PKK - Partiya Karkerên Kurdistan

 

Tek Taraflı Dayatmalar Çözüm Getirmez 

Mustafa Karasu

 Meşru savunma güçleri ile ordu ve polis arasında ki çatışmalar son zamanlarda arttığı ve asker kayıplarının fazlalaştığı görülüyor. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 Kürt sorununu demokratik yoldan çözme iradesi gösteremeyen Türk devleti gerillayı ve Kürt halkının demokratik mücadelesini bastırarak bu sorundan kurtulmayı hedefliyor. Bu nedenle de operasyonlarını arttırıyor. Meşru savunma güçleri de bu inkarcı ve imhacı politikayı boşa çıkarmak için direniyor. Kürt özgürlük hareketi ve Kürt halkı çok iyi biliyor ki Türk devleti özgürlük hareketini ezme temelinde inkarcı ve asimilasyoncu politikasını yeni koşullarda devam ettirecektir. Değerli arkadaşlarımızın şahadeti pahasına direnişin sürdürülmesinin nedeni budur. Kimlik inkarı ve asimilasyonun bir halk için ne kadar kahredici olduğunu derinden yaşamayanlar bu direnişi anlayamazlar. Türk basınında bazı yazarların meşru savunma mücadelesini çarpıtarak ve kedilerine göre yorumlayarak PKK karşıtlığı yapmalarının nedeni budur. Art niyet aramadığımız için inkarcı ve asimilasyoncu devletin kalemşorluğunu yapıyorlar demiyoruz.

Türk aydınları bir barış girişiminde bulundu, başbakanla görüştürler ancak bu girişim çok etkili olmadı. Bunu neye bağlıyorsunuz?

 Kürt sorununun çözümsüzlüğünün Türk halkına da bir faydası olmadığı özellikle son yıllarda daha iyi anlaşıldı. Türk devleti Türk halkı için de gerekli olan demokrasiyi, özgürlükleri, ekonomik ve sosyal gelişmeyi Kürt halkının özgürlük mücadelesini ezmek uğruna bir kenara itiyor. Kürtler de yararlanır düşüncesiyle özgürlükleri sınırlıyor. Öte yandan Kürt özgürlük mücadelesini ezmek için yapılan askeri harcamalar ve siyasi istikrarsızlık büyük ekonomik bedeller ortaya çıkarıyor. Bunu bilen demokrat ve samimi insanlar Kürt sorununun çözülmesini istiyorlar. Bu konuda samimiyetlerine kuşkumuz yoktur. Ancak sorunun nasıl çözüleceği konusunda net ve açık bir projeleri yok. Sadece bu iş silahla bastırılamaz ve çözülemez diyorlar. Bizde aynı şeyi söylüyoruz ve demokratik siyasi çözüm istiyoruz. Ne var ki Türkiye devleti ve hükümeti demokratik ve siyasal çözüm söz konusu olamaz; çünkü Kürt sorunu yok terör sorunu var; düşünmezseniz böyle bir sorun olmaz, diyerek inkarcılığı sürdürüyorlar. Zaman zaman Kürt realitesini tanıyoruz; böyle bir sorunun varlığını kabul ediyoruz denilse de sıra çözüme geldiğinde adım atılmıyor. Çünkü Kürt halkının varlığı resmi olarak kabul edilmiyor. Görüldüğü gibi Söylemler ya da fiili bazı yumuşamalarda sorunu çözmüyor.

Barışın olması için Kürt tarafında bir siyasi irade vardır. Ama Türk devleti ve hükümeti böyle bir irade göstermiyor. Bu tür sorunlarda çözüm için iki taraflı siyasi irade oluşmamışsa hiçbir çağrı ve çabanın anlamı olmaz. Kürt özgürlük hareketi “biz bu çabaları destekliyoruz, daha da geliştirilmelidir” diyerek cesaret vermiştir. Hatta kısa süreli bir ateşkeste uygulamıştır. Ancak Türk devleti hiçbir adım atma gücü gösteremeyince ister istemez bu tür girişimler etkisiz kalmıştır.

