Ana Sayfa

     

 AMED’te Gerçekleşen Katliam Demokratik Siyasal Sürecin Gelişmesini İstemeyenlerin İşidir

 

          Sayın Murat Karayılan, Diyarbakır katliamıyla ilgili çeşitli açıklamalar oldu. Üzerinden dört gün geçmiş olmasına rağmen katliamı gerçekleştiren güçler hakkında henüz net bir bilgi belirtilmiyor, adres gösterilmiyor, bu konuda  siz ne diyorsunuz?

           Murat Karayılan: Bu katliamı yapanların adresi çok nettir. Ancak, muğlâklaştırmak ve yanlış adres göstererek katliamcı güçleri korumak isteyenler vardır.  Ama bu çabalarında sonuç alamayacaklardır. Çünkü bu katliamı yapanların adresi gizlenemeyecek denli açıktır.

           Katliamın gerçekleşme zamanı çok önemlidir. Şimdi Kürdistan özgürlük ve demokrasi hareketi başarılı bir biçimde gelişmektedir. Bu başarılı gelişme beraberinde bir takım siyasal sonuçları ortaya çıkarmıştır. Kürt sorunun demokratik siyasal çözümünden ürken “siyasallaşmak daha çok tehlikelidir” diyen çevrelerin bu gelişme sürecinden oldukça rahatsız oldukları bilinmektedir. Özellikle son dönemde birçok güç ve çevreden ateşkes ve barış çağrılarının yapıldığı, hareketimizin bu çağrılara olumlu karşılık vermekte olduğu, bir aşamada bu katliamın gerçekleşmiş olması, adresi de amacı da daha net gözler önüne sermektedir. Art niyetli olmayan herkes bunu görebilir. Amed’de yapılan katliam başta DTP olmak üzere birçok çevrenin yaptığı barış ve ateşkes çağrılarına verilmiş bir cevap,  süreci provake etmeye dönük bir çabadır.

          Yapılan Katliamın, Kürt sorununun demokratik siyasal çözüm sürecine girmek istemeyen, Türkiye’de barış ve huzurun gelişip halkların özgür birliğinden yana olmayan bunun yerine şiddet ve savaştan siyasal ve ekonomik rant sağlayan çevrelerin işi olduğu açıktır.

          Ancak bunu henüz cesaretli bir biçimde ortaya koyan yoktur. Şimdi bu konuda özellikle bir kesim Türk basınının ve yine bir kısım devlet yetkilisinin muğlaklaştırıcı açıklama  ve demeçleri  ibret vericidir. Yine bir kısım köşe yazarının da “at izi at izine karışıyor” diyerek çifte standartlı tutumlar geliştirdiğini görmekteyiz.

