|
Sorunun Çözümü Afta
Değil, Toplumsal Uzlaşmadadır
Murat Karayılan:
Koma
Komelen Kürdistan Yürütme Konseyi
Başkanı Murat Karayılan Hakikatleri
Araştırma ve Adalet Komisyonunun
gelişimine ilişkin önemli
açıklamalarda bulundu. Karayılan;
“Son dönemlerde belli düzeyde af
tartışmaları yürütülüyor. Kürt
halkının onurlu evlatları her
şeylerini geride bırakarak dağın
yolunu tuttular. Bu gençler özgür
bir gelecek yaratma ve bunun için
yaşamaktan başka bir anlayışa
kapılmadılar. İşlenmemiş suçlara
karşı af etme tartışmaları sorunu
çözmez. Sorunu çözecek tek
yaklaşımın uzlaşmadan” geçtiğini
ifade etti. Hakikatleri Araştırma ve
Adalet Komisyonu’na ilişkin
sorularımızı Karayılan yanıtladı.
Böylesi bir komisyona (Hakikatleri
Araştırma ve Adalet Komisyonu) neden
ihtiyaç duyuluyor? Bu komisyon ile
açığa çıkarılmak istenen nedir?
Ortadoğu çıkmazının kilidi Kürt
sorunudur
Kürt sorunu tarihsel yönler içeren,
toplumsal boyutu olan, Ortadoğu
bölgesini etkileyen ciddi bir
sorundur. Ortadoğu’nun asli ve en
eski bir halkı olarak Kürtlere özgür
ve iradesel duruşu yakıştırmayan
zihniyet, bugün Ortadoğu’da yaşanan
kaosun da baş sorumlusudur.
Demokrasiye inanan, Kürt halkının
özgürlük mücadelesine anlam veren
yaklaşımlar açığa çıkmış olsaydı
durum çok farklı olurdu kuşkusuz.
Bu anlamda Kürt sorunu Ortadoğu
bölgesinin en temel sorunudur.
Kapsam ve içerik olarak da
Türkiye’nin en önemli ve ağır sorunu
durumundadır. Türkiye’de Kürt
sorununun çözülmemesinden kaynaklı
önemli sorunlar yaşanmaktadır. Kürt
sorununun çözümsüzlüğü Türkiye’deki
siyasal, sosyal, ekonomik ve
kültürel ortama çok ciddi etkiler
yaratmıştır. Sorunun çözümsüzlüğü
Türkiye’yi strateji olarak sürekli
gererek, gelecek ufkunu
daraltmaktadır.
Kürt sorunu fobisine sahip
zihniyetin varlığı, Türkiye’nin
gerçek anlamda demokratikleşmesi ve
açılım yapmasını önlemektedir.
Doğruları gören tüm toplumsal
dinamikler, Türkiye’de Kürt sorunu
çözülmeden Türkiye’nin
demokratikleşmesi, sosyal siyasal
alanda bir rahatlamayı yaşaması,
ekonomik refahı yakalamasının mümkün
olmayacağı noktasında hemfikirler.
Bu anlamda Türkiye halkı bu gün
gelişim rezervlerini
değerlendiremiyorsa, Ortadoğu
bölgesinde gereken düzeyi yakalayıp
bir gelişim sürecine giremiyorsa,
bunun temel nedeni toplumsal
uzlaşmanın olmaması Türkiye’nin
kendi içinde barışık olmamasından
kaynaklıdır.
Birçok çevrenin de zaman zaman ifade
ettiği gibi Kürt sorunu sadece
Kürtlerin sorunu olmaktan ibaret
değildir. Kürt sorunu Türkiye’nin
bir sorunudur. Türkiye’nin
demokratikleşme ve iradeleşme
sorunudur. Türkiye’nin açılım yapma
sorunudur; Türkiye’nin üçüncü dünya
ülkesi olmaktan çıkarak
çağdaşlaşması sorunudur. Yine
Türkiye’nin ekonomik refah ve
bölgede önder bir ülke olup olmama
sorunudur. Türkiye, Kürt sorununu
çözmeden, yirmi milyonu aşkın bir
halkın isteklerine kulak vermeden,
çağdaş bir ülke ve çağcıl demokratik
bir sisteme ulaşması mümkün
değildir.