Bu girişimlerde kayıtsız koşulsuz silah bırakın çağrısı da vardı. Bu tür yaklaşımları nasıl değerlendiriyorsunuz?

 Adil ve demokratik bir çözümün söz konusu edildiği dünyanın hiçbir yerinde Kayıtsız koşulsuz silah bırakma diye bir şey gündeme gelmemiştir. Bizde silahları bırakabileceğimizi defalarca dile getirdik. Bunu söylerken şu pazarlığı bu pazarlığı yapalım demedik. Bir halkın pazarlık konusu olmayan ve evrensel olarak her ideolojiden ve siyasi görüşten insanların kabul ettiği hakların kabul edilmesinden söz ettik. Bir halkın kimliği, dili ve kültürü pazarlık konusu yapılamaz. Bunları pazarlık konusu haline getirmek günümüzün en büyük ayıbı ve suçudur. Serbest demokratik siyaset yapmak ise dil ve kimliği ne olursa olsun her insanın demokratik hakkıdır. Bunlar dışında ortaya atılacak talepler ancak pazarlık konusu olabilir. Biz bu konulara girmedik. Bu temel talepler dışında ki hakların demokrasi mücadelesi ve demokrasinin gelişmesiyle birlikte sağlanabileceğini düşündük.

Biz demokrasinin asgari koşullarının yerine getirilmesini bekliyoruz. Bunun için de dil, kültür ve serbest siyaset yapma özgürlüğü de bulunmaktadır.

Hiçbir demokratik adım atmadan ve Kürtlerin varlığını kabul edip yasal güvenceye kavuşturmadan, Türk devletinin tek taraflı silah bıraktırmak için 25 yıldır ordusunu, polisini ve her türlü özel ve kirli savaş gücünü kullandığını biliyoruz. Türkiye’de inkarcılıktan vazgeçerek köklü bir zihniyet değişikliği olmadan silah bırakılmasını istemek Türk ordusunun 25 yıldır yapmak istediğinden başka bir anlam ifade etmez.

Türk devletini zihniyet değişikliğine getirmeden tek taraflı silah bırakılsın demek ciddi bir girişim yapmak anlamına gelmez. Nitekim bu yönlü girişimler Türk devletinin tutumunda değişiklik olmadığı müddetçe sonuçsuz kalmaya mahkûmdur

Bazı çevreler devlettir operasyon yapma hakkı vardır, bu nedenle tek taraflı silah bırakılması gerekir, silah bırakmamak devletle pazarlık anlamına gelir, diyor. Yine ordu sözcüleri de bu ülkede başka silahlı güçler varsa bizde bu güçleri tasfiye etmek için gerekeni yaparız diyor. Bu yaklaşımları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu yaklaşım kafalarında devleti mutlak haklı gören köleci zihniyetin sonucudur. Bırakalım devletin haklı ve silah kullanma tekelinin olması, aksine devletler tarih boyunca halkları ve bireyleri ezen bir baskı gücü olmuştur. Bu gerçeği göz ardı etsek bile bu tür yaklaşımlar Kürt halkını inkar eden Türk devletinin şimdiye kadar yaşanan Kürt isyanlarını ezmesini peşinen haklı görmüş olur. 

Kimliğini inkar eden ve temel demokratik haklarını yok sayan Türk devletine karşı Kürt halkının meşru savunması haklıdır. Aksine bunu yapmadığı taktirde evrensel hukuka ters düşmüş olur. Çünkü evrensel hukukun kabul ettiği temel ilkelerden biride meşru savunmadır. İnsanlığın en güzel kültürü ve değer yargılarından biri her zaman zalime karşı direnmek olmuştur. Bunlar göz ardı edilip Türk devletinin Kürt halkına karşı zor uygulamasını haklı ama buna karşı koymak ise haksız görülecek! Biz bu tür vaazları ne dinler ne de anlamak isteriz.

