|
KÜRT ÖZGÜRLÜK HAREKETİ TÜRKİYEDE
DEMOKRASİNİN GELİŞTİRİLMESİNDE EN TEMEL AKSİYONDUR
Murat KARAYILAN
Türkiye
üzerinde demokratikleşme ve Kürt Sorununu siyasal yöntemlerle
çözme doğrultusunda iç ve dış kamuoyunun baskısı gelişiyor.
Ancak Türkiye gündemine baktığımızda bunun doğru okunmadığı
anlaşılıyor. Milliyetçi, içe kapanan gittikçe katılaşan bir
tutum gelişiyor ve bunda yürüttüğünüz mücadele temel gerekçe
olarak gösteriliyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiyenin kendini yenilemesi gerekiyor.
Türkiye böyle bir sürece niyet etmiş görünüyor. Ama bir türlü
kendini yenileme, değiştirme, dönüştürmeye dönük ciddi adımlar
atamıyor. Temel sorun budur. Şimdi dünya değişiyor, eski
sorunlar yeni dönemde farklı yöntemlerle, yaklaşımlarla çözüme
kavuşuyor. İnsanlar arası, toplumlar arası, devletlerarası
ilişkilerde büyük bir yenilenme yaşanıyor. Küreselleşme
çerçevesinde hemen her şeyde büyük bir değişim durumu söz
konusu. Şimdi Türkiye de böyle bir yönelime doğru
evirilmektedir. Bu görülüyor. Türkiyede de genel anlamda bir
değişim havası esmektedir. Fakat Türkiyenin iç dinamikleri buna
karşı müthiş bir direniş içerisindedir. Çağı algılama ve bu
algılama temelinde kendisini yenileyerek daha çağdaş bir profili
geliştirme yerine, eskide ısrar ve her şeyi fobileştirerek,
bunlar bizi parçalayacak, yutacak, bunlar bizi kendine
bağlayacak gibi yaklaşımlarla içe büzülme, içe kapanma,
açılımcılığı önleme, dolayısıyla değişimin önünde engel olma
tutumu ağır basmaktadır.
Ama herkes de değişim yapacağı vaadini
veriyor. AKP de bu noktada yarattığı havayla hükümet olmuştu
Bu konuda AKP değişim yapacağı izlenimini
yarattı. Fakat AKP de bu geçen dört yıllık iktidarı döneminde o
çapta bir siyasi anlayışa ve iradeye sahip olmadığını gösterdi.
O daha çok iktidarlaşmak istedi. Yani sistem içerisinde kendini
iktidar haline getirme uğraşına öncelik verdi, böyle yapınca da
sistem içindeki statükocu güçlerle bir dövüşe, bir çekişme ve
çatışmaya dönüşen bir sürece yol açtı. AKP aslında sistemi ele
geçirmeye yöneldi, ağırlığını buna verdi. Türkiyenin
sorunlarına sahip çıkma, o sorunları çözerek iktidar olma tutumu
yerine zaman zaman sistem içindeki güçlerle anlaşarak,
uzlaşarak, zaman zaman da çatışarak iktidar olmayı esas aldı.
Sistem içerisinde kendini yerleştirmeyi ön gördü. Dolayısıyla
Türkiyenin sorunları böylelikle sahipsiz kaldı.
Böyle bir durumda demokratik bir ülkede
muhalefetin etkinliği ve baskı gücü gelişir. Yapılan vaatler
sahipsiz kalmazdı. Türkiyede böylesi bir durum da gelişmedi
Zaten Türkiyenin en büyük talihsizliği bir
muhalefetin olmayışıdır yani muhalefetin meclis dışında
olmasıdır. Bugün Türkiyede meclis içinde muhalefet yoktur.
Türkiyede en büyük sorunlardan birisi de budur, sorunları
deşecek, yeni çözüm yol-yöntemlerini önerecek, bu temelde meclis
içerisinde daha geniş çaplı bir siyasi tutumu gündemleştirecek
muhalefet yoktur. Bazılarının kısmi çıkışları olsa da etkili
değiller. CHP için muhalefet denemez. O iktidardan daha fazla
sisteme sahip çıkma tutumunda ısrar ediyor. Bu durum Türkiyeyi
gerçekten zora sokuyor, Türkiyenin kendisini yeniden
yapılandırması, kendisini gözden geçirmesi, kendisini yenilemesi
gerektiği bu aşamada Türkiyenin sorunlarını çözümsüzlüğe terk
edip, daralmasına yol açıyor.
Bunda çeşitli korkuların etkisi yok mu?
Elbette, Türkiye parçalanır fobisi çok
etkilidir. Kürt halkını ve hareketimizi bu konuda büyük bir
tehdit olarak gösterme, sistem içerisinde geçen yüzyıla ait olan
şovenizmi, milliyetçiliği palazlandırma durumu geliştiriliyor.
