Ana Sayfa

   

Komployu Direnişimizle Yıkacağız 

Cemil Bayık

Türkiye’de şoven milliyetçilik alabildiğine geliştiriliyor. Ne oldu da Türkiye birden bire neredeyse tüm dünyayı ayağa kaldırdı. PKK’ye karşı yürütülen savaş geçmişte de vardı. Ölümler geçmişte de oluyordu. Şimdi bu kadar öfkeli ve saldırgan olmalarının sebebi nedir?

 Amerika kapitalizmin geldiği yeni aşamanın çıkarları doğrultusunda Ortadoğu’yu düzenlemeye çalışıyor. Bu düzenlemeyle statükoya dayalı yapıları zayıflatmaya ve bu statükoya dayalı ulus devlet rejimlerini güçsüzleştirmeye uğraşıyor. Türkiye’ye yeni Ortadoğu denkleminde kendi anlayışına ve çıkarlarına göre yer vermek istedi. Ne var ki Türkiye Kürt sorunundaki inkarcı zihniyeti nedeniyle ABD’nin istediği Türkiye-Irak eksenli böyle bir düzenlemeye yanaşmadı. Bunu kendi çıkarları için tehlikeli gördü. Bunun yerine Suriye ve İran’la ilişkilerini sürdürdü. Hatta Kürt ve ırak meselesinde ortak politikalar yürüttü. Bu da ABD ile Türkiye'yi bu konularda karşı karşıya getirdi. ABD ısrarla Türkiye'nin İran ve Suriye’den uzak durmasını sağlayıp, Ortadoğu'da öngördüğü yeni sistemi benimsetmek istedi. Türkiye, uzun bir süre bu tarzda bir yer almayı çıkarlarına ters gördüğü için kendi anlayışını dayatmak istedi. Bundan dolayı ABD de Türkiye'yi düzenlemenin dışında tutuyormuş gibi bir izlenim yaratarak sıkıştırmak istedi. ABD, Türkiye’ye “eğer benim biçimlendirmeye çalıştığım Ortadoğu'yu kabul edersen bu düzenlemede sana yer verebilirim; aksi takdirde yer alamazsın, dışında kalırsın, bundan da sen zarar görürüsün” mesajını verdi. Bunun sonucu da Türkiye, oluşturulan yeni dengelerin dışında tutuluyormuş gibi bir endişeye kapıldı. Türkiye son dönemlerde ciddi bir endişe yaşıyorsa ve bu endişesini gerilimlerle dolu biçimde dışa vuruyorsa bir nedeni budur. Çünkü Türkiye Ortadoğu'da bölgesel bir güç olmanın çabasında. Önce bunu ABD’ye rağmen yapmak istedi. Hatta bunu şantajlarla ABD’ye kabul ettirmek istedi. Hâlbuki Türkiye'nin böyle bir gücü yoktu. Bu Türkiye açısından büyük bir yanılgıydı. Gerçekten Irak’ta oluşturulan statüyü kabul etmeyip ABD’yi zorlayacak Türkiye-İran-Suriye ittifakını geliştirerek ABD’ye istediği tarzda kendisini kabul ettirebileceğini sanarak büyük bir hataya düştü. Uzun süre bu çizgide direnmesi onu giderek Ortadoğu'da güç olmanın dışında kalmaya doğru itti. Son zamanlarda Türkiye bunu gördü. Bu yanılgısını aşmadığı takdirde oluşturulan Ortadoğu düzenlemesinde yer alamayarak, yaşadığı sorunların daha da ağırlaşacağını, bunun da Türkiye’nin geleceği için ciddi tehlikeler yaratacağını anladı. Bunun için İngiltere’ye, ABD’ye geziler yaptı.

Kürt özgürlük hareketi uzun yıllardır bir mücadele yürütüyor ve bu mücadelesiyle Türkiye'yi köşeye sıkıştırdı. Bu nedenle Türkiye çok ağır sorunlar yaşamaya başladı. Bununla birlikte ABD’nin Ortadoğu'yu kapitalizmin çıkarlarına göre yeniden düzenleme girişimi Türkiye üzerinde önemli etkilerde bulundu.  Bu etkilerle Kürt özgürlük hareketinin yarattığı etkiler birleşince Türkiye'nin sorunları daha da ağırlaşmaya, tehlikeli bir hal almaya başladı. Türkiye içine düştüğü bu durumdan çıkarak, yeniden düzenlenen Ortadoğu’da yer alabilmek için Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezmeyi önüne koydu. Ya Kürt sorununu barışçıl, demokratik yoldan çözerek Ortadoğu'daki yeni düzenlemede güçlü bir tarzda yer alır ya da Kürt Özgürlük Hareketini ezerek, Kürtleri sindirerek bu problemden kurtulup, Ortadoğu'da bölgesel bir güç haline gelebilirdi. Türkiye, sorunu çözmeyi değil ezmeyi önüne koydu. Ezerek bu sorundan kurtulma ve bölgedeki düzenlemede yer alma çabası içine girdi. Çünkü Özgürlük mücadelemiz duruşuyla bütün Kürtlerin güç kaynağı haline geliyor, bütün parçalarda Kürtlere ruh veriyor, Kürtler özgürlük için mücadelelerini her parçada yükseltiyordu. Bu Türkiye'yi oldukça rahatsız ediyordu. Bu nedenle Kürt Özgürlük Hareketi’nin bu duruşunu ezmek ve Kürtleri sindirip teslim alarak bu temelde Kürt sorunundan kurtulup bölgesel bir güç olmayı önüne koymuş durumdadır. Bu hedefini gerçekleştirmek için Türkiye, bir yandan içte şoven milliyetçiliği sınırsız geliştirip Kürtleri sindirmek, dışta da bu şoven milliyetçiliği arkasına alarak dış kamuoyu oluşturmaya yöneldi.  

Türk Devleti’nin etkili güç odakları dış ve iç kamuoyunu arkasına alarak Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezmek için AKP’yi kullanmaktadır. Çünkü AKP’nin hem KDP ve YNK’yle ve Kuzey’deki işbirlikçi, milliyetçi çevrelerle ilişkileri güçlü, hem de Arap devletleri ve İran ile ilişkileri güçlüdür. ABD ve Avrupa’nın da desteği var. Türk Devleti AKP’nin bu konumundan da yararlanarak, hedefine ulaşmak istiyor. Nasıl ki Türkiye AKP’yi kullanmak istiyorsa, ABD de Türkiye'yi; Türkiye'de de AKP’yi kullanarak hedefini gerçekleştirmek istiyor. ABD Türkiye'yi kullanabilmek, istediği çizgiye çekebilmek için AKP vasıtasıyla Türkiye'de siyasal İslam'ı geliştirdi. Eğer AKP iktidara geldiyse, bu önemli oranda ABD’nin desteğiyle gerçekleşti. ABD, Türkiye'nin politikalarını kendi politikalarıyla uyumlu hale getirebilmek, Türkiye'yi Ortadoğu'da kendi stratejik amaçları ve çıkarları temelinde kullanabilmek için siyasal İslâm’ın iktidara gelmesini uygun gördü.  Bu modeli Türkiye’den başlayarak Ortadoğu'ya yaymak istemektedir. ABD’nin bölge politikalarına eklemlenmeye çeşitli kaygılarla direnen Türkiye, 22 Temmuz seçimleriyle birlikte ılımlı siyasal çizgide olan AKP’yle birlikte Türkiye, ABD’nin öngördüğü yeni Ortadoğu projesine adım atmış bulunmaktadır. ABD’nin Türkiye'yi kullanması, Türkiye'nin AKP’yi kullanması sonucu olarak Türkiye'de şoven milliyetçiliğin sınırsız gelişmesi ortaya çıktı. Çünkü PKK aşılmadan AKP bu rolünü istenilen düzeyde yerine getiremezdi. Dikkat edilirse son iki ayda şovenist bir dalga Türkiye’de yayıldığı halde ne ABD, ne de Avrupa bu faşist yükselişe ses çıkardı. PKK’nin duruşu ve yarattığı özgürlük hareketi, halk ve kişilik olarak ABD ve Türkiye'nin çıkarlarıyla örtüşmüyor. Hatta onların politikalarına engel çıkarıyordu.  Çünkü ABD işbirlikçi Kürt’le Türkiye'yi uzlaştırıp her ikisini de çıkarları için kullanmak istemekteydi. Ortadoğu’daki hedeflerine ulaşmak isterken bu iki çevreyi bir araya getirmeyi gerekli görmektedir. Türkiye ise Ortadoğu düzenlemesinde yer almak istiyor, ama Kürdü inkar ederek buna ulaşmayı hedefliyordu. Türkiye her ne kadar uzun bir süre ABD’nin istediği işbirlikçi Kürt’le ilişkiyi reddettiyse de, gelinen aşamada buna karşı direnecek gücünün kalmadığını gördü. Sonuçta ABD’nin politikalarına gelmiş bulunmaktadır.  

