Ana Sayfa

  

“SEÇİMDE TEK BİR OY BOŞA GİTMEMELİDİR”

Mustafa Karasu

22 Temmuzda Türkiye’de gerçekleştirilecek erken genel seçime ilişkin sorularımızı yanıtlayan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Bin Umut Adaylarının Türkiye’de bir ezberi bozmak için meclise gireceklerini söyledi. Seçimlerde Bin Umut Adaylarının seçilmemesi için oynanan oyunlara dikkat çeken Karasu, yazar, aydın ve sanatçılardan Bin Umut adaylarını isterken, Kürtlerin ve Demokratik çevrelerinin hiçbir oyunun boşa gitmemesi için herkesin seçimlere ciddi yaklaşmaları gerektiğini belirtti.

Sizce 22 Temmuz seçimlerinden sonra Türkiye’de nasıl bir tablo ortaya çıkacak. Bu tablo Kürtler açısından ne ifade ediyor?

Türkiye’deki seçimleri, Avrupa’da demokratik değerlerin belirli düzeyde bulunduğu koşullarda gerçekleşen seçimlerle karşılaştırmamak gerekir. Avrupa’daki seçimler egemen güçlerle halk güçleri arasında belli düzeyde bir siyasal denge oluşmasını ifade eder. Daha doğrusu halkların, emekçilerin, ezilen toplulukların yüz yıllardır yürüttüğü mücadele sonucu, hakim sınıflarlarla halk arasında bir siyasal denge oluşmuştur.  Halk sömürücü, devletçi bu sistem içinde kısmi düzeyde ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel imkanlara kavuşmuştur. Avrupa’da Halkın örgütlenmesi ve mücadelesiyle bu tür imkanlara belirli düzeyde kavuşmasına demokrasi denmektedir. Ancak Türkiye’de halkların özgürlük ve demokrasi mücadelesi hakim sınıfların böyle bir dengeyi kabul etmesi kadar bir gelişme yaratmamıştır. Türkiye’de Türk ve Kürdistan halkı hiç mücadele etmedi, egemen sınıfları hiç geriletmedi diyemeyiz. Hem halkların mücadelesi, hem de uluslar arası alandaki demokratik kültürdeki gelişmeler, Türkiye’de de sınırlı demokratik gelişmeler ortaya çıkarmıştır. Ancak ordu başta olmak üzere klasik iktidar blokları, egemenliklerinde taviz vermeye bu güne kadar yanaşmadılar. Seçimlerde ortaya çıkan siyasal sonuçları içlerine sindiremediler. Bu açıdan Türkiye’de seçimlere dayalı sivil ve demokratik siyaset tam oturmamıştır. Bu gerçeklik Türkiye’de sivil siyasete dayalı belli düzeyde demokratik kültürü benimsemiş bir sistemin oturulması için hala ciddi bir mücadele verilmesi gerektiğini göstermektedir. Avrupa’daki gibi, egemen sınıflarla, halklar arasında oluşan siyasal dengeler üzerine yerleşmiş genel seçime dayalı parlamenter demokratik bir sistem oluşması için bedeller göze alınarak demokrasi mücadelesi verilmesi gerekmektedir. Dolaysıyla 22 Temmuz seçimlerine yaklaşırken, bu seçimleri Avrupa’da yapılan her hangi bir seçim gibi değerlendirmek, ona göre yorumlar yapmak büyük yanılgılara götürür.

Bilindiği gibi AKP, ABD’nin Irak’a girdiği bir dönemde iktidara getirildi. AKP’nin iktidara gelmesinde hem iç, hem dış etkenler rol oynamıştır. Bir yandan, Kürt halkının ulusal demokratik taleplerini, bir yandan da PKK’ye karşı verilen uzun mücadele yıllarında siyasal, ekonomik ve sosyal alanda yapılan sıkıştırmanın Türkiye halkında oluşan tepkileri oyalayacak bir hükümete ihtiyaç vardı. AKP,  Kürt ve Türk halkının özlemleri ve taleplerini iyi görerek, demokratik söylemi seçim propagandasının esası yaptı. Bu Türkiye’de yankı buldu. Öte yanda ABD’de Irak’a müdahale ortamında,  Türkiye’de siyasal İslam’ın hükümette olmasını kendi çıkarına uygun gördü. Siyasal İslam’ın hükümette olmadığı bir Türkiye’de, Irak’a müdahale koşullarında İslamcı toplumsal muhalefet ABD’nin işini zorlaştırabilirdi. Bu koşullarda AKP Hükümeti Türkiye halkını ve Kürt halkının demokrasi özlemlerini istismar ederek hükümet oldu. Ancak hükümet olduktan sonra sınırlı bazı adımlar dışında demokratikleşmeye yönelmedi. Bu açıdan hem Türkiye halkını, hem Kürt halkını oyalayan bir hükümet rolünü oynadı.

AKP, İktidara geldikten sonra demokratik adımlar atarak, toplumsal kesimlerin desteğini alıp hükümetini güçlendirme yerine, Kürt sorununun ve diğer demokratik sorunların çözümüne yanaşmayarak ordu başta olmak üzere klasik iktidar blokların icazeti altında hükümetini sürdürmek istedi. 80 yıldır Siyasal İslam’ın ekonomik, sosyal, kültürel alandan dışlanmasının getirdiği aç gözlülükle hükümet olanaklarını kullanıp bu alanlarda kendisini ve yandaşlarını palazlandırmaya yöneldi. Türkiye siyaseti ve toplumu içinde demokratik adımları atarak bu temelde kendilerini güçlendirip etkinleştirmeyi değil de, seçim sisteminin sağladığı avantajla meclise soktuğu milletvekili sayısı ve iktidar olmanın olanaklarını kurnazca kullanıp güç olmayı tercih etti. Bu zihniyet AKP’nin klasik iktidar, siyaset ve devlet anlayışının bir parçası olduğunu göstermektedir. Egemen sınıfları için güç olmak devletin çeşitli kademelerini ele geçirmekle özdeştir. Nitekim devrimciler mücadeleye atıldığında halk klasik iktidar anlayışının sonucu olarak okuyun adam olun, devletin şu dairesine yerleşin, general olun ve bu şekilde amaçlarınıza ulaşın derdi. Bu iktidar anlayışı egemen sınıfların çeşitli kliklerinin kendi arasındaki mücadele açısında bir anlam ifade etse de, halkın ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal anlamda güç olması halkın demokratik topluma ve demokratik örgütlenmeye dayanmasıyla mümkündür. AKP’nin klasik iktidar bloklar karşısında zor duruma düşmesi ve onlar tarafında sürekli terbiye tabi tutulması AKP’nin topluma dayanmayan güç anlayışının sonucudur.

Klasik inkâr ve imhacı güçler AKP’yi Kürt halkının özgürlük mücadelesine karşı kullanıp, Kürt özgürlük mücadelesini eskisizleştirip tasfiye ettikten sonra, AKP’yi de tümden tasfiye etmeyi planlamışlardır. Klasik iktidar bloklarının AKP’ye Kürt özgürlük hareketine karşı kullanma dışında bir rol vermeleri beklenemezdi. Ne var ki AKP iktidarı dört yılık iktidar döneminde Kürt özgürlük mücadelesini tasfiye edemediği gibi kendisine verilmiş devlet imkânlarıyla güç olmaya yönelince, ister istemez klasik iktidar bloklarını karşısında buldu. Eğer AKP iktidarı, demokratikleşme yolunda adımlar atar, Kürt sorununu çözmede ilerleme sağlar ve bu temelde meclisteki sayısının altını toplumsal destekle doldurur bir konumda olsaydı, klasik iktidar blokları karşısında güçlü pozisyon elde edebilirdi. Ama bunu yapamayıp elindeki imkanlara birde cumhurbaşkanlığını katmak isteyince e-muhtıra denilen bir darbe ile karşılaşmıştır. Bu muhtıra esas olarak AKP’yi terbiye etme hareketidir. AKP Kürt özgürlük mücadelesine karşı terbiye edilmiş bir biçimde diğer faşist güçlerle birlikte Kürt halkının üzerine sürülmek istenmektedir.