Bu Türkiye için çok tehlikelidir. Çünkü milliyetçilik, 20.
yüzyılda yeryüzüne egemen oldu ve milyonlarca insanın ölmesine
yol açtı. Günümüzde insanlık bunu adım adım terk ediyor ama
Türkiyede bunu derinleştirmek isteyenler var. Şovenizmi,
milliyetçiliği, ırkçılığı daha da derinleştirerek Türkiyenin
sorunlarına geçen yüzyılın perspektifiyle çözüm bulmaya
çalışıyorlar. Bu çıkmazı daha da derinleştiriyor. Kürt Özgürlük
Hareketini bu anlamda Türkiyeyi adeta zora sokan, Türkiyeyi
bölecek bir güç olarak gösterme, tehdit olarak görme durumu
geliştiriliyor. Öyle değil, bu bir çarpıtmadır. Bugün Kürt
Özgürlük Hareketi Türkiyede demokrasinin geliştirilmesinde en
temel aksiyondur. Biz Kürtler Türkiyenin tüm sorunlarını
sınırları dahilinde çözmesi perspektifini esas alıyoruz. Bu
durumda hiçbir Kürt hareketi Türkiyenin sınırlarının
değişmesini düşünmemektedir. Belki bazı dar grupların öyle bir
bakış açısı olabilir ama genel hareketin öyle bir durumu yoktur.
Türkiyenin gönüllü birliğe ihtiyacı vardır.
Türkiyedeki halkların gönüllü birlik kurmaları gerekiyor. O
açıdan gönüllü birlik için tarafların razı olması lazım. Kürt
halkının razı olması gerekiyor. Makul bir çözümün geliştirilmesi
lazım. Jandarma ile baskı ile olmaz. Seksen senedir cumhuriyet
döneminde öncesini saymıyorum- bu denendi, tutmadı. Bugün Kürt
halkı her yerde daha fazla demokrasi ve özgürlük istiyor. Daha
fazla adalet ve kendi ulusal kimliğini, dilini, kültürünü
yaşamak istiyor. Bu çağdaş bir tutumdur. Yeryüzünde dillerin
yasaklandığı ülkeler kalmadı. Kültürlerin yasaklandığı,
kültürlerden korkulduğu çağ geride kaldı. Türkiye hala bunda
ısrar ediyor, bu yanlıştır. Bugün Türkiyenin demokratik
cumhuriyet ekseninde Kürt sorununu da çözmesi ve böylece çağdaş
dünyayla daha güçlü bütünleşmesinin, Ortadoğuda daha aktif,
öncü bir demokrasi gücü haline gelmesinin koşulları vardır. Ama
önce kendisini gözden geçirmesi, kendisini yenilemesi,
toplumuyla barışık olması gerekiyor. Bunun için de öncelikli
olarak Kürt sorununun korkulan, bastırılması gereken bir sorun
olarak değil, çözülmesi gereken bir sorun olarak
gündemleştirilmesi gerekiyor. En akılcı siyaset budur.
Zaman zaman Türk siyasetinde bunu deneme
girişimleri oluyor fakat bir biçimde bu girişimler engelleniyor.
Evet, Özal bunu denedi. Denemeye çalıştı,
gerçekleri gören bir politikacıydı. Fakat suikaste uğradı,
öldürüldü. Ondan beri de iradeli bir siyasetçi çıkıp da siyasi
irade gösteremedi. Böyle bir sorun vardır. Türkiyede böyle bir
çıkışın, iradenin, siyasal öncülüğe, önderliğe ihtiyacı var.
Cesaretli bir çıkışa ihtiyaç var. Böyle bir çıkış olursa Kürtler
bir öcü olarak görülmekten çıkar ve Türkiyenin demokratik
temelde yeniden yapılandırılmasında en temel aktörlerden biri
olarak görülebilir.
Ayrılık bir olasılık olarak varlığını
sürdürüyor mu, yani birlik içinde sorunların çözülememesi
ayrılık ve bölünme fikrini geliştiren bir etkide bulunmaz mı?
Kürt halkında böyle bir eğilimden bahsedebilir miyiz?
Şimdi biz bunu hep söylüyoruz. Fakat bunun
herhangi bir şantaj gibi de algılanmasını hiç istemiyoruz.
Kürtler, Türkiyenin demokratikleştirilmesi çerçevesinde kendi
siyasal, kültürel, demokratik haklarını tümüyle yaşamak istiyor.
Bunun için mücadele ediyor. Bu mücadele meşrudur. Bu mücadele
temel hakkıdır. Eğer Kürtler bu mücadelesini yapmayıp da
köleleşmeyi, kendi soyunu sopunu inkar etmeyi tercih etseydi
bunu kabul etmemek gerekirdi. Kendini inkar eden bir toplumsal
varlıktan ne beklenebilir ki. Kendi geçmişi ile bağlarını
koparan bir toplumsal gerçekliğin neresine dayanacaksın, neyine
güveneceksin. Yani şimdi Türk devletinin kendisine
uydulaştırdığı, ajanlaştırdığı bazı tipler vardır. Onların
dayandığı ideolojik, felsefik, kültürel, ruhsal bir kaynak var
mıdır? Hayır. Sadece maddiyata dayanıyorlar. Kendi çıkarı için,
bir makamda yer almak için gerçekliğini inkar etmiş, geçmişine
sünger çekmiş tipler. Bu bir insanlık duruşu olabilir mi? Yarın
çıkarları gereği Türkiyeyi de reddedebilir. Şimdi Türkiyenin
siyasetinde böyle tipler vardır. Halkımız onlara güvenmemekte
ama rejim en sadık kişiler olarak görmektedir.