Son günlerde TC bütün gücüyle PKK ve Kürt sorununu tümden bitirmek için çok yoğun çalışıyor. Babacan’ın Ortadoğu ziyaretleri, İstanbul’da yapılan “Irak’a komşu ülkeler toplantısı”, ABD Dışişleri Bakanı’nın Türkiye gelişi ve Erdoğan’ın Londra ve Bush görüşmeleri ve son olarak Avrupa’da yaptığı görüşmeler bu temelde yürütülmüştür. Açıklamalar ve ortaya çıkan pratikten görüldüğü gibi PKK’ye yönelme konusunda belli düzeyde destek aldığını göstermektedir. Bu destekler ne düzeydedir, saldırılardan amaçlanan nedir?

Türkiye'de Özel Harp Dairesi’nin PKK’yi bitirmek ve Kürt sorununu bu tarzda çözmek için yoğun bir çaba içerisine girdiğine tanık oluyoruz. Türkiye'deki şoven milliyetçiliğin sınırsızca geliştirilmesi tamamen bu daire tarafından örgütlendirilip, geliştiriliyor. Özel Harp Dairesi ABD tarafından oluşturulan bir dairedir. Bu daire Türkiye'de devrimci-demokratik-sosyalist hareketleri ezmek için oluşturulmuştu. Geçmişte daha çok sosyalizme ve Türkiye'deki sol harekete karşı örgütlendi, eylem gerçekleştirdi. Her türlü yöntemi uygulamayı mubah saydı. Bu daire bugün de Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek için bütün gücüyle çalışıyor. Her türlü yöntemi uygulamaktan çekinmiyor. Türkiye'deki şoven milliyetçiliğin örgütlendirilip, geliştirilmesinde, Kürtlere karşı linçlerin, hakaretlerin, talan, baskı, işkencelerin, sindirmelerin ve katliamların arkasında hep Özel Harp Dairesi vardır. Bu daire hem içte, hem de dışta Türkiye siyasetine yön veriyor.

İçte daha çok Kürtlere karşı kin, nefret, düşmanlık geliştirilip Kürt halkı sindirilerek, PKK bu tarzda tasfiye edilmeye çalışılırken, dışta da bu tasfiyenin uluslararası dayanakları yaratılmaya çalışılıyor. Dışişleri Bakanlığı bunu sağlamak için yoğun ziyaretler ve görüşmeler yapıyor. Yoğun pazarlıklar yapıyor. Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezmek için taviz üstüne taviz veriyor. Yine bugüne kadar ayak direttiği politikalardan vazgeçiyor. ABD’nin Ortadoğu politikalarına yatıyor. Türkiye bu süreçte sadece ABD ve Avrupa ile bu pazarlıkları yürütmedi, Ortadoğu'daki çeşitli güçlerle de görüşme ve pazarlıklar yürüttü. Çok ilginçtir; en son Suudi Arabistan kralını da ağırladı ve madalyalar verdi. Suudi Arabistan’ın da desteğini alarak Ortadoğu’da hem Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezme, hem de bölge düzenlemesinde dışta kalmamak için belli bir rol almaya çalışıyor.

Görüşmeler sonrası yapılan açıklamalardan ve uygulamalardan ortaya çıkıyor ki, Türkiye gerçekleştirdiği şantaj, tehdit ve pazarlıklar sonucunda bazı amaçlarına ulaşmış gibi görünüyor. Çünkü en son ABD Başkanı, PKK’nin, ABD’nin de, Irak’ın da düşmanı olduğunu söyledi. Yine Türkiye'ye her türlü istihbaratı vereceğini açıkladı. İki devletin Genelkurmayları arasında bunun için bir mekanizmanın oluşturulacağını açıkladı. Irak’taki en üst ABD komutanının bu mekanizmada yer alacağını belirtti. Bunun pratikte bazı uygulamalarının geliştiğine tanık oluyoruz. Erdoğan-Bush görüşmesinde Kürt Özgürlük Hareketi aleyhine bazı olumsuz kararlar alındığını görüyoruz. O görüşmelerde ABD’nin hem kendi istemlerini Türkiye'ye kabul ettirdiği, hem de Türkiye'nin bazı istemlerini ABD’ye kabul ettirdiği ortaya çıkıyor. Çıkan sonuçlara göre Türkiye, Irak ve Güney Kürdistan'da istikrarsızlık yaratmayacak, KDP ve YNK’yi hedeflemeyecek, sadece PKK’ye yönelecektir. Bunun karşılığında da ABD, Irak, YNK ve KDP’yi de çeşitli biçimlerde kullanarak, Türkiye'ye PKK’nin tasfiyesinde destek sunacaktır. Bu konuda anlaştıkları çok net görülüyor. Zaten Türkiye KDP ve YNK’i hedeflemeyecekti. Tamamen şantaja başvuruyordu. ABD tarafından istekleri kabul edilmezse sorun çıkaracağını ve istikrarsızlık yaratacağını belirterek istemlerini kabul ettirmek istiyordu.

Türkiye'nin istemi ABD, KDP ve YNK’nin PKK’ye yönelik saldırılara askeri olarak bizzat katılmaları yönündeydi. Türkiye biliyordu ki bu güçler askeri olarak Türkiye ile birlikte harekete geçmezse, sadece kendisinin yapacağı operasyonlarla sonuç alamayacaktır. PKK’yi ortadan kaldırmayı gerçekleştirmek için mutlaka onlarında içinde yer alması gerekiyordu. Tabii ki ABD, YNK, KDP askeri operasyonlarda yer almayı şimdilik kendi çıkarlarına uygun görmüyor, ama PKK’nin ezilmesinde her türlü desteği verebileceklerini söylüyorlardı. Ancak Bush-Erdoğan görüşmesi ardından ileride öyle bir saldırıya ortak olacakları bir sürecin başlatıldığını görmekteyiz. AB’nin de Türkiye'yi haklı gördüğünü açıklaması, ABD’nin istihbarat vermesi, YNK-KDP ve Irak’ın yaklaşımları böyle bir planlama yapıldığını göstermektedir. YNK-KDP bu görüşmelerden sonra Maxmûr üzerinde baskılarını arttırdı, PÇDK’nin bürolarını kapattı, Irak hükümetiyle birlikte Kürt Özgürlük Hareketi’nin Güney’deki hareket imkanlarını ortadan kaldırdığını açıkladı. Hastaların tedavilerini engellemeye başladılar. Kürt Özgürlük Hareketi’ni Medya Savunma Alanları’nda hareketsiz bırakarak, Türkiye'nin yoğun operasyonlarıyla birlikte kadrolarının iradesini kırma, bu tarzda çözülmelerini sağlayıp teslim alma gibi bir planı uyguladıkları ortaya çıkmış durumdadır. Türkiye'nin Medya Savunma Alanları’nda hava saldırıları, nokta operasyonlar yapması, hareketin yönetimine yönelik özel operasyonlar geliştirilmesi kararlaştırılmış durumdadır. Bunlar yapılırken Güneyli güçlerin Kürt Özgürlük Hareketi’nin Medya Savunma Alanları dışındaki alanları kullanmaması, destek görmemesi için tedbirler alması da alınan ve adım adım uygulamaya geçirilecek kararlardandır.    

