|
Komployu Direnişimizle Yıkacağız
Cemil Bayık
Türkiye’de
şoven milliyetçilik alabildiğine
geliştiriliyor. Ne oldu da Türkiye
birden bire neredeyse tüm dünyayı
ayağa kaldırdı. PKK’ye karşı
yürütülen savaş geçmişte de vardı.
Ölümler geçmişte de oluyordu. Şimdi
bu kadar öfkeli ve saldırgan
olmalarının sebebi nedir?
Amerika kapitalizmin geldiği yeni
aşamanın çıkarları doğrultusunda
Ortadoğu’yu düzenlemeye çalışıyor.
Bu düzenlemeyle statükoya dayalı
yapıları zayıflatmaya ve bu
statükoya dayalı ulus devlet
rejimlerini güçsüzleştirmeye
uğraşıyor. Türkiye’ye yeni Ortadoğu
denkleminde kendi anlayışına ve
çıkarlarına göre yer vermek istedi.
Ne var ki Türkiye Kürt sorunundaki
inkarcı zihniyeti nedeniyle ABD’nin
istediği Türkiye-Irak eksenli böyle
bir düzenlemeye yanaşmadı. Bunu
kendi çıkarları için tehlikeli
gördü. Bunun yerine Suriye ve
İran’la ilişkilerini sürdürdü. Hatta
Kürt ve ırak meselesinde ortak
politikalar yürüttü. Bu da ABD ile
Türkiye'yi bu konularda karşı
karşıya getirdi. ABD ısrarla
Türkiye'nin İran ve Suriye’den uzak
durmasını sağlayıp, Ortadoğu'da
öngördüğü yeni sistemi benimsetmek
istedi. Türkiye, uzun bir süre bu
tarzda bir yer almayı çıkarlarına
ters gördüğü için kendi anlayışını
dayatmak istedi. Bundan dolayı ABD
de Türkiye'yi düzenlemenin dışında
tutuyormuş gibi bir izlenim
yaratarak sıkıştırmak istedi. ABD,
Türkiye’ye “eğer benim
biçimlendirmeye çalıştığım
Ortadoğu'yu kabul edersen bu
düzenlemede sana yer verebilirim;
aksi takdirde yer alamazsın, dışında
kalırsın, bundan da sen zarar
görürüsün” mesajını verdi. Bunun
sonucu da Türkiye, oluşturulan yeni
dengelerin dışında tutuluyormuş gibi
bir endişeye kapıldı. Türkiye son
dönemlerde ciddi bir endişe
yaşıyorsa ve bu endişesini
gerilimlerle dolu biçimde dışa
vuruyorsa bir nedeni budur. Çünkü
Türkiye Ortadoğu'da bölgesel bir güç
olmanın çabasında. Önce bunu ABD’ye
rağmen yapmak istedi. Hatta bunu
şantajlarla ABD’ye kabul ettirmek
istedi. Hâlbuki Türkiye'nin böyle
bir gücü yoktu. Bu Türkiye açısından
büyük bir yanılgıydı. Gerçekten
Irak’ta oluşturulan statüyü kabul
etmeyip ABD’yi zorlayacak
Türkiye-İran-Suriye ittifakını
geliştirerek ABD’ye istediği tarzda
kendisini kabul ettirebileceğini
sanarak büyük bir hataya düştü. Uzun
süre bu çizgide direnmesi onu
giderek Ortadoğu'da güç olmanın
dışında kalmaya doğru itti. Son
zamanlarda Türkiye bunu gördü. Bu
yanılgısını aşmadığı takdirde
oluşturulan Ortadoğu düzenlemesinde
yer alamayarak, yaşadığı sorunların
daha da ağırlaşacağını, bunun da
Türkiye’nin geleceği için ciddi
tehlikeler yaratacağını anladı.
Bunun için İngiltere’ye, ABD’ye
geziler yaptı.
Kürt özgürlük hareketi uzun
yıllardır bir mücadele yürütüyor ve
bu mücadelesiyle Türkiye'yi köşeye
sıkıştırdı. Bu nedenle Türkiye çok
ağır sorunlar yaşamaya başladı.
Bununla birlikte ABD’nin Ortadoğu'yu
kapitalizmin çıkarlarına göre
yeniden düzenleme girişimi Türkiye
üzerinde önemli etkilerde bulundu.
Bu etkilerle Kürt özgürlük
hareketinin yarattığı etkiler
birleşince Türkiye'nin sorunları
daha da ağırlaşmaya, tehlikeli bir
hal almaya başladı. Türkiye içine
düştüğü bu durumdan çıkarak, yeniden
düzenlenen Ortadoğu’da yer alabilmek
için Kürt Özgürlük Hareketi’ni
ezmeyi önüne koydu. Ya Kürt sorununu
barışçıl, demokratik yoldan çözerek
Ortadoğu'daki yeni düzenlemede güçlü
bir tarzda yer alır ya da Kürt
Özgürlük Hareketini ezerek, Kürtleri
sindirerek bu problemden kurtulup,
Ortadoğu'da bölgesel bir güç haline
gelebilirdi. Türkiye, sorunu çözmeyi
değil ezmeyi önüne koydu. Ezerek bu
sorundan kurtulma ve bölgedeki
düzenlemede yer alma çabası içine
girdi. Çünkü Özgürlük mücadelemiz
duruşuyla bütün Kürtlerin güç
kaynağı haline geliyor, bütün
parçalarda Kürtlere ruh veriyor,
Kürtler özgürlük için mücadelelerini
her parçada yükseltiyordu. Bu
Türkiye'yi oldukça rahatsız
ediyordu. Bu nedenle Kürt Özgürlük
Hareketi’nin bu duruşunu ezmek ve
Kürtleri sindirip teslim alarak bu
temelde Kürt sorunundan kurtulup
bölgesel bir güç olmayı önüne koymuş
durumdadır. Bu hedefini
gerçekleştirmek için Türkiye, bir
yandan içte şoven milliyetçiliği
sınırsız geliştirip Kürtleri
sindirmek, dışta da bu şoven
milliyetçiliği arkasına alarak dış
kamuoyu oluşturmaya yöneldi.
Türk Devleti’nin etkili güç odakları
dış ve iç kamuoyunu arkasına alarak
Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezmek için
AKP’yi kullanmaktadır. Çünkü AKP’nin
hem KDP ve YNK’yle ve Kuzey’deki
işbirlikçi, milliyetçi çevrelerle
ilişkileri güçlü, hem de Arap
devletleri ve İran ile ilişkileri
güçlüdür. ABD ve Avrupa’nın da
desteği var. Türk Devleti AKP’nin bu
konumundan da yararlanarak, hedefine
ulaşmak istiyor. Nasıl ki Türkiye
AKP’yi kullanmak istiyorsa, ABD de
Türkiye'yi; Türkiye'de de AKP’yi
kullanarak hedefini gerçekleştirmek
istiyor. ABD Türkiye'yi
kullanabilmek, istediği çizgiye
çekebilmek için AKP vasıtasıyla
Türkiye'de siyasal İslam'ı
geliştirdi. Eğer AKP iktidara
geldiyse, bu önemli oranda ABD’nin
desteğiyle gerçekleşti. ABD,
Türkiye'nin politikalarını kendi
politikalarıyla uyumlu hale
getirebilmek, Türkiye'yi Ortadoğu'da
kendi stratejik amaçları ve
çıkarları temelinde kullanabilmek
için siyasal İslâm’ın iktidara
gelmesini uygun gördü. Bu modeli
Türkiye’den başlayarak Ortadoğu'ya
yaymak istemektedir. ABD’nin bölge
politikalarına eklemlenmeye çeşitli
kaygılarla direnen Türkiye, 22
Temmuz seçimleriyle birlikte ılımlı
siyasal çizgide olan AKP’yle
birlikte Türkiye, ABD’nin öngördüğü
yeni Ortadoğu projesine adım atmış
bulunmaktadır. ABD’nin Türkiye'yi
kullanması, Türkiye'nin AKP’yi
kullanması sonucu olarak Türkiye'de
şoven milliyetçiliğin sınırsız
gelişmesi ortaya çıktı. Çünkü PKK
aşılmadan AKP bu rolünü istenilen
düzeyde yerine getiremezdi. Dikkat
edilirse son iki ayda şovenist bir
dalga Türkiye’de yayıldığı halde ne
ABD, ne de Avrupa bu faşist
yükselişe ses çıkardı. PKK’nin
duruşu ve yarattığı özgürlük
hareketi, halk ve kişilik olarak ABD
ve Türkiye'nin çıkarlarıyla
örtüşmüyor. Hatta onların
politikalarına engel çıkarıyordu.
Çünkü ABD işbirlikçi Kürt’le
Türkiye'yi uzlaştırıp her ikisini de
çıkarları için kullanmak
istemekteydi. Ortadoğu’daki
hedeflerine ulaşmak isterken bu iki
çevreyi bir araya getirmeyi gerekli
görmektedir. Türkiye ise Ortadoğu
düzenlemesinde yer almak istiyor,
ama Kürdü inkar ederek buna ulaşmayı
hedefliyordu. Türkiye her ne kadar
uzun bir süre ABD’nin istediği
işbirlikçi Kürt’le ilişkiyi
reddettiyse de, gelinen aşamada buna
karşı direnecek gücünün kalmadığını
gördü. Sonuçta ABD’nin
politikalarına gelmiş bulunmaktadır.
Son günlerde TC bütün gücüyle PKK ve
Kürt sorununu tümden bitirmek için
çok yoğun çalışıyor. Babacan’ın
Ortadoğu ziyaretleri, İstanbul’da
yapılan “Irak’a komşu ülkeler
toplantısı”, ABD Dışişleri
Bakanı’nın Türkiye gelişi ve
Erdoğan’ın Londra ve Bush
görüşmeleri ve son olarak Avrupa’da
yaptığı görüşmeler bu temelde
yürütülmüştür. Açıklamalar ve ortaya
çıkan pratikten görüldüğü gibi
PKK’ye yönelme konusunda belli
düzeyde destek aldığını
göstermektedir. Bu destekler ne
düzeydedir, saldırılardan amaçlanan
nedir?
Türkiye'de Özel Harp Dairesi’nin
PKK’yi bitirmek ve Kürt sorununu bu
tarzda çözmek için yoğun bir çaba
içerisine girdiğine tanık oluyoruz.
Türkiye'deki şoven milliyetçiliğin
sınırsızca geliştirilmesi tamamen bu
daire tarafından örgütlendirilip,
geliştiriliyor. Özel Harp Dairesi
ABD tarafından oluşturulan bir
dairedir. Bu daire Türkiye'de
devrimci-demokratik-sosyalist
hareketleri ezmek için
oluşturulmuştu. Geçmişte daha çok
sosyalizme ve Türkiye'deki sol
harekete karşı örgütlendi, eylem
gerçekleştirdi. Her türlü yöntemi
uygulamayı mubah saydı. Bu daire
bugün de Kürt Özgürlük Hareketi’ni
tasfiye etmek için bütün gücüyle
çalışıyor. Her türlü yöntemi
uygulamaktan çekinmiyor.
Türkiye'deki şoven milliyetçiliğin
örgütlendirilip, geliştirilmesinde,
Kürtlere karşı linçlerin,
hakaretlerin, talan, baskı,
işkencelerin, sindirmelerin ve
katliamların arkasında hep Özel Harp
Dairesi vardır. Bu daire hem içte,
hem de dışta Türkiye siyasetine yön
veriyor.
İçte daha çok Kürtlere karşı kin,
nefret, düşmanlık geliştirilip Kürt
halkı sindirilerek, PKK bu tarzda
tasfiye edilmeye çalışılırken, dışta
da bu tasfiyenin uluslararası
dayanakları yaratılmaya çalışılıyor.
Dışişleri Bakanlığı bunu sağlamak
için yoğun ziyaretler ve görüşmeler
yapıyor. Yoğun pazarlıklar yapıyor.
Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezmek için
taviz üstüne taviz veriyor. Yine
bugüne kadar ayak direttiği
politikalardan vazgeçiyor. ABD’nin
Ortadoğu politikalarına yatıyor.
Türkiye bu süreçte sadece ABD ve
Avrupa ile bu pazarlıkları
yürütmedi, Ortadoğu'daki çeşitli
güçlerle de görüşme ve pazarlıklar
yürüttü. Çok ilginçtir; en son Suudi
Arabistan kralını da ağırladı ve
madalyalar verdi. Suudi Arabistan’ın
da desteğini alarak Ortadoğu’da hem
Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezme, hem
de bölge düzenlemesinde dışta
kalmamak için belli bir rol almaya
çalışıyor.