Bakınız bu konuda bir örnek var, tarihte
okuduğumuz kadarıyla Fatih Sultan Mehmet İstanbulu alacağı
vakit Bizanslılardan biri sabaha karşı surlardan çıkar gelir.
Osmanlı askerine teslim olur. Padişahla görüşmek istediğini
söyler. Haber Fatih Sultan Mehmete iletilir. Direkt getirin
yanıma der. Karşısına çıkarırlar. Adam der ki ben sizi gizli
bir yoldan, surlardan içeri geçirebilirim Fatih bunun verdiği
bilgileri esas alarak İstanbulu alma planını yaşama geçirir.
Surların gizli bölmelerinden geçip içeri girdiği vakit ilk önce
bunu infaz edin der. Ulusuna ihanet eden ve o biçimde Osmanlı
güçlerini gizliden kaleye sokan kişiyi ilk önce bunu öldürün
diyerek öldürtür. Çünkü her aklı başında insan bilir ki kendi
halkına, kültürüne, geçmişine bu kadar ihanet eden bir kişiden
insanlık beklenemez. O her şeyi yapabilir. Her türlü kötülüğü
yapabilir. Yani orada Fatih Sultan Mehmetin tutumu gerçekten
çok öğreticidir. Kendini inkar etmiş Kürtten ne beklenebilir ki.
İradeli, her şeye rağmen kendi gerçeğinde ısrar
eden, bütün maddi olanaklardan mahrum edilmesine,
tutuklanmasına, horlanmasına rağmen ölümü göze alarak kendi
gerçeğini savunan, Türkiyenin birliğine bu temelde yaklaşan,
Kürt sorununun çözümü temelinde Türkiye ile özgür birliği
savunan Kürt duruşu gerçekçi bir duruştur. İnsani bir duruştur.
Güvenilir bir duruştur. Halkların gönüllü birlikleri ancak böyle
karşılıklı kişiliklerin dayanışması temelinde gelişebilir.
Halklarımızın geleceği de böyle bir temele dayandırılabilir.
Yoksa zorla yada çıkarları gereği boyun eğmiş, uydulaştırılmış
tiplere dayandırılarak geleceğe dönük güçlü bir ilişkinin inşa
edilmesi söz konusu olamaz. Onun için Türkiyedeki
siyasetçilerin artık bu gerçekleri kavramaları gerekiyor. Eğer
çözüm geliştiremiyorlarsa yolu başkalarına açmaları gerekir.
Türkiyenin kesinlikle bir yenilenmeye ihtiyacı vardır.
Kesinlikle yeni bir siyasal bakış açısına ihtiyacı vardır. Yeni
bir zihniyete, çözümleyici, çağdaş bir siyasi anlayışa ihtiyaç
vardır. Bana göre Türkiyenin bu ihtiyacı karşılandığında yani
çağdaş, sorunları gerçekçi bir biçimde ele alıp çözümlemeyi
öngören ve bu temelde Türkiyenin toplumsal sorunlarını köklü
bir biçimde çözerek toplumsal barışı hedefleyen bir siyasal
anlayışın Türkiyeye vereceği çok şey olacaktır. Buna
inanıyoruz.
İnkarcı söylem ve politikalar Kürt Özgürlük
Hareketinin mücadelesiyle gerekçelendiriliyor. Çözüm için öne
sürdüğünüz şartlar samimi algılanmıyor, devletleşmenin ilk adımı
olarak değerlendiriliyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bizim söylemlerimizin güçlü ideolojik, felsefi
temelleri vardır. Biz bir kere ulusların kendi kaderini tayin
hakkının direkt ayrılıp devlet kurma biçiminde anlaşılmasının
doğru olmadığını düşünüyoruz. Yani uluslar kendi kaderini tayin
etmeli ama bu tayin etme illa da ayrılıp bir devlet kurma
biçiminde olmayabilir. Devlet kurmadan da uluslar kendi kaderini
tayin edip, özgürce yaşayabilir. Bu açıdan biz bir kere yeni
Demokratik Konfederal anlayışımız temelinde devletleşmenin
çağımızda artık aşılmakta olduğunu ve öyle bir bakış açısının
bile toplumları yeniden egemenlik altına sokacağını düşünüyoruz.
Bu açıdan bizim ayrılıp, devlet kurma gibi bir yaklaşımımız
yoktur.
Kuşkusuz biz Kürt toplumunun iradeli, özgür ve
demokratik bir toplum olmasını istiyoruz. Ama bu bir devlet
kurma anlamına gelmiyor. Devletleşme anlamını içermiyor. Biz
devletlerin artık eritilmesi, aşılması, yeni bir sisteme;
demokratik konfederal sisteme geçilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Ulus devletlerin çağımızda küreselleşen dünya gerçeği karşısında
artık aşılma sürecine girdiğini, aşılmamakta ısrar edilen
yerlerde de çelişki ve çatışmanın derinleşmesine neden olduğuna
inanıyoruz.