22 Temmuz seçimleri Türkiye’de temel kriz etkeni olan Kürt sorunun demokratikleşme temelinde çözmek gündeme getirilmemiştir. Aksine krizi yaratan temel etken olan Kürt halkının özgürlük mücadelesini ezmek için siyasal irade tazelenecektir. Dolaysıyla 22 Temmuz’dan sonra kriz etkeni olan zihniyetler daha ağırlıklı hale gelecektir. Krize kaynaklık edenlerinin de krizi çözemeyecekleri de çok açıktır.

Türkiye’nin krizlerinin temelinde başta Kürt sorunu olmak üzere tüm toplumsal ve siyasal sorunların demokratik temelde çözülememesi yatmaktadır. Kriz, demokrasi yoksunluğundan kaynaklanmaktadır. 22 Temmuz seçiminden sonra parlamentonun daha da gericileşeceği dikkate alındığında, 22 Temmuz seçimleri Türkiye’yi krizden çıkarma ve sorunlara çözüm bulma seçimleri değil de, krizi daha da derinleştirecek seçimler olarak tarihe geçecektir.

Türkiye bu günkü dünya ve bölge siyasal koşullarında ya Kürt sorununu demokratik yoldan çözecektir, ya da bu sorunu ezerek ortadan kaldırmaya çalışacaktır. Artık gelinen aşamada Kürt sorununu mevcut durumda çözümsüz bir biçimde bırakmak söz konusu olamaz. İnkâr ve imhacı güçlerin en iyi çözüm, çözümsüzlüktür dedikleri yaklaşımı bu gün sürdürmek mümkün değildir. Uluslar arası ve bölgesel durum, Türkiye’deki Kürt halkının mücadelesinin geldiği düzey çözümü dayatmış bulunmaktadır. Ne var ki Türkiye’deki iktidar blokları böyle bir çözüme hazır olmadıklarından ezme konseptini benimsemişlerdir. ‘1919’dan bu yana en tehlikeli dönemi yaşıyoruz’ değerlendirmeleri Kürt özgürlük hareketine karşı bir ezme konseptini devreye sokulması gerektiğinin açıkça ilan edilmesidir.

1 Ekim 2006 yılında ilan ettiğimiz ateşkese rağmen operasyonlar hiçbir biçimde durmamıştır, aksine artırılarak devam ettirilmiştir. Nitekim Kara Kuvvetler Komutanı İlker Başbuğ Isparta’da Genel Kurmay Başkanıyla yaptığı basına açık brifing’de ‘karda kışta bile operasyonları durdurmadık, son yirmi yılın en büyük operasyonlarını bu dönemde yaptık’ demeleri Türk devletinin ateşkes karşısındaki tutumunun itirafıdır. Operasyonlar yoğun bir biçimde devam ettirilirken, Türkiye’deki tüm partiler üzerinde baskı uygulanarak bu operasyonların tamamen desteklenmesi istenmiştir. Siyasal partilere çözüm ve demokratikleşme gibi sözleri bir tarafa bırakıp Kürt özgürlük hareketini terörist olarak ilan etmeleri ve ezme hareketine kayıtsız destek vermeleri dayatılmıştır. Nitekim seçim meydanlarında görüldüğü gibi, herkes terörü ben daha fazla ben bitiririm yaklaşımı içine girmişlerdir.

Öte yandan sürekli ABD ve güney Kürdistanlı güçler üzerinde siyasi baskı kurma politikası izlenmiş, gerillanın meşru savunma eylemlerinin bu güçlerin Kürt özgürlük hareketinin üzerine gitmemesinden kaynaklandığı vurgulanmıştır. Böylelikle ABD, Güneyli güçler ve Avrupa Birliği üzerinde baskı kurulmuştur. Bu baskıların sonucu, ABD, AB ve güneyli güçler güney Kürdistan’a girmeyin de Kuzey Kürdistan’da ne yapıyorsanız yapın tutumu içine girmişlerdir. Bu durum açıkça Kürt özgürlük hareketini ezme politikasına dış güçlerinin sessiz hale getirilmesidir. Tarihteki Kürt isyanlarında da ulusalar arası güçler sesiz hale getirilip, Kürdistan’ın parçaları birbirinden tecrit edilerek bu isyanlar ezilmiştir. Günümüzde de böylesi bir politika izlendiği görülmektedir. Bu konuda da beli düzeyde başarılı olunmuştur.

Askeri, siyasi, diplomatik kuşatma Genelkurmay talimatı çerçevesinde bir toplumsal kuşatmayla tamamlamak istenmektedir. ‘Sadece askeri güçlerle bu savaş yürütülemez, Türk toplumunun da ayağa kakması gerekir’ söylemi siyasi, diplomatik, askeri kuşatmanın toplumsal kuşatma ile tamamlanma çağrısıdır. Zaten son olarak Kürt halkı da terörist destekçisi kavramı içen sokularak neler yapmak istediklerini itiraf etmişlerdir. Dolaysıyla 22 Temmuz seçimi Kürt özgürlük hareketine karşı yürütülen bu saldırıların yeni bir siyasal iradeyle sürdürülmesi anlamına gelecektir. İster AKP iktidarı olsun, ister CHP’nin içinde bulunduğu bir koalisyon olusun, oluşacak tüm hükümetler tamamen bize karşı savaş yürütecek hükümetle olacaktır. Öte yandan bu seçimi planlayan güçler leni parlamento ile uluslar arası güçler üzerinde baskıyı daha etkili hale getireceklerini düşünmektedirler. Yenilenmiş bir meclisle Kürt Özgürlük Hareketi üzerinde toplumsal kuşatmanın yapılmasını daha kolay olacağını hesaplamışlardır. Tüm bu gerçekliklerden sonra şunu belirtebiliriz ki; 22 Temmuz sonrası gönülden ne kadar arzu etsek de iyimser olmamızı sağlayacak veriler azdır. Esas olarak Kürt özgürlük hareketine karşı çok boyutlu bir savaş başlatılma ihtimali yüksektir.

 

Rejim partilerinin seçim propagandalarını, vaatlerini ve programlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu seçimde önde görülen partilerin çoğunluğu seçim propagandalarının merkezine Kürt özgürlük hareketini ezmeyi koymuşlardır. Bu partilerin ne Kürt sorununu çözecek programları vardır, ne de Türkiye’nin ekonomik, soysal ve kültürel sorunlarını çözecek zihniyeti sahiptirler. Bu nedenle Kürt sorunundaki çözümsüzlüklerini,  sosyal ve ekonomik politikalardaki projesizliklerini örtmek için PKK’nin ve Abdullah Öcalan’ın kötülüğü ve  yok edilmeleri gerektiği sapkınlığını dillendirmektedirler.  Açıktır ki, bu çirkin politikacılık çözümsüzlüklerinin ve iflasının üzerini örtemeyecektir. Eskiden ekonomik, siyasal ve kültürel krize giren ülkeler, topluluklar krizleri hafifletmek için dış güçleri hedef gösterip, bu temelde şovenizmi körüklemişlerse, aslında bunun farklı biçimini bu günde Türkiye’de görmekteyiz. Ne var ki, Türkiye’de dış bir gücü düşman gösterme yerine Kürtler düşman gösterilmektedir. Kürtlerin vatanı böleceği söylemleri yükseltilerek,  dikkatler siyasal, toplumsal krizlerden böyle demagojik söylemlere yönlendirilmektedir.