Türkiye demokratikleşsin Kürt sorununda çözüm iradesini ortaya koysun. O zaman bizlerde silahla bir şeyler elde etme anlayışına karşı çıkalım. Kürt halk Önderi ve hareketimiz meşru savunma dışında silaha, savaşa ve şiddete dayanarak güç olma yaklaşımını doğru bulmuyor. Ancak bir halkın dili, kimliği, kültürü tehdit altında ve kendi kimliğiyle siyaset yapması engelleniyorsa buna karşı yapılan meşru savunma tutumu, silahı güç olma aracı olarak kullanma biçiminde değerlendirilemez. Kürtlerin konumunda ki bir halka ve onun özgürlük gücüne silahı bırak demek, teslim ol; iradeni canavarın insafına bırak demekten başka anlama gelmez. Nitekim Kürt halk Önderi “mevcut durumda meşru savunmadan vazgeçin demem, teslim olun anlamına gelir, bunu da yapmam” diyerek yaşanan direnmenin neyi ifade ettiğini ortaya koymuştur.

 Bazı Kürtlerde PKK silah bıraksın; gerillanın yeniden silah kullanması Kürt sorununun çözümüne hizmet etmiyor biçiminde değerlendirmeler yapıyor. Bu tür söylemleri neye bağlıyorsunuz?

Silah bırakmayı bizim kadar arzulayan bir hareket yoktur. Önderliğimiz 1988’de M. Ali Birant’la ve daha sonra yaptığı tüm röportajlar ve açıklamalarında, Türk devleti makul adımlar atsın biz silah bırakmaya hazırız, demiştir. ’93,95 ve 98 yılında üç defa ateşkes yapılmıştır. 1999 yılında ateşkesten öte gerilla Türkiye sınırları dışına çıkarılmıştır.  Bazı Kürtler dediğiniz marjinal çevreler ve yeminli APO ve PKK düşmanları gerilla sınır dışına çekildiğinde APO ve PKK teslim oldu değerlendirmesinde bulunmuşlar ve bunun propagandasını her yerde yapmışlardır. 2004 1 Haziran meşru savunma kararına kadarda aynı propagandayı sürdürmüşlerdir. Bunlar APO ve PKK ne söylerse tersini yapan bir komplekse sahip kişi ve çevrelerdir.

Bu çevreler, 2000 yılında gerillanın bulunduğu sahadan 15–20 kişi kaçınca “bunlar gerilla savaşı başlatacak ve PKK’nin nasıl teslim olduğunu gösterecek” diye, gerilla savaşı beklentileri içine giren çevrelerdir. Eğer 2004 1 Haziran’ından önce HPG dışında eylem yapanlar olsaydı bunları göklere çıkarıp PKK’nin nasıl teslim olduğuna dair vaazlar vereceklerdi. Bazı Kürtler denilenler hiçbir ilkesi ve politik hedefi olmayan, sadece PKK ve APO karşıtlığı üzerine kendilerini yaşatanlardır.

 Bunların bir kısmı da Kürt ve Kürt sorunu denildiğinde sadece Güneyli güçlerin politikalarına göre kendilerini ayarlayanlardır. Güneyli güçlerle AKP arasında bazı ilişkiler kurulmuştur. Güneyli güçler AKP’nin kendilerine yumuşak yaklaşmaları durumunda PKK’ ye karşı tutum alacaklarını; AKP ise PKK’ye karşı tutum alındığı taktirde Güneyde ki Kürt oluşumuna –Kerkük dışında- yumuşak yaklaşacakları sözünü vermişlerdir. Bazı Kürtlerin AKP’nin bu istemi doğrultusunda PKK’ye ve onun yürüttüğü meşru savunmaya karşı saldırgan dil kullanılması altında yatan diğer bir gerçek de budur.

Türkiye ve AKP’nin G. Kürdistan federal oluşumunu 2004 1 Haziran’ından sonra gayri resmi kabul ettiği ve eski olumsuz duruşunu bıraktığını hatırlatırsak bu meşru savunma karşıtlığının bir yönünün de bu olduğunu anlarız.