Devlet gerçeği Ortadoğuda çok güçlü
temellere dayanıyor, bölgemiz buna güç getirecek dinamikleri
taşıyor mu? Devleti aşabilecek gücü gösterebilir mi?
Şimdi insanlık ilk devrimini Zagros ekosistemi
çerçevesinde tarım devrimi olarak Mezopotamyada yaşamıştır.
Zagros ekosistemi temelinde gelişim gösteren insanlık 19.yy da
Sanayi Devrimi ile yeni bir sürece giriş yapmıştır. Sanayi
devrimi de kendisiyle birlikte ulus devlet yapılanmasını
toplumsal yaşama taşımıştır. Bu gün gelinen noktada ise ulus
devlet artık aşılması gereken bir olgu haline gelmiştir. Ulus
devletin aşılması dünyanın sonu değildir. Ebedi ve ezeli bir şey
de değildir ulus devlet. Toplumların yaşamında baştan beri var
olan bir şey de değildir. Aslında kapitalizmin bir ürünüdür ulus
devlet gerçeği.
Bölgenin çok uluslu, çok dinli, çok kültürlü
dokusuna da ters ve yabancı.
Bölgeye de yabancıdır tabii. Dolayısıyla biz bu
teorik çerçeveyi esas alan bir hareketiz. Biz yeni bir ulus
devlet yaratmaktan ziyade var olan ulus devletlerin aşılması
perspektifini esas alıyoruz. Onun için de demokratik konfederal
sistemi temel çözüm olarak görüyoruz. Bu bir devletleşme
değildir. Bu toplumun kendi kendini yeniden örgütlemesi, yeni
bir bakış açısı, yeni bir ekoldür. Bunu tartışabiliriz
isterlerse, isteyen çevrelerle biz bunu daha geniş ve derinlikli
tartışabiliriz. Ama bu bir devlet değildir. Bu tür varsayımlar
yersizdir onu söylemek istiyorum. Doğru değildir. Kürtler çok
açık ve nettir. Teorisiyle, pratiğiyle her şeyi ile ne
istediklerini ortaya koymaktadırlar. Eğer bütün bunlara rağmen
bunların hiçbirini kabul etmezsen Kürtler o zaman ayrılıp kendi
konfederal sistemini kendi başına da kurabilir. Bunu da
deneyebilir. Biz bunu söylediğimizde vay kopuşu dayatıyorlar
deniliyor. Elbette Kürtler çaresiz değildir. Onu söylemek
zorundayız. Tekrar da söylüyorum. Kürt halkı çaresiz değildir.
Bu gün dünya koşulları da değişmiştir. Uluslar arası koşullar
daha fazla çare sunabilmektedir. Hiç kimse kimseyi
kandırmamalıdır. Her şey açık ortadadır. Türkiye demokratik
çözüme gelirse Kürtlerle bir arada yaşamak istemi temelinde
kardeşçe çözümü esas alırsa ne ala. Bunu yapmayıp tüm kapıları
kapatırsa üstüne üstlük Terörle Mücadele Yasası gibi Kürtlere
karşı mücadele yasalarını çıkararak Kürtleri her alanda
hedeflemeye kalkışırsa elbet Kürtler de başka bir biçimde kendi
başlarının çaresine bakacaklardır. Bundan daha doğal ne olabilir
ki?
Tam da burada ilerici demokratik kamuoyunun
devreye girmesi gerekmiyor mu. İstenilen düzeyde bir demokratik
kamuoyu baskısı ve buna bağlı sağduyulu yaklaşımın gelişmemesini
neye bağlıyorsunuz? Yine bu yönlü çabaları ve girişimleri nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Türkiyedeki demokrasi sorunu çok genel bir
sorundur ve aslında çoğu zaman çeşitli açılardan tartışıla gelen
bir sorundur. Biz Türkiye demokrasi hareketine, sol harekete
dönük zaman zaman görüşlerimizi ifade ediyoruz. Bir takım
sorunları yaşamaktadırlar ama hiçbir zaman da ümidimizi yitirmiş
değiliz. Fakat Türkiyedeki demokrasi hareketinin gelişiminde
Kürtlerin de çok önemli bir rolü vardır. Özellikle Kürt
demokrasi hareketinin gelişimi ve bunun Türkiye demokrasi
hareketiyle bütünsellik içerisinde göstereceği performans
sürecin gelişiminde önemli bir role sahiptir. Bunun doğru ve iyi
anlaşılmasını istiyoruz.
Bu konuda Kuzey Kürdistanda aslında bir sosyal
devrim yaşanmıştır. Toplumda bir patlama, toplum dinamiklerinin
açığa çıkması, aktifleşmesi gerçekleşmiştir. Bu çerçevede
özgürlük ve demokrasi mücadelesinin güçlü bir temele kavuşması,
güçlü bir dinamiğe kavuşması yaşanmıştır. Gençliğin ve kadının
devreye girmesi gelişmiştir. Kürtler toplumsal yapılarının
geriliğine rağmen bölgede en ileri demokrasi hareketini ortaya
çıkarmışlardır. Kürdistanda çok güçlü devrimci-demokratik
dinamikler açığa çıkmıştır.