Dün basına yansıyan MİT müsteşarının
çok çarpıcı bir açıklaması oldu. Bu
açıklama Türk devlet sistemi
içerisinde statükoyu aşmaya dönük
bazı çaba ve tartışmaların olduğunu
gösteriyor. Gerçekten de Türkiye'nin
dar bakış açısı ve çağı doğru
okuyamamaktan kaynaklı ciddi sorun
ve tehlikelerle yüz yüze geleceği
durumu şimdiden görülmektedir.
İlk başta Kürt sorununun çözümünü
ayrılma biçiminde ele aldık
Günün koşullarından ve anlam
birikiminden kaynaklı hareket olarak
başta sorunun çözümünü ayrılma
biçiminde ele aldık Ancak Önder
APO’nun çağın değişen özellikleri ve
buna karşı yeni çözüm formüllerini
geliştirme çabaları biliniyor. Bu
çabalar sonucu, son 15 yıldan bu
yana Kürt sorununu Türkiye sınırları
içerisinde demokratik yöntemlerle
çözme çizgisi, kardeşlik ve özgür
birlik ekseninde program haline
getirilmiştir. Önderliğimiz ve
hareketimiz makul çözüm önerileriyle
sorunu bir Türkiye sorunu olarak
görmüş, bunu Türkiye içinde
cumhuriyetin, demokratikleşmesi
ekseninde çözülmesi gereken bir
sorun olarak ele almış ve bu temelde
çözüm projeleri geliştirmiştir. Bu
düzeyde önemli bir sorununun çözüme
kavuşması, Türkiye ve bölge için
beraberinde önemli gelişmeleri
yaratarak, herkesin fayda
sağlayacağı bir zemin geliştireceği
açıktır.
Sorunun çözümünde çağdaş yöntemleri
esas almak, diyalogla çözümü
öngörmek bu temelde, şiddet unsurunu
tümden devre dışı kılmak önemli bir
noktadır. Kimseyi incitmeden,
kırmadan, horlamadan, parçalamadan
karşılıklı saygı temelinde yaklaşım
gelişirse, herkesin ortak payda da
buluşacağı çözüm formüllerinde
ortaklaşmak imkân dâhiline
girecektir.
Mücadelemizin meşruluğunu her koşul
altında savunuruz
Gerçeklerden yola çıkarak erdemli
yaklaşmak yerine bize “önce gelin
teslim olun, boyun eğin, sonra
konuşuruz. ”demek isyan eden köleye
köle sahibinin irademe teslim
olmaktan başka yolun yok demesi gibi
bir şeydir. Bu yaklaşımı asla kabul
etmiyoruz. Bunu kabul etmek bir
ihanettir. Kabul eden olsa da
halkımız kabul etmez. Yürüttüğümüz
onurlu bir mücadele var ve bu
mücadelenin kutsal, kutsal olduğu
kadar da halkımızın meşru hakkı
olduğuna inanıyoruz. Bir halk olarak
Kürtlerin hiçbir istemini dikkate
almaksızın, sorunu şiddetle çözme
yaklaşımı ön planda olduğu sürece
Kürt halkının da kendini savunma
hakkı olacaktır.
Şimdi, 23 yıldan bu yana süren bir
savaş var. Yapılan ateşkes
çağrılarından dolayı zaman, zaman
hafiflese de süreklileşen bir
çatışma durumu var. Bu savaşta
uluslar arası savaş yasalarına
uymayan, kural dışı, sayın
Demirel’in deyimiyle rutin dışı
uygulamaların olduğu, kirli
yöntemlerin kullanıldığı da çeşitli
biçimlerde kamuoyuna, yansımıştır.
Susurluk ve Şemdinli olayları bunun
birer örnekleridir.