Türkiye’nin amacı Kürt Özgürlük Hareketi’ni tümden tasfiye etmektir. Zaten bu amaçlarını açıkça ilan etmişlerdir. ABD yaptığı açıklamalarla Kürt Özgürlük Hareketi’ni ortadan kaldırmayı hedeflediğini defalarca ortaya koymuştur. KDP-YNK her ne kadar bunu açıkça söylemeseler de, “PKK Kürt halkına, Güney Kürdistan federasyonuna zarar veriyor” gibi açıklamalar yapmaktadır. “PKK koşulsuz olarak silah bırakmaz, ateşkes ilan etmezse pişman olacaktır” gibi açıklamalar yaparak PKK’nin tasfiyesinde yer alacaklarını ve bunu gerçekleştirmede üstlerine düşen rolü yerine getireceklerini ortaya koymuşlardır. Açıkça uluslararası komplonun üçüncü aşaması gerçekleştirilmek istenmektedir. Bu aşamada yer alan güçler yine eskiden uluslararası komploda da yer alan güçlerdir. Birinci aşamada yer alan güçlerin tümü yer almasa da, önemli bölümü komplonun yeni aşaması içindedirler. Bu aşamayla birlikte özgür Kürdü ve Kürt Özgürlük Hareketi’ni ortadan kaldırmak, Kürt sorununda işbirlikçi Kürt dışında hiçbir güç bırakmamak amaçlanmıştır.

Son zamanlarda “Güney’e yönelmeyeceğiz, hedefimiz sadece PKK’dir” söylemi fazlasıyla dillendirilmiştir. Öyle ki beklenmedik biçimde Erdoğan’ın ABD’den dönüşünden birkaç gün sonra Deniz Baykal da “Güneylileri kendimize dost yapalım, oradaki gençleri Türkiye'ye getirtelim, onları okutalım, ekonomik ambargo uygulamayalım” diyerek “U” dönüşü yapmıştır. Türk devletinin Güney’e yönelik bu söylem değişikliğini neye bağlıyorsunuz? Gerçekten de Türkiye Güney Federasyonu’nu içine sindirdi mi? PKK’nin tasfiye edildiğini varsaydığımızda Güney’e yaklaşımları bu söylemdeki gibi olur mu?

Türkiye'nin Güney’e girmeyeceği, KDP-YNK’i hedeflemeyeceği aslında bugün değil, daha önceden de tarafımızca biliniyordu. Türk Devleti PKK ve bu güçlere birlikte saldırdığı takdirde bırakalım PKK’yi ezmeyi, Kürtler’de büyük bir birlik ruhu ve direnç ortaya çıkararak Kürdistan'ın Türkiye’den kopmasını getirecek bir sonuçla karşılaşacaktır. Böyle bir durum sadece Kuzey’de değil, tüm parçalarda Kürtlerin ayağa kalkması ve tüm Kürdistan'da inkarcı sömürgeciliği ortadan kaldıran özgür Kürdistanlar gerçeği tarih sahnesine çıkacaktır. Bu nedenle Türkiye gerçek anlamda hiçbir zaman hem PKK, hem de KDP ve YNK’yi hedefleyen bir planlama yapmamıştır. Ancak Türkiye şantaj ve tehditlerle sanki Güney’e girecekmiş, Güney’de bir istikrarsızlık yaratacakmış gibi bir izlenimi son ABD-Türkiye görüşmesine kadar yaratmaya çalıştı, böyle bir politika izledi. Çünkü ABD’nin Irak’ta sıkıştığını biliyordu. Türkiye’nin Güney’e girmesi, YNK-KDP’yi de hedeflemesi ABD’yi zorlardı.  Bunu zaten İlker Başbuğ bir konuşmasında dillendirmiş, “Belki Irak’ta bir sonuç alamayabiliriz, ama ABD’ye çok ağır sorunlar da yaratabiliriz” demişti. Bu politikanın gereği olarak hep Güney’e gireceklerini dillendirdiler. Bu bir şantaj ve tehditti. Bu politikayı KDP-YNK, Irak ve ABD’yi istedikleri noktaya çekmek için yapıyorlardı. “Mademki istikrarsızlık istemiyorsunuz, çıkarlarınızın tehlikeye girmesini istemiyorsunuz, o zaman benim PKK’yi tasfiye planımı onaylamanız ve bu planda yer almalısınız” dayatmasında bulunuyordu. “Fiili olarak yer almıyorsanız bile her türlü desteği bana sağlamanız gerekir” diyordu. Esas amacı da ABD’yi ikna ederek KDP-YNK’yi PKK’yi tasfiye hareketinde yer almaya ikna etmekti. Bu amaçla bütün bu şantaj ve tehditleri yapıyordu.  

Bu amacına ulaşmak için içte şovenizmi geliştirerek, bunun PKK’ye yönelmediği için ABD karşıtlığı haline geldiğini vurgulayarak Türkiye’de yoğun bir ABD düşmanlığı ortaya çıktığını kabul ettirmeye yönelmiştir. Bir yandan bu sahte ABD düşmanlığı, diğer yandan  Güney’e giriş şantaj ve tehdidi ile ABD karşısında pazarlık gücünü arttırmayı, istediği sonucu almayı hedefliyordu. Dikkat edilirse ABD görüşmelerinden sonra bu politikalarını değiştirmeye başladılar. Şoven milliyetçiliği tırmandıran, teşvik eden güçler hemen bunu yumuşatmaya başladılar. Çünkü şoven milliyetçiliği o kadar geliştirdiler ki giderek denetimlerinden çıkma eğilimi göstermeye başladı. Hatta kendilerine yöneldi. ABD karşıtlığının bumerang gibi kendisini vurmasından korkarak ABD’ye dostluk üslubu geliştirilmeye başlandı. Güneye yönelik savaş ve operasyon tehdidinden vazgeçip Güneylilerle her türlü ilişkiye girmek istediklerini açıklamaya başladılar. Çünkü izledikleri politikalarla ABD görüşmelerinde istedikleri düzeyde olmasa da kısmi bazı sonuçlar elde etmişlerdi. Artık o şantaj ve tehdidi geliştirmeleri anlamsızdı. Hatta tehlikeliydi. O yüzden üslup değişikliği şarttı. Deniz Baykal’da bir “u” dönüşü gerçekleştiyse bu yüzden gerçekleşti. Görüşme öncesi politika da bilinçliydi. Görüşmeyi etkilemek için söylemler keskinleştirilmişti. Görüşme sonrası yumuşamada aldıkları sözlerin daha etkili pratikleşmesi için gündeme getirilmiştir.

Türkiye'nin hiçbir zaman Güney’e girme, KDP-YNK’yi hedefleme gibi bir politikası olmamıştır. Amacı tümüyle PKK’yi ezmektir. Dolayısıyla tüm Güney Kürdistan’ı hedefler gibi bir durum varmışçasına Güney operasyonundan söz etmek yanlıştır ve esas gerçeği gözden kaçırmaktır.  Türkiye sınır ötesi hareket derken Kuzey Kürdistan'daki imha hareketini Medya Savunma Alanları’na da taşıyıp uluslararası komplonun üçüncü aşaması gereğince Kürt Özgürlük Hareketi’ni, PKK’yi ortadan kaldırmaktan ve özgür Kürdü tasfiye etmekten söz etmektedir. Öyle KDP-YNK’ye yönelik bir operasyon söz konusu değildir. Tam tersine, Türkiye-ABD görüşmeleriyle ortaya çıkan sonuç; Türkiye ile Güney’in ve Irak’ın yakınlaştırılması olmuştur. Zaten ABD uzun süredir bunu sağlamaya çalışıyordu. Bunu sağlamadan Ortadoğu'daki hedeflerini gerçekleştiremeyeceğini düşünmektedir. Uluslararası komplonun geliştirilmesindeki en önemli amaç; Rêber Apo’yu, PKK’yi ve Özgür Kürdü etkisizleştirerek KDP ve YNK’yi Kürdistan'ın tamamına egemen kılmak, işbirlikçi Kürtle Türkiye'yi uzlaştırarak bu ikisini kendi stratejik amaçları için kullanmaktı. Komplonun birinci aşamasında Önder APO esir alındı ve İmralı sistemi içinde  etkisiz kılınmaya çalışıldı. Ardından hareketin yönetimi üzerinde duruldu. Yönetim korkutulup hareket tümden teslim alınmak istendi. Ferhat-Botan gibi hainler bu plana yattı. Bunlar vasıtasıyla hareket ele geçirilmek istendi. Bunlarla hareket parçalanmak, ele geçirilmek ve komployla bütünleştirilmek hedeflendi. Bunlar komplonun ortaya çıkardığı inkarcı ve ihanetçi bir güruhtu.  Önemli tahribatlar yaşatmasına rağmen hareket bunun önünü almasını bildi, yeniden kendini toparlayarak bir mücadeleye girdi. Uluslararası komplocu güçler bu nedenle komplonun üçüncü aşamasını gündemleştirdi.

