|
“BU ATEŞKESİN KALICI BİR ÇÖZÜME
DÖNÜŞMESİNİN ZEMİNİ ÖNCEKİLERE GÖRE
ÇOK DAHA GÜÇLÜDÜR”
Murat Karayılan;
Sayın
Karayılan çeşitli uluslar arası
güçlerin baskıları ve çağrıları
üzerine bu ateşkesi geliştirdiğiniz
iddia ediliyor. Bu ateşkese hangi
gelişmeler temelinde gelindi?
1992’de hareketimiz hakkında bir
karar alındı. Bu hareketimizin yok
edilmesini, tümüyle ortadan
kaldırılmasını amaçlayan bir
karardı. 1992’de Türk ordusunun
geliştirdiği bu konseptin arkasında
NATO güçleri duruyordu. Dış desteği
vardı. Bu giderek bugün sekizinci
yıldönümünde bulunduğumuz 1998’in 9
Ekiminde Önderliğimizin Suriye’den
çıkarılmasıyla daha kapsamlı bir
uluslar arası komplo düzeyine
çıkarıldı ve bilindiği gibi
Önderliğimizin 15 Şubat 1999’da
Kenya’da esir alınıp Türkiye’ye
teslim edilmesiyle yeni bir sürece
girdi. O zamandan bu yana geçen
sekiz yıl içinde çok çeşitli
yönelimlerle yüz yüze kaldık.
Hakkımızdaki karar, “bölgedeki
stratejik çıkarlar için yok edilmesi
gereken bir harekettir”
biçimindeydi. Buna karşı
Önderliğimizin bilinçli, öngörülü,
derin bir siyasi anlayışa dayanan
boşa çıkarma mücadelesi gelişti.
Hareket bir taraftan önemli oranda
bir değişim ve dönüşümü yaşarken
öbür taraftan da imhayı amaçlayan
yönelimlere karşı kendini korumakla
uğraştı. Bunun için kendisini
yenileyip geliştirmeye çalıştı.
Bilindiği üzere 2003 yılında
hareketimizde hem bir iç isyan
başlatıldı hem de askeri
operasyonlar artırıldı. Kürt
özgürlük dinamiklerini tümüyle
tasfiye etmek üzere yeni bir saldırı
dalgasının başlatılması karşısında
hareketimiz 1 Haziran Kararı
temelinde meşru savunma savaşıyla
karşılık vermek zorunda kaldı.
1 Haziran ile başlatılan meşru
savunma savaşı hem gerilla
cephesinde, hem halkımızın
demokratik serhildan eylemlilikleri
cephesinde hem de örgütsel yapımızda
bir toparlanmayı geliştirerek önemli
bir gelişme yarattı. 1 Haziran
kararı temelinde gelişen yeni süreç,
hareketimizde yeni bir yükseliş
dönemini başlattı. Özellikle
2005’ten itibaren her bakımdan bir
yenilenme ve yükseliş durumunu
yaşadık. Bu beraberinde önemli
siyasal gelişmeleri ortaya çıkardı.
Her şeyden önce ‘artık bu hareket ve
Önderliği bir Kürt halk gerçeğidir,
tasfiye edilemez. Her türden yönelim
karşısında kendini yenileyebilen,
varlığını sürdüren, dahası varlığını
genişleterek toplumda etkili olan
bir harekettir’ düşüncesi gelişti,
bu gerçek önemli ölçüde görüldü.
Dıştan yönelimler oldukça PKK’de
halklaşma, toplumsallaşma gelişti.
Bu uluslar arası güçler ve bağımsız
gözlemcilerce yine Türkiye kamuoyu
tarafından giderek daha açık bir
biçimde görülmeye başlandı.
1 Haziran hamlemiz, Türkiye’de de
birçok gerçeği açığa çıkardı.
Uluslar arası komplonun artık
anlamsızlaştığını, sonuç almadığını,
PKK ve Önder Apo’nun bir halk
gerçeği olduğunu, bunu görmeyip
şiddeti dayatmakla bir yere
varılamayacağını, öncesi de olmakla
birlikte en son aralıksız yirmi beş
yıldır izlenen şiddet politikasının
Kürt sorununu çözemediğini ilgili
güçlere gösterdi. Kısacası
hareketimizin gelişme gücü
göstermesi hem içte hem dışta önemli
siyasal gelişmelere yol açtı. Bu
gelişme durumuna dayalı olarak
yürüttüğümüz mücadele ateşkes
sürecine gelip dayandı.
Gelinen noktada PKK yi yok etme
kararı değişti diyebilir misiniz?
Herkes kararını yeniden gözden
geçirme durumunda kaldı. Herkes için
değişti diyemem fakat bu konuda
ciddi bir arayış söz konusu ve
sorunun şiddetle çözülemeyeceği,
tasfiye edilemeyeceği görüşü hakim
hale geldi. Bu anlamda bu sorunu
farklı yollarla çözme arayışlarını
gözlemlemek mümkün. Bir de
hareketimizi ve Önderliğimizi
yeniden incelemeye alma yaklaşımları
var. Böyle bir sürecin yaşandığını
söyleyebiliriz. Tümden vazgeçildi mi
geçilmedi mi bunu şu anki verilerle
kesin olarak belirlemek güçtür. Ama
giderek o sürecin aşıldığını
söylemek mümkündür. Bu süreç 98
Washington Anlaşmasıyla yeni bir
aşamaya ulaşarak Önderliğimizin
esaret altına alınmasıyla
sonuçlanmıştı. Amacı hareketimizi
tasfiye etmekti. Bunun sonuç
almadığı artık birçok çevrece teslim
edilmektedir. Bu temelde
yaklaşıldığı vakit tabi ki artık
imha değil bir biçimde diyalogla
çözme yaklaşımı kendisini
dayatmaktadır. Kürdistan'ın tüm
parçalarında PKK çizgisinde
yürütülen bir mücadele var.
Özellikle kuzeydeki çatışmalı
durumun PKK ekseninde ve ancak
diyalogla çözülebileceği görüşünün
giderek hakim olduğunu söylemek
mümkündür.