Görüşmeler sonrası yapılan
açıklamalardan ve uygulamalardan
ortaya çıkıyor ki, Türkiye
gerçekleştirdiği şantaj, tehdit ve
pazarlıklar sonucunda bazı
amaçlarına ulaşmış gibi görünüyor.
Çünkü en son ABD Başkanı, PKK’nin,
ABD’nin de, Irak’ın da düşmanı
olduğunu söyledi. Yine Türkiye'ye
her türlü istihbaratı vereceğini
açıkladı. İki devletin
Genelkurmayları arasında bunun için
bir mekanizmanın oluşturulacağını
açıkladı. Irak’taki en üst ABD
komutanının bu mekanizmada yer
alacağını belirtti. Bunun pratikte
bazı uygulamalarının geliştiğine
tanık oluyoruz. Erdoğan-Bush
görüşmesinde Kürt Özgürlük Hareketi
aleyhine bazı olumsuz kararlar
alındığını görüyoruz. O görüşmelerde
ABD’nin hem kendi istemlerini
Türkiye'ye kabul ettirdiği, hem de
Türkiye'nin bazı istemlerini ABD’ye
kabul ettirdiği ortaya çıkıyor.
Çıkan sonuçlara göre Türkiye, Irak
ve Güney Kürdistan'da istikrarsızlık
yaratmayacak, KDP ve YNK’yi
hedeflemeyecek, sadece PKK’ye
yönelecektir. Bunun karşılığında da
ABD, Irak, YNK ve KDP’yi de çeşitli
biçimlerde kullanarak, Türkiye'ye
PKK’nin tasfiyesinde destek
sunacaktır. Bu konuda anlaştıkları
çok net görülüyor. Zaten Türkiye KDP
ve YNK’i hedeflemeyecekti. Tamamen
şantaja başvuruyordu. ABD tarafından
istekleri kabul edilmezse sorun
çıkaracağını ve istikrarsızlık
yaratacağını belirterek istemlerini
kabul ettirmek istiyordu.
Türkiye'nin istemi ABD, KDP ve
YNK’nin PKK’ye yönelik saldırılara
askeri olarak bizzat katılmaları
yönündeydi. Türkiye biliyordu ki bu
güçler askeri olarak Türkiye ile
birlikte harekete geçmezse, sadece
kendisinin yapacağı operasyonlarla
sonuç alamayacaktır. PKK’yi ortadan
kaldırmayı gerçekleştirmek için
mutlaka onlarında içinde yer alması
gerekiyordu. Tabii ki ABD, YNK, KDP
askeri operasyonlarda yer almayı
şimdilik kendi çıkarlarına uygun
görmüyor, ama PKK’nin ezilmesinde
her türlü desteği verebileceklerini
söylüyorlardı. Ancak Bush-Erdoğan
görüşmesi ardından ileride öyle bir
saldırıya ortak olacakları bir
sürecin başlatıldığını görmekteyiz.
AB’nin de Türkiye'yi haklı gördüğünü
açıklaması, ABD’nin istihbarat
vermesi, YNK-KDP ve Irak’ın
yaklaşımları böyle bir planlama
yapıldığını göstermektedir. YNK-KDP
bu görüşmelerden sonra Maxmûr
üzerinde baskılarını arttırdı,
PÇDK’nin bürolarını kapattı, Irak
hükümetiyle birlikte Kürt Özgürlük
Hareketi’nin Güney’deki hareket
imkanlarını ortadan kaldırdığını
açıkladı. Hastaların tedavilerini
engellemeye başladılar. Kürt
Özgürlük Hareketi’ni Medya Savunma
Alanları’nda hareketsiz bırakarak,
Türkiye'nin yoğun operasyonlarıyla
birlikte kadrolarının iradesini
kırma, bu tarzda çözülmelerini
sağlayıp teslim alma gibi bir planı
uyguladıkları ortaya çıkmış
durumdadır. Türkiye'nin Medya
Savunma Alanları’nda hava
saldırıları, nokta operasyonlar
yapması, hareketin yönetimine
yönelik özel operasyonlar
geliştirilmesi kararlaştırılmış
durumdadır. Bunlar yapılırken
Güneyli güçlerin Kürt Özgürlük
Hareketi’nin Medya Savunma Alanları
dışındaki alanları kullanmaması,
destek görmemesi için tedbirler
alması da alınan ve adım adım
uygulamaya geçirilecek
kararlardandır.
Türkiye’nin amacı Kürt Özgürlük
Hareketi’ni tümden tasfiye etmektir.
Zaten bu amaçlarını açıkça ilan
etmişlerdir. ABD yaptığı
açıklamalarla Kürt Özgürlük
Hareketi’ni ortadan kaldırmayı
hedeflediğini defalarca ortaya
koymuştur. KDP-YNK her ne kadar bunu
açıkça söylemeseler de, “PKK Kürt
halkına, Güney Kürdistan
federasyonuna zarar veriyor” gibi
açıklamalar yapmaktadır. “PKK
koşulsuz olarak silah bırakmaz,
ateşkes ilan etmezse pişman
olacaktır” gibi açıklamalar yaparak
PKK’nin tasfiyesinde yer
alacaklarını ve bunu
gerçekleştirmede üstlerine düşen
rolü yerine getireceklerini ortaya
koymuşlardır. Açıkça uluslararası
komplonun üçüncü aşaması
gerçekleştirilmek istenmektedir. Bu
aşamada yer alan güçler yine eskiden
uluslararası komploda da yer alan
güçlerdir. Birinci aşamada yer alan
güçlerin tümü yer almasa da, önemli
bölümü komplonun yeni aşaması
içindedirler. Bu aşamayla birlikte
özgür Kürdü ve Kürt Özgürlük
Hareketi’ni ortadan kaldırmak, Kürt
sorununda işbirlikçi Kürt dışında
hiçbir güç bırakmamak amaçlanmıştır.
Son zamanlarda “Güney’e
yönelmeyeceğiz, hedefimiz sadece
PKK’dir” söylemi fazlasıyla
dillendirilmiştir. Öyle ki
beklenmedik biçimde Erdoğan’ın
ABD’den dönüşünden birkaç gün sonra
Deniz Baykal da “Güneylileri
kendimize dost yapalım, oradaki
gençleri Türkiye'ye getirtelim,
onları okutalım, ekonomik ambargo
uygulamayalım” diyerek “U” dönüşü
yapmıştır. Türk devletinin Güney’e
yönelik bu söylem değişikliğini neye
bağlıyorsunuz? Gerçekten de Türkiye
Güney Federasyonu’nu içine sindirdi
mi? PKK’nin tasfiye edildiğini
varsaydığımızda Güney’e yaklaşımları
bu söylemdeki gibi olur mu?
Türkiye'nin Güney’e girmeyeceği, KDP-YNK’i
hedeflemeyeceği aslında bugün değil,
daha önceden de tarafımızca
biliniyordu.
Türk Devleti PKK ve bu
güçlere birlikte saldırdığı takdirde
bırakalım PKK’yi ezmeyi, Kürtler’de
büyük bir birlik ruhu ve direnç
ortaya çıkararak Kürdistan'ın
Türkiye’den kopmasını getirecek bir
sonuçla karşılaşacaktır. Böyle bir
durum sadece Kuzey’de değil, tüm
parçalarda Kürtlerin ayağa kalkması
ve tüm Kürdistan'da inkarcı
sömürgeciliği ortadan kaldıran özgür
Kürdistanlar gerçeği tarih sahnesine
çıkacaktır. Bu nedenle Türkiye
gerçek anlamda hiçbir zaman hem PKK,
hem de KDP ve YNK’yi hedefleyen bir
planlama yapmamıştır. Ancak Türkiye
şantaj ve tehditlerle sanki Güney’e
girecekmiş, Güney’de bir
istikrarsızlık yaratacakmış gibi bir
izlenimi son ABD-Türkiye görüşmesine
kadar yaratmaya çalıştı, böyle bir
politika izledi. Çünkü ABD’nin
Irak’ta sıkıştığını biliyordu.
Türkiye’nin Güney’e girmesi, YNK-KDP’yi
de hedeflemesi ABD’yi zorlardı.
Bunu zaten İlker Başbuğ bir
konuşmasında dillendirmiş, “Belki
Irak’ta bir sonuç alamayabiliriz,
ama ABD’ye çok ağır sorunlar da
yaratabiliriz” demişti. Bu
politikanın gereği olarak hep
Güney’e gireceklerini
dillendirdiler. Bu bir şantaj ve
tehditti. Bu politikayı KDP-YNK,
Irak ve ABD’yi istedikleri noktaya
çekmek için yapıyorlardı. “Mademki
istikrarsızlık istemiyorsunuz,
çıkarlarınızın tehlikeye girmesini
istemiyorsunuz, o zaman benim PKK’yi
tasfiye planımı onaylamanız ve bu
planda yer almalısınız” dayatmasında
bulunuyordu. “Fiili olarak yer
almıyorsanız bile her türlü desteği
bana sağlamanız gerekir” diyordu.
Esas amacı da ABD’yi ikna ederek KDP-YNK’yi
PKK’yi tasfiye hareketinde yer
almaya ikna etmekti. Bu amaçla bütün
bu şantaj ve tehditleri yapıyordu.
Bu amacına ulaşmak için içte
şovenizmi geliştirerek, bunun PKK’ye
yönelmediği için ABD karşıtlığı
haline geldiğini vurgulayarak
Türkiye’de yoğun bir ABD düşmanlığı
ortaya çıktığını kabul ettirmeye
yönelmiştir. Bir yandan bu sahte ABD
düşmanlığı, diğer yandan Güney’e
giriş şantaj ve tehdidi ile ABD
karşısında pazarlık gücünü
arttırmayı, istediği sonucu almayı
hedefliyordu. Dikkat edilirse ABD
görüşmelerinden sonra bu
politikalarını değiştirmeye
başladılar. Şoven milliyetçiliği
tırmandıran, teşvik eden güçler
hemen bunu yumuşatmaya başladılar.
Çünkü şoven milliyetçiliği o kadar
geliştirdiler ki giderek
denetimlerinden çıkma eğilimi
göstermeye başladı. Hatta
kendilerine yöneldi. ABD
karşıtlığının bumerang gibi
kendisini vurmasından korkarak
ABD’ye dostluk üslubu geliştirilmeye
başlandı. Güneye yönelik savaş ve
operasyon tehdidinden vazgeçip
Güneylilerle her türlü ilişkiye
girmek istediklerini açıklamaya
başladılar. Çünkü izledikleri
politikalarla ABD görüşmelerinde
istedikleri düzeyde olmasa da kısmi
bazı sonuçlar elde etmişlerdi. Artık
o şantaj ve tehdidi geliştirmeleri
anlamsızdı. Hatta tehlikeliydi. O
yüzden üslup değişikliği şarttı.
Deniz Baykal’da bir “u” dönüşü
gerçekleştiyse bu yüzden
gerçekleşti. Görüşme öncesi politika
da bilinçliydi. Görüşmeyi etkilemek
için söylemler keskinleştirilmişti.
Görüşme sonrası yumuşamada aldıkları
sözlerin daha etkili pratikleşmesi
için gündeme getirilmiştir.
Türkiye'nin hiçbir zaman Güney’e
girme, KDP-YNK’yi hedefleme gibi bir
politikası olmamıştır. Amacı tümüyle
PKK’yi ezmektir. Dolayısıyla tüm
Güney Kürdistan’ı hedefler gibi bir
durum varmışçasına Güney
operasyonundan söz etmek yanlıştır
ve esas gerçeği gözden kaçırmaktır.