Türkiye uluslararası komplonun PKK üzerindeki amaçlarını bildiği için bundan yararlanarak KDP ve YNK’nin daha önce olduğu gibi desteğini alarak PKK’yi ortadan kaldırmayı, eğer bunu başarırsa arkasından Kürtler adına ne varsa hepsini etkisizleştirmeyi hedeflemektedir. Türkiye şunu çok iyi biliyor; Kürt Özgürlük Hareketi’ni ortadan kaldıramazsa, Kürtler adına her hangi bir şeyi ortadan kaldıramaz, etkisizleştiremez. Çünkü Kürt Özgürlük Hareketi duruşuyla sürekli özgür Kürdü, özgür toplumu güçlendiriyor. Kürt ruhunu, demokratik ulus ruhunu ve direnişini güçlendiriyor. Demokratik temelde Kürt çözümünü geliştiriyor, dayatıyor. Kürt halkının esas gücü, dinamiği PKK’dir. Bunun için PKK’yi hedefliyor. Eğer PKK’yi ortadan kaldırırsa çok rahat diğer bütün güçleri- işbirlikçi olsalar dahi- etkisizleştireceğini düşünüyor. Geçmişte YNK-KDP’yi yanına alarak PKK’yi ezmeyi, PKK’yi ezdikten sonra da YNK ve KDP’yi rahatlıkla etkisizleştireceğini, kontrolüne alacağını, istediği gibi kullanacağını düşünüyordu. Türkiye yine aynı politikayı izliyor. Her ne kadar zaman zaman “biz bu politikayı uygulamakla yanlış yaptık, kendi elimizle Güney’de bir devlet oluşturduk” diyorlarsa da, aslında aynı politikayı yeni dönemde de yürütmeye çalışıyorlar. ABD vasıtasıyla YNK-KDP’nin de desteğini alarak PKK’yi ortadan kaldırma umudunu halen taşımaktadır. Bunun için de “bana destek verirseniz o zaman bizde sizi tanırız, sizin federe devletinizi tanırız” diyorlar. Eğer YNK-KDP bugün Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı olumsuz bir pozisyona girmişse, belli ki ABD’nin verdiği bazı güvencelere inanarak bu yola girmişlerdir. Herhalde YNK ve KDP’ye “ben sizi Türkiye'ye karşı koruyorum, Türkiye’ye sizi kabul ettirdim, Türkiye sizi kabul edecek, sizinle ilişkilenecek, sizin için artık Türkiye tarafından bir tehlike yaratılmıyor, siz Türkiye ile rahat ilişkileneceksiniz. Bunun için de PKK’nin ortadan kaldırılmasında yer alacaksınız” söylemiyle bu tutuma girmelerini sağlatmış oluyor.

Türkiye burada çok açık ki bir oyun oynuyor. Hani meşhurdur “Osmanlıda oyun çoktur” derler, o doğrudur. Türkiye geçmişte de oyunlar oynadı, şimdi de oyun oynuyor. “Benim hedefim Güney, Barzani, Celâl, Kürt halkı değil, PKK’dir” diyerek, hem bu siyasal güçleri, hem Kürt halkını aldatmaya çalışarak, önüne koyduğu Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmeyi amaçlıyor. Eğer Kürt halkının temel dinamik gücü olan PKK’yi ortadan kaldırma hedefini gerçekleştirirse, Kürtler’e yönelik tüm hedeflerinde de rahatlıkla sonuç alacağını hesaplıyor. Buna Güney Kürdistan'daki oluşuma yönelmek de dahildir.  Bunun için Kürt halkının bu gerçeği çok iyi görmesi, Türkiye'nin aldatmalarına kanmaması gerekir. Özellikle de Güney halkının bu aldatmalara kanmaması gerekir. Güney’deki siyasal güçlerin kanmaması gerekiyor. Onları açıkça uyarıyorum. Türkiye oyun oynuyor, sizin vasıtanızla PKK’yi bitirmek istiyor, arkasından size de yönelecektir. Yanlış hesaplar yapmayın, Kürt katliamıyla sonuçlanacak planlar içinde yer almayın. Kürtseniz, yurtseverseniz, Kürt sorununun nihai çözümünü ve Güney’de yarattığınız, sahip olduğunuz iktidarı sürdürmek istiyorsanız, bunun yolu PKK’nin tasfiyesinden geçmiyor, tam tersine, Kuzey’de Kürt sorununun çözümünde geçiyor. Bu nedenle Türkiye’de Kürt sorununun çözümü için çalışmalısınız, doğrusu budur. Kuzey’de Kürt sorunu çözümlenirse siz ayakta kalabilirsiniz. Çıkarlarınızı da koruyabilirsiniz. Aksi taktirde PKK’nin tasfiyesinde yer alarak kendi iktidarınızı da koruyamayacağınızı bilmeniz gerekir. PKK tasfiye edilirse herkesin çıkarı tehlikeye girer. Çıkarlarımız tehlikede diyorsanız, buna bir şey diyemeyiz. Çünkü Kürdistan'ın hiçbir parçasındaki kazanılmış mevziler halen gerçek anlamda güvencede değildir. Ancak çıkarlarınızı tehlikeden çıkarmanın yolu PKK’nin tasfiyesinden geçmiyor. Bu çok büyük bir yanılgıdır.  Eğer siz bunu yapmaya kalkarsanız Kürt halkının çıkarları PKK’de gerekirse ölümüne bir direniş sergileyecektir. O zaman sizin çıkarlarınız da tehlikeye girer. Eğer sorun çıkarlarsa, herkesin çıkarları gözetilmeli, eğer tehlikeyse herkes tehlikeleri yaşıyor. Hiç kimse kendi çıkarları için başkalarını kurban etmeye kalkışmamalıdır. Ve bunu da PKK’ye dayatmamalıdır. PKK, çözüm çabalarına büyük destek verir, ama PKK’nin kurbanlık koyun olmadığını herkesin bilmesi gerekir. Özellikle PKK’yi kurbanlık koyun yapmak isteyenlere, PKK’nin boynunu bir kurbanlık koyun gibi uzatmayacağını herkesin bilmesi, özellikle KDP ve YNK’nin bunu çok iyi anlaması gerekiyor.

Anlaşılıyor ki Türkiye, sınırları belli olan bir kara operasyonuna onay almıştır. Nokta operasyonları, hava operasyonları gelişebilecek durumdadır. Bu tür saldırılarla Türkiye hangi sonuçları almak istiyor? Şimdiye kadar 24 defa sınır ötesi operasyon olmuş, bunların bazılarına Güneyli güçler de katılmış fakat bir sonuç alınmamıştır. Yeni yapılacak operasyonlarda hangi askeri, siyasi sonuçları bekliyor? Kuzey’de her gün çok yoğun operasyonlar ve çatışmalar sürüyorken, bunun hiç görülmeyip sadece Güney’in gündemde tutulması nasıl izah edilebilinir?