Bunlar dışında da bazı çevrelerle meşru savunma karşısında rahatsızlık dile getirmektedir. Bunların tutumunu belirleyen ise ekonomik ve sosyal konumlarıdır. Kürt sorununun çözülüp çözülmediğini düşünmekten çok, ekonomik ve sosyal konumları gereği gerilim ortamında rahatlarının bozulacağı kaygısını taşımaktadırlar. Zaman zaman Kürtlükle ilgili söylemler içinde bulunsalar da, kimliklerini ve duruşlarını asıl olarak belirleyen inkarcı sistemle olan ekonomik ve sosyal ilişkileridir. Son yıllarda Türkiye ile ekonomik ve sosyal çıkar ilişkilerine giren bir çevrenin oluştuğu da bilinmektedir. Bunlarda kimlik ve demokrasi söylemi 21. yy. ihtiyaçları doğrultusunda belirli düzeyde var olsa da, Türkiye’nin inkarcı karakterinin ağırlığı nedeniyle Kürt halkının dil, kültür ve kimlik özgürlüğü karşısında oportünist bir eğilim içine girmektedirler. Türkiye devleti ve hükümeti meşru savunmadan çok rahatsız olduğu ve ilişkilerini de meşru savunmaya karşı tutuma göre belirlediği için bunlarda meşru savunma karşısında aleyhte bir duruş göstermektedirler.

 Diyarbakır’da bir barış konferansı yapılacak. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?

 Biz Kürt sorununun demokratik çözümünü ve barış isteyen her girişimi destekliyoruz. Yeter ki sadece bir tarafa dayatma yapan ve gerilla koşulsuz, şartsız silah bıraksın diyen bir yaklaşım gösterilmesin. Çünkü bu tür girişimler sonuç alıcı olmuyor. Halkımız da bizde bu tür girişimleri olumlu bulmakla birlikte, hakkaniyet ölçülerine dikkat edilmediğinde gelişme sağlamaları konusunda kuşkularımız oluşuyor. Eğer çağrıların bir tarafı PKK ve özgürlük hareketi ise, bu tarafta bir siyasi irade var diyoruz. Kürt sorununu çözüme götürecek bazı adımlar atılması durumunda gerilla silahları bir günde bırakır. Tek koşul Türkiye hükümetlerinde böyle bir kararlı siyasi irade oluşmasıdır. Bu iradenin oluşumu için etkide bulunulursa o zaman barış ve çözüm için sonuç alıcı bir adım gerçekleşmiş olur.

Kürt özgürlük hareketi tam 6 yıl yüzlerce gerilla kaybına rağmen operasyonlara karşılık vermeme politikası izledi. Ne var ki tasfiye etmek için Kürt özgürlük hareketinin ve gerillanın üzerine üzerine gelindi. Fedakarlık yaptık, sabırlı davrandık. Tüm bunları Kürt sorununun çözümünde adım atılır diye yaptık. Ecevit-Yılmaz-Bahçeli hükümetinin inkarcılığı yeni koşullarda sürdürmek için yaptığı bazı yasal düzenlemeler dışında hiçbir adım atılmadı. AKP hükümeti demokrasi söylemini kullanarak hükümet oldu. Ne var ki Kürt sorununun çözümü konusunda hiçbir siyasal irade ortaya koyamadı. Bazı liberal yaklaşımlar; ekonomik, sosyal açılımlarla iktidarını sürdürme kaygısı dışında temel sorun olan Kürt sorununda somut adım atmaya yanaşmadı. Kürt sorununu kabul etme söylemlerinin de PKK’yi kuşatma, sınırlama ve etkisizleştirme amacıyla yapıldığı kısa sürede ortaya çıktı.

Diyarbakır girişimi etkili olacaksa tüm bu gerçekleri dikkate almak zorundadır. Bırakalım barış ve çözüm getirmesini, işleri daha da çıkmaza sokacak tek taraflı fedakarlıklar istenmemelidir. Sonuç alacağına inanılsa tek taraflı fedakarlıkta yapılır. Ancak, mevcut zihniyet ve pratik göz önüne getirildiğinde tek taraflı çağrılar ciddi bir girişim yapmak anlamına gelmez.

            Tek taraflı çağrılar neye hizmet etmektedir?