ABD ve AB henüz terör listesinden
çıkarmasalar da PKK’ye dönük dolaylı
diyalog denebilecek bir yaklaşım
içinde açıklamalar yaptılar,
çağrılarda bulundular. Yine
demokratik çözüm sürecine katkıda
bulunmak istediklerini açıkladılar.
Bütün bunlar PKK’nin yok edilmesi
üzerine kurulu yaklaşımın
değiştiğini göstermiyor mu?
Elbette, yürütülen politika o imha
yaklaşımının ve sürecinin aşıldığını
gösteriyor. Bu iyi bir şeydir. Fakat
bunun tam olarak kabul edilmiş gibi
algılanmasını istemiyorum. Yoksa
aslında artık uluslar arası konsept
biçiminde geliştirilen yok etme
konseptinin aşıldığını düşünüyorum.
Bugün sekizinci yıldönümünü
yaşadığımız 9 Ekim komplo süreci,
Kürt halkının özgürlük ve demokrasi
mücadelesine yapılmış büyük bir
haksızlıktı. Bu yanlış siyaseti bir
kez daha kınıyorum. Halkımıza büyük
acılara mal oldu. Onlarca militan ve
yurtsever arkadaşımız “Güneşimizi
Karartamazsınız” sloganıyla
bedenlerini ateşe verdiler. Bu bir
Kürt feryadıydı. Özgürlük
haykırışıydı. Halkımızın bu eksende
gelişen büyük sahiplenmesi, sekiz
yıldan bu yana Önderlik etrafında
kenetlenmesi, büyük direnişi,
Önderliğimizin doğru çizgideki
ısrarlı duruşu ve direnişi yine
hareketin ve gerillanın da buna
uygun bir pozisyon ve mücadele
sürecini geliştirmesiyle birlikte
bütün gerçeklikler açığa
çıkarılmıştır.
Bu sürecin üzerinden sekiz yıl
geçti. Günümüzde hareketimize yok
edilmesi gereken bir güç olarak
değil, ateşkes çağrısı yapılan ve
diyalog sistemi içinde düşünülen bir
politikanın gelişmesi aynı zamanda 9
Ekim sürecinin yanlışlığını ve
anlamsızlığını gösteren ve artık bu
siyasetin aşılmakta olduğunu
gösteren en önemli kanıttır. Tabi ki
burada Önderliğimizin doğru çizgisi
ve hareketimizin başarısı söz
konusudur. Zaten bu başarı temelinde
uluslar arası güçlerdeki siyasi
bakış açısı değişim sürecine
girmiştir. Yine aynı biçimde
Türkiye’de de ‘artık bu sorunu
farklı yöntemlerle çözmek gerekir’
biçiminde görüşler gelişmiştir.
Türkiye’nin toplumsal yapısında,
siyasal zemininde bu tür görüşlerin
gelişmiş olması aslında bir kez daha
hareketimizin kendini kanıtlaması ve
başarısının sonucudur.
Çok tartışıldığı için sormak
istiyoruz, ABD ve AB başta olmak
üzere çeşitli uluslar arası güçlerin
politika değişikliklerine
gittiklerini ifade eden
yaklaşımlarının ve çağrılarının ateş
kes ilan edilmesinde etkisi oldu mu?
Bugün ateşkes çeşitli çevrelerce
değerlendiriliyor. Kimileri şöyle
kimileri böyle bir projeye
dayandırıyor kimileri de bazı
kesimlerin ikna çabalarına
dayandırıyor. Değişik biçimde
değerlendirmeler var. Ateşkes
sürecinin bu dönemde
gündemleşmesinde bir tek değil
birçok faktör etkili olmuştur. Her
şeyden önce hareketin yarattığı
gelişme Türkiye’yi oldukça etkileyen
bir düzeyi yakalamıştır. Bu sürecin
daha da ilerlemesi durumunda artık
Türkiye’nin ekonomik, sosyal,
siyasal yapısının daha ciddi bir
biçimde etki altına gireceği ve
giderek toplumsal bir çatışmaya bile
dönüşebileceği tarzında tehlikeli
işaretleri ortaya çıkarmıştır. Bu
gelişmeler Türkiye’de toplumsal
düzenin ve barışın gelişmesi için
mutlak surette bu sorunun çözülmesi
gereğini bir kez daha ortaya koydu.
Yine uluslar arası camiada bölgenin
istikrarı ve bölgedeki demokrasi
sürecinin gelişimi açısından Türkiye
ile Kürtler arasında çekişme ve
çatışmanın değil uzlaşı ve
ortaklığın gelişmesini zorunlu gören
bir politik yaklaşım söz konusudur.
Örneğin ABD politikasının bu
doğrultuda gelişmekte olduğu
görülmektedir. Bölge açısından
Kürtlerle Türkiye arasında çekişme
ve çatışmayı değil, daha çok uzlaşma
ve yumuşamayı öngören yeni bir
konsept gelişmektedir.
Kısaca mücadelemizin gelişmesi ve
yaşanan bu gelişmeler üzerine
çeşitli güçlerin ateşkes çağrıları
gündeme geldi. Başta Türkiye’de
aydınlar, sanatçılar ve yazarlarla
birlikte birçok çevrenin çağrıları
gelişti. Daha sonra Güney Kürdistan
Yerel Hükümeti ve başkanlığının
çağrısı oldu. Aynı zamanda federal
Irak devletinin cumhurbaşkanlığı
tarafından benzer çağrılar yapıldı.
Bu dönemde 15 Ağustosun yıldönümünde
ABD’nin çağrısı oldu. Çağrılar önce
Türkiye’den gelişti, sonra değişik
Kürt çevrelerinden gelişti ardından
uluslar arası güçlerin çağrıları
oldu en son da DTP tarafından
kapsamlı bir biçimde Türkiye’nin
gündemine taşındı. Bütün bu
yaratılan gelişmeler ve sözünü
ettiğimiz çağrılarla beraber
Türkiye’nin geleceğini düşünen
sorumlu kurumların da benzer istek
ve çağrılarda bulunması ateşkes
konusunu gündemimize bir kez daha
ciddi bir biçimde koymuştur.