Bu gelişmeyi Kürt özgürlük hareketinin açığa
çıkardığı çoğunlukla göz ardı ediliyor
Doğru, unutmayalım ki bu öyle çok kolay açığa
çıkmamıştır. Büyük kahramanlıklar sayesinde açığa çıkmıştır.
Şimdi 14 Temmuzun yıl dönümünü yaşıyoruz. 14 Temmuzun büyük
kahramanlıkları gibi Kürt halkında büyük çıkışlar, böylesine
devasa bir gelişmeyi, değişim-dönüşümü, bir devrimsel çıkışı
yaratmıştır. 14 Temmuz direnişi bilindiği gibi 12 Eylül
cuntasının karanlıklar ortamında ışıldayan bir umut ışığı gibi
ortaya çıkmıştır. 14 Temmuz, Hayri Durmuş, Kemal Pir, Ali Çiçek,
Akif Yılmaz yoldaşların şahadete kavuştuğu o büyük ölüm orucu
eyleminin ilan edildiği bir gündür. Hayri yoldaş tarafından
mahkemede ilan edilen bu gün, büyük bir direnişin başladığı
gündür.
14 Temmuz direnişçilerinin yüzlerce, binlerce
ardılları tarafından geliştirilen büyük kahramanlıklar sonucu
Kürt toplumunda devrimci bir değişim süreci yaşanmıştır. Biz bu
vesileyle 14 Temmuz direnişçileri şahsında tüm özgürlük ve
demokrasi şehitlerimizi anıyoruz. Mücadelelerinin yarattığı
değerleri doğru değerlendirme ile mükellef olduğumuzu bir kez
daha ifade ediyor ve mutlaka doğru değerlendirme mücadelesini
her koşul altında geliştireceğimizi de belirtiyoruz.
Burada şunu söylemek istiyorum; Kürt halkı büyük
bir direniş sergiledi. Mazlumların, Kemallerin, Hayrilerin
geliştirdiği zindan direnişine, Agitlerin, Zilanların büyük dağ
direnişi eklendi ve daha sonra büyük bir halk hareketi, halk
direnişi gelişti. Bunun sonucu olarak bir değerler birikimi
ortaya çıktı. Kürdistanda büyük bir demokrasi, özgürlük
hareketi oluşturuldu, Türkiye çapında sorunları çözmeye muktedir
bir demokrasi hareketinin gelişimi için güçlü bir zemin
yaratılmıştır. Ancak ne yazık ki bu zemin gerektiği gibi
değerlendirilemiyor.
Kürt demokrasi hareketinin Türkiye demokratik
kamuoyunu harekete geçirme, ortak noktalarda buluşturmada rolünü
yeterince oynadığını söyleyebilir miyiz?
Bilindiği gibi Kürtlerde demokrasi mücadelesi
geleneği zayıftır. Kürtlerde bu tarih boyunca gelişemeyen bir
olgudur ve sürekli toplumsal yapıya dayatılan bölücülük,
grupçuluk durumu vardır. Bu tür toplumsal özellikler bugün de
yaratılmış olan muazzam olanakların en iyi bir biçimde
değerlendirilmesinin önüne geçmektedir. İnsanların ufukları çok
dardır. Olayları, olguları dar bir çerçevede ele alma gelişkin.
Az olsun benim olsun anlayışı derin. Çok olsun, hepimizin olsun
yaklaşımı fazla gelişmiyor. Daha derin ve sorumlu anlayış
sınırlıdır. Bir mücadele zemini, olanakları yaratılmış, insanlar
bunun üzerinde hesap yapıyor, kendi iktidarını korumak istiyor.
Mücadelenin geliştirilmesinde çok kararlı davranamıyor. Nasıl ki
Türkiye için gerçekten bir siyasal iradeye, böyle bir öncülüğe
ihtiyaç var ise Kürtler için de yaratılmış olan siyasal iradeyi
ve demokratik mücadelenin zeminini doğru pratikleştirebilecek
güçlü bir örgütsel çıkışa ihtiyaç vardır. Bu konuda Kürtler de
sorunlar yaşamaktadır. Dar yaklaşımlar önemli oranda kendisini
pratiğe yansıtmakta ve bu dev imkanların doğru
değerlendirilmesinin önüne geçilmektedir. Her şeyden önce
Kürtlerde var olan bölgecilik, aşiretçilik o türden gelişen ben
merkezcilik biçimindeki anlayışlar günümüzde grupçuluk biçiminde
kendini gösteriyor. Dar bir çerçevede iktidar alanını genişletme
yaklaşımı biçiminde gelişiyor. Kürtlerde, stratejik hedeflere
kilitlenme, onlara yönelik canla-başla çalışıp, büyük bir rol
üstlenme konumundan ziyade küçük şeylere göz dikme durumu hala
önemli bir sorun. Birisi bir yerde belediye başkanı mı oluyor,
artık kendini kaybediyor. Sanki bu dünyanın paşası oldu. Halbuki
öyle değil, sen orayı doğru değerlendirmeli, doğru bir hizmet ve
mücadele zeminine dönüştürmelisin. Yani ne oldum delisi olmanın
ne anlamı vardır ki? Öbür yandan birisi biraz sözü dinlenir oldu
mu, artık kendini bulunmaz Hint kumaşı sayıyor. Bu tür şeyler
Kürt özgürlük ve demokrasi hareketinin aşması gereken şeylerdir.