Türkiye de bir çeteleşmenin devlet
içinde örgütlendiği, çeteleşmenin
devlet içinde geliştiği kendisini
çeşitli biçimlerde örgütlediği ve
halkımıza dönük çeşitli suikast ve
benzeri yöntemlerle sivil insanların
katledildiği gerçektir. Aynı biçimde
hareketimiz içinde de çizgimize,
anlayışımıza felsefemize uymayan,
kendini bir biçimde çete tarzında
örgütleyerek kural dışı pratikler
geliştirenler olmuştur. Yani bu
savaşta çeteci yöntemlerin
kullanıldığı açık bir gerçektir.
Bu konularda Hakikatleri Araştırma
ve Adalet Komisyonu önemli bir çözüm
ayağı olarak ciddi bir işlev
görebilir diye düşünüyoruz. Gerçek
anlamda kimler ne kadar suç işlemiş
hakikatini araştırıp açığa çıkarma
ilkesiyle yaklaşırsa kuşkusuz
toplumsal uzlaşmanın zemini daha
güçlü doğabilecektir. Yani bu
komisyonun açığa çıkaracağı
hakikatler olacaktır. Kimin ne kadar
suç işlediği ve ne yaptığı açığa
çıkarsa, birbirini daha iyi anlama
ve birbiriyle daha sağlıklı uzlaşma
zemini yakalanmış olur.
Hakikatleri Araştırma ve Adalet
Komisyonu diyorsunuz. Hakikatler
açığa çıkarıldıktan sonra bir
yargılamaya giderek mi, yoksa
uzlaşmaya giderek mi adaleti sağlama
gereğine inanıyorsunuz?
Uzlaşma ise nasıl bir uzlaşma? Suçlu
ile mağdur arasındaki birebir bir
uzlaşma mı yoksa devlet ile Kürt
Özgürlük Hareketi arasındaki toplu
bir uzlaşma mı olacak?
Yargılamanın gerektiği koşullarda
nasıl davranılacak?
Bu konuda biz bir tarafız.
Dolayısıyla bu komisyonun göreceği
işlevin çerçevesini bizim çizmemiz
doğru olmaz. Bizim ki bir öneridir.
Yani önemli bir çözüm girişimi
olarak Hakikatleri Araştırma ve
Adalet Komisyonun geliştirilmesi,
çözümü kolaylaştıracak önemli bir
çalışma olur diye düşünüyoruz. Bu
komisyon yargılama mı yapar, uzlaşma
mı geliştirir, yani çalışma
yöntemlerini biz belirleyecek
değiliz. Ancak bu konuda başka
ülkelerde böyle kurumlar
geliştirilmiştir. Örneğin Güney
Afrika’da Hakikatleri Araştırma ve
Adalet Komisyonu gerçekleri açığa
çıkarmada, kimin hangi suçları
işlediğini tespit etmede önemli bir
işlev gördüğü biliniyor. Herkes
Hakikatleri Araştırma ve Adalet
Komisyonu’na gelerek samimi
itiraflar yapmış, tutarlı özeleştiri
vermiş, bu temelde birbirini
karşılıklı af etme duygusu ve tutumu
gelişmiştir. Böylece toplumsal
uzlaşmanın zemini daha güçlü bir
biçimde yaratılmış. Güney Afrika’da
toplumsal uzlaşma böyle gelişmiştir.
Öncelikli hedef uzlaşma
konseptine ulaşmak olmalıdır
Bu durum Türkiye de nasıl gelişir,
nasıl anlama kavuşur yaklaşımı
üzerinde tartışma yürütülebilir.
Yine Güney Afrika’dakiyle aynı mı
olur, farklı mı olur. Örgütlenme
modeli üzerine şimdiden bir şey
söylemek zor. Ancak kapsam ve
içeriğini sorunun ağırlığı temelinde
ele almak gerekiyor. Türkiye’nin
yaşadığı Kürt sorunu birebir Güney
Afrika’daki sorunla tabi ki aynı
değildir. Ama benzerlikleri de
çoktur. Karşılıklı bir birini
suçlama durumu olduğu kadar,
toplumun uzlaşma sorunu da var. Bu
temelde gerçeklerin açığa
çıkarılması ve birbirini affetme
duygusunun geliştirilmesiyle bir
uzlaşma konseptine ulaşmak öncelikli
hedef olarak görülebilir.