Bütün partilerin terörden, Önderliğimizin idam edilmesinden, PKK’nin tasfiye edilmesinden bahsetmeleri, aslında Türkiye gerçeğinin ortaya konulmasıdır. Bu söylemlerle dolaylıda olsa Türkiye’nin en temel sorunun Kürt sorunu olduğu kabul edilmektedir. Bizler yıllarca Türkiye’de Kürt sorunu çözülmeden, diğer sorunlarının çözülemeyeceğini söyledik. Şimdi onlarda Türkiye’nin temel sorunu terör, PKK ve Abdullah Öcalan’dır diyerek bizim söylemimizi farklı biçimde kabul etmişlerdir. Aslında doğru olan Türkiye’nin gündeminin bu biçimde belirlenmesidir.  Fakat inkar ve imhacı şovenist güçler Türkiye’nin bu temel sorununu bilimsel olarak tespit edip, doğru çözümler koyarak gündeme getirmiyorlar. Tam tersine bu temel sorunu çözemediklerinden sorunu çarpıtarak bu gerçeklikten kaçmaya çalışıyorlar. Bu açıdan Türkiye’nin temel sorununun çirkin bir biçimde çarpıtılması Türkiye açısından çok tehlikeli bir sürecinin başlayacağı anlamına gelmektedir. Rejim partilerinin bu yaklaşımı Türkiye gerçekliğinden ne kadar uzak olduklarını, Türkiye’nin hiçbir sorununa çözüm bulamayacaklarını, varlıklarının krizi giderek derinleştirmekten başka bir şeye yaramayacağını göstermektedir.

Dikkat edilirse sosyal, kültürel ve ekonomik anlamdaki vaatleri de her hangi bir projeye, uzun veya orta vadeli planlamaya dayanmamaktadır. Vaatleri, mazotu bir YT’leye indireceğim, üniversite sınavlarını kaldıracağım gibi her hangi bir proje gerektirmeyen, insanların kulaklarına hoş gelen sözler olmaktadır. Bunlar bir program ortaya koymak değil, sadece bir vaat verme olarak değerlendirilebilir. Türkiye gibi demokratik kültürün yerleşmemiş olduğu ülkelerde yapılan seçimlerde her zaman böyle uç vaatler, yerine getiremeyecekleri sözler verilmiştir. Geçmişte her kese bir ev ve birde araba anahtarı biçiminde çift anahtar vaatleri olmuştur. Şimdi de bazıları herkese maaş vereceğiz diyorlar. Bu tarz demokratik, ekonomik, sosyal projesi olmayan partilerin, bu yönlü demogojik söylemlerle oy toplayıp seçim kazanma yaklaşımıdır. Bazıları yıkıcılık üzerinden, bazıları da imkanları dağıtma üzerinden oy toplamayı hesaplamaktadır. Sıradan halkında dillendirdiği bu seçim dönemi, ekonomik, sosyal, kültürel projelerin en az dinlendirildiği seçim olmaktadır. Bırakalım halka, partilerin milletvekillerine sizin partinizin ekonomik, sosyal, kültürel programı nedir diye sorulsa cevap veremezler. Zaten bu milletvekilleri adayları da Urfa’nın şu sorununu çözeceğim, Konya’nın şu sorununu çözeceğim demekten başka bildikleri bir şeyde yoktur. Birde bilinen ucuz vaatler, ya da terörü ezerim propagandalarıyla bu seçim geçilmektedir.

Zaten sağcısıyla, solcusunun aynılaşıp faşistleştiği bir yerde programa dayalı bir seçim dönemi beklemekte yanlıştır. Bu durum Türkiye’de siyasetin bitişini ifade etmektedir. Siyasi bir tekleşme ortaya çıkmaktadır. Hâlbuki siyaset eldeki imkanları dayandığı toplumsal kesim açısından en iyi değerlendirme sanatıdır. Ya da farklı siyasal ve toplumsal kesimlerin ülkenin var olan imkanlarının kendi çıkarları doğrultusunda en uygun bir biçimde düzenleme sanatıdır. Dolaysıyla imkanları farklı alternatifler temelinde düzenlenme ve kullanmayı ifade etmektedir.   Zaten bu farklılık siyaseti anlamlı kılmaktadır. Şimdi dünün uç partileri ve düşman tarafları olan CHP ve MHP eşit hale gelmişse bu, siyasal seçeneklerin, imkanları kullanmanın farklı alternatiflerin kaldırıldığını, tek bir alternatifin dayatıldığı anlamına gelmektedir. İmkanları kullanma sanatı olan farklı alternatiflerin ortadan kaldırılıp tekleştirildiği yerlerde de zaten gerçek anlamda siyasetten söz edilemez. Hele hele demokratik siyasetten hiç mi hiç söz edilemez.

Zaten Türkiye’deki tüm partiler, ordunun temsil ettiği inkar ve imha partisinin mezhebidirler. AKP bu mezhepler içinde biraz farklı bir ses gibi görülse de yakın zamanda görüldüğü gibi terbiye edilerek inkar ve imha sistemine uyumlu hale getirilmiştir. Aslında tek parti olan inkâr ve imha programına sahip partinin hakim olduğu bir Türkiye de bu güne kadar farklı programı olan bir parti çıkmamıştır. Türkiye siyasetinde hala ağırlık his ettiremeyen bazı sosyalist ve demokrat partileri dışta tutarsak özü itibarıyla tek parti sistemi devam etmektedir. O da belirttiğimiz gibi Kürt özgürlük hareketinin bastırmaya dayalı inkar ve imha particiliğidir. Dolaysıyla partilerin vaat ve programları, bu inkar ve imha siyasetini örtemeye çalışan asma yapraklarından başka bir anlam ifade etmemektedir.

 

AKP bu seçimlerden nasıl bir sonuçla çıkacak. Yeniden iktidar olması durumunda ne yapabilir sizce?

AKP geçen dönemde birçok partinin barajın altında kalmasının nedeniyle aldığı oy oranın çok üstün milletvekiline salip olmuştu. Bu seçimde barajın altında kalan bazı partilerin barajı aşmasıyla birlikte AKP oyunu yükseltse de milletvekili sayısı eskisinin çok altında olacaktır. %40 civarında oy alma ihtimali bulunmaktadır. Bu durumda bile milletvekili sayısı 300’e ulaşamayacaktır. AKP birinci parti ya da tek başına iktidara gelme imkanını yakalasa da kolu kanadı budamış bir parti konumunda olacaktır. Geçen dönemde sayı üstünlüğünü demokratik adımlarla toplumsal güce dönüştürme imkanı vardı. 22 Temmuzdan sonra bu imkanı bulamayacaktır. Bu nedenle terbiyle edilmiş, ulusal çizgiye çekilmiş, bir parti olarak Kürt halkının özgürlük mücadelesine karşı inkar ve imha doğrultusunda hareket etme dışında bir tutum göstermesi zordur. Bazı reformlar yapsalar da bunlar sistemin özünü değiştirip demokratikleşmeyi geliştirecek konularda olmayacaktır. Daha doğrusu Kürt sorunun demokratik siyasal özümü doğrultusunda siyasal reformlar yapmaları zordur. Zayıflamış bir AKP hükümeti hem klasik iktidar blokları hem de dış güçler tarafından kullanılacaktır. AKP, Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda köklü adımlar atarak toplum tabanını güçlendirecek bir pati olamayacağından bir sonraki seçime kadar sıkılarak posa haline getirilmiş bir pati konumuna düşürülecektir. Bu çerçevede AKP’nin Kürt özgürlük hareketine karşı kullanılacak bir parti konumun dışına çıkması çok fazla olası gözükmüyor.

