geçen herkesin bu işle ilgisi vardır.

 Tartışmalarda “Türkiye'de bir şeyler mi değişiyor. Bu iddianame bir değişikliğin işareti midir?” gibi sorularda soruluyor. Bir şeyler değişebilir mi? Türkiye sorunu bu temelde tartışmaya hazır mı?

 Bu iddianamenin ortaya çıkması ve üç günden bu yana gösterilen tepkiler Türkiye'nin değişeceğinin değil, değişmeyeceğinin göstergesidir. Değişmeyeceği gerçeğini bir kez daha görüyoruz. Çok sınırlı birkaç şey ifade eden bir savcıya bu kadar yönelim olursa neyi yargılayabilirsiniz ki? Yaşar Büyükanıt “Ben gururla savunmamı yaparım” diyor. Sen bir taraftan öyle diyorsun öbür taraftan komutanlar olarak toplanıyorsun, genelkurmay başkanını başbakana gönderiyorsun, ondan sonra cumhurbaşkanına gönderiyorsun, ondan sonra bütün imkanlarını ortaya koyup savcıya ve savcının arkasında varsa bazı güçlere bir saldırı başlatıp, bu sorunu bir milli meseleye dönüştürüyorsun. Demek ki sen yargılanmaktan korkuyorsun. Mademki altında bir şey yok neden bu kadar fırtına koparılıyor. O zaman Yaşar Büyükanıt kendi dediği gibi çıkar kendini savunurdu, temize çıkardı. Herkes de görürdü. Peki neden bu kadar fırtına koparılıyor. Yaşar Büyükanıt’ın herhangi bir biçimde Türkiye'de yargılanmasının zemini bırakıldı mı? Öyle bir saldırı furyası başlatıldı ki sanki Türkiye'nin milli gururuyla oynanmış, ordusuna saldırı yapılmış gibi bir hava estiriliyor. Kim onu yargılayabilir ki, yargılayan ihanetçi olur bir kere. Bu ortamda bu tür kişilerin yargıya tabi tutulamayacağını anlamamız gerekir. Bu akşam gelen haberlere göre savcı hakkında inceleme süreci başlatılmıştır. Daha iki gün önce “ben bir şey yapamam buna yetkim yok” diyen adalet bakanı şimdi inceleme başlatmıştır. Hani yargı bağımsızdı? Yargının bağımsızlığı nerede kaldı? Demek ki Türkiye’de yasalar üstü kişiler ve kurumlar vardır. Demokratikleşme ve bağımsız yargıya ilişkin söylenen sözlerin altının ne kadar boş olduğu bir kere daha anlaşılmıştır. Büyük bir ihtimalle savcının burnunu sürtecekler ve bir daha yıllarca kimse bu konulara el atamayacaktır. Bu çağımızda Türkiye’nin yaşadığı en büyük ayıplardan birisidir. Bir demokrasi ayıbıdır. Demokrasi güçleri bunun demokrasiye karşı bir tutum olduğunu görmeden demokrasi mücadelesi yürütemezler.

 Daha önce Başbakan “Şemdinli olaylarının arkasında kim olursa olsun üzerine gidilecektir” demişti. Onun bir sonucu diyebilir miyiz? Basın ve ordu yanlısı kimi çevreler de iddianamenin arkasında AKP’nin olduğunu iddia ediyorlar.

 Ben çok öyle olduğunu sanmıyorum. Hükümetin biraz rolü olsa da şimdiden geri adım attığı çok açıktır. Savcıya ve iddianameye sahip çıkmadı, tersine hakkında inceleme başlattı, orduya herkesten çok hükümet yağ yaktı. Herkes bu günlerde orduya yağ çekiyor. Ne oldu? Hani yargıya saygılıydınız. Bir savcı bir iddianame ortaya koydu, daha iddianamedir. Niye böyle fırtına koparılıyor, niye bu kadar saldırganlaşılıyor. Demek ki yaralarına basılmıştır.