Türkiye bugüne kadar hem Kuzey’de hem Güney’de birçok operasyon yaptı, halen de operasyonları sürüyor. Bu operasyonlarda bugüne kadar herhangi bir sonuç almadıklarını kendileri de söylüyorlar. Zaten Kuzey’de hiçbir zaman durmayan, dalga dalga yürütülen imha operasyonları söz konusudur.  Elbette ki bu operasyonları sürdürüyorlarsa belli amaçları vardır. Belki istedikleri düzeyde sonuçlar almadılar, ama bu operasyonlarla da bazı sonuçlar almışlardır. Yoksa bu operasyonları sürdürmede bu kadar ısrarlı olmazlardı. Tabii ki direniş ve mücadele kararlı ve doğru biçimde yürütüldüğü takdirde bazı kayıplar yaşansa da istedikleri sonuçları alamazlar. Sonuçta bu operasyonlarla kazanılacak bir şey olmadığı anlaşılır.

Türkiye, KDP ve YNK ile birlikte PKK’ye karşı birçok defa hem askeri, hem siyasi, hem de diplomatik operasyonlar yürüttü. Özellikle PKK’nin terörist ilan edilmesinde KDP ve YNK kullanıldı. Eğer uluslararası düzeyde PKK’ye terörist damgası vurulduysa ve PKK uluslararası düzeyde tecrit edilmeye çalışıldıysa, bunda KDP ve YNK’nin rolü büyüktür. Türkiye YNK ve KDP’yi kullanarak bu yönlü amacında hedeflerine ulaştı. Türkiye, KDP ve YNK’yle birlikte birçok defa PKK’ye karşı çok büyük operasyonlar yürüttüler ve bu operasyonlarda birçok şahadetler yaşandı. Bu operasyonlarla PKK’nin Kürdistan'daki gelişmesinin belli düzeyde önü alındı. Eğer YNK ve KDP Türkiye'yle birlikte bu operasyonlara girişmeseydi, bugün Kürt Özgürlük Hareketi’nin vardığı düzey çok daha farklı olacaktı. Bugün yaşadığımız sorunları yaşamamış, daha farklı sorunlarla uğraşıyor olacaktık. Özellikle 1992’de Kürt Özgürlük Hareketi’nin hem siyasal, hem askeri gelişimi oldukça ileri bir düzeydeydi. PKK geliştirdiği mücadeleyle Kürdistan'ın bütün parçalarını etkisi altına almıştı. Büyük bir ulusal birlik ruhu yaratmıştı. Büyük bir gelişme yaşanıyordu. Sömürgeci bütün mevki ve kurumlarda büyük bir panik ve korku ortaya çıkmıştı. PKK, büyük bir bilinçlendirme faaliyeti içerisindeydi. Kürtlerde bilinçlenme, birleşme, mücadeleye atılma oldukça gelişkin bir düzeye varmıştı. Bu, sömürgeci egemenliğin Kürdistan'da bütün yönleriyle zayıflamasına yol açmıştı. Tam da bu noktada KDP ve YNK, Türkiye'yle birlikte bu gelişmenin önünü aldı.1992 yılındaki o saldırı gerçekten de Kürt Özgürlük Hareketi tarihinde bir dönüm noktasıdır. Kürdistan'daki o büyük direniş dalgasının, aydınlama ve gelişmenin önü bu saldırıyla alındı. Eğer bu yapılmamış olsaydı gerçekten özgürleşme adımı daha da büyüyecekti. Belki de Kuzey’de Kürt sorunu çözümlenmiş olacaktı. Hatta diğer parçaların özgürleşmesinin önü sonuna kadar açılacaktı.  Ama YNK ve KDP kendileri dışında bir gücün Kürdistan'da gelişmesini ve bir çözümün ortaya çıkmasını hiçbir zaman istemediler. Tarihleri boyunca kendi dışındaki gelişmeleri sabote etmeye çalıştılar. Kürdistan'da kendileri dışında hiçbir gücün kalmasını istemediler. Kendilerini hep alternatifsiz kılmak istediler. Kürdistan'ın tümüne egemen olmak istediler.

 KDP ve YNK pratikleriyle gösterdiler ki,  özgür Kürdün yaratılmasına karşıdırlar. PKK’nin gelişmesini ve özgür Kürdün ortaya çıkmasını kendileri için tehlikeli gördüler. Bugün de Kürt Özgürlük Hareketi’nin duruşu Türkiye'yi çözüme zorluyor. Tam da bu aşamada söylem, tutum ve pratikleriyle yeniden Türkiye’nin istemlerine boyun eğerek, Türkiye'yi bu durumdan çıkarmaya, onu güçlendirmeye ve PKK’yi ezerek Kürt sorunundan kurtulmasına destek veriyorlar. Gerçek yurtseverlerse artık bu tutumdan vazgeçmeleri gerekiyor. Geçmişte bu hatalara düştüler, belki çeşitli nedenlerle bunu izah edebilirler, ama gelinen aşamada izah edebilecekleri bir gerekçe kalmamıştır. Türkiye'nin istemlerini yerine getirme gibi bir görevleri yoktur. ABD’nin istemlerini ve dayatmalarını yerine getirme gibi bir zorunlulukları da yoktur. Görevleri; kendi halklarının istemlerine kulak vermeleri, vicdanlarının sesine kulak vermeleri ve halkın çıkarlarını gözetmeleridir. Biz demiyoruz bize destek versinler. Destek verirlerse yurtsever görevlerini yerine getirmiş olurlar, ama kendi çıkarları açısından bunu doğru görmüyorlarsa -olabilir- PKK’nin tasfiyesinde de yer almamaları gerekiyor. Böyle bir ihanetle tarihe geçmemeleri gerekiyor.

Tabii ki halkımız ve demokratik Kürt kamuoyu  KDP ve YNK’nin içine girmiş olduğu tutumu görerek, bu politikalarına karşı tepkilerini açıkça ortaya koymalı ve seslerini yükseltmelidir. YNK-KDP’nin bu tutumundan vazgeçmesini, PKK’yi desteklemiyor, Kuzey’de Kürt sorununun çözümüne destek sunmuyorlarsa dahi PKK’ye düşmanlık yapmamalarını, Türkiye ve ABD ile birlikte PKK’nin tasfiyesinde yer almamalarını açıkça istemelidirler. Bu tutumlarından vazgeçmezlerse Kürt halkının kendilerinin karşısına dikileceklerini çok net, çok kararlıca, açıkça ortaya koyacaklarını göstermeleri gerekiyor. KDP-YNK eğer PKK’nin tasfiyesinde yer almazsa hiçbir gücün PKK’yi tasfiye etmeye gücü yetmeyecektir. Tasfiye olması şurda kalsın, tam tersine Kuzey’de Kürt sorununun çözümünde adım atılacaktır. Türkiye’nin ABD, YNK ve KDP’yi tasfiye planına çekerkenki hesabının çok iyi görülmesi gerekiyor. Türkiye çok sıkışmıştır. Eğer destek bulamazsa sorunu çözmek zorundadır. Başka bir yolu kalmamıştır. Eğer Türkiye bu kadar hırçınca davranıyorsa çok sıkıştığından dolayıdır. Bunun özellikle KDP, YNK tarafından görülmesi gerekiyor. Türkiye'nin bu operasyonlarının amacı tamamen PKK’nin iradesini kırma temelinde halkın iradesini kırmaya ve teslim almaya yöneliktir. Zaten Türk generalleri ve siyasetçileri bunu açıkça söylüyorlar. Umutlarını ortadan kaldırmak, iradelerini kırmak ve bu tarzda çözülmelerini sağlayıp teslim olmalarını gerçekleştirmek gerekir, diyorlar.

Bush; “PKK ABD’nin düşmanıdır, Irak’ın, Türkiye'nin düşmanıdır, her türlü destek verilecektir” derken, Türkiye'de Önderlik üzerinde imha saldırısı yaparak, diplomatik ve siyasi çalışmalarla PKK’yi yalnızlaştırıp, sürekli baskı ve operasyonlarla iradesini kırıp tasfiyesini gerçekleştirmek istiyor. Operasyonlarla amaçladığı hedef budur.  Onun için bu tasfiye planına tüm Kürt özgürlük hareketinin savaşçı ve kadrolarının ve halkımızın kararlıca karşı durması gerekiyor. PKK ruhuyla direnildiği takdirde belki bazı bedeller ve zorluklar yaşanabilir, ama kesinlikle bu tasfiye planı boşa çıkarılır. Geçmişte de birçok defa bu hareketin iradesi kırılarak tasfiye edilmek istendi, teslim alınmak istendi, ama hareket direnişiyle bütün bunları boşa çıkardı ve gelişmesini, başarısını sürdürdü. Aynı gerçeklik bugün de gündemdedir. Onun için bütün halkımızın, kadrolarımızın, savaşçılarımızın bu gerçeği bilerek irade kırma savaşına karşı iradeyi ve direnişi güçlendirmeleri gerekiyor.