Sizi Talabani’nin ikna ettiği
söyleniyor?
Çeşitli çevrelerin çabaları oldu ama
bir kişinin veya bir çevrenin bu işi
sağladığını söylemek doğru değildir.
Sayın Talabani’nin çabaları
olmuştur. Kendisiyle yapılan
görüşmelerde kendisi bunu tarafımıza
iletmiştir. Değişik güçlerin de
benzer çağrıları olmuştur. Bir de
biz birçok çevreyle bu konuyu
tartışarak bir konsensüs oluşturma
temelinde bu sürecin zeminini
olgunlaştırmaya çalıştıktık. Başta
Önderliğimiz olmak üzere ilgili
karar organlarımız bütün bu
gelişmelere dayanarak bir karara
gitmişlerdir. Şimdi burada bir şey
belirtmek istiyorum, Türkiye’de
çeşitli çevreler ve basın bize hep
marjinalize edilmiş bir pencereden
baktığı için herhangi bir çevreyle
ilişkilenmemizi büyük bir tuhaflıkla
karşılıyor. Oysa hareketimiz
yıllardır Ortadoğu’da mücadele
yürüten ve çeşitli çevrelerle
diyalog ve ilişkisi olan bir
harekettir. Bu gün bir sisteme
dönüşmüş bu hareketin dünyadan kopuk
olduğunu düşünmek abesle iştigaldir.
Bizim bölgede hemen hemen herkesle
belli düzeyde bir ilişkimiz vardır.
Örneğin geçen günlerde Newsweek
dergisinin benimle yaptığı bir
röportajı hem çarpıtmış hem de öyle
bir tuhaflıkla vermişler ki sanki
bizim dünya ile ilişki kurma
hakkımız yokmuş gibi yansıtmışlar.
Bu tür şeyler doğru değil. Elbette
ki biz bir sistem olarak ABD ile
demokratik çözüm sürecinin gelişmesi
çerçevesinde ilişkilenmek ve dostluk
geliştirmek istiyoruz. Bunu “ortak
düşmana karşı birlikte hareket
edelim” gibi söylemediğimiz sözlerle
çarpıtarak yansıtmak doğru değildir.
Sayın Öcalan’ın bu sürecin
gelişmesindeki rolü nedir?
Kısmi olarak gelişmelerin
yansıtılması ile Önderliğimizin daha
Eylül ayının başlarında ateşkes
konusunu gündemimize getirme durumu
vardır. Biz öncelikle içyapımızda
konuyu tartıştık. Tartışma sürecimiz
iki üç hafta kadar sürdü. Aynı süreç
içinde iç tartışmalara paralel bir
biçimde dışarıda ilişkide olduğumuz
çevrelerle de bu konu tartışıldı.
Böylece süreci tartışarak, çeşitli
açılardan değerlendirerek bir
ateşkes adımının bazı sonuçları
yaratacağı kanaatine varıldı. Son
olarak resmi kurumlarımız -ki; basın
açıklamasında da ifade ettik-
toplanarak Önderliğimizin yaptığı
çağrıyı görüştü ve olduğu gibi kabul
etti. Böylece bu süreç gündeme
girdi. Bu sürecin gelişmesinin esas
gücü Başkan Apo’dur. Şunu da açıkça
söylemek isterim ki PKK’nin bu
yükseliş aşamasında Başkan Apo
dışında hiç kimse ateşkes
yaptıramazdı. Bunu herkesin iyi
anlamasını istiyorum. Böylece Kongra
Gel Başkanlık Divanı, Kongra Gel
Daimi Komisyonları, Koma Komalên
Kürdistan Yürütme Konseyi, Halk
Savunma Komitesi ve HPG Komuta
Konseyi bir araya gelerek
tartıştılar ve karar verdiler. Bu
anlamda ateşkesi gündeme koyan
Başkan Apo olmuştur. Bu konuda
çeşitli çevrelerin de etkileri ve
katkıları vardır ve biz bunları da
göz ardı etmiyoruz. Yine bir kısım
çevreler böyle bir adım atılması
halinde kendilerinin de aktif rol
oynayacaklarını, bu sürecin kalıcı
bir çözüme gitmesi için ellerinden
geleni yapacaklarını söylemişlerdir
ve bütün bu gelişmeler temelinde bu
adım atılmıştır.
Türkiye ve uluslar arası kamuoyunun
ateşkese yönelik tepkilerini nasıl
görüyorsunuz yine çağrı yapan
güçlerin ateşkes sonrası
yaklaşımlarını nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Her şeyden önce geliştirdiğimiz
ateşkes adımı tüm dünyada olumlu
karşılanmıştır. Uluslar arası
kamuoyunda ve basında oldukça yer
almıştır. Çok çeşitli güçler
ateşkesin arkasında olduklarını
açıklamışlardır. Bu sürecin
kendileri açısından sevindirici
olduğunu belirtenler olmuştur. Yine
bunun en iyi adım olduğunu
söyleyenler olmuştur. Değişik
biçimlerde çeşitli çevrelerin
olumlayan bir tutumu söz konusudur.
Uluslar arası kamuoyu desteği var
denebilir. Türkiye’de de aslında çok
ciddi anlamda tartışma konusu oldu.
Türkiye’de de önemli oranda
olumlanan bir süreç olarak
görülmektedir. Tabi Türkiye’nin hem
kamuoyu -özellikle medyası- hem de
devlet sistemi bir bütün değildir.
Herkesin malumu olduğu gibi parçalı
bir duruş vardır. Bir sistem krizi
söz konusu bu anlamda Kürt sorununa
yaklaşımda da farklılıklar var.
Sıradanlaştıran, taktik gibi
göstermeye çalışan, istemeyen,
değişik biçimlerde karşıt tavır alan
bir kesim olsa da; düşünen
çevrelerin ağırlıklı olarak olumlu
karşıladıkları belirtilebilir.