Türkiye sınır ötesi hareket derken
Kuzey Kürdistan'daki imha hareketini
Medya Savunma Alanları’na da taşıyıp
uluslararası komplonun üçüncü
aşaması gereğince Kürt Özgürlük
Hareketi’ni, PKK’yi ortadan
kaldırmaktan ve özgür Kürdü tasfiye
etmekten söz etmektedir. Öyle KDP-YNK’ye
yönelik bir operasyon söz konusu
değildir. Tam tersine, Türkiye-ABD
görüşmeleriyle ortaya çıkan sonuç;
Türkiye ile Güney’in ve Irak’ın
yakınlaştırılması olmuştur. Zaten
ABD uzun süredir bunu sağlamaya
çalışıyordu. Bunu sağlamadan
Ortadoğu'daki hedeflerini
gerçekleştiremeyeceğini
düşünmektedir. Uluslararası
komplonun geliştirilmesindeki en
önemli amaç; Rêber Apo’yu, PKK’yi ve
Özgür Kürdü etkisizleştirerek KDP ve
YNK’yi Kürdistan'ın tamamına egemen
kılmak, işbirlikçi Kürtle Türkiye'yi
uzlaştırarak bu ikisini kendi
stratejik amaçları için kullanmaktı.
Komplonun birinci aşamasında Önder
APO esir alındı ve İmralı sistemi
içinde etkisiz kılınmaya çalışıldı.
Ardından hareketin yönetimi üzerinde
duruldu. Yönetim korkutulup hareket
tümden teslim alınmak istendi.
Ferhat-Botan gibi hainler bu plana
yattı. Bunlar vasıtasıyla hareket
ele geçirilmek istendi. Bunlarla
hareket parçalanmak, ele geçirilmek
ve komployla bütünleştirilmek
hedeflendi. Bunlar komplonun ortaya
çıkardığı inkarcı ve ihanetçi bir
güruhtu. Önemli tahribatlar
yaşatmasına rağmen hareket bunun
önünü almasını bildi, yeniden
kendini toparlayarak bir mücadeleye
girdi. Uluslararası komplocu güçler
bu nedenle komplonun üçüncü
aşamasını gündemleştirdi.
Türkiye uluslararası komplonun PKK
üzerindeki amaçlarını bildiği için
bundan yararlanarak KDP ve YNK’nin
daha önce olduğu gibi desteğini
alarak PKK’yi ortadan kaldırmayı,
eğer bunu başarırsa arkasından
Kürtler adına ne varsa hepsini
etkisizleştirmeyi hedeflemektedir.
Türkiye şunu çok iyi biliyor; Kürt
Özgürlük Hareketi’ni ortadan
kaldıramazsa, Kürtler adına her
hangi bir şeyi ortadan kaldıramaz,
etkisizleştiremez. Çünkü Kürt
Özgürlük Hareketi duruşuyla sürekli
özgür Kürdü, özgür toplumu
güçlendiriyor. Kürt ruhunu,
demokratik ulus ruhunu ve direnişini
güçlendiriyor. Demokratik temelde
Kürt çözümünü geliştiriyor,
dayatıyor. Kürt halkının esas gücü,
dinamiği PKK’dir. Bunun için PKK’yi
hedefliyor. Eğer PKK’yi ortadan
kaldırırsa çok rahat diğer bütün
güçleri- işbirlikçi olsalar dahi-
etkisizleştireceğini düşünüyor.
Geçmişte YNK-KDP’yi yanına alarak
PKK’yi ezmeyi, PKK’yi ezdikten sonra
da YNK ve KDP’yi rahatlıkla
etkisizleştireceğini, kontrolüne
alacağını, istediği gibi
kullanacağını düşünüyordu. Türkiye
yine aynı politikayı izliyor. Her ne
kadar zaman zaman “biz bu politikayı
uygulamakla yanlış yaptık, kendi
elimizle Güney’de bir devlet
oluşturduk” diyorlarsa da, aslında
aynı politikayı yeni dönemde de
yürütmeye çalışıyorlar. ABD
vasıtasıyla YNK-KDP’nin de desteğini
alarak PKK’yi ortadan kaldırma
umudunu halen taşımaktadır. Bunun
için de “bana destek verirseniz o
zaman bizde sizi tanırız, sizin
federe devletinizi tanırız”
diyorlar. Eğer YNK-KDP bugün Kürt
Özgürlük Hareketi’ne karşı olumsuz
bir pozisyona girmişse, belli ki
ABD’nin verdiği bazı güvencelere
inanarak bu yola girmişlerdir.
Herhalde YNK ve KDP’ye “ben sizi
Türkiye'ye karşı koruyorum,
Türkiye’ye sizi kabul ettirdim,
Türkiye sizi kabul edecek, sizinle
ilişkilenecek, sizin için artık
Türkiye tarafından bir tehlike
yaratılmıyor, siz Türkiye ile rahat
ilişkileneceksiniz. Bunun için de
PKK’nin ortadan kaldırılmasında yer
alacaksınız” söylemiyle bu tutuma
girmelerini sağlatmış oluyor.
Türkiye burada çok açık ki bir oyun
oynuyor. Hani meşhurdur “Osmanlıda
oyun çoktur” derler, o doğrudur.
Türkiye geçmişte de oyunlar oynadı,
şimdi de oyun oynuyor. “Benim
hedefim Güney, Barzani, Celâl, Kürt
halkı değil, PKK’dir” diyerek, hem
bu siyasal güçleri, hem Kürt halkını
aldatmaya çalışarak, önüne koyduğu
Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye
etmeyi amaçlıyor. Eğer Kürt halkının
temel dinamik gücü olan PKK’yi
ortadan kaldırma hedefini
gerçekleştirirse, Kürtler’e yönelik
tüm hedeflerinde de rahatlıkla sonuç
alacağını hesaplıyor. Buna Güney
Kürdistan'daki oluşuma yönelmek de
dahildir. Bunun için Kürt halkının
bu gerçeği çok iyi görmesi,
Türkiye'nin aldatmalarına kanmaması
gerekir. Özellikle de Güney halkının
bu aldatmalara kanmaması gerekir.
Güney’deki siyasal güçlerin
kanmaması gerekiyor. Onları açıkça
uyarıyorum. Türkiye oyun oynuyor,
sizin vasıtanızla PKK’yi bitirmek
istiyor, arkasından size de
yönelecektir. Yanlış hesaplar
yapmayın, Kürt katliamıyla
sonuçlanacak planlar içinde yer
almayın. Kürtseniz, yurtseverseniz,
Kürt sorununun nihai çözümünü ve
Güney’de yarattığınız, sahip
olduğunuz iktidarı sürdürmek
istiyorsanız, bunun yolu PKK’nin
tasfiyesinden geçmiyor, tam tersine,
Kuzey’de Kürt sorununun çözümünde
geçiyor. Bu nedenle Türkiye’de Kürt
sorununun çözümü için
çalışmalısınız, doğrusu budur.
Kuzey’de Kürt sorunu çözümlenirse
siz ayakta kalabilirsiniz.
Çıkarlarınızı da koruyabilirsiniz.
Aksi taktirde PKK’nin tasfiyesinde
yer alarak kendi iktidarınızı da
koruyamayacağınızı bilmeniz gerekir.
PKK tasfiye edilirse herkesin çıkarı
tehlikeye girer. Çıkarlarımız
tehlikede diyorsanız, buna bir şey
diyemeyiz. Çünkü Kürdistan'ın hiçbir
parçasındaki kazanılmış mevziler
halen gerçek anlamda güvencede
değildir. Ancak çıkarlarınızı
tehlikeden çıkarmanın yolu PKK’nin
tasfiyesinden geçmiyor. Bu çok büyük
bir yanılgıdır. Eğer siz bunu
yapmaya kalkarsanız Kürt halkının
çıkarları PKK’de gerekirse ölümüne
bir direniş sergileyecektir. O zaman
sizin çıkarlarınız da tehlikeye
girer. Eğer sorun çıkarlarsa,
herkesin çıkarları gözetilmeli, eğer
tehlikeyse herkes tehlikeleri
yaşıyor. Hiç kimse kendi çıkarları
için başkalarını kurban etmeye
kalkışmamalıdır. Ve bunu da PKK’ye
dayatmamalıdır. PKK, çözüm
çabalarına büyük destek verir, ama
PKK’nin kurbanlık koyun olmadığını
herkesin bilmesi gerekir. Özellikle
PKK’yi kurbanlık koyun yapmak
isteyenlere, PKK’nin boynunu bir
kurbanlık koyun gibi uzatmayacağını
herkesin bilmesi, özellikle KDP ve
YNK’nin bunu çok iyi anlaması
gerekiyor.
Anlaşılıyor ki Türkiye, sınırları
belli olan bir kara operasyonuna
onay almıştır. Nokta operasyonları,
hava operasyonları gelişebilecek
durumdadır. Bu tür saldırılarla
Türkiye hangi sonuçları almak
istiyor? Şimdiye kadar 24 defa sınır
ötesi operasyon olmuş, bunların
bazılarına Güneyli güçler de
katılmış fakat bir sonuç
alınmamıştır. Yeni yapılacak
operasyonlarda hangi askeri, siyasi
sonuçları bekliyor? Kuzey’de her gün
çok yoğun operasyonlar ve çatışmalar
sürüyorken, bunun hiç görülmeyip
sadece Güney’in gündemde tutulması
nasıl izah edilebilinir?
Türkiye bugüne kadar hem Kuzey’de
hem Güney’de birçok operasyon yaptı,
halen de operasyonları sürüyor. Bu
operasyonlarda bugüne kadar herhangi
bir sonuç almadıklarını kendileri de
söylüyorlar. Zaten Kuzey’de hiçbir
zaman durmayan, dalga dalga
yürütülen imha operasyonları söz
konusudur. Elbette ki bu
operasyonları sürdürüyorlarsa belli
amaçları vardır. Belki istedikleri
düzeyde sonuçlar almadılar, ama bu
operasyonlarla da bazı sonuçlar
almışlardır. Yoksa bu operasyonları
sürdürmede bu kadar ısrarlı
olmazlardı. Tabii ki direniş ve
mücadele kararlı ve doğru biçimde
yürütüldüğü takdirde bazı kayıplar
yaşansa da istedikleri sonuçları
alamazlar. Sonuçta bu operasyonlarla
kazanılacak bir şey olmadığı
anlaşılır.
Türkiye, KDP ve YNK ile birlikte
PKK’ye karşı birçok defa hem askeri,
hem siyasi, hem de diplomatik
operasyonlar yürüttü. Özellikle
PKK’nin terörist ilan edilmesinde
KDP ve YNK kullanıldı. Eğer
uluslararası düzeyde PKK’ye terörist
damgası vurulduysa ve PKK
uluslararası düzeyde tecrit edilmeye
çalışıldıysa, bunda KDP ve YNK’nin
rolü büyüktür. Türkiye YNK ve KDP’yi
kullanarak bu yönlü amacında
hedeflerine ulaştı. Türkiye, KDP ve
YNK’yle birlikte birçok defa PKK’ye
karşı çok büyük operasyonlar
yürüttüler ve bu operasyonlarda
birçok şahadetler yaşandı. Bu
operasyonlarla PKK’nin
Kürdistan'daki gelişmesinin belli
düzeyde önü alındı. Eğer YNK ve KDP
Türkiye'yle birlikte bu
operasyonlara girişmeseydi, bugün
Kürt Özgürlük Hareketi’nin vardığı
düzey çok daha farklı olacaktı.
Bugün yaşadığımız sorunları
yaşamamış, daha farklı sorunlarla
uğraşıyor olacaktık. Özellikle
1992’de Kürt Özgürlük Hareketi’nin
hem siyasal, hem askeri gelişimi
oldukça ileri bir düzeydeydi. PKK
geliştirdiği mücadeleyle
Kürdistan'ın bütün parçalarını
etkisi altına almıştı. Büyük bir
ulusal birlik ruhu yaratmıştı. Büyük
bir gelişme yaşanıyordu. Sömürgeci
bütün mevki ve kurumlarda büyük bir
panik ve korku ortaya çıkmıştı. PKK,
büyük bir bilinçlendirme faaliyeti
içerisindeydi. Kürtlerde
bilinçlenme, birleşme, mücadeleye
atılma oldukça gelişkin bir düzeye
varmıştı. Bu, sömürgeci egemenliğin
Kürdistan'da bütün yönleriyle
zayıflamasına yol açmıştı. Tam da bu
noktada KDP ve YNK, Türkiye'yle
birlikte bu gelişmenin önünü
aldı.1992 yılındaki o saldırı
gerçekten de Kürt Özgürlük Hareketi
tarihinde bir dönüm noktasıdır.