Gelişecek operasyonlar karşısında tutumunuz nasıl olacak, hangi düzeyde karşılık vereceksiniz? Hazırlık düzeyinizi genel olarak izah edebilir misiniz?

Elbette ki bu operasyonlar karşısındaki tutumumuz nettir: Hareket olarak direneceğiz. Asla ve asla onların dayattığı teslimiyeti kabul etmeyeceğiz. Bu hareket özgürlük için yola çıkan ve özgürlükte karar kılan bir harekettir. Bugüne kadar birçok kez teslim olması dayatıldı, bunun için birçok şantaj ve tehdit geliştirildi. Bu hareket hiçbir zaman şantaj ve tehditlere boyun eğmedi. Bu hareket her zaman sorunun demokratik, barışçıl yoldan çözümünü esas aldı. Bu yönlü çabalara büyük değer verdi. Bugün de istediği, bu yönlü çabaların geliştirilmesidir. Bu yönlü çabalar geliştirilirse buna yine destek verecek, değer verecektir. Başta Türkiye toplumu olmak üzere herkesin çıkarı da buradadır. Ama görülüyor ki Kürt sorununun çözümü demokratik, barışçıl yollardan istenmiyor. Kürt Özgürlük Hareketi şiddetle ve birçok oyunla tasfiye edilmek isteniyor. Özellikle Önderliğinin İmralı sistemine alınmasından sonra PKK’nin yönetimi de etkisizleştirilmek, tasfiye edilmek isteniyor. Harekette çözülmeler yaratılmak, etkisiz ve atıl konuma düşürülüp iradesi kırılarak teslim alınmak isteniyor. Özgür Kürt ortadan kaldırılıp bunun yerine işbirlikçi Kürt egemen kılınmak isteniyor. Bu nedenle Önder Apo’nun yarattığı özgür Kürt hiçbir zaman köleliği ve teslimiyeti kabul etmeyecektir. Ya özgür olacak ya da özgürlük mücadelesinde onurluca ölecektir. Bu da özgür olmak kadar değerlidir ve gelecekte özgürlüğün kazanılmasının temeli ve mayası olacaktır. Bu hareket daha ilk çıktığında buna karar vermiştir; ya özgür olacağız ya da hiçbir zaman başka bir yaşamı kabul etmeyeceğiz. Bugüne kadar hep bu ilke temelinde hareket etmiştir. Bundan sonra da bu ilkesinden asla taviz vermeyecektir. Özellikle de bu hareketin iradesini kırmaya ve çözülmesini sağlayarak teslim almaya çalışan güçlerin bunu bilmesi gerekir. Bu hareket hiçbir zaman teslim alınamayacaklardır. Özgürlük teslim alınamaz. Bunu bilmeleri gerekiyor.

Operasyonları ne kadar geliştirirlerse, ne kadar irademizi kırmak ve bizi teslim almak isterlerse; bunun karşısında bizim direnişimizin de o kadar gelişeceğini bilmeleri gerekiyor. Bütün bu güçlerin şunu çok açık ve net anlamları gerekiyor: Kendi çıkarlarını bizi kurban ederek sağlama alacaklarını düşünüyorlarsa yanılıyorlar. Bu hareketin de, bu halkın da çıkarları var. Eğer çıkarlar söz konusuysa ve eğer dünya çıkarlar dünyası ise, o zaman bu hareket de bu halkta çıkarlarını korumasını bilir. Önder APO’nun yarattığı özgür Kürt çaresiz değildir ve çaresizliği hiçbir zaman kabul etmemiştir.  

Bugüne kadar kendi çıkarlarımızı koruduğumuz kadar başkalarının da çıkarlarını koruduk. Başkalarına zarar vermemeye çalıştık. Ama bizi görmemezlikten gelenler olur ve bize tasfiye dayatılarak bu hareketin yaşama şansı ortadan kaldırılmak istenilirse, bizi ortadan kaldırmak isteyenlerin kendilerinin de ortadan kalkacağını bilmeleri gerekiyor. Bizi ortadan kaldırmak demek, şu veya bu biçimde kendilerini de ortadan kaldırmak demektir. Bize umut bağlayan halkımızın çıkarlarını görmemek demek, kendi çıkralarını da tehlikeye atmak demektir. Biz de pekala başkalarının çıkarlarını tehlikeye atabiliriz. Özellikle ABD, YNK ve KDP’nin bunu anlaması gerekiyor. Nasıl ki Türkiye şantaja başvuruyor; “sınırı geçerim, istikrarsızlık yaratırım, çıkarlarınızı tehlikeyi atarım, bunu istemiyorsanız o zaman PKK’nin tasfiyesinde yer almanız gerekiyor” diyor ve bu güçler de buna yatıyorsa, bu tür şeyler sonuç alıyorsa, o zaman biz de istersek istikrarsızlık yaratabilir, çıkarları tehlikeye sokabiliriz. Nasıl ki Türkiye'nin şantaj ve tehditlerine boyun eğiyorlarsa, çıkarlarını kurtarmaya çalışıyorlarsa, o zaman bizim konumumuzu da, rolümüzü de öyle görmeleri gerekir. Biz bugüne kadar bunu yapmak istemedik. Yapmayı doğru bulmadık, aklımıza da getirmedik, onların çıkarlarını da gözettik. Ne var ki gösterilen pratikten anlaşılıyor ki bizi hiçbir şey anlamaz ve çok güçsüz görüyorlar. Ne isterlerse rahatlıkla yapabileceklerini, yanlarına kâr kalabileceklerini sanıyorlar. Bizim bütün ulusal birlik çabalarımızı, iyi niyetli çalışmalarımızı kendilerinin çıkarları temelinde kullanmaya çalışıyorlar. Bunu suiistimal etikleri anlaşılıyor. Hâlbuki biz ulusal birliğe çok değer verdik. Bu konuda titiz davrandık. Güney Kürdistan'daki kazanımlara değer verdik. Bunların korunması için çaba gösterdik. Eğer biz bu kadar çaba içerisinde olmasaydık Güney bu kadar rahat yaşayamazdı. Hala da rahat yaşamalarının ve geleceklerinin biraz da bize bağlı olduğunu, sadece Güney’deki güçlere bağlı olmadığını bilmeleri gerekiyor. Bugüne kadar bizim sırtımızdan bu gelişmeyi sağladılar, bu imkanları elde ettiler. Hala da bunları bizim sırtımızdan koruyorlar. Ancak sürekli sırtımıza binerek kendilerini yaşatmaları da doğru değildir. Biz yurtseverliğin ve ulusal çıkarların gereği bunu yapıyoruz. Bu güçleri sırtımızda taşımaya mecbur değiliz. Eğer ulusal çıkarları gözetmez, ulusal çıkarlar yerine kendi dar çıkarlarını dayatırlarsa, o zaman biz ulusal çıkarların gereği olarak bu dar çıkarlı yaklaşımlara karşı durmasını da biliriz. Bunu da anlamaları gerekir.