Bunları belirtirken, diğer partilerin AKP’den iyi olduğunu söylemek istemiyoruz. Bir CHP-MHP koalisyonunun daha sert bir savaş yürütücüsü olacağı da açıktır. Her iki iktidar durumunda da, Kürt halkının özgürlük özlemlerini bastırma politikası yürütülecektir. Birisi biraz daha ideolojik, siyasal, ekonomik politikaları da kullanarak bu işi yürütecek, diğeri ise, daha açık bir Kürt düşmanlığıyla siyasi ve toplumsal bir kuşatmayla tamamlanmış bir askeri saldırıyla bu işi yapmaya yönelecektir.

Klasik iktidar odakları AKP’yi tümden da gözden çıkarmış değildir.  Terbiye edilmiş biçimde, Kürt özgürlük hareketine karşı kullanmaya devam edeceklerdir. Nitekim Genelkurmay başkanıyla Tayip Erdoğan’ın Dolmabahçe görüşmesi aslında AKP’nin yeni rolünün belirlendiği bir görüşmedir. Bir yönüyle ordu ile AKP arasında önümüzdeki dönem için yeni bir sözleşme yapılmıştır. AKP’nin hangi temelde kabul edileceği, AKP’nin de bu kabul edilme temelinde nasıl bir siyasi yaklaşım göstereceği belli ilkeler çerçevesinde belirlenmiştir. AKP tasfiye edilme yerine, böyle iğdiş edilmiş biçimde Türkiye siyasetinde yer almayı kabul etmiştir.  Bu açıdan Tayip Erdoğan’ın ordunun öncülük ettiği inkar ve imha siyasetine teslim olduğunu söylemeliyiz.  Zaten halk ve aydın çevrelerde AKP 360’tan fazla milletvekiliyle bir şeyler yapmadı daha az sayıyla ne yapabilir biçimde değerlendirmeyle kuşkularını dile getirmektedirler.

AKP önümüzdeki dönemde iktidar olsa bile demokratikleşme ve reformlardan çok söz edecektir. Siyasal İslamcı bir parti olarak yandaşlarının ekonomik, sosyal, kültürel imkanlardan nasibini alması için, klasik politikalardan sapmadan iktidarını sürdürmeye çalışacaktır. Dolaysıyla tek başına iktidara gelmesi durumunda bile Türkiye’nin siyasal sorunlarına bir çözüm getirmesi beklenmemelidir.

 

Önderliğinizin yaşamı üzerinden yürütülen tartışmalar konusunda ne söylemek istersiniz?

CHP, MHP ve AKP’nin önderliğimizin idam edilmesi çerçevesinde söyledikleri çirkin sözler ve basit davranışları Kürt halkı açısından onur kırıcı olarak değerlendiriyoruz. Kürt halkının onuruyla bu düzeyde çirkince oynanması kadar tehlikeli bir şey olamaz. Hem Kürtleri Türkiye’nin vatandaşı olarak göreceksin, birliğinden bahsedeceksin, hem de bu halkın siyasal önder kabul ettiği bir kişiye bu kadar hakaret edici bir tutum içine gireceksin. Bu tamamen Türkiye içinde bir iç savaşı başlatma tahrikidir.  Türkiye’nin siyasal birliğini parçalama yaklaşımıdır. Sürekli bölücülükten bahsediyorlar. Aslında gerçek bölücüler MHP, CHP ve idam konusunu gündeme getiren AKP’dir. AKP’de bu tartışmayı başlatarak, bu tartışmalara çanak tutarak söven ve milliyetçi zihniyetini ortaya koymuştur. Milliyetçi kesimlerinden oy toplamak için Başbakan Erdoğan’ın, “ ABD Apo’yu bunlara teslim etti, ama bunlar idam etmedi” diyerek tartışmayı alevlendirmesi, Kürt halkının duyarlılığının bu güçler açısından hiçbir değeri olmadığının açık göstergesidir. Aslında bu siyasal partiler Kürtlerin duygularını anlama ihtiyacını tümden bir kenara bırakmışlardır. Dolaysıyla Kürt halkından ve duygularından tümden kopmuşlardır. Kürt halkından bu kadar kopan partiler Kürtler adına konuşabilirler mi? Ya da Kürtler Türkiye’nin bir parçasıdır diyebilirler mi? Diyemezler. Bunların Türkiye’nin birliğinden söz etme hakları yoktur.  Mevcut durumda Türkiye’nin birliğini sürdürecek tek güç varsa o da demokrat, sosyalist çevrelerdir.

Önderlik şahsında yürütülen idam tartışmaları aslında kürdü küçük görmenin, kürdü değersiz görmenin, kürde hiçbir değer vermemenin somut ifadesidir. Başbakanın MHP’nin oyların alarak MHP’yi baraj altına düşürmek için bu düzeyde bir şovenist ve Kürt halkının tahrik eden açıklaması çok sorumsuzca bir davranıştır.   

CHP ve MHP zaten Kürt halkına karşı politika yapmayı bile gerekli görmemektedir. Aldatma ve kandırmaya bile tenezzül etmemektedir. Biz sizleri asimile edip yok etmenin eşiğine getirdik, bundan vazgeçemeyiz, Kürt kimliğinden söz etmek bile en büyük suçtur yaklaşımı içindedirler. Önderliğimizin idam edilmesi üzerinde politika yapılması, Kürt düşmanı,  politikanın en üst düzeyde dışa vurumudur. Açıkça son otuz yılda irade kazandınız, kendinize biraz güven geldi, biz bu iradenizi ve kendinize güveninizi tümden kıracağız ki, bir daha böyle şeylere teşebbüs etmeyesiniz demektedirler.

 Önderliğimizin idamı üzerinden yapılan tartışmalar aslında Türkiye’deki demokratik çözüm imkanlarını tümden ortadan kaldırma çabasıdır. Önderliğimize bu çirkince yaklaşım Kürt halkına ya inkar imhayı kabul edeceksin, ezileceksin ya da kopacaksın tercihini dayatmaktır. Çünkü önderliğimiz Türkiye’de iki halkın kardeşliği temelindeki çözümün esas aktörüdür. Önderliğimizin imha edilmesi, tasfiye edilmesi, bu kadar hakarete maruz kalması esas olarak bu çözüm tercihinin sabote edilmesidir.

İnkar ve imha güçlerinin bir çözüm politikası olmadığı için olası bir çözüm için aktör arayışı da yoktur. Dolaysıyla sadece imhayı dillendirmeleri anlaşılırdır. Bu tartışmalarının diğer bir yüzü de, Türkiye’nin hukuk devletiyiz, bir çadır devleti değiliz, bizde her şey yasalarla yürütülüyor biçimindeki söylemin tamamen bir demagoji olduğunu göstermesidir. İdamın kaldırıldığı bir ülkede birinin idam edilip edilmesinin tartışmasının yapmak aslında Türkiye’deki mevcut yasal mevzuatı içine sindirememektir. Herkes de bilmektedir ki, idam yeniden yasalara konsada, bu yasanın hem evrensel hem de Türkiye hukuku açısından geriye yürümesi söz konusu olamaz. Böyle bir zihniyete sahip olanlar, Önderliğimizi zehirleyerek öldürme girişiminde olduğu gibi fiili bir idama yönelebilirler. Bu tartışmalar Türkiye devlet zihniyetinde bu tür şeylerin yapılmasının söz konusu olabileceğinin kanıtıdır. Önderliğimizin etrafından yürütülen idam tartışmaları Türkiye’de hukuk anlayışının olmadığını, birçok işin hukuk dışı yürütüldüğünün itirafı gibidir. Zaten Kürt halkının özgürlük mücadelesi geliştikçe, Türkiye’de mevcut hukuk yerine yasal olmayan inkarcı ve imhacı fiili hukuk devreye sokulmuştur. 1990’lı yılların başında Türkiye’de Kürtlere karşı yapılan tüm uygulamaların hukuk dışı ve filli uygulamalar olduğu bilinmektedir. Kürt özgürlük mücadelesi geliştikçe, mevcut gerici anti demokratik yasarla bile rafa kaldırıp Kürtlere uygulanmamaktadır. Gerici olan bu yasalar bile bir tarafa bırakılıp tamamen keyfi despotik devlet geleneği uygulamaya geçmektedir.