Şimdi burada bazı şeyleri açık açık koymakta büyük fayda vardır. Kürt sorunu artık Türkiye’nin en temel bir sorunu olarak gündeme girmiştir. Ve bu sorunun barışçıl-demokratik yöntemlerle çözümünü, her bakımdan dayattığı bir dönem başlamaktadır. Bu katliamın böyle bir sürecin başlamasından çıkarları bozulan, bunu istemeyen, şiddet siyasetinde diretmek isteyenlerin işi olduğu çok açıktır. Bu kesimlerin devlet içerisinde bir kanat, bir klik biçiminde bulunduğu, bunların sistem içinde bir gücü de temsil ettiği artık bilinen bir durumdur. Bunu gizlemeye gerek yoktur. Bunlar derin devletin daha derin olan bir kesimi, bir koludur. Aslında devlet içinde örgütlenmiş bir kliğin, şiddet ve bastırmadan yana olan bir kesimin faili meçhul cinayetlerin tezgâhlanmasından, Susurluk ve Şemdinli olaylarının geliştirilmesinden günümüze kadar gelen ve bugün de Diyarbakır’da kendisini bir kez daha açığa vuran bir gerçeklik söz konusudur. Bu zincirin giderek incelen bir halkası gibidir. Şimdi burada tüm Türk aydınları, demokrasiden yana olan güçleri, gerçek yurtsever, demokrat yazarları Kürt sorununu barışçıl yöntemlerle çözmek istiyorlarsa bir kere bu kliğe karşı kesin ve net tavır almaları gerekiyor. Böyle utangaç yöntemlerle, ürkek üsluplarla sorunu muğlâklaştırarak bu çete güçlerine cesaret verilmektedir. Ve eğer böyle olursa Türk-Kürt kavgası gelişir ve savaşın daha da tırmandırılması kaçınılmaz hale gelir. Böyle bir sürecin gelişmesi istenilmiyorsa herkesin öncelikle bu kliğe karşı tavır alması gerekiyor. Şimdi Türkiye’de cesaretli demokratik iradeye ve tavıra ihtiyaç vardır. Günümüzde her zamankinden daha fazla böyle bir tutuma ve tavra ihtiyaç vardır. Ancak böyle bir tavırla yürütülecek demokrasi mücadelesi temelinde bu güçlerin geriletilmesi ve halkların kardeşçe bir arada yaşama olanaklarını geliştiren yeni bir çözüm sürecinin gelişmesi imkan dahiline girebilir. O nedenle artık muğlâk ve belirsiz konuşmanın hiçbir anlamı yoktur. Herkes tutumunu net ortaya koymak durumundadır.Çifte standartlı yaklaşımlarla biz hiçbir yere varamayız. Devlet içinde örgütlenmiş birtakım çeteci odakların artık maskeleri düşürülmelidir. Türkiye’nin demokratikleşmesi, Türk-Kürt kardeşliğinin gelişmesi, Türkiye’nin huzura kavuşması ve bölgede en demokratik bir ülke haline gelmesinin yolu buradan geçmektedir. Bu nedenle, demokrasi, barıştan ve insan haklarından yana olan tüm kesimleri bu karanlık güçlere karşı açık mücadele vermesi gerekmektedir. Gün mücadele günüdür, gün Türkiye’nin en temel sorunu olan Kürt sorununu ve demokrasi sorununu doğru ele alma ve bu temelde Türkiye’nin yaşadığı bütün handikapları aşma mücadelesinin yükseleceği bir gündür. Bu anlamda herkesin sorumlu davranması mücadele yürütmesi, ortamı provake etmek isteyen bu tür şer odaklarına karşı tavır sahibi olması gerekmektedir.

 Bazı kesimler de bu katliamcı güçleri koruma pozisyonunu açık açık sürdürmektedir. Örneğin yapılmış bu katliamı hareketimize yükleme pişkinliğini bile gösteren vardır. Yavuz hırsız misali hem vahşi bir biçimde çocuklarımızı öldürüyorlar hem de üstümüze atmaya çalışıyorlar. Nasıl olur, demokrasinin kalesi olan Diyarbakır gibi bir şehirde ve halkının yüzde doksanının hareketimizin sempatizanı olduğu bir semtte hem de geleceğimiz olan çocuklarımızın bulunduğu bir parkta, hareketimiz bomba patlatacakmış! Olur mu böyle şey? Yapılan katliam, sözüm ona misilleme adı altında bize karşı yapılmış halkımıza karşı yapılmış bir saldırıdır. Bunu çarpıtma, bunu farklı bir biçimde göstermek bu alçakça katliamı yapanları korumak başka bir anlama gelmemektedir.