Kürdistan'daki o büyük direniş
dalgasının, aydınlama ve gelişmenin
önü bu saldırıyla alındı. Eğer bu
yapılmamış olsaydı gerçekten
özgürleşme adımı daha da
büyüyecekti. Belki de Kuzey’de Kürt
sorunu çözümlenmiş olacaktı. Hatta
diğer parçaların özgürleşmesinin önü
sonuna kadar açılacaktı. Ama YNK ve
KDP kendileri dışında bir gücün
Kürdistan'da gelişmesini ve bir
çözümün ortaya çıkmasını hiçbir
zaman istemediler. Tarihleri boyunca
kendi dışındaki gelişmeleri sabote
etmeye çalıştılar. Kürdistan'da
kendileri dışında hiçbir gücün
kalmasını istemediler. Kendilerini
hep alternatifsiz kılmak istediler.
Kürdistan'ın tümüne egemen olmak
istediler.
KDP ve YNK pratikleriyle
gösterdiler ki, özgür Kürdün
yaratılmasına karşıdırlar. PKK’nin
gelişmesini ve özgür Kürdün ortaya
çıkmasını kendileri için tehlikeli
gördüler. Bugün de Kürt Özgürlük
Hareketi’nin duruşu Türkiye'yi
çözüme zorluyor. Tam da bu aşamada
söylem, tutum ve pratikleriyle
yeniden Türkiye’nin istemlerine
boyun eğerek, Türkiye'yi bu durumdan
çıkarmaya, onu güçlendirmeye ve
PKK’yi ezerek Kürt sorunundan
kurtulmasına destek veriyorlar.
Gerçek yurtseverlerse artık bu
tutumdan vazgeçmeleri gerekiyor.
Geçmişte bu hatalara düştüler, belki
çeşitli nedenlerle bunu izah
edebilirler, ama gelinen aşamada
izah edebilecekleri bir gerekçe
kalmamıştır. Türkiye'nin istemlerini
yerine getirme gibi bir görevleri
yoktur. ABD’nin istemlerini ve
dayatmalarını yerine getirme gibi
bir zorunlulukları da yoktur.
Görevleri; kendi halklarının
istemlerine kulak vermeleri,
vicdanlarının sesine kulak vermeleri
ve halkın çıkarlarını
gözetmeleridir. Biz demiyoruz bize
destek versinler. Destek verirlerse
yurtsever görevlerini yerine
getirmiş olurlar, ama kendi
çıkarları açısından bunu doğru
görmüyorlarsa -olabilir- PKK’nin
tasfiyesinde de yer almamaları
gerekiyor. Böyle bir ihanetle tarihe
geçmemeleri gerekiyor.
Tabii ki halkımız ve demokratik Kürt
kamuoyu KDP ve YNK’nin içine girmiş
olduğu tutumu görerek, bu
politikalarına karşı tepkilerini
açıkça ortaya koymalı ve seslerini
yükseltmelidir. YNK-KDP’nin bu
tutumundan vazgeçmesini, PKK’yi
desteklemiyor, Kuzey’de Kürt
sorununun çözümüne destek
sunmuyorlarsa dahi PKK’ye düşmanlık
yapmamalarını, Türkiye ve ABD ile
birlikte PKK’nin tasfiyesinde yer
almamalarını açıkça istemelidirler.
Bu tutumlarından vazgeçmezlerse Kürt
halkının kendilerinin karşısına
dikileceklerini çok net, çok
kararlıca, açıkça ortaya
koyacaklarını göstermeleri
gerekiyor. KDP-YNK eğer PKK’nin
tasfiyesinde yer almazsa hiçbir
gücün PKK’yi tasfiye etmeye gücü
yetmeyecektir. Tasfiye olması şurda
kalsın, tam tersine Kuzey’de Kürt
sorununun çözümünde adım
atılacaktır. Türkiye’nin ABD, YNK ve
KDP’yi tasfiye planına çekerkenki
hesabının çok iyi görülmesi
gerekiyor. Türkiye çok sıkışmıştır.
Eğer destek bulamazsa sorunu çözmek
zorundadır. Başka bir yolu
kalmamıştır. Eğer Türkiye bu kadar
hırçınca davranıyorsa çok
sıkıştığından dolayıdır. Bunun
özellikle KDP, YNK tarafından
görülmesi gerekiyor. Türkiye'nin bu
operasyonlarının amacı tamamen
PKK’nin iradesini kırma temelinde
halkın iradesini kırmaya ve teslim
almaya yöneliktir. Zaten Türk
generalleri ve siyasetçileri bunu
açıkça söylüyorlar. Umutlarını
ortadan kaldırmak, iradelerini
kırmak ve bu tarzda çözülmelerini
sağlayıp teslim olmalarını
gerçekleştirmek gerekir, diyorlar.
Bush; “PKK ABD’nin düşmanıdır,
Irak’ın, Türkiye'nin düşmanıdır, her
türlü destek verilecektir” derken,
Türkiye'de Önderlik üzerinde imha
saldırısı yaparak, diplomatik ve
siyasi çalışmalarla PKK’yi
yalnızlaştırıp, sürekli baskı ve
operasyonlarla iradesini kırıp
tasfiyesini gerçekleştirmek istiyor.
Operasyonlarla amaçladığı hedef
budur. Onun için bu tasfiye planına
tüm Kürt özgürlük hareketinin
savaşçı ve kadrolarının ve
halkımızın kararlıca karşı durması
gerekiyor. PKK ruhuyla direnildiği
takdirde belki bazı bedeller ve
zorluklar yaşanabilir, ama
kesinlikle bu tasfiye planı boşa
çıkarılır. Geçmişte de birçok defa
bu hareketin iradesi kırılarak
tasfiye edilmek istendi, teslim
alınmak istendi, ama hareket
direnişiyle bütün bunları boşa
çıkardı ve gelişmesini, başarısını
sürdürdü. Aynı gerçeklik bugün de
gündemdedir. Onun için bütün
halkımızın, kadrolarımızın,
savaşçılarımızın bu gerçeği bilerek
irade kırma savaşına karşı iradeyi
ve direnişi güçlendirmeleri
gerekiyor.
Gelişecek operasyonlar karşısında
tutumunuz nasıl olacak, hangi
düzeyde karşılık vereceksiniz?
Hazırlık düzeyinizi genel olarak
izah edebilir misiniz?
Elbette ki bu operasyonlar
karşısındaki tutumumuz nettir:
Hareket olarak direneceğiz. Asla ve
asla onların dayattığı teslimiyeti
kabul etmeyeceğiz. Bu hareket
özgürlük için yola çıkan ve
özgürlükte karar kılan bir
harekettir. Bugüne kadar birçok kez
teslim olması dayatıldı, bunun için
birçok şantaj ve tehdit
geliştirildi. Bu hareket hiçbir
zaman şantaj ve tehditlere boyun
eğmedi. Bu hareket her zaman sorunun
demokratik, barışçıl yoldan çözümünü
esas aldı. Bu yönlü çabalara büyük
değer verdi. Bugün de istediği, bu
yönlü çabaların geliştirilmesidir.
Bu yönlü çabalar geliştirilirse buna
yine destek verecek, değer
verecektir. Başta Türkiye toplumu
olmak üzere herkesin çıkarı da
buradadır. Ama görülüyor ki Kürt
sorununun çözümü demokratik,
barışçıl yollardan istenmiyor. Kürt
Özgürlük Hareketi şiddetle ve birçok
oyunla tasfiye edilmek isteniyor.
Özellikle Önderliğinin İmralı
sistemine alınmasından sonra PKK’nin
yönetimi de etkisizleştirilmek,
tasfiye edilmek isteniyor. Harekette
çözülmeler yaratılmak, etkisiz ve
atıl konuma düşürülüp iradesi
kırılarak teslim alınmak isteniyor.
Özgür Kürt ortadan kaldırılıp bunun
yerine işbirlikçi Kürt egemen
kılınmak isteniyor. Bu nedenle Önder
Apo’nun yarattığı özgür Kürt hiçbir
zaman köleliği ve teslimiyeti kabul
etmeyecektir. Ya özgür olacak ya da
özgürlük mücadelesinde onurluca
ölecektir. Bu da özgür olmak kadar
değerlidir ve gelecekte özgürlüğün
kazanılmasının temeli ve mayası
olacaktır. Bu hareket daha ilk
çıktığında buna karar vermiştir; ya
özgür olacağız ya da hiçbir zaman
başka bir yaşamı kabul etmeyeceğiz.
Bugüne kadar hep bu ilke temelinde
hareket etmiştir. Bundan sonra da bu
ilkesinden asla taviz vermeyecektir.
Özellikle de bu hareketin iradesini
kırmaya ve çözülmesini sağlayarak
teslim almaya çalışan güçlerin bunu
bilmesi gerekir. Bu hareket hiçbir
zaman teslim alınamayacaklardır.
Özgürlük teslim alınamaz. Bunu
bilmeleri gerekiyor.
Operasyonları ne kadar
geliştirirlerse, ne kadar irademizi
kırmak ve bizi teslim almak
isterlerse; bunun karşısında bizim
direnişimizin de o kadar
gelişeceğini bilmeleri gerekiyor.
Bütün bu güçlerin şunu çok açık ve
net anlamları gerekiyor: Kendi
çıkarlarını bizi kurban ederek
sağlama alacaklarını düşünüyorlarsa
yanılıyorlar. Bu hareketin de, bu
halkın da çıkarları var. Eğer
çıkarlar söz konusuysa ve eğer dünya
çıkarlar dünyası ise, o zaman bu
hareket de bu halkta çıkarlarını
korumasını bilir. Önder APO’nun
yarattığı özgür Kürt çaresiz
değildir ve çaresizliği hiçbir zaman
kabul etmemiştir.
Bugüne kadar kendi çıkarlarımızı
koruduğumuz kadar başkalarının da
çıkarlarını koruduk. Başkalarına
zarar vermemeye çalıştık. Ama bizi
görmemezlikten gelenler olur ve bize
tasfiye dayatılarak bu hareketin
yaşama şansı ortadan kaldırılmak
istenilirse, bizi ortadan kaldırmak
isteyenlerin kendilerinin de ortadan
kalkacağını bilmeleri gerekiyor.
Bizi ortadan kaldırmak demek, şu
veya bu biçimde kendilerini de
ortadan kaldırmak demektir. Bize
umut bağlayan halkımızın çıkarlarını
görmemek demek, kendi çıkralarını da
tehlikeye atmak demektir. Biz de
pekala başkalarının çıkarlarını
tehlikeye atabiliriz. Özellikle ABD,
YNK ve KDP’nin bunu anlaması
gerekiyor. Nasıl ki Türkiye şantaja
başvuruyor; “sınırı geçerim,
istikrarsızlık yaratırım,
çıkarlarınızı tehlikeyi atarım, bunu
istemiyorsanız o zaman PKK’nin
tasfiyesinde yer almanız gerekiyor”
diyor ve bu güçler de buna
yatıyorsa, bu tür şeyler sonuç
alıyorsa, o zaman biz de istersek
istikrarsızlık yaratabilir,
çıkarları tehlikeye sokabiliriz.
Nasıl ki Türkiye'nin şantaj ve
tehditlerine boyun eğiyorlarsa,
çıkarlarını kurtarmaya
çalışıyorlarsa, o zaman bizim
konumumuzu da, rolümüzü de öyle
görmeleri gerekir. Biz bugüne kadar
bunu yapmak istemedik. Yapmayı doğru
bulmadık, aklımıza da getirmedik,
onların çıkarlarını da gözettik. Ne
var ki gösterilen pratikten
anlaşılıyor ki bizi hiçbir şey
anlamaz ve çok güçsüz görüyorlar. Ne
isterlerse rahatlıkla
yapabileceklerini, yanlarına kâr
kalabileceklerini sanıyorlar. Bizim
bütün ulusal birlik çabalarımızı,
iyi niyetli çalışmalarımızı
kendilerinin çıkarları temelinde
kullanmaya çalışıyorlar. Bunu
suiistimal etikleri anlaşılıyor.
Hâlbuki biz ulusal birliğe çok değer
verdik. Bu konuda titiz davrandık.
Güney Kürdistan'daki kazanımlara
değer verdik. Bunların korunması
için çaba gösterdik. Eğer biz bu
kadar çaba içerisinde olmasaydık
Güney bu kadar rahat yaşayamazdı.