Onun için bütün kadro ve savaşçılarımızın, halkımızın içine girilen süreci çok iyi görmeleri gerekir. Herhangi normal bir süreçten geçmiyoruz. Geliştirilen operasyonlar da geçmiş gibi herhangi bir tarzda geliştirilen operasyonlar falan değil. Yürürlükteki tasfiye konsepti ve bu operasyonların amacı hareketi bitirmeye yöneliktir. Kürdü yeniden köle etmeye yöneliktir. Kürdü sindirmeye ve teslim almaya yöneliktir. Bunun bilinerek halkın, kadro ve savaşçıların direnişi esas almaları, bulundukları her yerde bu imha konseptine, tasfiye etme, teslim alma planına karşı bütün güçleriyle karşı koymaları gerekiyor. Tasfiyede ısrar edilirse, sorunların büyüyeceğini netçe ortaya koymaları gerekir. Çözüm istediğimiz, çözümün dışında başka bir şey kabul etmeyeceğimiz, bu mücadele yüzyıllarca da sürse mücadele edebileceğimizin kararlılığını herkesin bulunduğu yerde ortaya koyması gerekiyor. Halkımızın ayağa kalkarak sürekli bir direniş ve mücadele içerisinde olması gerekiyor. Yine kadro ve savaşçılarımızın bulundukları her yerde ideolojik, siyasal, örgütsel, askeri, kültürel, maddi olarak bütün yönleriyle direnişi sürdürmeleri gerekir. Çünkü üzerimizde sadece askeri operasyonlar yoktur. En az bunun kadar ideolojik, siyasal, diplomatik, kültürel, askeri, ekonomik baskılar ve operasyonlar sürdürülüyor. Kendileri de çok açıkça söylüyor: “sadece askeri operasyonlarla sonuç alınamaz, daha kapsamlı tedbirlerle sonuç alınır” diyor ve bunu yürütüyorlar. Onun için bütün cephelerden direnişin, mücadelenin geliştirilip boyutlandırılması gerekiyor. Özellikle hareketi tasfiye etmek isteyen güçlere kolay kolay bu hareketi tasfiye edemeyeceklerini göstermemiz şehitlerimize karşı boynumuzun borcudur. Bunu sağlayabilir ve ezme umutlarını boşa çıkarırsak o zaman çözüme adım atacaklardır. Aksi taktirde tasfiye etmede ısrarlı davranacaklardır. Yok etmede ısrarlı davranıyorlarsa hala sonuç alabilecekleri umudu taşıdıklarından dolayıdır. İşte bu ısrarı direnişimizle yıkmamız gerekiyor. Nasıl ki onlar bizim irademizi ve umudumuzu kırarak sonuç almak istiyorlarsa, bizim de direnişimizle onların umut ve iradelerini kırıp boşa çıkarmamız ve çözüme getirmemiz gerekiyor.

Önceleri sanki Türkiye'nin tutumlarına karşı çıkıyormuş gibi söylemlerde bulunurken şimdi Türkiye'nin beklentilerine cevap veren tutumlar içine giren, KDP ve YNK'nin bu duruşunu nasıl izah ediyorsunuz? Bir operasyon olması halinde bu güçlerin yaklaşımı nasıl olabilir? Güneyli güçlerin olumsuz yaklaşımlarını önlemek için tüm parçalardaki Kürt halkına ve demokratik kamuoyuna düşen görevler nelerdir?

KDP ve YNK açıkça Kürt halkını ve kamuoyunu yanıltıyorlar. Bunu bir siyaset olarak benimsemişler. Siyasetlerini bu tarzda yürütüyorlar. Bu tarzda yaşamayı esas alıyorlar. Bütün pratikleri göz önüne getirildiğinde YNK ve KDP’den ilkeli davranışlar beklemek herkesi yanıltır. Tamamen kendi dar çıkarlarına göre politika izlerler. KDP ve YNK ulusal çıkarlara dayalı bir politika yürütmek yerine gündelik dar çıkarlarını hesaplayan politika yürütmektedirler. Geçmişte sanki Türkiye’ye karşı duruyorlarmış gibi bir izlenim yaratmaları tamamen Kürt halkına yönelik bir politikaydı. Tribüne oynuyorlardı. “Bakın KDP ve YNK Türk devletinin baskılarına karşı duruyor, yurtseverlerden beklenmesi gereken bir tutumu takınıyorlar” biçiminde bir izlenim vermeye çalıştılar. ABD ve Türkiye'nin görüşmelerinden sonra da Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı duran bir tutum geliştirmeye başladılar. Bu bağlamda söylemleri de değişmeye başladı. Eğer başlangıçta hemen Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı bir söylem içerisinde bulunsalardı, bu Kürt halkı içerisinde tepkiye yol açacak ve Kürt halkından herhangi bir destek alamayacaklardı. Daha sonraki olumsuzluklarını gerekçelendirmek ve zorunlu olarak bu tutuma girdiklerini söyleyebilmek için fazla politik anlamı olmayan çıkışlar yaptılar. Bunun yanında bu çıkışlarla PKK sırtından yaptıkları pazarlıktan azami sonucu elde etmeyi hedeflediler.  Olumlu söylemler işin aslını bilmeyen halkın “Türkiye'nin baskılarına karşı durdular, ama Türkiye-Amerika anlaştı, bunların baskılarına  güçleri yetmedi, ne yapsınlar? Güney’de bir kazanım ortaya çıkmış, bu kazanımın korunması gerekir, bu nedenle PKK’ye saldırıyorlar” biçiminde bu olumsuz tutumlarını kabul edip sindirilebilinmesi için yapılmıştır. Halkı aldatan politika buna denir. Bununla hem bizi, hem Kürt halkını, hem de dünya kamuoyunu aldatmak istediler. Öte yandan KDP ve YNK’nin halkta “Türkiye gibi bir güce kafa tutuyor” imajı yaratarak sempatisini kazanmak istediler. Özcesi; hem halkın sempatisini kazanma, hem de komplonun yeni aşamasındaki rollerinin anlaşılmaması için Kürt halkını aldatmak istediler. Politikalarında açıklık yoktur. Kürt halkının ulusal çıkarlarını gözetme yerine, tamamen kendi dar örgüt ve aile çıkarlarını gözetme vardır. Bunun için ne gerekiyorsa onu yapmaktan çekinmiyorlar.

 Askerlerin teslim edilmesine kadar izlediğimiz politikayı doğru gördüklerini söyleyen KDP ve YNK, askerlerin teslimi ve Türkiye-ABD görüşmesinden sonra tutumlarını birden bire değiştirdiler ve hemen ABD’nin ve Türkiye'nin istekleri doğrultusunda Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı olumsuz tutumlara girdiler. Hareketimizi tehdit etmeye başladılar. Hareketimizin ortadan kaldırılmasını başta Türkiye olmak üzere birçok güç tarafından açıkça dillendirildiği bir süreçte koşulsuz-şartsız, zamansız bir ateşkes ilan etmemizi, silahları bırakmamızı dayatmaktadırlar.  Silahlı mücadele döneminin kapandığını, eğer belirtilenleri yapmazsak başımıza gelenlerden bizim sorumlu olacağımızı söylüyorlar. Açıkça bizi teslim olmaya zorluyorlar. Zaten ortadan kaldırılmak isteniyoruz, irademiz kırılıp teslim alınmak isteniyoruz. Bunun için bütün güçlerini kullanıyorlar. Tam da bu ortamda YNK ve KDP teslim olmamız ve imhamız anlamına gelecek silah bırakmayı bizden istiyor. En kötüsü de pişkince bunu da Kürt halkının çıkarları için yaptığını söylüyorlar. Öyle ki hızlarını alamayarak bizim Kürt halkına, Güney Federe Devleti’ne zarar verdiğimizi, hatta ihanet ettiğimizi söylüyorlar. Halbuki PKK Kürt özgürlük hareketinin kazandırma gücüdür. PKK sadece kendisine ve Kuzey halkına kazandırmıyor, aynı zamanda bütün parçalara kazandırıyor, bütün Kürtlere kazandırıyor. En çok da belki mücadelesi ve duruşuyla Güney’e kazandırıyor. Güney Kürdistan halkı ve siyasal güçler PKK mücadelesi üzerinde bu kazanımlara ulaştı. Hala da PKK üzerinde siyaset yapabiliyor. Gerçek bu kadar netken, açıkken tersi şeyler söylemek ne siyasi ahlakla, ne de yurtseverlikle bağdaşır.