Genelde olumlu bir atmosferin
yaratılması durumu söz konusudur.
Fakat çağırı yapanlar açısından bir
şey söylemek için daha erkendir. Bu
konuda biz üstümüze düşeni yaptık.
Çeşitli güçlerin çağrıları olmuş
olabilir bu iyi bir şeydir. Ama esas
sorun bir Türkiye sorunudur.
Dolayısıyla Türkiye’nin
hassasiyetlerine de dikkat ederek
Türkiye içinde tartışılması ve
çözülmesi gereken bir sorundur.
Sorunu dışarıya havale etme gibi bir
siyasetimiz yoktur. Biz sorunu
Türkiye ile çözmek istiyor ve
Türkiye’nin yeniden yapılanma sorunu
olarak ele alıyoruz. Bu açıdan
Türkiye’deki yaklaşımları dikkatle
izliyoruz.
Çağrı yapanlardan somut ne
bekliyorsunuz?
Bize denildi ki, “her gün
cenazelerin geldiği bir ortamda adım
atılamaz, çözüm gündemleştirilemez,
dolayısıyla bize şans verin,
çatışmasız bir süreç olsun. Böylece
Kürt sorununun çözümü de adım adım
gündeme getirilir” Biz de
bunun üzerine tamam diyerek şans
verdik ve bu süreci başlattık. Şimdi
bekleyip göreceğiz. Biz ateşkes
çağrısı yapanlara bu adımı atarken
gereken çağrıları da yaptık. Şimdi
izliyoruz.
Daha öncede birkaç kez ateşkes
yaptınız. Bunun diğerlerinden farkı
nedir, aynı akıbete uğrama ihtimali
var mı?
Bilindiği gibi bundan önce de
hareketimiz dört kez ateşkes
yapmıştı. Fakat bu kez daha
farklıdır. Diğer ateşkesler
Türkiye’yi demokratik çözüme zorlama
çabalarıydı. Ama Türkiye cephesinden
bunlara gereken cevap verilmedi.
Yine de bunlar boşa gitmedi. Sorunun
topluma mal edilmesinde bu
süreçlerin faydası oldu. Bu kez daha
değişik koşullarda geliştirilen bir
ateşkes süreci söz konusudur. Her
şeyden önce bu ateşkes PKK
hareketinin gelişim ve yükseliş
sürecinde olduğu bir dönemde
yapılmıştır. Diğer ateşkeslerin
yapıldığı dönemler biraz daha
farklıydı. Ama bu kez gelişimin
olduğu bir süreçte ateşkes gündeme
getiriliyor. Yine bu kez daha farklı
ulusal, bölgesel ve uluslar arası
koşullarda gerçekleşen bir ateşkes
oluyor. Dış kamuoyunun ve iç
kamuoyunun desteğinin daha fazla
olduğu bir ateşkestir. Diğer önemli
bir husus tüm parçalar arası
ilişkinin olumlu olduğu ve önemli
oranda Kürt kamuoyunun desteklediği
bir ateşkes adımı oluyor. Böylece bu
ateşkesin daha olgunlaşmış bir
zemine dayanma durumu söz konusudur.
En önemlisi de Türkiye’de artık “bu
sorun silahla çözülemez” anlayışının
gelişmekte olduğu bir zemine
dayanıyor. Bu açıdan diğerlerinden
farklıdır.
Bu ateşkesin kalıcı bir çözüme
dönüşmesinin zemini öncekilere göre
çok daha güçlüdür. Fakat yine de
tabi ki kalıcı bir çözüme dönüşmesi
Türk hükümetinin ve devletinin bu
süreci doğru ele almasıyla
mümkündür. Biz çokça bu bir
fırsattır dedik. Eğer bu attığımız
adım kalıcı bir çözüme
dönüştürülürse Türkiye’nin bundan
çok yararı olacaktır. Her şeyden
önce Türkiye’de refah düzeyinin
artması, ekonomik ve sosyal ahengin
gelişmesi, tempo kazanması, her gün
çatışmalarla dökülen kanın
durdurulması, toplumsal bir uzlaşma
ve barışın yine gönüllü birliğin
gelişmesi halinde Türkiye’nin
bölgede bir sıçrama yapması imkan
dahiline girecektir. Türkiye’nin
bölgede örnek bir demokrasi kalesi
haline dönüşmesi ve bu temelde bir
büyümeyi yaşaması, öncü bir güç
haline gelmesi böylece mümkün hale
gelecektir. Bunun koşulları vardır.
Türkiye için bugün Önder Apo gibi
bir önderliğin olması, Kürt
sorununun demokratik çerçevede
çözümünü öngören teoriyi topluma mal
etmiş olması çok büyük bir şanstır.
Bu olmamış olsaydı Kürt sorununun
uluslar arası bir soruna dönüştüğü
günümüzde Kürtlerin farklı tutumları
olabilirdi. Ayrı bir devletleşme
daha fazla gündeme gelebilirdi.
Çünkü bugün Kürtler çaresiz
değildir. Farklı arayışları
geliştirme ve gündemleştirme
olanağına sahiptir. Ama biraz önce
de belirttiğim gibi özellikle
Demokratik Türkiye ekseninde iki
halkın özgür-eşit birliğini öngören,
bu temelde Kürt haklarının
tanınmasını esas alan bir projeyi
ana eksen yapıyoruz. Türkiye’nin
birliği ve bütünlüğü içinde sorunu
çözme perspektifini geliştiren Önder
Apo’nun çizgisi doğrultusunda
Türkiye'nin bahsettiğimiz güçlü
temelini atmak bugün olanak
dahilindedir. Bu olanağın doğru
değerlendirilmesi ve heba
edilmemesinde hem Türkiye’deki
yetkili mercilerin hem de bizim
sorumluluğumuz vardır. Biz Kendi
cephemizde sorunun çözümüne sorumlu
yaklaşacağız. Bu konuda oldukça
ciddi ve samimiyiz. Önümüzdeki
pratik süreç bizim bu konudaki
ciddiyetimizi ortaya koyacaktır ama
aynı yaklaşımın karşı taraftan da
gelişmesi gerekmektedir.