Hakikatleri Araştırma ve Adalet
Komisyonu kurulabilirse o bilinen af
tartışmaları da aşılmış olur. Kimse
af istemiyor. Biz bu konuda
toplumsal uzlaşmadan bahsediyoruz.
Şimdi gerillanın af edilmesinden söz
ediliyor da, peki, binlerce faili
meçhul cinayeti işleyenleri kim
affedecek. Kürt halkı bu cinayetleri
işleyenleri nasıl affedecek? Yani o
kadar işlenmiş faili meçhul
cinayetin hasıraltı edilmesi,
temelinde bir toplumsal uzlaşma
olabilir mi? Hayır. Tüm hakikatler
açığa çıkarılmalı. Ve karşılıklı
birbirini zorlayan yöntemlerin
uygulandığı açığa çıkarılmalı,
toplumların birbirini affetme tutumu
da bu temelde gelişerek toplumsal
uzlaşma geliştirebilinir.
Hiçbir Kürdistan gerillası Kürt
halkı nezdinde suç işlemiş değil.
Tersine kendi halkının onurlu,
şerefli bir ferdi olmanın duygusuyla
okulunu, işini bırakarak fedakarlık
yaparak dağlara çıkmıştır. O bir
mahkum değil bir özgürlük
savaşçısıdır. Bu gerçeklere rağmen
Türk devleti “Kürt gençleri,
gerillası suçludur” diye peşine
düşmektedir. Dolayısıyla Hakikatleri
Araştırma ve Adalet Komisyonu –ki
bunun adı farklı da olabilir- Kürt
sorunu ve bu sorundan kaynaklı bir
birine karşı var olan önyargılı
yaklaşımları çözdürecek ve aştıracak
bir role de sahip olabilir.
Dolayısıyla özgür birliğin temelini
zeminini yaratacak bir sosyal
psikolojik çalışmaya olan ihtiyacı
yerine getirmiş olur. “Neden dağa
çıktınız” sorusu kadar, “Neden
Kürtleri inkâr ettiniz ve bu sorunu
çözmediniz” sorusunun yanıtını da
bulmak büyük bir önem arz ediyor. Bu
ikilemden yola çıkarak, tarafların
birbirine karşı işlediği suçları
açığa çıkarıp, birbirine karşı savaş
değil, ‘birbiriyle ortak yaşama
koşullarını nasıl yaratabiliriz’
noktasına getirecek bir çalışmaya
ihtiyaç var. Bu uzlaşma mı olur,
yargılamamı olur, o ayrı bir konu.
Belki de bir kısım insanlık dışı
uygulamaların yargılanmasıyla bu
uzlaşma sağlanabilir. Belki de
tümüyle uzlaşma temelinde bu
yapılabilir. Yani kısaca bu konuda
işlenmiş çok ağır durumlarda
olabilir. Milletvekilleri bile
suikasta uğramıştır. Suikasta
uğrayan binlerce Kürt insanı vardır.
Bütün bu hususlar ne kadar açık
ortaya konulur ve netleştirilirse,
toplumsal uzlaşmanın zemini de o
kadar daha güçlü yaratılabilinir.
Nasıl bir komisyon bileşeni
öngörüyorsunuz? Bütün sivil toplum
kuruluşları ve taraflardan oluşan
bir komisyon mu? Bunlar arasında seç
ime gidilerek oluşturulacak bir
komisyon veya tamamen tarafsız
insanlardan meydana gelecek bir
bileşen mi olmalı?
Türkiye de suça şu veya bu şekilde
bulaşmış tam bağımsız insanları
peşinen tespit etmek bir sıkıntı
yaratmaz mı?
Komisyon tarafsız kişilerden
oluşmalıdır
Komisyon bileşeni konusunda bizim
görüşümüz şudur: Bu komisyon
tarafsız kişilerden oluşmalı, içinde
tarafları temsilen üyeler
olmamalıdır. Ancak tarafların
önerileri olabilir. Herkesin
kararlarına saygı duyabileceği bir
komisyon olursa sonuç alıcı olur.