Bu vesileyle Türkiye’deki tüm siyasal partilere çağrı yapıyoruz. Önderliğimizin yaşamı ve sağlığı konusu üzerinde politika yapmayın! Önderliğimizin yaşamı ve sağlığı üzerinde yapılacak politikalar tamamen ters teper.. Önderliğimizin yaşamı ve sağlığı ile oynamak Türkiye’nin yaşamı ve sağlığı ile oynamak anlamına gelir. Eğer Türk devleti bu kadar hukuk dışı bir yola saparsa, savaşın tümden kontrolden çıkması kaçınılmaz hale gelebilir. Bununda Türkiye’nin felaketi olacağının herkes tarafından bilmesi gerekmektedir.

 

Bağımsız adayların parlamentoya girmesi durumunda nasıl bir gelişmeye neden olabilirler, hangi misyonu yerine getirebilirler?

Bağımsız adayların parlamentoya girmesi tek başına demokrasiyi getirmeyecektir. Ya da bağımsız adaylar parlamentoya girdikten sonra Kürt sorunu parlamentoda çözülür, bu nedenle başka mücadele yöntemlerine gerek kalmaz gibi yanılgılı ve abartılı bir yaklaşım içine girilmesi doğru olmayacaktır. Ancak otuz kadar demokrat şahsiyetin meclise girmesi Kürt sorununun demokratik çözümü konusunda önemli imkanlar ortaya çıkaracaktır. Meclisin Kürt sorunu konusundaki ezberi bozulacaktır. Kürt halkının temel demokratik halklarının Türkiye kamu oyununa duyurulması, inkar ve imhacı sisteminin Kürt halkının demokrasi ve özgürlük taleplerini saptırıp farklı göstermesinin önünü alacaktır. Türkiye halkı, Kürt halkının ne istediğini bizzat siyasal temsilcilerinin ağzından duyacaktır. ‘Demokratik Özerklik’ çerçevesinde dillendirilecek bu talepler Türkiye açısından kabul edilebilir taleplerdir. Buda Türkiye’deki şövenist dalganın kırılmasında önemli bir rol oynayacaktır. Her şeyden önce Kürt sorunun daha açık ve demokratik zeminlerde tartışma imkanını ortaya çıkaracaktır. Eğer ‘demokratik özerklik’ çizgisi Türkiye parlamentosunda iyi anlatılabilirse, Türkiye’de Kürt sorununun demokratik çözüm programı haline gelebilir.

Biz bağımsız adayların parlamentoya girmesini küçümsemiyoruz. Mecliste Kürt halkının sesi olacaklarına inanıyoruz. Sadece Kürt halkının değil, demokrasiye, eşitliğe, adalete ihtiyacı olan tüm Türkiye halkının da sesi olacaklarına inanıyoruz. Demokratik özerklik çerçevesinde demokratik çözümü istemek esas olarak ta Türkiye’nin temel sorununu çözmek anlamını taşımaktadır. Bu anlamda en doğru ve gerçekçi Türkiye siyasetçiliği yapılmış olacaktır. Kürt sorunun bu temelde çözümünün dile getirilmesinden başka emekçilerin, ezilenlerin dışlananların, dinsel ve uluslar azınlıkların taleplerini dile getirmek de bu bağımsız adaylarla birlikte daha etkili hale gelecektir. Aleviler, Süryaniler, Yezidiler, Hıristyanlar, Araplar, Ermeniler, Çerkezler de en fazla bu bağımsız adaylarla birlikte mecliste kendi temsilerini bulmuş olacaklardır.

Türkiye’de Kürt halkını inkar ve imha etme temelinde ezme konsepti devreye sokulmuştur. Seçimden sonra bu daha etkin biçimde pratikleşmeye geçirilecektir. Eğer bağımsız adaylar güçlü bir şekilde meclise geçirirlerse biz bu konseptin de sekteye uğrayacağını inanıyoruz. Kürt halkının inkarı temelinde uygulamaya konulan yok etme konseptinin boşa çıkarılarak, Kürt halkının varlığının kabul edildiği demokratik konseptin ilk önce tartışma düzeyinde daha sonra siyasi bir irade halinde gündeme gelmesini ihtimal dışı görmüyoruz.. Bu yünüyle önümüzdeki dönemde böyle bir gurubun Türkiye’nin uçuruma gitmesini engelleyerek, Ortadoğu da demokratikleşerek yükselen bir güç haline gelmesinde de rol oynayabilir. Tabi bunlar kolay gerçekleşebilecek şeyler değil. Eğer akıllı, yöntemli bir mücadele yürütülürse, sabırlı olunursa, tahriklere provokasyonlara gelinmezse, baskılara boyun eğimmezse böyle bir gurubun gerçekten çok iş yapacağını şimdiden söyleyebiliriz.

Bu bağımsız gurup parlamento içindeki tutarlı mücadelesini parlamento dışındaki muhalif güçlerle iyi bir işbirliği haline getirip demokratik toplumsal tabana dayanırsa giderek alternatif siyasal bir çizgi haline gelebilir. Dolayısıyla iyi bir yaklaşım, bu bağımsızlar gurubunun Türkiye’de sorunların demokratik siyasal yöntemlerle çözümünde güçlü bir alternatif olmasını sağlar. Parlamentoya girecek bu şahsiyetler üzerinde PKK terör örgütüdür,  teröre şöyle karşı çıkın, böyle karşı durun baskıları daha ilk günden başlayarak yapılacaktır. Yine Kürt sorununu dile getirmesinin önüne geçilerek, bu gurubu etkisiz hale getirip siyasal olarak asimile etmeye çalışacaklardır. Türk devletinin böyle bir yaklaşım içinde olacağını adayların tümü bilmektedirler. Çünkü Türk devletinin yürüttüğü özel savaşı otuz yıldır yaşayarak öğrenen bir siyasetçi kuşağı yetişmiştir. Bu açıdan bu tür baskıların çok fazla bir sonuç vereceğini sanmıyoruz.

Bağımsız adaylar esas olarak ta Kürt sorununu iki halkın kardeşliği çerçevesinden çözümü konusunda iyi bir köprü olabilirler. Bunların içinde Ufuk Uras, Levent Tüzel, Akın Birdal gibi değerli aydınlarda yerini alırsa, yine DTP’nin desteklediği adaylar dışında, birkaç tane böyle bağımsız demokratik aday meclise girerse, bunların Denizlerin, Mahirlerin, Kemal ve Hayrilerin,  tüm Türkiye’li devrimcilerin özlemi olan iki halkın kardeşliği temelinde demokratik Türkiye ve özgür Kürdistan gerçeğini yaratmada ciddi rol oynayacaklarına inanıyoruz. Bizce de bağımsız demokratik adaylar esas olarak ta Türkiye’nin siyasal birliği içinde Kürt sorununu çözme yaklaşımını esas almalıdırlar. Böyle bir çözüm perspektifinden kesinlikle sapmamalıdırlar. Tamamen Türkiye halkının demokratik özgür birlik çizgisi temelinde kazanan bir siyasal yaklaşım içinde olmalıdırlar. Bu bizim hareketimizin yaklaşımıdır. Bütün mücadelemiz boyunca Denizlerin, Mahirlerin, Kemallerin ve Hakilerin özlemleri olan böyle bir Türkiye ve özgür Kürdistan hedefi ile mücadele ettik.