Zira ortaya çıkarılan değerlerin, imkanların ve zeminlerin barış
ve demokrasi temelinde değerlendirilmesini, rolünü oynamasını
engelliyor.
Geçmişte bir ara yurtdışındaydım. İsimlerini
zikretmeyeceğim ama Kürt aydını diye bilinen birkaç insanla bir
sohbet toplantısı yapmak istedik ama baktık ki bunların bir
araya gelmeleri mümkün değil. Üç-dört Kürt bile bir araya
gelemiyor. Herkes kendisini beğeniyor, başkasını dıştalıyor.
Kapsayıcı, bütünleyici yaklaşım zayıftır.
DTPnin bu konuda performansını nasıl
buluyorsunuz?
DTP, Kürt özgürlük ve demokrasi hareketinin
Türkiye çapında çok güçlü bir rol üstlenmesi için güçlü bir
zemindir. Bu anlamda kendi içinde güçlü, sağlam bir bütünselliği
geliştirmesi gerekiyor. Daha güçlü bir performansı göstermesi
gerekiyor. Dışında kalmış bütün çevreleri kapsayan, politik
arayışları geliştirebilmeli. Öte yandan Kürtlerin birliğini,
bütünlüğünü geliştirmesi gereken bu önemli ve hassas süreçte,
birileri Hür Kürtler adıyla parti kurmaya çalışıyor. Gerçekten
o parti Kürtlere hizmet etmek için midir? Hayır! Bir yerlerden
para geliyor, onun gereğini yapmak içindir. Eğer Kürt özgürlük
hareketine hizmet edilmek isteniliyorsa bir demokrasi platformu
vardır. Herkes gelip içinde yer almalıdır. Biz bunu istiyoruz.
Biz hareket olarak, Kürtlerin bir demokrasi platformu olsun,
bütün Kürtler içinde yer alsın istiyoruz. Herkesin içinde yer
aldığı, herkesin herkesi siyasal mücadele zemini anlamında kabul
ettiği, demokratik ulusal birlik esprisinin egemen olduğu bir
platform olsun istiyoruz. Ama buna yanaşılmıyor, bazıları otuz
yıldır bir gruptur, küçük bir çapı vardır onun dışına çıkamaz.
Dar bir gruptur ama kendisi dışında kimseyi de beğenmez, hep
kendini esas alır, halktan bahseder ama halktan haberi yoktur,
halkın da ondan haberi yoktur. Böyle bir takım gruplar var.
Marjinal bazı gruplar her ulus gerçekliğinde bulunabilir. Ama
güçlü zemine dayanan, büyük bir dinamiğe dayanan örgütsel
yapılar da bunu yeterince değerlendirememektedir. Onun gücünü,
kapasitesini, genişliğini, derinliğini, ön görüsünü
geliştirememektedirler. Kürt demokrasi hareketinin de yaşadığı
sorun budur. Bana göre DTP gibi bir zemin çok güçlü bir Kürt
birliğine dönüşebilir. Kürt demokrasi hareketinin bütünleştiği
zemine dönüşebilir. Bunun böyle olması durumunda Türkiye
demokrasi hareketinin gelişmesinde de önemli bir misyonu
üstlenebilir. Bu şansı var ama bu şansını değerlendirebilmesi
için öncelikle o yapı içindeki kişilerin dar tutumları aşması
gerekiyor. Daha geniş bir yelpazede yaklaşabilmek, daha kapsamlı
bir bakış açısına kararlı bir biçimde sahip olmak, onu sürdürmek
önem taşıyor. Aslında bu konuda Önder Apo oldukça perspektifler
sunmuştur. Kürdistan özgürlük hareketinin her zeminde güçlü
gelişebilmesi için güçlü veriler, güçlü perspektifler konulmuş
ve güçlü bir zemin de yaratılmıştır. Ama önemli olan bütün bu
olumlu imkanları, bu güçlü zemini demokrasi ve özgürlük
mücadelesi doğrultusunda doğru kullanabilmektir. Bu konuda
özellikle kadın ve gençliğin bir misyona sahip olduğuna
inanıyorum. Kadın ve gençlik sürecin kapsamlı bir biçimde
gelişmesi için rolünü oynamalı, özellikle kadın hareketi gerekli
öncü tutumu sergileyerek, daraltıcı değil geliştirici olmalıdır.
Dar tutumlara takılı kalmadan, geniş bir açılımı esas almaları
gerekiyor. Biz özellikle bu kesimlerin rollerini oynamaları
gerektiğini düşünüyoruz. Bir bütün olarak Kürt demokrasi
hareketinin önemli ve tarihi bir sürece girmekte olduğunu görmek
gerekiyor. Yurtsever öz, güçlü demokratik zemin, mutlaka daha
ileri bir demokratik çıkışı gerçekleştirecektir. Buna
inanıyorum. Siyasal ve toplumsal koşullar ve dayanılan zemin
buna uygundur. Önemli olan bunun daha doğru değerlendirilip,
gereken çıkışı kararlı bir biçimde yapabilmektir.