Yoksa yeni bir gelişmeyi yaratmaz.
Ancak tarafların kararlarına saygı
göstereceği bir komisyon olursa
başarılı olabilir. Dolayısıyla
tümüyle tarafsız, soruna objektif
bakabilen, sorunun çözümünü bu
eksende ele alıp çaba gösteren bir
yaklaşımdan hareketle oluşturulursa
sonuç alıcı bir pratiği açığa
çıkarabilir.
Devletin bu komisyon çalışmalarının
karşısında durması komisyonun
çalışmalarını nasıl etkiler ve ne
tür siyasal sonuçlar yaratır?
Dünyanın her tarafında bu
komisyonlar çözümden sonra kuruldu.
Siz çözümün geliştirilmesi için bu
komisyonun gerekliliğini öngörüyor
musunuz? Her iki taraf bu çalışmayı
kabul etmeden veya bu çalışmaya
garantörlük edecek siyasal bir güç
olmadan komisyon çalışabilir mi?
Böyle önemli bir çalışmaya
taraflardan herhangi birinin, yani
gerek Kürt tarafı olarak bizlerin,
gerekse de devletin karşı durmaması
gerekiyor. Yani belki başta “peşinen
kararlarına saygı duyacağız”
denilmez, ama karşı da durmaması
önemli olacaktır. Böyle bir
komisyonun oluşması, çalışmalarına
başlamasının engellenmemesi de
önemli bir zemin yaratır
kanaatindeyim.
Bu bir çözüm arayışıdır. Güney
Afrika’da Hakikatleri Araştırma ve
Adalet Komisyonu diyalogdan önce
kurulmuş değildi. Orda sorun masaya
getirilmiş, tartışılmış, çözüm
sürecinde iken o çözüm sürecinin
sorunlarını çözmek amacıyla bu tür
komisyonlar kurulmuştur. Bizde öyle
bir şey yokken önerilmesinin nedeni
şudur: Çözüm girişiminde bir çözüm
ayağının oluşturulmasıdır. Yani
sorunda bir tıkanma var. Bu
tıkanmayı aşma çabaları önemli
olmakta ve böyle bir komisyonun
çalışmaya başlaması da tıkanmayı
aştıracak önemli bir faaliyet olur.
Onun için biz de daha çözüm,
tartışma sürecindeyken böyle bir
komisyonun kurulma tartışmasıyla
birlikte pratik faaliyette bulunması
süreci hızlandırıp
kolaylaştıracaktır. Bu nedenle
şimdiden önerilmektedir.
Kamuoyu desteğini arkasına alırsa,
bu komisyon için en büyük
garantörlük olacaktır.
Komisyonun çalışma esasları sizce
neler
olmalı?
Daha önceki röportajınızda sadece
200 yıllık Kürt Türk tarihinin
incelenmesi ve hakikatlerin açığa
çıkarılması demiştiniz. Peki, aynı
devletin ve sistemin mağduru olan
diğer halkların ve Türk solunun
durumu bu kapsamda ele alınması
gerekmez mi? Örneğin 77 Taksim, 93
Sivas, 78 Maraş Katliamı benzeri
olayları bu araştırmada açığa
çıkarmak gerekmez mi?
Ayrıca 200 yıllık Kürt tarihinde
hakikatlerin bütünü açığa çıkarmak
bir komisyonun imkanı dahilinde mi?
Sizce komisyon çalışmalarına nereden
başlamalı ve kapsam alanı ne olmalı?
Bu süreçte herkese büyük
sorumluluklar düşmektedir. Sorunu
daha fazla ağırlaştıracak, hatta en
ağırından ele alıp çıkmazla karşı
karşıya getirecek önerilerden ve
yaklaşımlardan sakınmalıyız. Daha
önce bu sorun 200 yıllık bir
sorundur dememin nedeni sorunun
ağırlığını ve ciddiyetini ortaya
koymamdan kaynaklıdır. Yoksa 200
yıldan bu yana kim kime ne yapmış
bunu açığa çıkaralım, bu komisyon
bütün bunları ortaya çıkarsın gibi
bir önerimiz yoktur. Bizce böyle bir
yaklaşım sorunu daha da
ağırlaştıracaktır.