Türkiye’de iki farklı yaklaşımın
olduğunu belirttiniz. Bir kesim
olumlu karşılar ve anlam vermeye
çalışırken bir kesim çok sert
açıklamalar da bulunuyor. Ateşkes
sonrası ordu kurmayları “son
terörist kalana kadar silahlı
mücadele devam edecek, 19 kez isyan
ettiler 20. sinde de başarılı
olamayacaklar” gibi
açıklamalarda bulundular.
Yine ateşkes sonrası askeri
hareketlilik arttı. Bunları süreç
açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Burada Türkiye'nin sorumlu
liderliklere ihtiyacı vardır.
Türkiye'nin artık gerçekleri gören,
çağa doğru bakan, yaşanan
değişim-dönüşüm sürecini doğru
analiz eden liderliklere ihtiyacı
vardır. Böyle liderlikler hiç yoktur
demiyorum ama Türkiye'nin tüm
kesimlerinin süreci bu çerçevede
algılaması önemlidir. Kısaca
değişimi görmeme, eskide ısrar etme,
1925’lerin 1930’ların konseptine
dayanarak sorunu çözmek isteyen
mantık aşılmış bir mantıktır.
Çağdışıdır. Çağdaş düşünce ve bakış
açısıyla soruna bakan bir düşünce
sistemine kesinlikle ihtiyaç vardır.
Tarihin bu önemli döneminde
Türkiye'de eğer böyle sorumlu
düşünen, Türkiye'yi gerçekten seven
bir mantalite hakim olursa,
Türk-Kürt birliğini sağlam bir
temele kavuşturma ve Türkiye'nin
dışındaki Kürtlerle Türkiye'nin
dostluğunu bu temelde güçlendirme
mümkün hale gelecek ve bu olanağa
dayanan bir Türkiye'nin yıldızı
parlayacaktır. Bu kesindir. Ama
böyle değil de kendi içindeki Kürdü
silah zoruyla köleleştirmek isteyen,
dışındaki Kürde de öcü gibi bakarak
hep ona karşı konuşlanan, buna
kilitlenen bir Türkiye kesinlikle
kaybedecektir.
Nasıl kaybeder onu da söyleyeyim;
kaybeder çünkü Kürt sorunu uluslar
arası bir sorun haline gelmiştir ve
artık Türkiye’yi aşar. Bugün belli
bir sistem dahilinde ezeriz yok
ederiz, tek fert kalana kadar
savaşırız diyen anlayışın gücünü
aşacaktır. Bunu görmemek bana göre
en hafif deyimle körlük ve
gerçekleri okuyamamaktır. Bunu
okuyan ve gören bir göz, içinde
bulunduğumuz sürecin hem Kürt-Türk
ilişkileri açısından hem de bölgenin
yeniden düzenlenmesi açısından
kritik bir noktaya gittiğini, artık
Türkiye'nin de bu gerçekleri görerek
yeni bir siyasete yönelmesi
gerektiğini görür. Eğer bunu görmez
de 20.yy.ın siyasetinde ısrar
edilirse Türkiye kaybeder ve
bölünebilir. Bunun için bölücü biz
değiliz. Bölücü bu geri zihniyette
ısrar edenlerdir. Biz, Türkiye'nin
gönüllü birliğinden yanayız.
Bu konuda yürütülen tartışmaları
nasıl buluyorsunuz?
Bu anlamda Türkiye’deki tartışmalar
hakkında kötümser değilim. Gerçekçi
bakış açısı galip gelecektir. Çünkü
gerçekler daha güçlüdür. Bu konuda
Türkiye'de bütün bu bahsettiğimiz
hususları gören kesimler vardır. Hem
devlet içinde, hem devlet dışında
vardır. Bunu görmeyip eski inkar ve
imha zihniyetini muhafaza etmek
isteyen, dünyaya ve gerçeklere daha
dar bir çerçeveden bakan 20.yy.ın
argümanlarına çakılıp kalan bakış
açısı da vardır. Zaten bugün
Türkiye’de bu iki bakış açısı
arasında çeşitli düzeylerde
tartışmalar söz konusudur.
Türkiye'de laiklik-irtica tartışması
ekseninde de bir ikilik var. Kürt
sorunuyla irtica konusundaki
ikilikler bazı yerlerde çakışsa da
aynı değildir. Kanımca Kürt sorunu
konusunda gerçekçi düşünen kesim
daha ağırlıktadır. Kaldı ki o
irtica-laiklik tartışmasının biraz
suni bir biçimde geliştirildiği,
özünde örtülü bir iktidar kavgası
olduğu bilinen bir husustur. Burada
bu konuya çok girmek istemiyorum ama
suni bir gündemdir. Demokrasiyi tam
olarak hazmedememenin bir sonucu
olarak iktidar kavgası söz
konusudur. Fakat şu bir gerçektir
Kürt sorunu Türkiye’nin geleceğini
belirleyecek bir sorundur. Kürt
sorununa yaklaşım gerçekten
Türkiye'nin geleceğini belirleyecek
yaklaşım olacaktır. Biz Kürt tarafı
olarak şunu diyoruz; çözümleyici
olmaya, demokratik çözüm ekseninde
üzerimize düşeni yapmaya varız. Ama
öyle kimseye yalvaracak durumumuz da
yoktur. Bunu da herkes bilmeli.
Bir kesim ve özellikle bu kesim
içinde kendine PKK uzmanı diyen bazı
kişiler de var, bunlar kışa
girildiği bu eksende zaten doğal
olarak güçlerinizi Türkiye’den
Irak’a çektiğinizi ateşkes konusunda
taktik yaptığınızı iddia ediyorlar.
Bu tür değerlendirmeleri nasıl
buluyorsunuz?