 Olayı TİT diye bir örgüt üstlenmiştir. Bakıyoruz, Türk basını hiç oralı bile olmuyor. Böyle bir şey olamaz, diyorlar.  Yani resmen TİT’i savunma ve sahiplenme var. Peki, bu örgüt yıllardır sağa-sola tehdit savuruyor bu kadar katliam yapıyor niye açığa çıkarılmadı? Niye teşhir edilmiyor, niye bu TİT kimdir, nasıl ve nerde kuruldu, başkanı kimdir diye sorulmuyor. Kaldı ki bunlar bilinmeyen şeyler değildir. Kısaca bize göre her şey açıktır Şimdi Türkiye cumhuriyeti hükümeti ve Türkiye’de demokrasiden yana olan tüm kesimleri tarihsel bir imtihan ile karşı karşıyadırlar. Gerçekten bu şer odaklarını açığa çıkaracaklar mı çıkarmayacaklar mı, üzerine gidilecek mi gidilmeyecek mi? Bu netleşmelidir. Eminim üzerlerine gidilirse çok kısa sürede açığa çıkarılabilecek durumdadırlar. Çünkü bunlar sırtlarını dayadıkları güçlere güvendikleri için öyle kendilerini fazla örgütleyip gizli konumlandırdıklarını da sanmıyorum. Ciddi bir araştırma ve incelemeyle kısa sürede açığa çıkarılabilinecek bir durumdur. Şimdi bu konuda Şemdinli olayı sürecinde sayın başbakan Şemdinli’ye gelerek “bu olayın arkasında kim olursa olsun üzerine gideceğiz” dedi. Ama sonra bunu başaramadı. Ben bu konuda Türkiye’deki tüm demokrasi güçlerini aydın, yazar, sanatçı bütün çevrelerin Türkiye’nin temiz ve Demokratik bir ülke olmasını isteyen tüm çevrelerin mücadele ederek devlet içerisinde bu güçlere karşı tavır almak isteyenlere de cesaret vermeleri gerektiğini düşünüyorum. Yani sorun çok daha kapsamlı ve çok daha köklü bir biçimde ele alınarak açığa çıkarılabilecek bir sorun durumundadır. Bu açıdan gelişen süreç karşısında herkesin bu konuda sorumluluklarına sahip çıkmaları gerektiğini belirtmek istiyorum.

 

Bu bir sürecin başlangıcı mı, bu tarz olaylar devam edebilir mi, bu olaylar nasıl önlenebilir?

Murat Karayılan: Şimdi anlaşılıyor ki, bu işi tertipleyen odaklar 12 Eylül askeri faşist cuntanın yıldönümünde, yani 12 Eylül gününde bu katliamı geliştirerek kendince bir süreci başlatmak istiyorlar. Ama herhangi bir biçimde amaçlarına ulaşmaları söz konusu değildir. Çünkü daha çok provakatif  ve gelişen süreci sabote etmeye dönük bir saldırıdır.  Bu katliam halkları birbirine karşı kışkırtma ve Kürt halkını korkutma ve sindirmeyi hedeflemektedir. Ancak halkımız bundan korkmayacak, yılmayacak ve sindirilemeyecektir. Herhangi bir biçimde bu tür olaylarla halkımız üzerinde ve hareketimiz üzerinde olumsuz bir etki yaratmaları söz konusu değildir. Fakat bu tür saldırılar gelişebilir. Çünkü bu halk düşmanları güçsüz ve korkaktırlar. Halkımızın belirli bir tedbirliliği karşısında yine hareketimizin tutarlı duruşu, politikası temelinde gelişecek olan özgürlük ve demokrasi mücadelesi bu tür provakatif girişimlerin hepsini boşa çıkarabilecek güçtedir. Halkımız gereken cevabı verebilecek bilinç ve örgütlülüktedir. Onun için halkımız ve hareketimiz bu tür saldırılara karşı daha bilinçli, daha örgütlü boşa çıkarıcı bir tutum ve yaklaşımla sürece yaklaşmak durumundadır. Dolayısıyla sürecin rantçı, çeteci güçlerden yana değil de demokrasi ve özgürlük güçlerinden yana ilerlemesi ve gelişmesi için daha sorumlu davranacağımızı belirtmek istiyoruz, biz herkesi göreve çağırırken, öncelikle kendimiz tabi görevlerimizin bilincinde olmak durumundayız. Ve bu konuda olması gereken sorumlu, tutarlı, boşa çıkarıcı demokrasi ve özgürlük güçlerini daha da güçlendirici bir siyaset ve duruşu sergileyerek bu tür saldırılar karşısında sorumluluklarımızın gereklerini hareket ve halk olarak yapacağız

 

Saldırıların hedef durumundaki Kürt halkı ve özellikle Amed halkı bu saldırılar karşısında nasıl mücadele yürütmeli bu konuda bir mesajınız var mı?