Güney Kürdistandaki PKK varlığı ve
faaliyetleri Türk medyasında sık sık işlenmeye başladı, PÇDK
üzerinde odaklanan bir propaganda geliştiriliyor. Kürt federe
yönetimiyle Türkiye arasında soruna yol açan Jitemin
faaliyetleri de bu biçimde gerekçelendiriliyor. Bunları nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor, Güney
Kürdistanda PKKnin direkt herhangi bir faaliyeti yoktur. Orada
Önder Aponun çizgisini benimseyen hareketler vardır. Bu
Kürdistanın tüm parçalarında vardır. Önder Apo Kürdistanda
ideolojik, felsefik, politik bir Önderlik olarak otuz üç yıldır
mücadele yürüten bir gerçekliktir. Dünyanın her tarafındaki
Kürtlerde yenilikler, değişiklikler yaratan bir ideolojik,
felsefik perspektif geliştirmiştir. Bu açıdan Kürdistanın her
parçasında Önderlik bakış açısını esas alan siyasi ve sosyal
hareketler vardır. Bunlar Güney Kürdistan ve Irakta da vardır.
Araplar içerisinde de, Kürtler içerisinde de vardır. Ama PKKnin
bizatihi herhangi bir faaliyeti yoktur. PKK çizgisini esas alan
HPG gibi güçlerin üstlendiği medya savunma alanları bellidir.
Kısaca oradaki durum böyle olmasına rağmen Türk basını ve Türk
devleti sanki PKK Irakın her yerinde faaliyet yürütüyormuş,
büro açıyormuş gibi bir sürü gerçek dışı iddia ortaya atıyor.
Bunlar doğru değildir. Örneğin PÇDK var. PÇDKnin direk PKK gibi
gösterilmesi durumu var bu doğru değildir. PÇDK, Irak ve
Kürdistan federe yasalarına uygun olarak kurulmuş bir siyasal
partidir, yasal bir partidir. Silahlı bir güç değildir. Elbette
ki Irakın her yerinde büro kurabilir, çalışmalarını
yürütebilir. Kaldı ki Irak bünyesinde bildiğim kadarıyla üç yüzü
aşkın parti vardır. PÇDK de demokratik, yasal zemine dayalı
siyasal bir harekettir. Türk devletinin bunu önleme çabaları çok
fazla gelişiyor. Bu harekete karşı çeşitli provokasyonların
tezgahlandığını da biliyoruz. Bundan bir hafta önce PÇDKye
karşı bir provokasyonun tertiplendiği açığa çıktı. Birileri
itfaiye tankerine iki el bombası koyuyor, sonra yakalanıyor ve
itirafında bu el bombalarını PÇDK bürosundan bir kişiden
aldığını söylüyor. Bu konuda biz de araştırdık, ilgili yerlerden
bilgilendik, gördük ki tam bir provokasyondur. Örgütlendirilmiş
kişiler önce gelip PÇDKnin herkesin girip çıkabildiği binasına
benzer bombalardan bir-iki tane koyuyor, sonra götürüp itfaiye
tankerine de koyuyor ve bu deşifre ediliyor. Bu PÇDKyi
kriminalize etme girişimidir. Bu olay nedeniyle PÇDK binasının
basılmasına yol açmışlardır.
Bunu bizimle de bağlantılandırma çabaları
vardır. Ben burada öncelikle Kürdistan federe hükümeti ve
yetkililerini bu provokasyonu açığa çıkarmaya çağırıyorum. Çünkü
bu provokasyonun JİTEMin, Türk devletinin bir oyunu olma
ihtimali yüksektir. Kesinlikle tertiplenmiş bir durumdur.
Nitekim biz basından Duhokta da bazı JİTEM elemanlarının
yakalandığını duyduk. Güney Kürdistanda Türk istihbaratının
faaliyetleri fazlalaşmıştır. Hareketimizi ve PÇDKyi hedef
haline getirmek için bu tür oyunların tertiplenebileceğini
biliyoruz. Onun için de hem federe Kürdistan hükümeti ve
yetkililerini hem de federal Irak hükümet yetkililerini, yine
diğer ilgili uluslar arası güçleri bu konuda Türk devletinin bu
biçimde geliştirmek istediği provokasyonlara karşı tutum almaya
çağırıyoruz. Özellikle Hewlerde geliştirilen bu provokasyonun
üzerine gidilerek açığa çıkarılmasının önemli olduğunu belirtmek
istiyoruz. Bu tamamen hareketimizle farklı güçler arasında
husumet yaratmaya dönük bir girişimdir. Çünkü ne bizim
hareketimizin ne de Irakta tamamen yasal, demokratik bir zemine
dayalı PÇDK gibi bir siyasal partinin böyle bir olayla hiçbir
alakası olamaz, mümkün de değildir.