Hala da rahat yaşamalarının ve
geleceklerinin biraz da bize bağlı
olduğunu, sadece Güney’deki güçlere
bağlı olmadığını bilmeleri
gerekiyor. Bugüne kadar bizim
sırtımızdan bu gelişmeyi sağladılar,
bu imkanları elde ettiler. Hala da
bunları bizim sırtımızdan
koruyorlar. Ancak sürekli sırtımıza
binerek kendilerini yaşatmaları da
doğru değildir. Biz yurtseverliğin
ve ulusal çıkarların gereği bunu
yapıyoruz. Bu güçleri sırtımızda
taşımaya mecbur değiliz. Eğer ulusal
çıkarları gözetmez, ulusal çıkarlar
yerine kendi dar çıkarlarını
dayatırlarsa, o zaman biz ulusal
çıkarların gereği olarak bu dar
çıkarlı yaklaşımlara karşı durmasını
da biliriz. Bunu da anlamaları
gerekir.
Onun için bütün kadro ve
savaşçılarımızın, halkımızın içine
girilen süreci çok iyi görmeleri
gerekir. Herhangi normal bir
süreçten geçmiyoruz. Geliştirilen
operasyonlar da geçmiş gibi herhangi
bir tarzda geliştirilen operasyonlar
falan değil. Yürürlükteki tasfiye
konsepti ve bu operasyonların amacı
hareketi bitirmeye yöneliktir. Kürdü
yeniden köle etmeye yöneliktir.
Kürdü sindirmeye ve teslim almaya
yöneliktir. Bunun bilinerek halkın,
kadro ve savaşçıların direnişi esas
almaları, bulundukları her yerde bu
imha konseptine, tasfiye etme,
teslim alma planına karşı bütün
güçleriyle karşı koymaları
gerekiyor. Tasfiyede ısrar edilirse,
sorunların büyüyeceğini netçe ortaya
koymaları gerekir. Çözüm
istediğimiz, çözümün dışında başka
bir şey kabul etmeyeceğimiz, bu
mücadele yüzyıllarca da sürse
mücadele edebileceğimizin
kararlılığını herkesin bulunduğu
yerde ortaya koyması gerekiyor.
Halkımızın ayağa kalkarak sürekli
bir direniş ve mücadele içerisinde
olması gerekiyor. Yine kadro ve
savaşçılarımızın bulundukları her
yerde ideolojik, siyasal, örgütsel,
askeri, kültürel, maddi olarak bütün
yönleriyle direnişi sürdürmeleri
gerekir. Çünkü üzerimizde sadece
askeri operasyonlar yoktur. En az
bunun kadar ideolojik, siyasal,
diplomatik, kültürel, askeri,
ekonomik baskılar ve operasyonlar
sürdürülüyor. Kendileri de çok
açıkça söylüyor: “sadece askeri
operasyonlarla sonuç alınamaz, daha
kapsamlı tedbirlerle sonuç alınır”
diyor ve bunu yürütüyorlar. Onun
için bütün cephelerden direnişin,
mücadelenin geliştirilip
boyutlandırılması gerekiyor.
Özellikle hareketi tasfiye etmek
isteyen güçlere kolay kolay bu
hareketi tasfiye edemeyeceklerini
göstermemiz şehitlerimize karşı
boynumuzun borcudur. Bunu
sağlayabilir ve ezme umutlarını boşa
çıkarırsak o zaman çözüme adım
atacaklardır. Aksi taktirde tasfiye
etmede ısrarlı davranacaklardır. Yok
etmede ısrarlı davranıyorlarsa hala
sonuç alabilecekleri umudu
taşıdıklarından dolayıdır. İşte bu
ısrarı direnişimizle yıkmamız
gerekiyor. Nasıl ki onlar bizim
irademizi ve umudumuzu kırarak sonuç
almak istiyorlarsa, bizim de
direnişimizle onların umut ve
iradelerini kırıp boşa çıkarmamız ve
çözüme getirmemiz gerekiyor.
Önceleri sanki Türkiye'nin
tutumlarına karşı çıkıyormuş gibi
söylemlerde bulunurken şimdi
Türkiye'nin beklentilerine cevap
veren tutumlar içine giren, KDP ve
YNK'nin bu duruşunu nasıl izah
ediyorsunuz? Bir operasyon olması
halinde bu güçlerin yaklaşımı nasıl
olabilir? Güneyli güçlerin olumsuz
yaklaşımlarını önlemek için tüm
parçalardaki Kürt halkına ve
demokratik kamuoyuna düşen görevler
nelerdir?
KDP ve YNK açıkça Kürt halkını ve
kamuoyunu yanıltıyorlar. Bunu bir
siyaset olarak benimsemişler.
Siyasetlerini bu tarzda
yürütüyorlar. Bu tarzda yaşamayı
esas alıyorlar. Bütün pratikleri göz
önüne getirildiğinde YNK ve KDP’den
ilkeli davranışlar beklemek herkesi
yanıltır. Tamamen kendi dar
çıkarlarına göre politika izlerler.
KDP ve YNK ulusal çıkarlara dayalı
bir politika yürütmek yerine
gündelik dar çıkarlarını hesaplayan
politika yürütmektedirler. Geçmişte
sanki Türkiye’ye karşı duruyorlarmış
gibi bir izlenim yaratmaları tamamen
Kürt halkına yönelik bir
politikaydı. Tribüne oynuyorlardı.
“Bakın KDP ve YNK Türk devletinin
baskılarına karşı duruyor,
yurtseverlerden beklenmesi gereken
bir tutumu takınıyorlar” biçiminde
bir izlenim vermeye çalıştılar. ABD
ve Türkiye'nin görüşmelerinden sonra
da Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı
duran bir tutum geliştirmeye
başladılar. Bu bağlamda söylemleri
de değişmeye başladı. Eğer
başlangıçta hemen Kürt Özgürlük
Hareketi’ne karşı bir söylem
içerisinde bulunsalardı, bu Kürt
halkı içerisinde tepkiye yol açacak
ve Kürt halkından herhangi bir
destek alamayacaklardı. Daha sonraki
olumsuzluklarını gerekçelendirmek ve
zorunlu olarak bu tutuma
girdiklerini söyleyebilmek için
fazla politik anlamı olmayan
çıkışlar yaptılar. Bunun yanında bu
çıkışlarla PKK sırtından yaptıkları
pazarlıktan azami sonucu elde etmeyi
hedeflediler. Olumlu söylemler işin
aslını bilmeyen halkın “Türkiye'nin
baskılarına karşı durdular, ama
Türkiye-Amerika anlaştı, bunların
baskılarına güçleri yetmedi, ne
yapsınlar? Güney’de bir kazanım
ortaya çıkmış, bu kazanımın
korunması gerekir, bu nedenle PKK’ye
saldırıyorlar” biçiminde bu olumsuz
tutumlarını kabul edip
sindirilebilinmesi için yapılmıştır.
Halkı aldatan politika buna denir.
Bununla hem bizi, hem Kürt halkını,
hem de dünya kamuoyunu aldatmak
istediler. Öte yandan KDP ve YNK’nin
halkta “Türkiye gibi bir güce kafa
tutuyor” imajı yaratarak sempatisini
kazanmak istediler. Özcesi; hem
halkın sempatisini kazanma, hem de
komplonun yeni aşamasındaki
rollerinin anlaşılmaması için Kürt
halkını aldatmak istediler.
Politikalarında açıklık yoktur. Kürt
halkının ulusal çıkarlarını gözetme
yerine, tamamen kendi dar örgüt ve
aile çıkarlarını gözetme vardır.
Bunun için ne gerekiyorsa onu
yapmaktan çekinmiyorlar.
Askerlerin teslim edilmesine kadar
izlediğimiz politikayı doğru
gördüklerini söyleyen KDP ve YNK,
askerlerin teslimi ve Türkiye-ABD
görüşmesinden sonra tutumlarını
birden bire değiştirdiler ve hemen
ABD’nin ve Türkiye'nin istekleri
doğrultusunda Kürt Özgürlük
Hareketi’ne karşı olumsuz tutumlara
girdiler. Hareketimizi tehdit etmeye
başladılar. Hareketimizin ortadan
kaldırılmasını başta Türkiye olmak
üzere birçok güç tarafından açıkça
dillendirildiği bir süreçte
koşulsuz-şartsız, zamansız bir
ateşkes ilan etmemizi, silahları
bırakmamızı dayatmaktadırlar.
Silahlı mücadele döneminin
kapandığını, eğer belirtilenleri
yapmazsak başımıza gelenlerden bizim
sorumlu olacağımızı söylüyorlar.
Açıkça bizi teslim olmaya
zorluyorlar. Zaten ortadan
kaldırılmak isteniyoruz, irademiz
kırılıp teslim alınmak isteniyoruz.
Bunun için bütün güçlerini
kullanıyorlar. Tam da bu ortamda YNK
ve KDP teslim olmamız ve imhamız
anlamına gelecek silah bırakmayı
bizden istiyor. En kötüsü de
pişkince bunu da Kürt halkının
çıkarları için yaptığını
söylüyorlar. Öyle ki hızlarını
alamayarak bizim Kürt halkına, Güney
Federe Devleti’ne zarar verdiğimizi,
hatta ihanet ettiğimizi söylüyorlar.
Halbuki PKK Kürt özgürlük
hareketinin kazandırma gücüdür. PKK
sadece kendisine ve Kuzey halkına
kazandırmıyor, aynı zamanda bütün
parçalara kazandırıyor, bütün
Kürtlere kazandırıyor. En çok da
belki mücadelesi ve duruşuyla
Güney’e kazandırıyor. Güney
Kürdistan halkı ve siyasal güçler
PKK mücadelesi üzerinde bu
kazanımlara ulaştı. Hala da PKK
üzerinde siyaset yapabiliyor. Gerçek
bu kadar netken, açıkken tersi
şeyler söylemek ne siyasi ahlakla,
ne de yurtseverlikle bağdaşır.
Kendileri bütün parçalardaki diğer
Kürt örgütleriyle savaştılar, bu
tutumları bütün parçalardaki
gelişmenin önünü tıkadı. Türkiye’yle
bir olup PKK ile defalarca mücadele
ettiler. Bunlar tüm Kürt halkının
bildiği gerçeklerdir. Kaldı ki
kendileri de bunları inkar
etmiyorlar. Bugün de PKK açıkça
ortadan kaldırılmak istenilirken bu
tasfiye planında rol alıyorlar,
sonrada PKK’yi ihanetle suçluyorlar.
Hem suçlu, hem de güçlü pozisyonunu
oynuyorlar. Herkesi de böyle
aldatmak istiyorlar. YNK ve KDP’nin
görevi PKK’yi tasfiye etmek midir?
Bizim bildiğimiz kadarıyla sömürgeci
devletlerin görevidir bu. PKK’nin
tasfiyesinde çıkarı olan diğer bir
güç de kapitalist sitemdir.
Dolayısıyla onlar da PKK’yi tasfiye
etmeyi kendileri için bir görev
bilirler. Ancak kendine ben Kürdüm,
ben yurtseverim, ben demokratım, ben
sosyalistim diyen hiçbir kişi ve
çevrenin PKK’nin tasfiyesinde çıkarı
yoktur, böyle bir görevi de olamaz.
Dolayısıyla PKK’nin tasfiye edilmek
istenmesi planında yer almak mı
ihanettir, yoksa PKK’nin özgürlük
için mücadele etmesi, bütün Kürtler
için mücadele etmesi, bütün
Kürtlerin ruhu, özgürlük iradesi,
kalbi, beyni, yüreği olması mı
ihanettir? Halkımızın bunu çok iyi
anlaması gerekiyor.
Bölge hükümeti Maxmur halkını
kuşatmış, kampa giriş-çıkışları
yasaklamış ve halkın kendi yaşamını
örgütlemek için geliştirdiği
kurumlaşmalarını dağıtılmasını
istiyor. Hâlbuki bu halk Türk
sömürgeciliğine karşı onurluca
direnmiş, bu direnişte köyleri
yakılmış, her şeyleri ellerinden
alınmış bir halktır. Bu halk
geçmişte KDP-YNK’ye de çok fazla
destek veren bir halktır. Sadece
Kuzey’de değil, Güney’de de savaşmış
bir halktır. Tek suçları ve
yaşadıkları sıkıntıların nedeni;
özgürlük için savaşmalarıdır. O
halka saygı duymaları, teşekkür
etmeleri gerekir. Ne var ki federe
yönetimi yetkilileri bu halka
işkence düzeyinde baskılar
uyguluyor. Kendi örgütlülüğünü
dağıtmasını, direnişinden
vazgeçmesini, kendi politikalarına
boyun eğmelerini istiyor. Peki bu
ihanet değil de nedir? Kendileri
bütün bunları yaparak yurtsever
oluyor, ama bu halk ve bu halkın
gönül verdiği PKK, direnişiyle,
mücadelesiyle Kürtlere zarar veriyor
ve ihanet ediyor. Tam bir yavuz
hırsız misali. Halkımızın bunu
görmesi gerekiyor. Maxmur halkının
özgürlük için direnmekten başka,
Kürt olmaktan başka, PKK’ye gönül
vermekten başka hangi suçu var? Orda
kıt kanaat imkanlar ve zorluklar
içinde kendi yaşamlarını
sürdürüyorlar. Neden müdahale
ediyorsunuz? PKK’ye sempati
duyuyorlar diye neden
cezalandırıyorsunuz? Bunları yapmak
YNK ve KDP’nin görevi olamaz.