Özellikle Kızıl Elmacı eksende
düşünce üretmeye çalışan kesimler
tarafından taktik yaptığımız iddia
edilerek konu çarpıtılıyor. Sözüm
ona konuyu çok iyi bildiğini
söyleyen kişilerin konuyu bu biçimde
çarpıtması çok kasıtlıdır. İnsanlar
sonbaharda hem de yürüyerek
Bingöl’den, Erzurum’dan, Dersim’den,
Diyarbakır’dan nasıl Irak’a
çekiliyor, baharda da geri
geliyormuş. Bir de sınırda 250 bin
asker var, sınırın o kadar tutulduğu
söyleniyor. Bu bir yalandır,
çarpıtmadır. Toplumu kandırmaya
çalışmadır. Böyle bir şey yok, biz
güçlerimizi hiç kımıldatmayacağız.
Bunu söyledik zaten. Herkes olduğu
yerde kalacak. Şu anda hareket
halinde olanlar hareketli olacaktır.
Yerlerine ulaştıklarında hareket
duracaktır. Açıkça söylüyoruz. Öyle
değil bunlar çarpıtmadır. Madem
taktik diyorlar buyurun adım atın,
taktik mi değil mi herkes görsün.
Siz bir adım atın bizim adım atıp
atmayacağımızı görün.
Sizin ve Sayın Duran Kalkan’ın
ismini vererek PKK’nin gençlere
gerillaya katılım çağrısı yaptığını
ve aslında bu süreci bir toparlanma
ve hazırlanma sürecine dönüştürmek
istediğinizi iddia ediyorlar. Buna
ne diyorsunuz?
Açıkça söylüyoruz, biz bu adımı
attık fakat körü körüne iyimser
olmak gibi bir durumda değiliz. Boşa
çıkarılabileceği ihtimalini de göz
önüne alarak kendi normal örgütsel
çalışmalarımızı yürüteceğimizi
söyledik. Gerillanın örgütsel
faaliyetini, kendini eğitme, kendini
büyütme faaliyetini durdurmuş
değiliz. Biz ateşkes yapmışız.
Ateşkesin kalıcı bir çözüme gitmesi
için diyalogun başlaması gerekiyor.
Resmi diyalog temelinde gündeme
gelirse o zaman savaşçı alımını
durdurmayı düşünebiliriz. O zaman
bir takım daha farklı şeyler o
diyalog süreci içinde gündeme
gelebilir.
Bazıları IRA’yı örnek veriyor, silah
ve savaşçı alımını durdurduğunu
PKK’nin de benzer adımlar atması
gerektiğini belirtiyorlar?
Onlar çözüm sürecindedir. Biz daha
ilk adımdayız. Ateşkes yaptık bunu
tek taraflı yaptık. Karşı tarafın ne
kadar uyup uymayacağı belli değilken
kimse bizden yelkenleri indirmemizi
bekleyemez. Bizim normal
güçlerimizin siyasi örgütsel
faaliyeti olur ve bu doğaldır.
Görüşme süreci başlayıp da bunlar
gündeme gelirse bunların o zaman
durdurulması söz konusu olabilir.
Şimdi bu konuda biz açıkça şunu
söylüyoruz, sürecin kalıcı bir
çözüme ulaşması için her türlü
fedakarlığı yapmaya varız. Bu konuda
samimiyiz ve ciddiyiz. Ama kendi
örgütsel sürecimiz devam edecektir.
Daha kimse bize şunu şöyle yap biz
de böyle yaparız dememiş ki her şeyi
durduralım.
Yine bazıları, bu adımınızı
siyasallaşma çabaları olarak
nitelendiriyor ve PKK’nin
siyasallaşmasına izin vermemek
gerekir görüşünü yüksek sesle dile
getiriyorlar. Ateşkesi red anlamına
da gelen bu tür yaklaşımları nasıl
karşılıyorsunuz?
Bunlara günaydın demek gerekiyor.
Nerede kalmışlar. PKK çoktan
siyasallaşmış bir harekettir. Kürt
halkının demokratik kuruluşları imza
kampanyası tarzında bir referandum
çalışması yürüttüler ve
“Kürdistan'da Başkan Apo’yu bir
siyasal irade olarak kabul ediyorum”
diyerek imzasını koyan insan sayısı
üç buçuk milyona yakındır. Bu
siyasallaşma değil de nedir. PKK
çoktan siyasallaşmıştır. Siyasal,
toplumsal bir sistem geliştirmiştir.
Bunun bazı savunma kuvvetleri
silahlıdır. Şu anda silahlı olan
güçlerimiz PKK gerçeğinin sadece bir
bölümüdür. Tümü değildir. PKK,
siyasal, toplumsal bir hareket olan
Koma Komalên Kürdistan sistemini
örgütleyen bir düzeyi yakalamıştır.
Onlar hala PKK’ye siyasallaşma
imkanı vermemek lazım diyorlar.
Bundan kastettikleri şudur herhalde,
“silahlar susmasın” İllaki hepsini
yok edeceğiz. Kasıt budur herhalde.
Yani bu sorun siyasal yollardan
çözüme gitmesin, silahla
halledeceğiz demek istiyorlar.
Silahla halledemezler. Hepimizi
öldürseler bile bizden sonra
gelenler yeni bir PKK’yi
örgütlerler. Çünkü artık PKK artık
Kürdistan'da bir toplumsal kültür
haline dönüşmüş bulunmaktadır. Bu
gerçeği görmemek çözümsüzlüğün ana
kaynaklarından birisidir.
PKK’ye siyaset kanalını
kapatamazlar. Biz her yerde
istediğimiz gibi siyaset yapıyoruz.
Bunu iyi anlamak lazım. Biz siyasal
bir gücüz ama bizim savunma
kuvvetlerimiz var. Savunma
kuvvetleri HPG’dir onun üzerinde
tartışıyoruz. Silahların tümüyle
devre dışı edilmesi siyasal
çözümdür. Onlar buna karşılar. Yani
çatışmadan yanadırlar. Çatışmadan
medet umanlar siyasi ve ekonomik
rant sağlamak isteyenlerdir. Bunlar
Kürt ve Türk gençlerinin kanını
akıtmayı kendi çıkarları için reva
görüyorlar. Yani bunlar kan dökme
temelinde siyasi ve ekonomik rant
elde eden kesimler oluyor. O nedenle
“19 Kürt isyanını bastırdık
20.cisini de bastırırız”
diyorlar. Peki neden on dokuz isyan
oldu bunu hiç soran olmayacak mı?