Her şeyden önce şunu belirteyim, biz hareket
olarak federe Kürdistan ve Irak federal hükümetinin tüm yeniden
yapılanma projelerini destekliyoruz. Bizim hiçbir biçimde Irak
zemininde herhangi bir olaya mahal vermemiz söz konusu olamaz.
Bu konuda geçmişteki politikamız da bu çerçevedeydi, bundan
sonraki politikamız da bu çerçevede gelişecektir. Biz Hewler
gibi bir yerde herhangi bir eylemi yapma değil, eylem yapanlara
karşı tutum koymakta olan bir örgütüz. Hiç kimse bu tür
provokasyonlarla amaçlarına ulaşacağını sanmasın. Hiç kimse bizi
bu tür şeylerle töhmet altında bırakamaz. Çünkü bizim
siyasetimiz, duruşumuz bu konuda nettir. Irak sınırları
dahilinde herhangi bir askeri eylemliliğimiz söz konusu olamaz.
Tersine bu tür eylemlerde bulunanlara karşı tavır sahibi olan
bir hareketiz. Dolayısıyla önemli oranda Türk devletinden
kaynaklanmış olabileceğini düşündüğümüz bu tür tertiplere karşı
ilgili olan tüm güçlerin duyarlı olmasını ve bu tür tertipleri
örgütleyen, istihbarat birimlerine karşı da gerekli tedbirlerin
geliştirilmesinin, özellikle Türk devletinin bu tür amaçlarının
önüne geçilmesinin önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda tekrar
Hewlerde geliştirilen bu provokasyonun açığa çıkarılması için
ilgili tüm güçleri göreve davet ediyoruz.
Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı büyük bir
törenle işletmeye açıldı. Hareketinizin daha önce yaptığı
açıklamalarda boru hattının hedeflenebileceği masajı
veriliyordu. Önümüzdeki süreçte hedeflenme olasılığı var mı?
HPGnin yürüttüğü meşru savunma savaşı
doğrultusunda Türk ordusunun halkımıza ve onun özgürlük
dinamiklerine karşı yürüttüğü saldırıları durdurmak, bu
saldırıların önüne geçmek amacıyla geliştirilen konseptin gereği
olarak Türk devletinin ekonomik sistemine yönelme planı vardır.
HPGnin öngördüğü bu konseptin amacı Türk devletini ekonomik
olarak kapsamlı saldırıları geliştiremez duruma getirmektir. Bu
çerçevede uluslar arası bir yatırım olan Bakü-Tiflis-Ceyhan
hattının da hedefler arasında olması normaldir. Ancak burada
ifade etmeyi gerekli görmediğim bir takım nedenlerden dolayı şu
anda ve yakın bir zamanda bu uluslar arası boru hattına dönük
herhangi bir eylemin yapılmayacağını söyleyebilirim. Eğer Türk
devletinin saldırıları farklı bir boyuta taşınır ve koşullarda
büyük bir değişim olursa o zaman durum farklı olabilir.
Silopide halk organ mafyasından bir kişiyi
yakalayarak güvenlik güçlerine teslim etti. Bu çerçevede yaşanan
olaylar oldu. Bu konuda herhangi bir açıklamanız olacak mı?
Türk devletinin Kürdistan'da uyguladığı
politikalar halkımızı her türlü saldırıya açık hale
getirmektedir. Kürdistan'da uygulanan ekonomik politikalar
açlıkla terbiye etme politikalarıdır. Bunun bir sonucu olarak
her türlü çeteleşme ve mafyalaşma zemini yaratılmış olmaktadır.
Kürdistan'da devlet, salt güvenlik ve takip ile sınırlandığı ve
her şeyi buna tabi tuttuğu için gelişen bütün bu toplum ve ahlak
dışı çete odaklarının ucu devlet içindeki çetelere
dayanmaktadır. Bu açıdan halkımızın kendi kendisini
savunmasından başka bir çaresi yoktur. Nasıl ki, Şemdinlide
halkımız büyük bir dirayetle infaz timlerini suçüstü yakalayıp,
tutanağa dayalı savcılık ve emniyete teslim ederek büyük bir
görev başardıysa şimdi Silopi halkı da akla hayale gelmez bir
biçimde büyük bir insanlık suçu işleyerek çocuk katleden organ
mafyasını yakalayarak emniyete teslim etmiştir. Özellikle bu
kişinin emniyet tarafından salıverilme haberi üzerine büyük bir
cesaret ve fedakarlıkla devreye giren yurtsever Silopi
halkımızın bu tutumu takdire şayan bir tutumdur. İnsanlık dışı
uygulamalara karşı her türlü riski göze alarak tutum konulması
bir kez daha çeteci çevrelere gereken mesajı vermiştir. Bu tutum
halkımızın iradeli duruşunun en iyi bir biçimde pratikleşmesi
anlamına gelmektedir. İşte öz savunma anlayışının pratikleşmesi
budur, Silopi halkımızı bu yüksek duyarlılık ve kararlılık
içeren, herkese gereken mesajı veren bu anlamlı tutumundan
dolayı kutluyor, mücadelelerinde üstün başarılar diliyorum.
© PKK 2005.
|