İşin gerçeği, özellikle 7. kolordu komutanlığının denetiminde Kürt halkına dönük gayrimeşru savaş yürüten birimler vardır ve Yaşar Büyükanıt da buna komutanlık yapmıştır. Her şeyden önce JİTEM vardır. Ali Kaya kime bağlıdır? Havadan gelmedi ki, kendi başına bu işi yapmıyor, arkasında bir sistem var, arkasında bir komuta kademesi var.

 Türkiye mevcut gerçekliği içinde bu sorunu aşamaz mı diyorsunuz?

 Kürt sorunu var oldukça bu tür çeteleşmeler de var olacaktır. Eğer Türkiye'de demokrasiden, şeffaflıktan yana olan güçler gerçekten sistemi bu tür yapılanmalardan kurtarmak istiyorlarsa Kürt sorununu çözmelidirler. Kürt sorunu çözülmeden ne bu tür çeteler ortadan kaldırılabilir, nede Türkiye'ye demokrasi gelebilir. Kürt sorunu çözülmeden Türkiye'de demokrasiden bahsetmek, demokrasi gelir demek sadece bir hikayedir. Ortada Kürt sorununun inkarı, Kürt Özgürlük Mücadelesinin bastırılması amacı olduğu müddetçe ordu bünyesinde, devlet bünyesinde Kürt Özgürlük Mücadelesine karşı kirli savaş yürüten, hukuk dışı, gayrı meşru yollarla mücadele eden gizli çeteler olacaktır. Türkiye'de hiçbir biçimde demokratikleşemeyecektir. Bu açığa çıkmıştır. Gönül isterdi ki bu tür çetelerin üzerine gidilsin ve ortadan kaldırılsın. Gördük ki kaldırılmıyor. Susurluk’ta da, Şemdinli’de de görüldü. En son bu olayda da görüldü ki üzerine gidilmeyecek, bu çok açıktır. Yargılama zemini bırakıldı mı? Hayır.

O zaman sorunun kökenine inmek lazım. Sorunun kökeninde Kürt halkının Özgürlük Mücadelesi vardır. Kürt sorunu vardır. Biz diyoruz ki, Türkiye Kürt sorununu barışçıl demokratik yöntemlerle çözmeli. Böylelikle bu tür gizli örgütlenmelerden kendini kurtarmalı ve Demokratik Cumhuriyet ekseninde bir gelişmeyi yaşamalı. Bu handikaplardan ancak böyle kurtulabilir.

 Devlet buna yaklaşmadığına ve Kürt Özgürlük Hareketi de kendini savunacağına göre önümüzdeki süreç benzer olaylara ve gerilimlere gebedir denilebilir mi?

 Kürt halkına ve Kürt özgürlük mücadelesine karşı Türkiye'nin resmi polis ve ordusunun dışında gayri resmi kuvvetlerle bir psikolojik savaş yürüttüğü, psikolojik savaş çerçevesinde kirli bir savaşı yürüttüğü açık bir gerçektir. Anlaşılıyor ki devlet bu gerçeği itiraf etmeyecektir, itiraf etmediği için de bu gizli çeteleri dağıtmayacaktır. Çünkü savunuyor. Genelkurmay başkanının kapı kapı dolaşmasının anlamı budur. Savunmadır, “Üstüne gitmeyin” diyor. Daha önce de Demirel bu güçlere ilişkin “daha fazla üzerine gidilirse yer yerinden oynar, devlet diye bir şey kalmaz” demişti. Aynı hikayedir. Bu durumu Demirel daha iyi bilir. Aynı şeydir. Devlet yapıyor. Devlet, Kürt halkına böyle yaklaşmaktan vazgeçmeli. Kürt halkının özgürlük dinamiklerini yok ederek sonuç alma amacından vazgeçmeli. Artık Kürt halkının haklı, meşru davasını tanımalı böylece demokratik Türkiye'nin gönüllü birliğini yeniden inşa etmelidir. Bunun için yeni bir anayasa ve yeni bir bakış açısına ihtiyaç vardır.

Bunu devlet yapıyor. Sadece Yaşar Büyükanıt’ın işi değil ki. Yaşar Büyükanıt devletten habersiz bir şey yapmamıştır. Onun için diyor “Gururla kendimi savunurum” Çünkü kendisi o görevi gururlu bir görev olarak görüyor. Halbuki yaptığı iş gayrimeşru yöntemlerle Kürtleri katletmedir.