Yirmincisini bastırsan yirmi
birincisi gelişmeyecek mi?
Akılcı bir bakış açısıyla
yaklaşanlar, bunun çıkar bir yol
olmadığını, işin gerçeğinde bunun
özgürlük isteyen bir halk hareketi
olduğunu, dünyada benzer sorunların
diyalog ve uzlaşma yöntemleriyle
çözüldüğünü, şiddetle bu tür
sorunların çözülemediğini
göreceklerdir.
Dünyanın neresinde generallerin
belirttiği gibi kökeni tarihin
derinliklerine dayanan bir halk
silah zoruyla iğdiş edilip,
başkalaşıma uğratılmıştır. Bu mümkün
değildir. Böyle bir şey yoktur. Bu
silahla olmaz. Bazı toplumlar tarih
içinde erimişlerdir fakat bunlar
kültür yoğunluğuyla eritilmişlerdir.
Kalkıp silahla tepe tepe, dağ dağ
dolaşarak avcılığa çıkmak, dilini
kültürünü yasaklamak, bir halka sen
yoksun, kendini inkar edeceksin,
inkar etmezsen kafanı uçururum
diyerek sonuç almaya çalışmak
dünyanın neresinde görülmüştür.
Böyle bir örnek yoktur. Bunlar kendi
çıkarları için Türk halkını
yanıltıyorlar. Bunun için söylüyorum
Türkiye'yi sevenleri, Türkiye
toplumu karşısında kendisini sorumlu
görenleri, Türkiye'nin aydınları,
yazarları, demokrasiden, barıştan
yana olan, hümaniter bütün kesimleri
göreve çağırıyorum. Şehit aileleri
denilen aile çevrelerini göreve
çağırıyorum. Çocukları askerde olan
bütün aileleri göreve çağırıyorum;
çocuklarınızın ölmesini
istemiyorsanız bu zihniyete karşı
çıkın, Türkiye'nin daha fazla tahrip
olmasını istemiyorsanız, ekonomik
çöküntüye gidişini durdurmak
istiyorsanız, kan akışını durdurmak
istiyorsanız bu zihniyete karşı
çıkmak gerekiyor. Türkiye'yi kaosa
sürükleyen, demokratikleşmesine
engel olan esas zihniyet; her şeyi
silahla çözmek isteyen zihniyettir.
Türkiye kendini bu zihniyetin
etkisinden kurtarırsa toplumsal
barışa ve refaha ulaşabilir. Bu
artık açık açık Türkiye toplumuna
belirtilmelidir. Özellikle bu
gerçeği gören aydınlar, yazarlar,
siyasetçiler bunu açıkça
söylemelidirler. Bunun zamanı
gelmiştir. Perde arkasında bazı
şeyleri düşünmek, tartışmak kamuoyu
önünde daha resmi olmak artık terk
edilmesi gereken bir durum diye
düşünüyoruz. Daha cesaretli bir
çıkışla gerçekleri kamuoyuna ve
Türkiye halkına anlatmanın zamanı
gelmiştir. Çünkü durum açık
ortadadır. Nihayetinde böyle bir
zihniyet var ve bunun çözüm
olmadığını söylemek istiyorum. Bunun
işi yokuşa süreceğini bunun çözüm
olamayacağını belirtmek istiyorum.
Öte yandan bugün Hürriyetin bir
başlığı vardı, Dışişleri Bakanı
Sayın Gül konuşmuş, sosyal paketten
bahsediyor, “çatışma durursa bizim
de yapacaklarımız var” diyor. Bu
konuda hükümet dışında M. Ağar gibi
bazı siyasetçilerin de konuşmaları
var. Böyle Türkiye'yi düşünen, biraz
daha gerçekleri görmeye çalışanlar
da söz konusudur. Gerçekleri göz
ardı edip eski bildik ezberle
Türkiye artık yönetilemez, sorunları
çözülemez. Onun için gerçekleri
gören, aklı selim bir anlayışın
Türkiye toplumunda, siyasetinde,
ordusunda egemen olmasını umuyoruz.
Bizim beklentimiz budur.
Aksi taktirde bugün Deniz Baykal’ın
başını çektiği politik anlayışın,
soruna sadece yok etme temelinde
yaklaşan Kürt düşmanlığı ve ırkçı
bir zihniyetin kardeş kavgasına yol
açacağı ve Türkiye’yi büyük bir
felakete sürükleyeceği herkes
tarafından görülmelidir. Sözüm ona
Türkiye sorunlarını görüp de sorumlu
yaklaştıklarını söyleyen bu zihniyet
sahipleri Türkiye gerçekleri
karşısında en sorumsuz bir siyasi
bakışı pratikleştirmektedirler.
Ateşkes sonrası askeri hareketlilik
durmadı, operasyonlar sürüyor ve yer
yer çatışmalar da yaşanıyor. Bu
konuda bir değişiklik bekliyor
musunuz?
Ateşkes sürecinin üzerinden dokuz
gün geçti, şimdiye kadar bazı
sınırlı çatışmalar oldu, yine
operasyonlar da var. Ama bunlar
eskiyi aşan yeni bir durumda değil.
Bu çatışma süreci bakımından biz bir
şey belirtecek durumda değiliz.