 Eğer bu gün Türkiye sınırları içinde Kürt sorununu çözme iradesi Kürt halkında varsa bunun esas yaratıcıları Kemal ile Hakki çizgisinde yürüyen Önderlik gerçeği ve PKK’nin tutumudur. Biz bağımsız adayların bu geleneğin parlamentoda ki temsili olacaklarına inanıyoruz. Öte yandan bağımsızların parlamentoya girmesinden sonra artık diğer mücadele yönteminin anlamı kalmamıştır gibi bir yaklaşım tabi ki doğru olmayacaktır. Belki bazı çevreler böyle bir yaklaşımı dayatacaktır. Ama Türkiye’nin hala böyle bir siyasal çizgiye ve demokratik ortama kavuşmadığını herkesin bilmesi gerekir. Bağımsız adaylar diğer tüm parlamento dışı toplumsal muhalefetle birleşirlerse, onlardan güç alırlarsa ancak etkili olabilirler. Toplumsal dayanağında koparılmış, Kürt sorununun çözümünde demokratik rol oynama ihtiyacı kalmamış bir pozisyona düşmek bindiği dalı kesmek anlamına gelecektir. Bağımsız adaylar Kürt sorunun çözümünde rol oynayacaklarsa, Kürt sorununun çözümünde önemli etken olacak diğer dinamiklerin varlığı ortamında yapabileceklerdir. Kürt sorunun çözümünün kendisini dayatmadığı, Kürt sorununun  konusunda bir çözümün gerekmediği koşullarda bağımsız adaylara hiç kimsenin demokratik ve siyasal bir rol vermesi beklenmemelidir. Hele Türkiye gibi bir inkar ve imhacı zihniyetin hakim olduğu bir coğrafyada, sorunun demokratik siyasal çözümünde rol oynamak kolay değildir. Ya da kendilerini muhatap haline getirmeleri kolay değildir. Bu açıdan hiç kimsenin meclise bu kadar parlamenter girdi artık başka tür mücadele yöntemine gerek yoktur biçiminde bir yanılgı ve gaflet içine gireceğini sanmıyoruz.

 

KCK hareketi olarak bu seçimden bir beklentiniz var mı?

Tabi ki bu seçimlerden beli beklentilerimiz vardır. En azından parlamentoya demokratik bir gurubun girmesini Türkiye’de demokrasi mücadelesi ve Kürt sorunun çözümü açısından çok önemli görüyoruz. Artık Türkiye Meclisi, Kürtlerin temsil edildiği bir meclis haline gelmelidir. Çünkü Türkiye ile Kürt halkının arasında yaşanan kopukluk ancak böyle giderilebilir. Eğer bu seçimde de Türkiye ile Kürt halkı arasındaki kopukluk meclise girecek demokrat Kürt temsilcilerle giderilmezse, bu konuda hem diğer siyasal partiler sorumlu davranmaz, hem de demokratik bağımsız adaylar rolünü oynamazsa, bizim şimdiye kadar vurguladığımız Kürt sorunu Türkiye’nin siyasal birliği içinde çözülmelidir, yaklaşımı çok zayıflayacaktır. Özelikle Türkiye’den kopmayla sonuçlanacak çözüm arayışları da gündeme gelecektir.  Bu nedenle önümüzdeki dönemde seçilecek bağımsız milletvekillerin güçlü bir mücadele, doğru bir çabayla sorunların demokratik çözümü yolunda bir rol oynamalarını bekliyoruz. Özelikle seçimden sonra çok fazla zamana yayılmadan Türkiye’de Kürt sorunu çözecek bir demokratik iradenin ortaya çıkması gerektiğine vurguluyoruz. Aksi takdirde Kürtlere dayatılan inkar ve imha siyaseti karşısında, Kürt özgürlük hareketi de çok boyutlu bir direniş içerisine girmek zorunda kalacaktır. Bununla birlikte kendi demokratik sistemine dayalı özgürlüğünü sağlama pratikleştirilecektir.

 Bizim meclise girmekle bir şey olmaz, meclis çok önemli değildir gibi bir yaklaşımımız yoktur. Günümüz dünyasında parlamentoda iyi bir demokratik gurubun çok iyi iş yapacağına, demokrasi mücadelesinde önemli mevziler yaratacağına inanıyoruz. Gelinen aşamada küçük bir gurubun demokrasi mücadelesinin tek gücü olarak değerlendirmek durumunda da değiliz. Böyle değerlendirme yaparak ne kendimizi, ne halkımızı ne de dünyayı kandırmak isteriz.

Bu seçimde şovenizm gerçekten şahlandırıldı. Önderliğimizin idamı çerçevesinde yapılan tartışmalar Türk toplumunu zehirledi. Biz seçimden sonra sağ duyunun hakim kılınması için seçim döneminde ortaya çıkan çirkin atmosferin ortadan kaldırılması için, özelikle parlamentoya giden partilerin ve Türkiyeli demokratik çevrelerin çaba göstermelerini bekliyoruz. Seçim öncesi yaşanan çirkinliklerin bir seçim sürecinin getirdiği aşırılıklar olarak kalmasını sağlamak için bu tür yaklaşımların bırakılarak, Kürt halkıyla kardeşlik çözümü konusunda adım atılmasını bekleriz. Beklentimiz bu yönlüdür. Türkiye toplumunda barış isteyen, demokrasi isteyen, Kürt sorunun birlik içinde çözümünü isteyen çevrelerin olduğunu düşünüyoruz. Geçen gün Hüsamettin Cindoruk’un bir TV kanalındaki değerlendirmesini dinledik. Geçmişte meclis başkanlığını yapmış, parti başkanlığını yapmış, Türkiye’de itibarı olan böyle bir şahsiyetin bu tür değerlendirmeleri yapması gerçekten insanın içine su serpiyordu. Anlaşılıyor ki, Türkiye’ de gerçekliği gören çeşitli çevrelerde bulunmaktadır. Bu yünüyle Türkiye parlamentosuna bağımsız olarak girenler dışında da sorunun demokratik yollarla çözülmesini isteyenler çıkacaktır. Umutlu olmak istiyoruz, iyimser olmak istiyoruz. Bu temelde de çözüm arayışlarımızı devam ettirmek istiyoruz.

Seçimden sonra çözüm yaklaşımı gösterilip gösterilmeyeceğini bekleyeceğiz. Ancak gerçekçi olmak gerekirse önümüzdeki sürecin geçmiş parlamentodan daha gerici olduğunu da söyleyebiliriz. Buda ister istemez gelecek konusundaki umutlarımızın daha güçlü olmasını engellemektedir. Ama buna rağmen, iyimser ve umutlu olmaya devam ediyoruz.

 

Demokratik çevrelere, aydın, yazar, barıştan yana olduklarını söyleyen kesimlere seçimlere katılım noktalarında nasıl bir mesaj vermek istiyorsunuz? 