Sonuç olarak benim çağrım şudur, Türkiye'de gerçekten cumhuriyeti demokratikleştirmek isteyen güçler Kürt sorununa doğru yaklaşım göstermeli, Kürt sorununu çözmeli. Kürt sorunu çözülmeden çetelerin tümüyle devletin bünyesinden sökülüp atılamayacağı anlaşıldı. Kürt sorunu çözülmeden ne bu çetelerden kurtulmak mümkündür, ne de demokrasiye gitmek mümkündür. Bu açıdan bu gün Kürt sorunu her şeyden ve herkesten çok bir Türk sorunudur. Türk halkının özgürlük sorunudur. Türkiye'nin demokratikleşme sorunudur. Türkiye'nin birlik sorunudur. Çünkü Kürt sorununda çözümsüzlükte ısrar edilir, devlet içindeki bu çeteci güçlerle Kürt halkı hep böyle katledilirse, Türkiye'nin şiddet zoruyla birliğini sağlama amacında ısrar edilirse bu Türkiye'yi bölünmeye götürebilir. Bu açıdan Kürt sorunu herkesten çok bir Türk sorunudur, bir Türkiye sorunudur. Türkiye'nin birlik ve demokratikleşme sorunudur.

 Bu iddianameyle önümüzdeki süreçte genelkurmay başkanı olacağına kesin gözüyle bakılan Yaşar Büyükanıt’ın önünün kesilmek istendiği iddiaları da tartışmalarda dile getiriliyor. Bu konudaki görüşlerinizi nedir?

 Sanmıyorum, öyle tartışmak şu demektir; “Bu bir senaryodur, Büyükanıt’ın böyle bir suçu yoktur, önü kesilmek isteniyor onun için böyle bir senaryo ortaya atılmıştır” böyle demeye getiriyorlar. Birileri onun genelkurmay başkanı olmasını istemiyor olabilirler. Ben onu bilemem tabi.

 Onun şahsında ordu içindeki şahinlere dönük bir operasyon olduğu değerlendirmeleri de yapılıyor. Böyle bir durum söz konusu olabilir mi?

 Bu tür komplo teorilerinin doğru olduğuna emin değilim. Bu konularda çeşitli yorumlar yapılıyor ama iddianamede ifade edilenler sırf bu amaçla ortaya atılan, durup dururken ortaya çıkan şeyler değil. Biz şunu iyi biliyoruz. Türkiye'de böyle örgütlenmeler var. Ordu bünyesinde vardır. Yaşar Büyükanıt da diğer birçok komutan gibi bu sorunla ilgili bir kimsedir. Ortaya konulmuştur. Acaba bu kişinin ilerde genelkurmay başkanı olmasını engellemek için mi veya daha başka bir şey için mi bu iddialar dile getiriliyor bunu bilemiyoruz ama ordu bünyesinde Kürt Özgürlük Hareketine karşı gayri resmi bir biçimde mücadele eden güçler var. Bu iki uzman çavuş onlardandır. Sadece iki uzman çavuş da değildir. Daha başkaları da vardır. Yaşar Büyükanıt da bunlara komutanlık etmiştir. “Bu iddialar Yaşar Büyükanıt’ın önünü almak için ortaya atılmıştır” demek bir yorumdur. Bir değerlendirme konusudur. Çünkü bu gerçek vardı ama niye özellikle bu dönemde ortaya atıldı, bu kuşku uyandırıyor. Fakat işin esası, bu tip örgütlenmelerin varlığı kesindir ve bunların halkımıza karşı yine Türk halkının demokrasiden yana özgürlükçü kesimlerine karşı kirli savaş yöntemlerini uyguladığı gerçeğidir.

 Uzun süredir siz de açıklama yapıyorsunuz, hatta somut hazırlıkları da görülüyor. Türk devletinin topyekün savaş konseptini hazırladığı bir dönemde -ki bu konseptte en önemli rollerden birini oynayacak kişi Yaşar Büyükanıt oluyor- bu iddianamenin ortaya çıkması arkasında bir siyasal güç olmaksızın mümkün müdür?