Umuyoruz ki bunlar giderek
sınırlandırılır ve durur. Bu böyle
gider ateşkes tümüyle olgunlaşıp
daha çatışmasız bir zemine oturursa,
sürecin kalıcılaşmasına dönük
adımların atılması gündeme
gelebilir. Artık tecritin, halka
dönük baskının ve operasyonların
çözüm olmayacağı, bunların aşılması
gerektiği gündeme girdiğinde yine
diyalog düzeyinin giderek gelişmesi
halinde biz de sürecin ilerlemesi
için üstümüze düşeni yapacağız. Ama
daha henüz bir şey gözükmezken
örgütsel çalışmalarımızı, kendini
büyütme, eğitme, yoğunlaştırma ve
geleceğe hazırlama çalışmalarımızı
askıya alacak değiliz. Bunlara
dayanarak “yok taktik yapıyorlar,
yok samimi değiller” gibi
değerlendirmeler doğru değildir.
Ordu kurmayları “son terörist
kalana kadar silahlı mücadele devam
edecek, 19 kez isyan ettiler 20.
sinde de başarılı olamayacaklar”
gibi açıklamalar yaparken kimse
bizden örgütsel çalışmalarımızı
durdurmamızı bekleyemez. Biz her
şeyin karşılıklı samimiyetle
çözüleceğine inanıyoruz. Sayın
Başbakan dedi ki “biz söz değil
pratik istiyoruz”. Biz pratik
geliştirdik şimdi ben de aynı şeyi
söylüyorum, Söz değil pratik
istiyoruz.
Halk bu ateşkes kararını nasıl
karşıladı, bu konuda aldığınız
izlenimler nasıl yine kadro
yapısından ve alt örgütlenmelerden
itirazlar oldu mu?
Öncelikle şunu belirteyim,
hareketimizin gün geçtikçe gelişme
kaydettiği ve özellikle de gerilla
hareketinin giderek daha güçlü bir
performansı sergilediği bir süreçte
ateşkesin gündemleştirilmiş olması
bir kısım arkadaş yapısında kaygıyla
karşılandı. Bir kısım komuta
kademesi, savaşçı yapısı ve kadroda
bu bir oyun olabilir, oyundur, karşı
taraf oyun yapıyor, biz bu kararla
oyuna mı geliyoruz biçiminde
düşünceler gelişti. Bu yüzden biz
bir süredir iç tartışmaları
geliştiriyoruz. Açıkça söylemek
gerekirse ikna faaliyetini
yürütüyoruz. Kaygılarla beraber
geldiğimiz aşamada yapımızdan ve
komuta kadememizden bu karara karşı
çıkacak herhangi bir kimse yoktur.
Özellikle Önderliğimizin bu çağrıyı
yapmış olması yine bütün ulusal
kurumlarımızı bağlayan en üst
organların bunu tartışıp
kararlaştırması herkes için
bağlayıcıdır. Ama bunun kolay
gelişmediğini, her arkadaşın hemen
kolayca kabul etmediğini de söylemek
gerekiyor. Bu konuda bir takım
zorlanmalar yaşandı. Ama şimdi
ulaştığımız kararlaşma düzeyi bir
bütündür.
Halkımız içinse, herkesle bire bir
ilişkilenme durumumuz olmuyor ama
ilişkilenebildiğimiz kadarıyla yine
çeşitli halk örgütlenmelerimizden
aldığımız bilgilere dayanarak şunu
belirtebilirim, halkımız tümüyle bu
adımımızı destekliyor. Özellikle
Önderliğin ve Hareketin çok
isabetli, çok yerinde olan bu kararı
yine çok doğru bir zamanlama ile
gündemleştirmesini halkımız
olumluyor, yerinde görüyor ve
destekliyor. Bu konuda bir sorunun
yaşandığını sanmıyorum. Onun için
biz bu adımla daha fazla bir siyasal
genişlemeyi hedefliyoruz. Tüm
Kürdistan çapında lehte bir yaklaşım
söz konusudur. Çünkü hareketin
başarılı bir düzeyi ortaya çıkarması
ve sonrasında aldığı isabetli
politik kararları bir kez daha
gösterdi ki Kürdistan halkı için en
doğrusunu yapan Başkan Apo ve Apocu
Harekettir. O açıdan halkımız için
güven verici bir düzeyin gelişmekte
olduğunu söylemek mümkündür.
Tabi bu adımı güçlü sahiplenmek
açısından herkese de sorumluluklar
düşüyor. Bu ateşkesle birlikte Kürt
Özgürlük Ve Demokrasi Hareketinde
yeni bir sürecin başladığını bütün
kadro yapısının, çalışanların ve
yurtsever halkımızın bilmesi
gerekiyor. Önderliğimizin çağrısı
temelinde attığımız bu adımın
başarıya ulaşması için tüm kadro
yapımız kendisini sorumlu görmeli ve
başarıya gitmesi için üzerine düşen
her şeyi yapabilmeli. Yine örgütsel
aktiviteyi geliştirebilmeli ve
herhangi bir biçimde gevşemeye,
kendini bırakmaya fırsat
vermemelidir.
Ateşkesi açıkladığınız konuşmada,
sisteminize dahil olmayan ancak Kürt
sorununun çözümü için mücadele eden
örgütlenmelere de ateşkes sürecine
katılmaları temelinde çağrıda
bulunmuştunuz. Bunlardan şimdiye
kadar bir açıklama gelmedi. Bunların
ateşkes sürecine farklı yaklaşımları
söz konusu olabilir mi
Biz isim vermeden bu gruplara
hitaben çağrılarda bulunduk.
Uymamaları halinde ulusal tavır
geliştireceğimizi belirttik.
Sanıyorum bu etkili olur. Şimdiye
kadar ne bir eylemsellikleri oldu ne
de duyduğum kadarıyla herhangi bir
açıklamaları oldu. Biz aslında
çeşitli kanallarla etkilemeye
çalışıyoruz. Ama bu konuda net bir
şey söyleyebilecek durumda değilim.
Umuyorum ki kimse tersi bir duruma
girmez. Girmeleri halinde tavır
alacağımızı açıkladık. Şu an için
net bir şey söyleyemeyiz.
Tutumlarını henüz ortaya
koymamışlardır. Umarım ki onlar da
tutumlarını netleştirir ve sürece
uygun hareket ederler. Beklentimiz
budur.
|