 Böyle tek taraflı çağrılar sanki savaşı ve çözümsüzlüğü yaratan Kürt özgürlük hareketiymiş gibi bir izlenim vermektedir ki; bunun haksızlık olması bir yana, ahlaki bir tutum olmadığı da açıktır. Ahlaki ve hakkaniyetli olan savaş ve çözümsüzlük tarafının Türk devleti olduğunun görülmesidir. Dolayısıyla Türk devleti ve hükümetinin inkar, imha ve baskıcı politikasına meşruiyet kazandıran yaklaşımlardan uzak durulmalıdır.

Öte yandan Türk devletini eleştirmek yetmez. Ortada savaşan iki taraf yoktur. Bir haksız politika yürüten bir de ona karşı direnen vardır. Zalimi, haksızı memnun etmek için mazlum olana yönelmek de hiçbir ahlakla, hukukla izah edilemez. Mehmet Altan gibi bazı katılımcıların PKK ve Kürt özgürlük hareketine yüklenmeleri gerçekten de ahlak, hukuk ve hakkaniyet ilkelerini fazlaca zorlamaktadır. Mehmet Altan AKP yanlısıdır. Biz Mehmet Altan’ın benimsediği AKP’nin rahatlaması için Kürt halkının inkar bıçağının altına yatmasına rıza gösteremeyiz. Birileri AKP’yi, birileri CHP’yi, birileri ANAP’ı sevebilir. Kendi tercihlerini bu partilerde kılabilirler. Bizler için öncelikli olan ise, Türkiye’de Kürt sorunu konusunda nelerin yapılıp yapılamadığıdır. Hükümetleri de, bireyleri de bu çerçevede değerlendiririz.

 Sizin barış ve çözüm için çağrınız nedir?

 Çeşitli vesilelerle görüşlerimizi dile getiriyoruz. Şöyle bir devletimiz olsun demiyoruz. Halkların kardeşliğini, birliğini savunuyoruz. Dolayısıyla Kürt sorununun çözümünün Türkiye sınırları içinde olmasını istiyoruz ve bunun için çaba gösteriyoruz. Bölücü olanlar Kürt halkının bu makul yaklaşımına sırt çevirenlerdir. Böyle bir çözüme sırt çevirmekle Kürt ve Türk milliyetçiliğinin önünü açmaktadırlar.  Bunun sonucu halkların boğazlatılmasıdır. Biz bunun önüne geçmek istiyoruz.  PKK’nin tasfiyesini arzulayanlar hangi cepheden ve taraftan olursa olsun Kürt milliyetçiliğinin önünü açmak isteyenlerdir.

Kürdistan’da PKK’den ve PKK Önderliğinden daha makul Kürt siyaseti ve siyasetçisi bulunamaz. Kürt sorununun çözümü önünde engel teşkil edenler Türkiye ve Kürt tarafında da milliyetçi eğilimde olanlardır. Çatışmalar, mücadeleler her yerde yaşanır. Sonuçta uzlaşmayı yaratacak politikalardır. Milliyetçi Kürt çevreleri doğru politika ve örgütleme içinde olmadıkları için güç olamadılar. Aslında silahlı savaşta yapmak isterlerdi. Ancak örgütlenme ve politikaları onları böyle bir araç yaratmaya götürmedi. Bu nedenle PKK’nin gücüne bakıp çözümde engeldir deyip milliyetçi çevrelere sarılmak her halde çözüm aramak değildir.

Türkiye’de bazı yazar ve çizerlerin ( bunlara Diyarbakır’da ki toplantıya katılan bazı kişiler de dahildir.) PKK’yi çözümde engel, milliyetçi bazı Kürtleri de çözüm için makul şahsiyetler olarak göstermelerini de ibretle ve şaşkınlıkla izliyoruz.

Biz Kürt sorunun makul ve demokratik çözümünden yanayız. Ancak hiçbir güç de Kürtlerin bir- demokratik-  ulus olmaktan kaynaklı temel demokratik haklarının kabul edilmediği bir siyasi ve sosyal yaşamı bizlere dayatamaz. Bu dayatmalara halkımızda, hareketimizde, gerillamızda meşru savunmasıyla cevap verir. 

 

PKK.ORG