 Bu tür değerlendirmeler bu gayri meşru yapıları ve içinde yer alanları savunmaya dönüktür. Bu tür çeteci örgütlenmelerin açığa çıkmasından ürken, korkan, önüne geçmeye çalışan değerlendirmelerdir. Bu tür değerlendirmeler doğru değildir. Bazı iç çelişkiler sonucu cereyan eden bir girişim olma ihtimali de vardır. Fakat halkımıza ve hareketimize karşı kirli savaş yürüten örgütlenmeler var ve bunlar ortada duruyor. Bu bir gerçek. Birileri bu gerçeği kendi iktidar alanını genişletmek için kullanmak istiyor olabilir. Ben bunları tartışmıyorum bu olay, bu olgu bir gerçek ben onu söylüyorum. Yani bir senaryo değildir. Bu savcının birkaç kişiden dinleyerek ifade ettiği bir olay değildir. Bir Türkiye gerçeğidir. Bu gerçeğin de sadece bir yönüdür. Esas önemli olan budur.

Türkiye'de zaten sistem içinde çeşitli çevre ve kliklerin birbirleriyle çatışma ve çelişkileri vardır. Buna bir şey demiyorum fakat bu var diye işin üzeri örtülmek isteniliyor. İşin bu yanını görmek gerekiyor. “Bunun arkasında bir siyasal güç vardır. Bir kesim vardır dolayısıyla bu girişim Türk ordusunu zayıflatmaya dönüktür” demeye getiriliyor. Çünkü ordu “Bu orduya dönük bir saldırıdır” diyor. Söz konusu olan bir bireydir ama ordu iddianameyi böyle değerlendiriyor. Bir birey ordu sayılıyor demek ki bunu da böylece öğrenmiş olduk. Türk ordu mensubu herhangi bir subaya karşı bir iddiada bulunmak orduya bir saldırıymış. Böyle değerlendirmeler oldu. Hatta Baykal dedi “Bu orduya bir darbedir” Bunlar konunun açığa çıkmasına hizmet eden değerlendirmeler değildir. Türkiye devletinin ve ordusunun gayri meşru, hukuk dışı yöntemlerle Kürt halkının özgürlük mücadelesine karşı savaş yürüten gizli çete örgütlenmeleri vardır. Böyle bir durum vardır. Üzerinde çekişmelerin yapılması bu olayın da üzerinin örtüleceğini işaret ediyor. Çünkü Türkiye'de ordu kanadı daha güçlüdür, daha etkilidir. Eğer savcının arkasında hükümet varsa hükümet geri adım attı. Hükümet bile orduyu savunmaya geçti. O zaman demek ki böyle bir çatışma yok, göğsünü bu saldırılara gerecek bir tarafın olmadığı anlaşılıyor.

Ben şunu söylüyorum, ordu içinde Kürt halkına karşı mücadele eden gizli birim ve örgütlenmeler vardır. Bunu taraflar birbirlerine karşı kullanabilir, bu mümkündür ama önemli olan bu olgunun varlığıdır.

 AKP ile ordu arasında bir çatışma konusu değildir mi diyorsunuz?  

 Bu iki güç arasında bir rahatsızlık vardır. Bu açık bir gerçek ama AKP bunun arkasında duracak, orduya karşı bunu savunacak bir pozisyonda değildir. Olamaz da. Belki şu veya bu düzeyde etkileyici bir rolü olmuş olabilir. Ama sert tepkiyi görünce geri çekildiği de görülmektedir. Tabi işin perde arkasını bilmiyoruz. Çelişkilerin bunda rolü olabilir.

 8 Mart kutlamaları oldukça coşkulu ve yaygın geçti. Özellikle Kürt kadınlarının yoğun katılımı dikkat çekiciydi. Bunu neye bağlıyorsunuz?