Bin umut adaylarının tüm demokratik güçler için bir şans olarak değerlendiriyoruz. Demokrasi güçleri Bin umut adayları şahsında, uzun yıllar bu kadar baskı sonrasında nefes aldırıcı bir etki yaratabilir. Yine demokrasi, özgürlük, sömürüsüz baskısız bir dünya için, umutlanmamızı artırabilir. Nasıl ki, 60’li yıllarda Türkiye İşçi partisi özgürlükten, demokrasiden sosyalizmden yana olanlar için, bir umut yaratmışsa Türkiye’de halk adına, emekçiler adına bir siyaset dillendirilmişse, Bin umut adayları şahsında da toplumsal özgürlük, toplumsal barış, toplumsal demokrasinin geliştirilmesi açısında yeni bir dönem başlatabilir. Türk demokratik güçlerinin güçlü bir biçimde buluşmaları sağlanabilir. Zaten Türkiye’de eksik olan budur. Türkiye’de Kürt ve Türk demokratik güçleri bir araya geldiği zaman Türkiye’nin kaderi değişebilir. Son otuz beş yılda görüldüğü gibi ne sadece Türkiyeli demokratik mücadele güçlerinin nede sadece Kürt halkının özgürlük mücadelesiyle Türkiye’yi demokratikleştirip, Kürdistan’ı özgürleştirmek mümkün olur. Bu açıdan Türkiye’deki yazarlar, aydınlar, demokratik güçler kesinlikle bir umut adaylarını desteklemeleri gerektiğini düşünüyoruz. Bin umut adaylarını destekleyen güçlü bir açıklama yapmalıları gerektiğine inanıyoruz. Bin umut adayları bağımsız olarak seçime girmektedirler. Aydın ve yazarlar bazı adayları destekleyebilirler. Bizim buna saygımız vardır. Ama aydınların, yazarların, demokratik çevrelerin Bin umut adayları adayların daha sonraki meclis çalışmalarında aydınların, yazarların, demokratik güçlerin özlemlerini daha etkili biçimde ortaya koymasında faydaları olabilir.

Eğer aydınlar, yazarlar, demokratik güçler Bin umut adaylarını güçlü bir biçimde desteklerlerse, meclise giren Kürt demokrat adayları da milliyetçi yaklaşımlardan uzak, halkların kardeşliğini savunma konusunda daha duyarlı, daha dikkatli ve daha doğru bir çizgide yürüyebilirler. Bu yönüyle şimdiye kadar bin umut adaylarını destekleme, açıklaması yapmamaları yanlış olmuştur. Biz bunu söylerken, her hangi bir bağımsız adayın tercih edilmesine de saygı duyuyoruz. Ama bu yaklaşımlarının bin umut adaylarının açıktan desteklememeleri gibi bir yetersizliğe girilmesi anlamına gelmeyeceğini düşünüyoruz.

Yine barış konferansına katılan aydın ve yazarların bu yönlü bir girişim içinde olmalarını bekleriz. Bin umut adaylarının mecliste demokrasi ve özgürlük mücadelesine inanlar, bunu açıkça beli etmeleri gerekmektedir. Çünkü Türkiye aydın ve yazarların eksik kalan yanları, bu konularda cesaretli tavır takınmamalarıdır. Türkiye’deki demokratik, siyasal güçlerin yeterince gelişmemesinin altında yatan önemli bir gerçeklik budur.

Aydınlar, yazarlar, sanatçılar bölünmüş sol ve demokrasi güçleri içinde hangisini destekleyelim, hangisini desteklemeyelim diyebilirler. Bu onların bütünlüklü hareket edip, bir siyasal hareketi desteklemesini engelleyen faktör olabilir. Bunu anlayışla karşılıyoruz. Ama bu seçimdeki somut durumda, hangisini destekleyelim, hangisini desteklemeyelim yaklaşımı söz konusu olamaz. Çünkü EMEP, SDP Bin umut adaylarını desteklemektedir. Yine ÖDP bazı Bin umut adaylarını desteklemektedir. Tüm bunlar dikkate alındığında aydınların, yazarların Bin umut adaylarına destek vermelerini bekliyoruz. Bunları yapmadan Türkiye’deki halkların kardeşliğini, birliğini nasıl sağlayacağız. Kürt sorununu Türkiye sınırları içinde demokratik çözümünü birlik içinde nasıl sağlayacağız. Bu konuda aydınlarında tutumu önemlidir. Aydınlar her zaman tutumlarıyla halkları birleştirebilirler. Demokratik siyasal toplulukları birleştirebilirler, biz aydınların, yazarların, sanatçılarının bu gücü olduğuna inanıyoruz.

 

Kürt halkına ve dostlarına seçim yaklaşırken, bağımsız adaylarının daha güçlü biçimde meclise girmesi ve seçim sürecinin demokrasi ve özgürlük mücadelesi açısından bir süreç haline gelmesi için neler söyleyebilirsiniz?

Her şeyden önce Kürt halkı ve dostları tüm düzen partilerinin, bağımsız adayları meclise sokmamaları için birleştiğini ve bu konuda yasa çıkararak bağımsızların seçilmesini zorladığını görmektedir. Kürtler ve dostları bu partilere karşı ortak tutum koyup tüm oylarını bağımsız adaylara yönlendirmelidir.

Kürt halkı böyle bir birliği sağlamayı bir onur meselesi olarak görmelidir. Siyasi düşüncesi duygusu ne olursa olsun, inkarcı, imhacı bu zihniyetin yaklaşımına, Kürt halkının ortak tutumuyla cevap verilmelidir. Bu seçimde temel yurtseverlik görevi, bu biçimde somutlanmalıdır. Zaten Kürt halkı, Türkiye’deki sömürgeci siyasal güçlerin sıra Kürt sorununa geldiğinde, bir araya gelmeleri kadar kendi birliklerini sağlayamadıkları için, bu inkarcı, imhacı zihniyete karşı mücadelede zayıflıklar ortaya çıkmıştır. Bu seçimde Kürt halkının iradesinin meclise girmesini sağlama açısından ortak tutum önemli olacaktır.

Bu tutum Kürt sorunun demokratik siyasal çözümü açısından önemli gelişmelere neden olacaktır. Bunu tüm Kürtler, dostları ve düşüncesi ne olursa olsun her kes bilmelidir. Diğer yandan halkımız, yurtseverler, tüm Kürt kurumları tabi seçimlere ciddi yaklaşmalıdırlar. Varlığını, yokluğunu seçim kampanyasının etkili olması için ortaya koymalıdırlar. Bazı yerlerde rahat seçiliriz, gafleti içine kesinlikle girmemelidir. Siyasal partilerle AKP arasında sorun gözükse de sıra Kürt sorununa geldiğinde, özelikle Kürdistan da tüm diğer siyasal partiler, hangi parti güçlüyse ona destek verirler. Bir zamanlar ANAP’tı, SADDET’ ti şimdi AKP’dir. AKP’ye küfür eden devlet yetkileri bile, seçimde oylarını AKP’ye vererek bağımsız adayların seçime girmesini engellemeye çalışacaklardır. Bunu bütün Kürtlerin bilmesi gerekiyor. AKP Kürdistan da devlet partisidir. CHP’lisi de, MHP’lisi de çok fanatikler dışında bağımsızların kazanmaması için oylarını AKP’ye vereceklerdir. Bunun bilinmesi gerekiyor. Nasıl ki, belediye seçimlerinde bütün partiler DTP adayları karşısında birleştilerse, bağımsız adaylar karşısında da böyle bir durum ortaya çıkacaktır.

Bu açıdan başta Amed ve Van olmak üzere bütün yurtseverler çok iyi çalışmalıdır. Çünkü AKP yoğun çalışmasıyla bağımsız adayları sınırlandırmak istemektedir. AKP parti Kürtlerle mücadele konusunda etkin olmasını ben sağlıyorum diyerek devlete yaranmaya çalışmaktadır. Nitekim çeşitli panellerde, yazılarda Kürtlerin oyları AKP’ye gidiyor denilerek, aslında Kürtlerin özgürlük, demokrasi, kimlik sorunun olmadığı gösterilmeye çalışılıyor. Dolayısıyla AKP’nin Kürdistan’da oyunu ne kadar azaltırsak, Kürtlerin ulusal demokratik taleplerini o kadar Kürtlerin çoğunluğunu tarafından dile getirdiğini ortaya koymuş oluyoruz. Bunu tüm Kürtlerin bilmesi gerekmektedir.