Türkiye ve ABD’nin istedikleri
uygulamaları adım adım
geliştirmektedirler. Medya Savunma
Alanları’nı kuşatmışlar, tecrit
etmişler. Sadece yapmadıkları askeri
olarak saldırıya geçmeleridir.
Askeri olarak da saldırıya
girip-girmeyecekleri bilinmiyor.
Ancak gelişmelere göre girmeleri
olasıdır. Çünkü PKK’den yapmasını
istediklerinin yapılması söz konusu
olamaz. Zaten bazı Türkiyeli ve
ABD’li yetkililer Meşru Savunma
Alanları’na yakın kasabalarda
araştırma ve keşif yapmışlardır.
Peşmergelerden ve halktan istihbarat
toplanması istenmiştir. Dolayısıyla
fiili olarak Medya Savunma
Alanları’na askeri olarak saldırıp
saldırmamaları fazla bir şey
değiştirmiyor. Operasyonlara destek
verme konumunda olmaları bu tasfiye
plânında yer aldıklarını
göstermektedir. Bu nedenle Kürt
halkının, özellikle de Güney’deki
halkımızın bu gerçeği bilerek bu
güçleri daha büyük yanlışlıklara
girmemeleri için baştan uyarmalıdır.
Bütün demokratik ve sosyalist
çevrelerin bu gerçeği bilerek KDP ve
YNK'nin bu tutumlarına karşı
protestolarını yükseltmeleri
gerekmektedir. PKK’nin tasfiyesinde
yer almamaları, alırlarsa karşı
duracaklarını, bunda da en büyük
zararı kendilerinin göreceklerini
açık bir dille ortaya koymaları
gerekiyor. Her yerde halkımız ve
demokratik, sosyalist bütün
çevreler, Kürt Özgürlük Hareketi’nin
yanında olduklarını ve Kürt Özgürlük
Hareketi ile birlikte
direneceklerini ortaya koymaları
gerekir. KDP ve YNK'nin etkisinde
olan çevrelere de “Kendi
yöneticilerinizin, kendi
örgütlerinizin bu politikalarını
kabul etmeyin, karşısında durun,
etkisizleştirin, kardeşlerinizle
birlikte davranın” çağrılarında
bulunmaları gerekir. Benim de
halkımızdan, özellikle Güney
halkından, KDP ve YNK’ içerisinde
yer alan yurtsever insanlardan
isteğim: KDP ve YNK'nin bu tasfiye
planı içerisindeki rollerine karşı
durmaları, açıkça tavır almalarıdır.
Tüm Kürt halkının çıkarı bunu
gerektiriyor. Yurtseverlik ve
demokratlık bunu gerektiriyor. Eğer
bu politikalara karşı durmaz,
PKK’nin tasfiyesinde yer alırlarsa,
sadece PKK ve Kürt halkı
kaybetmeyecek, kendileri de
kaybedecektir. PKK’yi tasfiye etmek
demek, kendilerini tasfiye etmek
demektir. Kendini her türlü direnme
olanağından mahrum bırakmak
demektir. Şunu herkes iyi bilmelidir
ki, PKK tasfiye olursa hiç kimsensin
yaşama şansı kalmayacaktır. PKK’nin
tasfiyesi, Kürt halkının direniş
gücünün tasfiyesidir. Onun için hiç
kimse bu suçu işlememelidir. Bu suçu
işlerlerse, bu kolay kolay telafi
olmayacaktır.
Türkiye tamamen inkarcı politika
izlerken, PKK’nin en makul
yaklaşımlarına cevap vermeyip ağır
saldırılarda bulunurken, kendilerini
mağdur ve PKK’yi de Kürt sorunun
çözümünde engel göstermesini nasıl
değerlendiriyorsunuz? TV’lerde
dolaştırılıp konuşturulan PKK
düşmanı bazı işbirlikçi Kürtler;
“PKK devletten vazgeçti, federasyonu
istemiyor, o halde silahları
bıraksın. Nasıl olsa Avrupa’ya giriş
sürecinde bazı haklar verilir”
diyerek, Kürt özgürlük mücadelesine
karşı ideolojik ve politik bir
saldırı sürdürmektedirler. Bu
saldırıları neden yapıyorlar? PKK ve
Önder APO’nun çözüm için bir güç
görülmesi bir yana, çözüm önünde
engel ilan edilmesi neyi
amaçlamaktadır?
Türk Devleti Kürt sorununu inkar ve
imha siyasetinde ısrar ediyor. Bu
siyasette ısrar ettiği için Önder
APO’yu, PKK’yi ve geliştirilen en
makul çözümleri de kabul etmiyor.
Gerçekten de Önder APO ve PKK’nin
sorunun çözümü için ortaya koyduğu
öneriler en makul yaklaşımlardır.
Bundan daha makul yaklaşımlar bugüne
kadar hiç kimse tarafından ileri
sürülmemiştir. Bu Önder APO ve
PKK’nin sorunu barışçıl, demokratik
yollarla çözmede ne kadar ısrarlı ve
istekli olduğunun kanıtıdır. PKK
bugüne kadar sorunun çözümü için
birçok proje sundu. Beş kez
karşılıksız ateşkes ilanında
bulundu. Eğer Önder APO ve PKK’nin
sorunu çözme arzusu olmasaydı en zor
dönemlerde bu ateşkesleri tek
taraflı ilan etmezdi. Önder APO ve
PKK sorunun çözümü için en makul
önerilerle ortamı ne kadar
hazırladıysa da, Türk sömürgecileri
bunu hep taktik bir yaklaşım ve
PKK’nin zayıflığı olarak
değerlendirdiler. Çözüm
önerilerimize hiçbir zaman itibar
etmediler. Çeşitli çevrelerden
destek bulduklarına inanarak,
çözümsüzlüğü bir politika olarak
benimsediler. Bu temelde sorunu
çözme yerine inkarı ve Özgürlük
Hareketi’ni imha etmeyi esas
aldılar. Türkiye halen inkar ve imha
siyasetinde ısrarlı davranıyorsa,
bu, Türkiye'nin gücünden
kaynaklanmıyor. Türkiye’ye Amerika
ve Avrupa destek veriyor. Sorunun
çözümünü bunlar da istemiyor. Onun
için de Türkiye'nin inkar ve imha
politikalarına güç ve cesaret
veriyorlar. Türkiye de buradan
cesaret alarak, destek bularak
inkarcı ve imhacı siyaseti yürütmede
ısrarlı davranıyor. Amerika ve
Avrupa Türkiye'nin bu politikasını
desteklemez ve sorunun çözümünü
isteselerdi, Türkiye bu sorunu
çoktan çözerdi. Amerika ve Avrupa
PKK ile Türkiye'nin kardeşlik
temelinde sorunu çözmesini kendi
çıkarına görmüyor. Bu çerçevede
demokratikleşecek Türkiye'nin de
kendi çıkarlarına hizmet
etmeyeceğini düşünüyorlar. Kürt
sorununu çözümsüz bırakarak
Türkiye’den sürekli taviz koparmayı
ve kendi politikalarına çekmeyi esas
alıyorlar. Buna rağmen Türkiye, ABD
ve Avrupa'nın çözümsüzlük
politikasını kendisine destek gibi
görüyor. Bunun için de onlara
dayanarak bu inkar ve imha
politikasını sürdürüyor. Halbuki
Kürt sorununun çözümsüzlüğünden
dolayı Türkiye sürekli kan
kaybediyor, ağır yıpranmalar
yaşıyor. Türkiye sürekli olarak ABD
ve Avrupa’ya muhtaç hale geliyor.
Sonuçta büyük kaybeden Türkiye
oluyor. Tutumuyla bu güçlerin
istemini yerine getirmiş oluyor.
Zaten Avrupa ve ABD’nin istediği de
budur.
Türkiye, üzerinde yürütülen
hesapları hala anlamış değil ve
anlayacağa da benzemiyor. Onların
desteğini Kürt Özgürlük Hareketi’ni
bitirme yönünde anlıyor ve bunun
için de bitirmeye çaba gösteriyor,
ama bir türlü de bitiremiyor. Kürt
Özgürlük Hareketi’ni bitirmeye
kalkarken kendisini de bitirdiğinin
farkında değil. Türkiye bu inkarcı
ve imhacı politikada ısrarlı olduğu
ve sorunun çözümünü düşünmediği
için, PKK’nin sorunun çözümü
doğrultusunda geliştirdiği çabaları
görmezlikten geliyor, ciddiye
almıyor. Tam tersine, PKK’yi
sorunların kaynağı gibi göstermeye
çalışıyor. Kendisini saldırıya
uğrayan, meşru müdafaa konumunda
olan haklı bir güç, PKK’yi de sorun
ve tahribat yaratan güç olarak
göstermeye çalışıyor. Böyle
yapmasının nedeni; inkarcı ve imhacı
politikadan vazgeçmemesidir. Bu
politikayı terk etse, Kürt varlığını
kabul etse, Kürt sorunun çözümünü
barış, diyalog ve özgür birlik
temelinde kabul etse, PKK’nin
yaklaşımlarından daha makul bir
yaklaşım bulamayacağını anlar ve
gereğini yapar. PKK’yi bu tarzda
terörist, saldırgan, sorun ve
tahribat yaratan olarak göstermeye
çalışmazsa, o zaman kendisi haksız
duruma düşecektir. O zaman da
herkes; “PKK sorunun çözümü için bu
kadar çaba gösteriyor, sen neden
çözmüyorsun?” diyecektir. Sorunu
çözme niyeti olmadığı ve hep imhayı
düşündüğü ve Kürdü kabul etmek işine
gelmediği için herkese PKK’yi
tahribat ve sorun yaratan terörist
bir güç olarak göstermek zorundadır.
Tabii ki Türkiye'nin tek başına
PKK’yi engel göstermesi inandırıcı
olamaz. Dolayısıyla Kürt
işbirlikçilerini ve hainlerini
devreye sokuyor. Bunlar TV’lerde ve
gazetelerde dolaştırılarak
konuşturuluyor. Bunlar Kürt
olduklarını söylüyor ve Türkiye'nin
tezlerini savunuyorlar. Kendilerinin
de Kürt halkına ve haklarına sahip
çıktıklarını, Türkiye'nin belli
demokratik adımlar attığını,
açılımlar yaptığını, Avrupa’ya giriş
sürecinde yeni adımlarla daha da
demokratikleşeceğini ve bu temelde
Kürt meselesinin çözümleneceğini
söylüyorlar. Buradan yola çıkarak
Türkiye'nin tezlerine destek
veriyorlar. Birer Kürt olarak
Türkiye'nin tezlerini güçlendirip
haklı çıkarmaya gayret
gösteriyorlar. Türkiye buna
dayanarak sorunların çözümünde engel
gücün PKK olduğu propagandasını
daha güçlü bir tarzda yürütmeye
çalışıyor. İşbirlikçi Kürtlerin bu
yaklaşımlarını dayanak alarak iç ve
dış güçlere tezlerini daha rahat
kabul ettirebileceğini düşünmekte ve
“işte ben Kürt düşmanı değilim,
Kürdü inkar etmiyorum. Bakın Kürtler
de benim yanımda yer alıyor, benim
tezlerimi destekliyor. Kürtler de
benim gibi PKK’yi engel görüyor,
dolayısıyla PKK sorunların esas
kaynağı, çözüm önünde engeldir”
söylemini kullanmaktadır. Eğer PKK
olmazsa hiçbir sorun olmayacak, var
olan sorunlar da rahat çözümlenecek,
propagandasını yapıyor ve bu tezi
işliyor. Buna da destek sağlıyor.