          Murat Karayılan: Halkımıza karşı gerçekleştirilen bu katliam hepimizi derinden üzmüştür. Özellikle çocuklarımızın hedeflenmiş olması hem üzücü hem düşündürücüdür. Kürt halkına karşı yapılan bu katliamdan dolayı tüm halkımıza ve bu olayda şehit düşen çoğu henüz çocuk olan Şehitlerimizin ailelerine baş sağılığı diliyorum, yaralılara acil şifalar diliyorum. Küçücük çocukları hedefleyerek sözüm ona amaçlarına ulaşmak istemektedirler. Bu katliam sahiplerinin gerçek yüzünü de göstermektedir. Onları nefretle kınıyorum. Katliam halkımız ve hareketimiz için üzücü olmuştur. Ama biz metanetimizi kaybetmeyeceğiz, soğukkanlı davranarak Dilan, Şilan ve Mizginlerin hesabının sorulması için özgürlük ve demokrasi mücadelesinin Başkan Apo’nun başarı tarzında daha fazla ısrarlı olacağız. Bu temelde bu alçakça saldırı sahiplerinin gerçek yüzünü açığa çıkararak  hesap sorulması için gereken tüm mücadele esaslarını geliştirerek sorumluluklarımızın gereklerini yerine getireceğiz. Biz şehitlerimize verdiğimiz sözü bu genç askerler gerçeği karşısında da yineliyoruz.

         Başta Amed halkı olmak üzere tüm halkımız sürecin hassas bir süreç olduğunun bilincinde olmalıdır. Halkımızın geçmişte olduğu gibi bugün de sorumlu, bilinçli ve örgütlü davranarak katliamcı güçlere gereken cevabı vereceğine inanıyorum. Amed halkı bu tür saldırılar karşısında ürkecek bir halk değildir. Buna gereken cevabı vereceği kesindir.  Tüm Kürdistan halkı daha fazla birlik olmalı, daha fazla kendini örgütleyerek iradi bir güç haline getirmeli ve bu temelde bu tür saldırılar karşısında iradeli, bilinçli duruşu sergileyebilmelidir. Çocuklarımız hedefleniyor. Kadın, çocuk denilmeden herkesin hedeflendiği bir ortamda bizim birbirimize daha fazla sahip çıkmamız gerekiyor. Onun için tüm Amed halkının şehit ve yaralıların ailelerine daha fazla sahiplenmeleri temelinde daha güçlü bir biçimde kenetlenmeleri gerekiyor. Yarın Amed’te yapılması düşünülen bu katliamı protesto mitingine tüm halkımızın katılması ve ülke çapında demokratik barışçıl eylemlerle halkımıza dönük yapılan bu saldırıları kınamaları en güçlü bir cevap olacaktır. Bu temelde yarın Amedde yapılacak miting başta olmak üzere yapılacak olan protesto mitinglerine herkesin katılım göstererek en azından bu yöntemle de olsa rantçı, çeteci güçlere cevap verilmeli, demokratik çözüm, barış ve kardeşlikteki ısrarı yeniden tekrarlamalı ve bu konudaki gür sesini bu vesileyle bir kez daha herkesin duyabileceği biçimde haykırmalıdır.

          Hükümet ve devlet yetkilileri, Türkiye metropollerinde kitleler ırkçı-şoven propagandalarla zehirlenerek Kürt halkına karşı linç eylemlerine yönlendirilmekte olduğunu görmektedirler. Bugüne kadar bu konuda yaptığımız tüm çağrılara rağmen henüz ciddi bir tedbir alınmış değildir. Öyle anlaşılıyor ki bu eylemlerle Kürt halkını sindirmeye çalışmakla, Amedde yapıldığı biçimde katliam yapmakla hareketimizi zayıflatma ve halkımızı sindirmeyi hedeflemektedirler. Bunun ne kadar boş ancak tehlikeli bir plan olduğu ortadadır. Yapılanlar halklarımızın birlikte yaşama imkânlarını tehlikeli bir biçimde zorlamaktadır. Bunun tarih ve halklarımız karşısındaki sorumluluğu gerçekten ağırdır. Bütün imkânlar kullanılarak, tehlikeli bir biçimde tırmandırılan bu saldırılara derhal son verilmelidir. Özellikle hükümet daha kararlı bir biçimde katliamı yapanları ve ardındaki güçleri açığa çıkarmak için sorumluluklarının gereklerini yapmalıdır. Aksi taktirde halkımıza karşı yapılan katliamdan hükümet ve Türkiye cumhuriyeti devleti de sorumlu tutulacaktır.

  


© 2006 PKK.ORG