Komisyon son 23 yıllık savaş
sürecini netleştirmekle yükümlü
olmalıdır
Dile getirdiğimiz, aydınlatmak
istenilen son 23 yıllık savaş
sürecidir. Bu savaş sürecinde
işlenen suçları açığa çıkarmadan
komisyon görevli olabilir. Belki
‘68’lerden bu yana gelişen sürecin
tümünü incelemek, bütün boyutlarıyla
açığa çıkarmak, Türkiye’nin kendini
sadeleştirmesi, temizlemesi,
hatalarıyla hesaplaşması, çağdaş
demokratik şeffaf bir sistemi
geliştirmesi bakımından daha yararlı
olabilir. Örneğin ‘77’ Taksim olayı
ve benzeri durumları aydınlatmak bu
bakımdan önemlidir. Ama bizim
tarafların suçları açığa çıkmalıdır
yaklaşımından kastımız son 23 yıllık
savaş sürecinde yaşananlardır.
Eğer ‘80’ öncesi suç ve ihlallerin
hepsini gündeme koyarsak sorun çok
ağırlaşır. Biz işin hafifinden, ya
da en kolayından başlamayı tercih
edilmesini daha uygun olur. Çözüm
için makul olanı esas almak
gerekiyor. Ağır bir sorunun
çözümünü, zor olandan değil, kolay
olan tarafından başlamak, giderek
çözümün genelini de kolaylaştıran ve
gündemleştiren bir yöntem olabilir.
Türkiye eğer Kürt sorununda
kendisiyle hesaplaşır ve bu konuda
yaşadığı handikabı aşarsa doğal
olarak 77 Taksim olayı da, Maraş
olayları da diğer bütün olaylarda
açığa çıkmış olur. Bu durumda
kendisiyle hesaplaşma, netleşme
şeffaflaşma sürecinin gelişmesine
yol açar.
Gerçek demokratikleşme de zaten o
zemine dayanarak boyutlanabilir
anlam kazanabilir. Böyle benzer
süreçler Avrupa’da da yaşandı. Yani
kendi gladyosunu açığa çıkarmadan,
geçmişteki hatalarıyla hesaplaşmadan
demokratikleşmenin gelişmesi söz
konusu olamaz.
Bunun için öncelikle son savaş
sürecini ele almak, netleştirmek
sorunun çözüm zeminini
olgunlaştıracaktır. Sorunun çözümü
de zaten Türkiye’nin şeffaflaşmasını
beraberinde getirecektir.
Böylesi bir komisyonun
çalışabilmesi için kendi cephenizden
her türlü desteği
sağlayacağınızı
belirtmiştiniz. Buna arşivlerinizin
açılacağını da dahil etmiştiniz.
Arşivlerinizi sadece komisyonun
incelemesini mi açacaksınız yoksa bu
bilgilerin gerektiği durumlarda
komisyon ile paylaşılmasına müsaade
edecek misiniz?
Biz böyle bir komisyonun rahat
çalışabilmesi, gerekli tüm bilgilere
ulaşabilmesi, istediği her kişiden
bilgi alabilmesi için her türlü
kolaylığı sağlama kararlılığındayız.
Bu anlamda, bu sürecin gelişmesiyle
beraber bizim kimseden gizleyecek
bir şeyimiz olmaz. Yani biz her şeyi
tartışma gündemine koyma ve her konu
da şeffaflaştırma taraftarıyız. Bu
anlamda arşivimizi tümüyle bu
komisyona açarız. Ama sorunun çözümü
için çaba harcamayan, PKK arşivini
açmış bizde gidip bakalım diyenlere
de arşivimizi açacak durumumuz
yoktur. Ancak biz, eğer kurulursa,
bu komisyonun çalışmalarını
yürütmesi için gereken bütün desteği
sunabileceğimizi söylüyoruz.