Görüldüğü gibi Kürt hainleri,
işbirlikçileri Türkiye'nin tezlerine
destek vermeseler, Türkiye ne
yaparsa yapsın, kendisini paramparça
da etse kesinlikle bu tezlerini hiç
kimseye kabul ettiremez. Eğer bazı
kesimlere kabul ettiriyorsa, PKK’yi
bastırmada destek alabiliyorsa, bu
tamamen Kürt hainlerinin,
işbirlikçilerinin çabaları
sonucudur.
Bilindiği gibi Türkiye geçmişte de
YNK ve KDP’yi bu temelde kullandı.
“Bakın benim KDP ve YNK ile bir
sorunum yok, onlar da PKK’ye
terörist diyor; bu nedenle ben
Kürtlere değil, terörizme karşıyım”
teziyle hareket etmiştir.
Korucuların PKK karşıtlığını bile
kullanmıştır. YNK ve KDP
uluslararası komplo öncesi ve
sürecinde dış güçlere PKK’nin
terörist olduğu konusunda çok şeyler
söylemişlerdir. Türkiye'nin;
“PKK’nin teröristtir” tezi bu
temelde kabul gördü. Eğer YNK ve KDP
böyle bir göreve soyunmasalardı,
Türkiye böyle bir şeyi hiç kimseye
kabul ettiremezdi. Benzer biçimde
şimdi de Kuzey’deki hain Kürt
işbirlikçileri bu amaçla kullanıyor.
Eğer bu dönemde bunlara TV ve
gazetelerde çokça yer veriliyorsa,
bunun nedeni; Türkiye'nin bu tezlere
dayanarak Özgürlük Hareketi’ni imha
etme politikasının sonucudur. Bu
süreçte en çok da Mehmet Metiner,
Ümit Fırat, Abdulmelik Fırat, Enver
Sezgin, Altan Tan gibi sözde Kürt
yazar ve gazetecileri kullanıyor.
AKP içerisinde de Mir Dengir Fırat,
Abdülkadir Aksu, Cüneyt Zapsu ve
Hüseyin Çelik gibi siyasetçiler
kullanıyor. Bunlar ağzıyla Önder APO
ve PKK hakkında iftiralar ve
karalamalar geliştiriliyor. Bunların
bütün çabası; Kürt halkı nezdinde
Önder APO ve PKK’yi karalamak, halkı
soğutmak ve uzaklaştırmaktır.
Bununla Kürt halkı içerisinde
parçalanma yaratmayı hedefliyorlar.
Önder APO ve PKK’nin imhası
kararlaştırıldığı için, arkasındaki
kitle desteğinin zayıf düşürülmesi
hedefleniyor. Bu işbirlikçilerin ve
hainlerin bütün çabaları Türkiye'nin
tezlerini güçlendirip işlerlik
kazandırmak ve bu temelde Kürt
Özgürlük Hareketi’ni güçten düşürmek
doğrultusundadır. Bu çabalar
karşısında ekonomik ve siyasi rant
sağlamaktadırlar. Devlet AKP eliyle
bunlara hem siyasi, hem de ekonomik
rant sunmaktadır. PKK ve Önder APO
düşmanlığını bunun için yapıyorlar.
Güya Önder APO ve PKK’yi
etkisizleştirecek, Türkiye'nin inkar
ve imha politikasının sonuca
gitmesini sağlayacaklar. Bütün
çabaları bu yöndedir.
Bugüne kadar Kürtlükle hiçbir
alakası olmayan, siyasi ve ekonomik
geleceklerini başka yerde gören bu
tipler birden bire PKK karşıtı, özel
savaşın en önemli aktörleri haline
geldiler. Hatta birdenbire Kürtçü
kesildiler. Bazıları kendilerini
Kürtçü gösterse de, Kürt halkının
mücadelesinde yer almayan, bu halka
en ufak bir değer katmayan bu
hainler, birdenbire Kürt halkının
çıkarlarını temsil ediyormuş gibi
kendilerini ortaya attılar. Türk
Devleti, AKP, inkarcı diğer siyasal
partiler, Kürt hainleri el ele
vermiş ve hepsi birlikte; “APO ve
PKK Kürtleri temsil etmiyor,
Kürtlere zarar veriyor” diyorlar.
Devlet ve partilerin Kürtlerin
çıkarını koruduğunu, hatta AKP’nin
Kürtlerin gerçek temsilcisi olduğunu
iddia ediyorlar. Bunlar el ele
vermiş ve Kürt iradesini nasıl
kıracaklarının, Kürtleri ihanete
nasıl çekeceklerinin, nasıl bölüp
parçalayıp güçsüzleştireceklerinin,
nasıl aldatacaklarının, inkar ve
imha siyasetini nasıl sonuca
götüreceklerinin hesabını yapmakta,
çabasını yürütmektedirler.
Türk sömürgecileri bu hain Kürtlere
muhtaçtır. Çünkü Türkiye dünyadaki
en haksız ve en kabul edilemez bir
inkarcılığı ve baskıyı
sürdürmektedir. Dolayısıyla bunlar
olmadan Kürt halkını kandıramaz,
dünya kamuoyunu da aldatamazlar.
Hain Kürt işbirlikçiler de Türk
sömürgecilerine muhtaç. Kürt
halkının özgürlük iradesi karşısında
inkarcı sömürgeciliğe dayanarak
ayakta kalabiliyor ve yaşam
olanakları bulabiliyorlar. Ancak
böylece ekonomik güçlerine güç
katıyorlar. Devlet ve işbirlikçiler
birbirlerine muhtaçlar ve
birbirlerini destekliyorlar. Biri
olmadan öbürü yaşayamıyor. Bunların
kendi çıkarlarını korumak için
Önder APO ve PKK’yi bitirme dışında
bir amaçları yoktur. Onun için her
türlü iftira, karalama yöntemlerine
başvurmaktan da çekinmiyorlar. Çünkü
Önder APO ve PKK’nin varlığı,
mücadelesi bunların gerçeğini ortaya
çıkarıyor, siyasi ve ekonomik
rantlarını tehlikeye düşürüyor. Her
geçen gün Kürt halkı nezdinde teşhir
oluyorlar. Bu hain güruhun ve
Türkiye'nin Önder APO ve PKK’yi
sorunun çözümünde engel görmesinin
nedeni budur. İşte bunun önüne
geçmek için Önderliği ve PKK’yi
kendilerine düşman olarak seçmiş
bulunuyorlar.
Kürt Özgürlük Hareketi ve
mücadelesinin meşruiyetini ortadan
kaldırmak isteyen bu yalakalar, “PKK
bağımsız bir devlet için savaşmıyor,
federasyon için savaşmıyor, o halde
ne diye silahları bırakmıyor”
söylemleriyle Türkiye'nin katı
inkarcı politikasını meşrulaştırmaya
çalışıyorlar. “Zaten Türkiye
demokratikleşiyor, Avrupa’ya da
girecek, böylece Kürt sorunu diye
bir sorun da kalmayacak” diyorlar.
Bu nedenle de Özgürlük Hareketi’nin
meşru savunma mücadelesini halka
zarar veren, hatta Kürt sorununun
çözümünü geciktiren etken olduğunu
söylüyorlar. Türk Devleti’nin en
makul çözüm önerilerini bile dikkate
almadığını, yasal bir partinin Kürt
sorununda makul çözüm önerisinin
kapatılma gerekçesi sayıldığını
görmezlikten gelerek, bu tür
söylemlerle halkın Önder APO ve
PKK’ye tepki göstermesini sağlamaya
çalışıyorlar. İnkarcı sömürgeciliğin
bugün hala dünyada görülmemiş bir
politika ve baskı gücü olduğunu
unutturup, Kürt halkının yaşadığı
acıların, işkencenin, yoksulluğun
kaynağı Önder APO ve PKK olarak
gösterilmeye çalışılıyor. Bütün bu
sorunların esas kaynağı devletin
kendisi ve onun işbirlikçileri
olmasına rağmen, sorunların kaynağı
olarak Önderlik ve PKK gösterilerek
her şey tersyüz edilmek isteniyor.
Demagojiyle halkın gerçekleri
kavraması engellenmek isteniyor. Bu
tarzla beyinler ve yürekler kör hale
getirilip gerçekleri görmesinin
önüne geçilmeye çalışılıyor.
Düşünemeyen, göremeyen, anlayamayan
bir halk yaratmak istiyorlar ki
imhayı rahatlılıkla
gerçekleştirebilsinler. Önder
APO’nun belirttiği gibi, zalim
olmayan herkes takdir etmektedir ki,
Kürt kimliğini, iradesini, ruhunu,
yüreğini, dilini ve gerçeğini ortaya
çıkaran PKK’dir. Kürt halkına
sürekli ruh veren, yürüten Önder APO
ve Özgürlük Hareketi’dir. Kürt halkı
neyi kazanmışsa Özgürlük
Hareketi’yle kazanmıştır. İşte Önder
APO ve PKK ortadan kaldırılarak,
Kürtlerin tüm kazanımlarının ortadan
kaldırılması hedefleniyor. Çünkü bu
Önderlik ve bu hareket bu halkı
ayağa kaldırdı ve güç haline
getirdi. Bu halk için paha biçilmez
ve sözcüklerle ifade edilemeyecek
büyük değerler yarattı.
İnkarcı Türk sömürgeciliği misak-ı
milli sınırları içinde yaratılmak
istenen Türk uluslaşmasını boşa
çıkardığı için Önderliğe büyük bir
öfke duymaktadır. Onun için bu
Önderlikten ve bu hareketten intikam
alınmak isteniyor. Bu Önderlik ve
hareketten, birçoğunun dar ve bencil
çıkarlarını tehlikeye soktuğu ve
onların gerçeğini ortaya çıkardığı
için bu tarzda intikam alınmak
isteniyor. Ne kazandıysa elinden
alıp, kökü kazınarak bu halk eski
durumuna getirilip köleliğe mahkum
edilmek isteniyor. İnkarcı Türk
sömürgeciliğin halen hedefinin bu
olduğundan kuşku yoktur. Kürt
olduğunu söyleyen bu şahıslar
gerçekten Kürt olsalardı, Kürt
halkına biraz saygıları olsaydı,
birazcık vicdanlı olsalardı, Önder
APO’nun bu halk için neler
yaptıklarını teslim etmek zorunda
kalırlardı. Bırakalım saldırmayı,
büyük saygı gösterirlerdi. Ne var ki
onların Kürtlükle ve insanlıkla bir
alakaları kalmadığı için Kürtlüğü ve
bu halkı ayağa kaldıran Önderliğe
pervasızca saldırıyorlar.
İşbirlikçilik, hainlik ve
sömürgecilik el ele vermiş, bu halkı
iliklerine kadar sömürüyor ve çok
boyutlu asimilasyonla bu halkı ölüme
doğru götürüyorlardı. Neredeyse
ölümü gerçekleştirmek üzereydiler.
Önder APO ve PKK işte böyle bir
halk gerçekliğini ayağa kaldırdı.
Direnen ve kendi kimliğini
sahiplenen bir halk gerçekliğini
ortaya çıkardı. Bu halkı bu durumdan
çıkarıp kendi ayakları üzerinde
yaşar hale getirdi. Özgürlükte karar
kılan bir halk haline getirdi.
Ortaya çıkarılan bu gerçeklik hain
Kürtlere ve sömürgecilere büyük bir
darbe oldu. PKK ve Önder APO’yu
kendi hedefleri için engel olarak
görüyor ve bunun öfkesiyle
saldırıyorlar. PKK’yi sorunların
kaynağı olarak göstermelerinin
nedeni budur. Bu nedenle ezilmesi ve
ortadan kaldırılması gereken bir güç
olarak görüyorlar.
Halkımızın bu ezme konseptine ve
ihanete karşı Önder APO ve PKK’nin
etrafında birliklerini,
örgütlenmelerini ve eylemlerini
güçlendirmeleri gerekir. Hem
sömürgeciliğe, hem de hain
işbirlikçi Kürtlere karşı sağlam
duruş göstermeleri gerekiyor. En çok
da bu hain işbirlikçilere karşı
durmaları gerekiyor. Bunlar olmadan
sömürgeciliğin Kürdistan'da
varlığını sürdürmesi mümkün
değildir. Eğer Türk sömürgeciliği
bugün Kürdistan'da varlığını
sürdürebiliyor ve Kürt halkına bu
işkenceleri, acıları
yaşatabiliyorsa, bunun esas nedeni
Kürt işbirlikçileri ve hainleridir.