 Öncelikle tüm emekçi kadınların ve Kürdistan kadınının 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününü kutluyorum. Hareketimiz, Kürdistan'da kadın mücadelesinin geliştirilmesi temelinde kendi ideolojik-felsefi gerçeğine ulaşabileceği noktasından hareketle hem kadın özgürlük mücadelesine, hem onunla ilgili günlere büyük değer biçen bir harekettir. Çünkü biz kadın sorununu bir insanlık sorunu olarak görüyoruz. Kadının özgürleşmesinin sadece kadınla sınırlı kalmayacağını insanlığın özgürleşmesi anlamına geleceğini düşünen bir hareketiz. Bu açıdan hareketimizin Kürdistan kadınında önemli bir mücadeleci anlayışı ve çizgiyi geliştirdiği bilinmektedir. Bu çerçevede Kürdistan kadını 8 Martı bu yıl daha görkemli karşılamıştır. Özellikle başta Botan, Zagros kadınları olmak üzere tüm Kürdistan kadınlarının görkemli bir biçimde 8 Martı karşılamış olmaları çok önemli bir gelişmedir. Bu eylemlere katılan tüm özgürlükçü, yurtsever Kürdistanlı kadınları selamlıyor ve onları kutluyorum. Özgürlük mücadelesinin yükseltilmesi ile tüm Kürdistan’lı analara ve kadınlara layık olacağımızı belirtmek istiyorum.

15 Şubat eylemleri bu yıl daha bir nitelikli oldu aynı biçimde 8 Mart kutlamaları da çeşitli yerlerde 4-5 gündür yürütülüyor. Geçmiş yıllara kıyasla çok daha güçlü geçti. Bu hem Kürt Özgürlük Mücadelesi açısından hem Kürdistan kadınının özgürlük mücadelesi açısından olumlu bir gelişmedir. Yine stratejimizde kadının öncülük rolü vardır. Bu rolün gereklerini yerine getirme bakımından olumlu bir gelişme olmuştur.

Bunda Şehit Viyan Soran gibi değerli devrimci militan kadınların Apocu fedai ruhla canlarını ortaya koyarak, bedenlerini ateşleyerek önemli bir rol oynadığı ve gerçek bir öncülüğü sergilediği açıktır. 8 Martın böyle bir ruhla, özgürleşen, militanlaşan fedai kadın ruhuyla, Şehit Viyanların ruhuyla kutlanıyor olması bu güne ayrı bir anlam katmaktadır. Bir bütün olarak 8 Martı karşılama ruhunun, Mart ayı boyunca sürdürülmesi ve bunun Newrozlarla, 4 Nisanlarla, 18 Mayıslarla zirvelendirilmesi gerektiği de çok açıktır.

 Kendini yakma eylemleri gelişti. En son Veysi Kaya yaşamını yitirdi. Bu tür eylemlere ilişkin geçmiş süreçte de açıklamalarınız olmuştu. Bu vesileyle bir kez daha bu eylemlere ilişkin yaklaşımınızı alabilir miyiz?

 Bu eylemlere çok büyük anlam biçiyor ve saygı duyuyoruz. Şahadetleriyle verdikleri mesajın gereğini yerine getirmek üzere üstümüze düşen her türlü sorumluluğu yerine getirmek için tüm çabamızı ortaya koymak temel görevimizdir. Ancak bu yöntemin daha fazla sürdürülmemesi gerekiyor.

Arap asıllı Veysi Kaya arkadaşın genç bedenini ateşe vererek uluslar arası komployu protesto etmiş olması ve Önderliğe sahip çıkma çağrısını, mesajını bu biçimde vermesi çok büyük bir anlama sahiptir. Büyük bir duruştur ve büyük bir eylemsel çıkıştır. Özellikle böyle büyük, duyarlı ve enternasyonal bir devrimciyi yetiştiren ailesini hem kutluyor hem de başsağlığı diliyorum. İnsanlığın sahip olması gereken en yüce duygulara sahip enternasyonal devrimci Veysi yoldaş mücadelemize her zaman güç verecektir. Ancak biz yine de belirtiyoruz, yöntem olarak tasvip etmiyoruz. Böyle kendini yakma değil, mücadelede daha etkin bir fedai ruhu temsil ederek yüzlerce, binlerce fedaiyi yetiştirerek sürece cevap olunmalıdır. Önderliğe sahip çıkış militanlığı bu biçimde gerçekleştirilmelidir.

 ***

© PKK 2005.

PKK.ORG