Kürdistan’da Kürt siyasetini sınırlandırma görevi AKP’ye verilmiştir. Ulusal demokratik siyaset yerine devlete bağımlı siyaset günümüzde AKP eliyle yürütülmektedir. Bunun için Kürdistan’da Amed’te Güçlüyüz, Van ‘da güçlüyüz, Şırnak’ta güçlüyüz biçiminde yaklaşmamak gerekir.  Tek bir oy fazlalığını bile özgürlük ve demokrasi mücadelesinde anlamlı olduğunu görerek en yüksek düzeyde oyla bin umut adaylarımızın kazanmasını sağlamak gerekmektedir.

Özelikle Amed’te çok yoğun bir çalışma yürütülmelidir. Gece ve gündüz demeden halka gidilmelidir. Ekonomik, sosyal, siyasal sorunlarının çözümünün de Kürt sorununun çözümüne bağlı olduğu ortaya konmalıdır. Kürtler kendi iradelerini ortaya koymazlarsa, etkili bir biçimde meclise girmezlerse ekonomik, siyasal, kültürel yatırımları da Kürdistan’a yapmazlar. Ama Kürtler iradelerini ortaya koyarlarsa ister istemez Kürtleri daha fazla dikkate alırlar. Bu açıdan tüm Kürtlerin oylarını bağımsız adaylara vermesi sağlanmalıdır. Türkiye metropollerinde de seçim kampanyasına gevşek yaklaşılmamalıdır.

Adayların seçilmeleri kadar yüksek oyla seçilmeleri de önemlidir. Mersinde oylar bağımsız adaylara gitmelidir. Adana da öyle olmalıdır, İzmir de Antalya’dan öyle olmalıdır. Bu açıdan rehavet içine kesinlikle girilmemelidir. Öte yandan adaylar belirlenmiş seçim yapılamaktadır, artık adaylar üzerinde tartışmaların yapılmasını kabul etmediğimiz gibi, Kamuran Yıldırım örneğinde olduğu gibi kendi başına adaylığını koymayı da kabul etmiyoruz. Burada kişilikler oylanmıyor, burada Kürt halkının iradesi oylanıyor. Kürt halkının tutumu oylanıyor. Burada Kürt halkının tutumunu ortaya koymaya olayı vardır. Herkes bunu böyle görecektir. Bu açıdan Kürt halkının iradesini ortaya koyduğu, koyacağı tutumunu zayıflatan her tutum yurtseverliğe terstir ve kabul edilemez. Meclise hiç kimse ekonomik, siyasal, sosyal çıkarı için gitmiyor. Hiçbir bağımsız adayında böyle bir yaklaşım içinde olduğunu, olacağını düşünmüyoruz. Onlar sadece ve sadece Kürt halkının onurunu korumak, siyasal iradesini temsil etmek için oraya gitmektedirler. Bu nedenle benim yerime başkası girmiş, bunlar çok önemli ve tartışılacak şeyler değildir. Van’da Amed’li aday olur, Bingöl de bir Mardinli. Bu Kürt özgürlük hareketinin gelişmişlik düzeyini göstermektedir. Böyle olması aslında Kürt halkının ulusal birliğini hem bölgesel düzeyde hem dinsel düzeyde ne kadar geliştiğini göstermektedir. Alevilerin olduğu bir yerde, bir Sunin adayın gösterilmesi çok anlamlı ve değerlidir. Alevi Kürtlerle, Suni Kürtlerin birleşmesi çok önemelidir, değerlidir. suni Kürtlerin yoğun olduğu yerlerde bir alevi Kürtün aday olması, Kürt halkının birliğinin gelişmesi açısından değerlidir. Yine bir Türkün Kürdistan da aday olması anlamlıdır. Türkiye’nin siyasal birliği içerisinde sorunun çözümü açısından her türlü söylemden, propagandadan daha yüksek değeri olacak, bir yaklaşımdır. Bu açıdan klasik siyasal partilerinin seçimlerinde olduğu gibi senin adayın benim adayım şuralı buralı bizim aşirettendir değildir gibi yaklaşımlar yanlıştır. Mücadelemizin gücü, bu tür gerilikleri darlıkları ortadan kaldırdığı için büyüktür ve bu gün Kürdistan’da güçlü bir özgürlük mücadelesi ortaya çıkarabilmiştir. Eskiden bilindiği gibi isyanlarda, Bingöl, Amed ayağa kalkar Dersim seyrederdi. Dersim ayağa kalkar Mardin seyrederdi, Ağrı ayağa kalkar, Urfa seyrederdi. Kürt halkının baskı karşısında isyanlarında bile birlik sağlanamaz dolayısıyla, bu tür isyanlar kısa sürede ezilirdi. Şimdi Türk devleti her türlü baskıya rağmen, Kürt halkının özgürlük mücadelesini ezemiyorsa, bunun nedenin Kürtlerin bölgesel ve mezhepsel olarak birleşmiş olmasından ileri gelmektedir. Kürtleri dinsel azınlıkları Müslüman çoğunlukla daha uyumlu hale getirmiştir, Araplar, Türkmenler ve diğer ulusal azınlıklar arasındaki husumetleri aza indirmiştir. Dolayısıyla bu seçimde bu yünlü hiçbir kaygı taşımadan bütün Kürtleri, Kürdistanlıları demokrasi istemleri temsil eden Bin umut adaylarına oylarını vermelidir.

Bin umut adaylarının diğer bir özeliği ise seçilebilecek yerlerde kadın adaylarının aday gösterilmiş olmasıdır. Eğer bin umut mecliste kadın milletvekillerin en çok olduğu grup olacaktır. Bağımsız adaylar bu açıdan Türkiye parlamentosunda bir devrim yapacaktır. Bu açıdan tüm Kürt adaylarının tek bir oyu başka partilere ve adaylara gitmemelidir. Yine demokratlar, sosyalistler gerçekten kadın özgürlük çizgisini, kadının özgür olmasını aynı zamanda bir ülkenin demokratikleşmesi ve daha eşit bir topluma gitmesi için temel ölçüyse, kadın adaylarına fazlasıyla yer veren Bin umut adaylarını desteklemelidirler. Bin umut adayları içinde on kadar kadının meclise girmesi sadece kadının kaderini belirlemeyecektir. Kürt halkının da kaderini belirlemiş olacaktır. Kürt halkına şimdiye kadar geri gözüyle bakanlar, Kürt halkını küçümseyenler kadın adaylarının meclise girmesiyle kendilerinin ne kadar geri durumda olduklarını göreceklerdir.

Bu açıdan Kürt kadınları, Kürt halkının onuru olacakları, tüm Kürtlerin çağdaş, demokratik bir halk olduğunu da tüm dünyaya göstermiş olacaklardır. Kürt kadınına düşen diğer bir görevde seçimlerde oyunu dikkatli bir biçimde kullanarak, tek bir oyunun boşa gitmemesine dikkat etmesidir. Bu konuda okuma- yazma bilmeyenlere kesinlikle oy verme tatbikatı yaptırılmalıdır. Hem de bir iki defa değil defalarca yapılmalıdır. Nasıl ki, ordular savaşta tatbikat yaparak, zaferlerinin garantiliyorsa bu seçimde de okuma- yazma bilmeyen seçmenler oyunu doğru adaya verme konusunda, birçok alıştırma yapmalıdır. Nasıl oy vereceğini ortaya koyarak seçim zamanı oyunu yanlış vermeyecek bir bilinç ve pratik tutumu kazanmalıdır. Bunda kesinlikle tatbikat yöntemini küçümsememeleri gerekecektir. 

 

 


© 2006 PKK www.pkk-info.com