Bizden yana her hangi bir bilgi
gizleme, saklama durumu
olmayacaktır. Biz bir halk hareketi
olarak yola çıktık. Temiz bir toplum
ve güzel bir gelecek yaratma, özgür
demokratik bir toplum yaratma
amacıyla yola çıktık. Bu günde aynı
sadeliği yaşama mücadelesini daha
büyük bir ruhla veriyoruz. Ama
sapmalar olmuştur, yanlışlıklar
olmuştur, hatalar yaşanmıştır. Biz
bunlarında da açığa çıkmasından
çekinmeyiz. Hatta bunlarda suç
durumları varsa, bunlarında
gerekirse yargılanmasından
çekinmeyeceğiz. Yeter ki bu konuda
Kürdistan gerçeğinde yaşanan bütün
durumları açığa çıkarma zemini
yaratılsın. Bunun yaratılmasıyla
birlikte bizim kendi cephemizden her
türlü imkânı sunacağımızı her kes
görecektir.
Örgütünüzün içinde bazı cezalandırma
olaylarının olduğu birçok sefer
iddia edildi? Bu tür olayların
aydınlatılmasını nasıl
değerlendiriyorsunuz? Bu tür olaylar
içinde arşivlerinizi açık tutacak
mısınız?
Savunulması ve savunulmaması gereken
hususlar vardır.
Arşivlerimizi sonuna kadar
açacağımızı belirtmiştik. Bunu
derken ikircikliğe yer vermeyen, net
vurgular yaptık. Tek bir ayrıntısını
bir tarafa koyup gizleyecek değiliz.
Yani yapılmış cezalandırmaların
hiçbirini gizlemedik. Bu konuda
haklı olan şeylerin olduğunu,
savunulabilecek, savunulması gereken
şeylerin olduğunu ama haksız olan,
savunulmaması gereken şeylerin
olduğunu da düşünüyoruz. Dolayısıyla
arşivin tümünü açma durumu söz
konusu olabilir. Bu konuda bizim
saklı tutacağımız herhangi bir şey
olmaz. Tüm boyutlarıyla bir
şeffaflaşma bizim için temel bir
amaç durumu olduğundan dolayı, biz
zaten bu tür durumları halkımızla da
tartışmak ve paylaşmak taraftarıyız.
Aydınlar konferansı bu tür bir
komisyonun oluşturulmasında nasıl
bir rol oynayabilir?
Kürt sorununun demokratik
yöntemlerle çözümüne imkan sunmak
için 1 Ekimden bu yana ateşkes
sürecini geliştirmiş bulunuyoruz. Bu
sürecin gelişmesi için birçok çevre
çağrılar yaptı. Ama biz, Türkiye’de
ki değerli aydın, yazar, sanatçı,
akademisyen ve siyasetçilerin
yaptığı çağrıları daha fazla
önemseyerek bu adımı attık. Adımı
attıktan sonra Türk devletinin
uygulamaları ve operasyonları
durmadı. Barıştan, demokrasiden,
insan haklarından yana olan
kesimlerde çok etkili bir pozisyon
almadı. Bu tavırsızlıktan kaynaklı
bir takım eleştirimiz var.
Gecikmeli de olsa son olarak 324
aydın, yazar ve akademisyenin bir
bildiri yayınlaması ve aynı eksende
13 Ocakta bir konferans geliştirecek
olmaları önemli bir gelişmedir. Biz
buna değer biçiyoruz. Bu konferansın
yürüteceği tartışmaları ve alacağı
kararları dikkatle değerlendirmek
durumunda olacağız. Bu konferansla
birlikte başlatılacak olan barışçıl
çabaların giderek aktifleşmesi
durumunda, bunun önemli bir zemin
yaratacağına inanıyoruz. Bu
konferansın Hakikatleri Araştırma ve
Adalet Komisyonu’nu gündemine alması
iyi olur ve gündemine alması
gerektiğini düşünüyoruz. Bizce bu
konferans böyle bir adımı atabilir.