Eğer Kürt hainleri ve işbirlikçileri
sömürgecilere destek sunmazsa,
onların tezlerine güç vermezlerse
kesinlikle Türk Devleti’nin
yapabileceği bir şey yoktur. Bu
işbirlikçilerin destek vermediği bir
ortamda sömürgecilerin Kürtleri ve
iradelerini kabul etmekten başka bir
yollarının olamayacağını halkımız
çok iyi bilmelidir. Her türlü
tehlike buradan geliyor. Dikkat
edilirse mücadele gelişiyor,
sömürgeciliği sıkıştırıyor, çözümü
dayatıyor, sömürgeciler tam da çözüm
yönünde adım atacakları sırada bu
hainler devreye giriyor. Halkımızın
acı ve işkenceleri yaşaması bu
tarzda sürüyor. İnkar ve imha
politikaları en fazlada bu
işbirlikçi ve hainlerden cesaret
alınarak devam ettiriliyor.
Halkımızın sömürgecilerle bu
işbirlikçi hain Kürtleri ayrı
görmemesi gerekiyor. Bunların
kökeni Kürt olabilir, belki Kürtlük
üzerine de konuşabilirler, ama
kesinlikle bunların insanlık ve
Kürtlükle bir alakaları yoktur.
Bunlar sömürgecilerden daha
tehlikelidir ve sömürgeciliğin
yaşatılması ve sürdürülmesinin de
gerçek sahipleri ve nedenleridir.
Eğer biz sömürgecilikten, bu acı ve
işkencelerden kurtulmak istiyorsak,
kesinlikle işbirlikçilere, hainlere
karşı çok kararlı ve ciddi bir
mücadele yürütmemiz gerekir. Bunları
Kürdistan'da gezemez ve yaşayamaz
hale getirmemiz gerekir. Bunların
söz söylemesinin, dolaşmasının önüne
geçmemiz gerekir. Bu konuda
yetersizlik var. Yetersizlik olduğu
için bunlar bu kadar rahat
konuşabiliyor ve dolaşabiliyor. Kürt
halkından büyük tepki göreceklerini
anladıkları an suspus olurlar. Çünkü
bunların herhangi bir amacı, ilkesi,
şuyu-buyu yoktur. Bunların bütün
çabası, nasıl ekonomik ve siyasi
rant elde ederiz üzerinedir. Bu
nedenle PKK ve Önder APO’ya, Kürt
halkına düşmanlık yaparak Türk
Devleti’nden besleniyorlar. Buna
müsaade etmememiz gerekiyor.
PKK ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin
tasfiye edilmek istenmesi ilk önce
Kürt halk Önderliğine ölümcül bir
saldırıyla başlatılmıştır. Kürt
halkının iradesini kırma ve Özgürlük
Hareketi’ni tasfiye etmenin odak
noktası Kürt halk Önderliği olarak
görülmüştür. Nitekim Önderlik Şengal
katliamını, İran’ın saldırılarını ve
gerillaya yönelik operasyonların
artmasını kendisine karşı yapılan
ölümcül saldırıyla bir bağı olduğunu
vurgulamıştır. Kürt halkının
iradesinin kırılması ve Özgürlük
Hareketi’nin tasfiyesini hedefleyen
saldırılar ile Önderliğe yapılan
saldırılar arasında bu bağın
tarihsel, ideolojik, siyasal ve
ulusal etkenlerini nasıl
değerlendiriyorsunuz?
PKK tarihi incelendiğinde
görülecektir ki, Türk sömürgeciliği
ve dayandığı kapitalist sistem
birçok kez Önderlik ve PKK
hareketini tasfiye etmek istemiştir.
Her defasında da Önder APO bu
tasfiyenin önünü almış, dayatılan
tasfiyeciliği örgütü daha fazla
geliştirmenin gerekçesine
dönüştürerek hareketi ve mücadeleyi
büyütmüştür. Bunu gören kapitalist
sistem ve sömürgecilik hareketi
tasfiye etmede öncelikle Önder
APO’yu hedefine koymuştur. Çünkü
Önder APO etkisizleştirilmeden bu
hareketi tasfiye edemeyeceklerini
veya işbirlikçiliğe
çekemeyeceklerini görmüşlerdir.
Önderliğin varlığında hareketi ne
teslim alabilirler, ne işbirliğine
çekebilirler, ne de tasfiye
edebilirler. Bunu çok iyi
anladıkları için PKK’ye karşı
uluslararası komplo
geliştirilmiştir. Bu komplonun
birinci aşamasında Önderliğin
etkisizleştirilmesi esas alınmıştır.
Önderliğin esaretinden sonra örgüt
içinde işbirlikçi-hain bir kesim
ortaya çıkarılarak komplonun ikinci
aşaması pratiğe geçirilmiştir. Bugün
de Önderliğin zehirlenmesi ekseninde
üçüncü ve son aşama pratiğe
geçirilmiş bulunuyor. Önderliğimizin
zehirlenmesi bu son aşamanın pratiğe
geçirilmesinin sonucudur. Bu hareket
tasfiye edilmek isteniyorsa, gelişme
diyalektiğinden dolayı Önderliğinden
başlayarak bunun gerçekleştirilmesi
gerekir. Önderlik tasfiye edilmeden
bu hareketin tasfiye edilmesi mümkün
değildir. Çünkü bu hareketi yaratan
bu Önderliktir. Kürdistan’daki yok
oluşa dur diyen, Kürt halkını
uçurumun kenarından kanatlandırarak
ayağa kaldıran, baş aşağıya giden
tarihe dur diyen, tarihin yönünü
değiştiren, çağdaş doğrultuya sokan,
yok olmanın eşiğindeki bir halkı bu
durumdan çıkarıp var eden, ayağa
kaldıran bu Önderliktir. Bu
Önderlikle birlikte Kürdistan'da
tarih doğrultusuna girmiştir. Kürt
halkı açısından bu Önderlikle
birlikte tarih yazılmaya
başlanmıştır. Ters yüz edilen ve baş
aşağıya giden tarih, doğrultularak
rayına sokulmuştur.
Bu Önderlikle birlikte Kürt halkının
çıkarlarını dile getiren bir
ideoloji yaratılmıştır. Bu Önderliğe
kadar Kürdistan'da hakim olan
ideoloji, tamamen sömürgecilerin
çıkarlarına hizmet eden ideolojiler
olmuştur. Bu halk kendi adına yaşama
yerine, kendisini yok edenler adına
yaşamaktaydı. Sistem ve sömürgecilik
tarafından kendi kendini yok eden
bir halk konumuna getirilmişti.
Kendi çıkarlarını savunamayacak
duruma düşürülmüştü. Önüne konulan
düşünceler, ideolojiler tamamen
sömürgeciliğe hizmet eden ideoloji
ve düşüncelerdi. Kürtlerin kendisine
ait herhangi bir ideoloji, düşünce
ve duygusu söz konusu değildi.
Bunlar tamamen öldürülmüştü. Bunun
yerine sistemin ve sömürgeciliğin
duyguları, düşünceleri hakimdi. İşte
ilk kez bu Önderlikle, bu halk adına
duygular ve düşünceler
geliştirilmiştir. Bu halkın
çıkarlarını temsil eden, koruyan,
yol ve yöntem geliştirilmiştir. Bu
Önderlik tarafından bu halkın
çıkarları dile getirilmiş, çıkarları
gün yüzüne çıkarılmış ve herkese
gösterilmiştir.
Önderlik ilk kez bu halkı siyaset
sahnesine çıkarmıştır. Bu halk ilk
kez kendisi adına siyaset yapmıştır.
Bu Önderliğe kadar yürütülen, Kürt
halkını inkar ve imha eden bir
siyasettir. Siyaset tamamen
sömürgecilerin ve onlarla işbirliği
ve ihanet içerisinde olan Kürt
hainler tarafından yapılmaktadır. Bu
siyasetle Kürtler adım adım imhaya
götürülmektedir. İlk kez bu
Önderlikle birlikte bu halk kendi
adına siyaset yapmaya başlamış ve
siyasete girmiştir. Kendi
çıkarlarının nerede olduğunu
görmüştür. Kendi zararlarının nerede
olduğunu görmüştür. Zararları ile
çıkarlarını ayırt edebilir bir
duruma gelmiştir. Ret ve kabul
ölçülerini doğru anlamaya
başlamıştır. Yurtseverliğin ne
olduğunu, ihanetin ne olduğunu,
özgürlüğün, demokrasinin ve adaletin
ne olduğunu bu Önderlikle birlikte
anlamaya başlamıştır. Bu Önderlikle
birlikte kendisini tanımaya
başlamıştır, bir irade ve kimlik
kazanmıştır. Kendisi adına değerlere
kavuşmuştur. Bu Önderlikle birlikte
gerçek anlamda bir halk olma, bir
ulus olma gerçekliğine ulaşmıştır.
Bu Önderlik tarafından bir ulusal
ruh, kimlik, beyin ve yürekle
ideoloji, siyaset, örgüt ve eylem
geliştirilmiştir. Bu Önderlik
öncülüğünde bir ulusal birlik, ruh
ve mücadele içerisine girmiştir. Bu
nedenle Özgürlük Hareketi başından
itibaren bir Önderlik hareketi
olarak doğmuş ve gelişmiştir.
Kürdistan'da bu Önderliğin
sorumluluğu altında büyük bir
alt-üst oluş yaşanmış, yeni bir
toplum ve insan ortaya çıkmıştır.
Yeni bir yaşam kültürü, ahlak,
kişilik ve bu temelde ölçüler ortaya
çıkmıştır. Bu Önderlikle ölçüsüzlük
ortadan kaldırılmıştır. Bu
Önderlikle örgütsüzlük ortadan
kaldırılmıştır. Bu Önderlikle
kölelik, onursuzluk, iradesizlik,
kimliksizlik ortadan kaldırılmıştır.
Bu Önderlikle, bu halk ilk kez
özgücüne inanmış, kendisine olan
güveni artmıştır. Bu halk artık
kendisi adına var olma ve mücadele
etmenin iradesine kavuşmuştur. Bu
Önderlikle özgür bir halk olma
kararına ulaşmıştır. Özgürlüğe
tutkulu, özgürlük için her şeyini
ortaya koyan bir halk gerçekliği
ortaya çıkarılmıştır.
Bu Önderlikle birlikte Kürdistan'da
büyük bir demokratik devrim
gerçekleşmiştir. Büyük bir
özgürleşme gerçekleşmiştir. Gerici
ilişkiler, geri ölçülerin hepsi
paramparça olmuştur. Kürdistan'da
yeni ve büyük değerler ortaya
çıkmıştır. Kürt halkının uluslaşma
ve halk olma gerçekliği dost ve
düşman tarafından kabul edilir hale
getirilmiştir. Onun kurumları,
değerleri ortaya çıkmıştır. Onun
gerillası, partisi, militanı ortaya
çıkmıştır. Bu değerler üzerinden
yürütülen mücadele bütün halkları
eriterek, asimile ederek, yok ederek
bir Türk ulusu yaratma projesini
tehlikeye sokmuştur. Başka halkları
yok ederek Türkleştirme gerçekliğini
bütün yönleriyle ortaya çıkarmıştır.
Eğer tasfiyeye Önderlikten
başlamışsa nedeni bundan ötürüdür.
Eğer bu halkı sindirmek ve yok etmek
istiyorsan, bu hareketi tasfiye
etmen gerekir. Bu hareketi tasfiye
edebilmen için de bu Önderliği
tasfiye edebilmen gerekir. Çünkü bu
Önderlikle ters yüz edilen her şey
doğrultulmuş ve ayağa
kaldırılmıştır. Yeni bir halk
yaratılmıştır. Bu halkı yaratan bu
Önderlik ise, bu halkı tekrar teslim
almak isteyen bir güç işe doğal
olarak Önderliğinden başlayacaktır.
Uluslararası komplonun birinci
aşamada Önderliği hedeflemesi de bu
nedenledir. İkinci aşamayı da
Önderliği saf dışı bırakarak
yürütmek istemişlerdir. Üçüncü
aşamayı da -ki son aşama olarak
planlanmıştır- Önderlik üzerinden
yürütüp tamamlamak istiyorlar.
Önderliği zehirlemelerinin nedeni
budur. Önderliği zehirlemek demek
imhada karar |