Yani komisyonun kendisini kurmazsa
bile, komisyonu kurma çalışmaları
için bir girişim komitesini
kurulabilir. Bu konu da eğer böyle
bir adım atarsa bizim
destekleyeceğimizi belirtmek
istiyorum.
Bu elbette ki değerli konferans
üyelerinin takdirine kalmış bir
durumdur. Ama bu konuda bizce bu
konferans katılımcılarının bu
hususta ortaya çıkaracağı taslak
önemli bir perspektif konusunu
teşkil edecektir. Bunu önemle ele
alacağımızı şimdiden belirtmek
istiyoruz. Böyle bir girişimin
başlatılması, bizce konunun
ciddiyeti bakımından hayati bir adım
olacaktır. Dolayısıyla “Türkiye
Kendi Barışını Arıyor” adı altında
gerçekleşecek olan konferansın,
Türkiye’de barışçıl sürecin
gelişmesine önemli bir hizmet
sunacağını ve bunun daha da etkili
olması açısından böyle bir komisyonu
ya kurması ya da hedeflemesi
gerektiğini düşünüyorum.
Son olarak belirtmek istediğiniz
farklı bir husus var mı?
Kürt sorunu bir Türkiye sorunudur.
Kendi aramızda çözmemiz gereken bir
sorundur. Dışarıya havale etme
yöntemiyle sorunun çözülemeyeceğini
bilmemiz, anlamamız gerekiyor.
Dışarıya havale etmenin çözümü
getirmediği yaşanan pratiklerden
bellidir.
Şu husus doğru: Kürt sorunu uluslar
arası bir sorun durumuna gelmiştir.
Ama unutmayalım ki Kürt sorunu
uluslar arası güçlerin yarattığı bir
sorundur. Bu açıdan zaten eskiden
beri uluslar arası bir sorundu.
Çünkü Lozan’da çözülemeyip bir sorun
haline getirilmiştir.
Fakat son yıllarda tekrardan dünya
gündemine taşınmış olması bir
yeniliktir. Bizce bundan rahatsızlık
duymak yerine çözüm çabalarını
artırmak daha doğru bir yaklaşım
olacaktır. Yine sorunu dışarıya
havale etmeden kendi kendimize
çözmemiz daha gerçekçi olacaktır.
Türkiye, ikide bir sorunu ABD’ye
havale ederek, PKK’ye karşı
Avrupa’da, Irak’ta tedbirler
almasını isteyerek, ortak
operasyonları dayatarak,
koordinatörler atayarak, İran’la,
Suriye’yle ve daha farklı
devletlerle anlaşmalar yaparak
çözmesi mümkün değildir.
Sayın başbakan diyor ki, “İran,
Suriye bizimle ortak operasyona
hazırdır” Amerika da gelsin bu
sürece dahil olsun. Böylece bu iş
bitsin yaklaşımını sergiliyor. Bu
yöntemle sorunu dışarıya havale
etmenin, dışarının katkısıyla
çözmeye kalkışmanın çözüm
olamayacağını bu siyasetten sadece
Türkiye’nin kayıp edeceği kesindir.
Bu anlayış sorunu çözme yerine daha
da ağırlaştırmaya götürecektir.
Türkiye’nin gündemine
koordinatörlerin bu denli
yerleştirilmesi, tartışılması
yanlıştır. Bunun yerine gelin sorunu
kendi aramızda tartışalım. Sorun
bizim sorunumuzdur. Türklerle
Kürtler arasındaki bir sorundur.
Türkiye’nin sorunudur.
Bu anlamda biz sorunu Türkiye
sınırları içinde çözülmesi gereken
bir sorun olarak görüyoruz. Bu
eksende yaklaşıldığında en son
gerçekleşecek olan konferans,
gerçekten bu sorunu hep dışarıya
havale etmek isteyen tutumlara karşı
da bir yurtseverlik cevabı olacağına
inanıyoruz. Gerçek anlamda
Türkiye’yi sahiplenme tutumu olacağı
ve bu anlama geleceği için, ayrıca
bir anlamı olacağını düşünüyorum.
07.01.2007
|