Kendileri bütün parçalardaki diğer Kürt örgütleriyle savaştılar, bu tutumları bütün parçalardaki gelişmenin önünü tıkadı. Türkiye’yle bir olup PKK ile defalarca mücadele ettiler. Bunlar tüm Kürt halkının bildiği gerçeklerdir. Kaldı ki kendileri de bunları inkar etmiyorlar.   Bugün de PKK açıkça ortadan kaldırılmak istenilirken bu tasfiye planında rol alıyorlar, sonrada PKK’yi ihanetle suçluyorlar. Hem suçlu, hem de güçlü pozisyonunu oynuyorlar. Herkesi de böyle aldatmak istiyorlar. YNK ve KDP’nin görevi PKK’yi tasfiye etmek midir? Bizim bildiğimiz kadarıyla sömürgeci devletlerin görevidir bu. PKK’nin tasfiyesinde çıkarı olan diğer bir güç de kapitalist sitemdir. Dolayısıyla onlar da PKK’yi tasfiye etmeyi kendileri için bir görev bilirler. Ancak kendine ben Kürdüm, ben yurtseverim, ben demokratım, ben sosyalistim diyen hiçbir kişi ve çevrenin PKK’nin tasfiyesinde çıkarı yoktur, böyle bir görevi de olamaz. Dolayısıyla PKK’nin tasfiye edilmek istenmesi planında yer almak mı ihanettir, yoksa PKK’nin özgürlük için mücadele etmesi, bütün Kürtler için mücadele etmesi, bütün Kürtlerin ruhu, özgürlük iradesi, kalbi, beyni, yüreği olması mı ihanettir? Halkımızın bunu çok iyi anlaması gerekiyor.

Bölge hükümeti Maxmur halkını kuşatmış, kampa giriş-çıkışları yasaklamış ve halkın kendi yaşamını örgütlemek için geliştirdiği kurumlaşmalarını dağıtılmasını istiyor. Hâlbuki bu halk Türk sömürgeciliğine karşı onurluca direnmiş, bu direnişte köyleri yakılmış, her şeyleri ellerinden alınmış bir halktır. Bu halk geçmişte KDP-YNK’ye de çok fazla destek veren bir halktır. Sadece Kuzey’de değil, Güney’de de savaşmış bir halktır. Tek suçları ve yaşadıkları sıkıntıların nedeni; özgürlük için savaşmalarıdır. O halka saygı duymaları, teşekkür etmeleri gerekir. Ne var ki federe yönetimi yetkilileri bu halka işkence düzeyinde baskılar uyguluyor. Kendi örgütlülüğünü dağıtmasını, direnişinden vazgeçmesini, kendi politikalarına boyun eğmelerini istiyor. Peki bu ihanet değil de nedir? Kendileri bütün bunları yaparak yurtsever oluyor, ama bu halk ve bu halkın gönül verdiği PKK, direnişiyle, mücadelesiyle Kürtlere zarar veriyor ve ihanet ediyor. Tam bir yavuz hırsız misali. Halkımızın bunu görmesi gerekiyor.  Maxmur halkının özgürlük için direnmekten başka, Kürt olmaktan başka, PKK’ye gönül vermekten başka hangi suçu var? Orda kıt kanaat imkanlar ve zorluklar içinde kendi yaşamlarını sürdürüyorlar. Neden müdahale ediyorsunuz? PKK’ye sempati duyuyorlar diye neden cezalandırıyorsunuz? Bunları yapmak YNK ve KDP’nin görevi olamaz.

Türkiye ve ABD’nin istedikleri uygulamaları adım adım geliştirmektedirler. Medya Savunma Alanları’nı kuşatmışlar, tecrit etmişler. Sadece yapmadıkları askeri olarak saldırıya geçmeleridir. Askeri olarak da saldırıya girip-girmeyecekleri bilinmiyor. Ancak gelişmelere göre girmeleri olasıdır. Çünkü PKK’den yapmasını istediklerinin yapılması söz konusu olamaz. Zaten bazı Türkiyeli ve ABD’li yetkililer Meşru Savunma Alanları’na yakın kasabalarda araştırma ve keşif yapmışlardır. Peşmergelerden ve halktan istihbarat toplanması istenmiştir. Dolayısıyla fiili olarak Medya Savunma Alanları’na askeri olarak saldırıp saldırmamaları fazla bir şey değiştirmiyor. Operasyonlara destek verme konumunda olmaları bu tasfiye plânında yer aldıklarını göstermektedir. Bu nedenle Kürt halkının, özellikle de Güney’deki halkımızın bu gerçeği bilerek bu güçleri daha büyük yanlışlıklara girmemeleri için baştan uyarmalıdır. Bütün demokratik ve sosyalist çevrelerin bu gerçeği bilerek KDP ve YNK'nin bu tutumlarına karşı protestolarını yükseltmeleri gerekmektedir. PKK’nin tasfiyesinde yer almamaları, alırlarsa karşı duracaklarını, bunda da en büyük zararı kendilerinin göreceklerini açık bir dille ortaya koymaları gerekiyor. Her yerde halkımız ve demokratik, sosyalist bütün çevreler, Kürt Özgürlük Hareketi’nin yanında olduklarını ve Kürt Özgürlük Hareketi ile birlikte direneceklerini ortaya koymaları gerekir. KDP ve YNK'nin etkisinde olan çevrelere de “Kendi yöneticilerinizin, kendi örgütlerinizin bu politikalarını kabul etmeyin, karşısında durun, etkisizleştirin, kardeşlerinizle birlikte davranın” çağrılarında bulunmaları gerekir. Benim de halkımızdan, özellikle Güney halkından, KDP ve YNK’ içerisinde yer alan yurtsever insanlardan isteğim: KDP ve YNK'nin bu tasfiye planı içerisindeki rollerine karşı durmaları, açıkça tavır almalarıdır. Tüm Kürt halkının çıkarı bunu gerektiriyor. Yurtseverlik ve demokratlık bunu gerektiriyor. Eğer bu politikalara karşı durmaz, PKK’nin tasfiyesinde yer alırlarsa, sadece PKK ve Kürt halkı kaybetmeyecek, kendileri de kaybedecektir. PKK’yi tasfiye etmek demek, kendilerini tasfiye etmek demektir. Kendini her türlü direnme olanağından mahrum bırakmak demektir. Şunu herkes iyi bilmelidir ki, PKK tasfiye olursa hiç kimsensin yaşama şansı kalmayacaktır. PKK’nin tasfiyesi, Kürt halkının direniş gücünün tasfiyesidir. Onun için hiç kimse bu suçu işlememelidir. Bu suçu işlerlerse, bu kolay kolay telafi olmayacaktır.

Türkiye tamamen inkarcı politika izlerken, PKK’nin en makul yaklaşımlarına cevap vermeyip ağır saldırılarda bulunurken, kendilerini mağdur ve PKK’yi de Kürt sorunun çözümünde engel göstermesini nasıl değerlendiriyorsunuz? TV’lerde dolaştırılıp konuşturulan PKK düşmanı bazı işbirlikçi Kürtler; “PKK devletten vazgeçti, federasyonu istemiyor, o halde silahları bıraksın. Nasıl olsa Avrupa’ya giriş sürecinde bazı haklar verilir” diyerek, Kürt özgürlük mücadelesine karşı ideolojik ve politik bir saldırı sürdürmektedirler. Bu saldırıları neden yapıyorlar? PKK ve Önder APO’nun çözüm için bir güç görülmesi bir yana, çözüm önünde engel ilan edilmesi neyi amaçlamaktadır?

Türk Devleti Kürt sorununu inkar ve imha siyasetinde ısrar ediyor. Bu siyasette ısrar ettiği için Önder APO’yu, PKK’yi ve geliştirilen en makul çözümleri de kabul etmiyor. Gerçekten de Önder APO ve PKK’nin sorunun çözümü için ortaya koyduğu öneriler en makul yaklaşımlardır. Bundan daha makul yaklaşımlar bugüne kadar hiç kimse tarafından ileri sürülmemiştir. Bu Önder APO ve PKK’nin sorunu barışçıl, demokratik yollarla çözmede ne kadar ısrarlı ve istekli olduğunun kanıtıdır. PKK bugüne kadar sorunun çözümü için birçok proje sundu. Beş kez karşılıksız ateşkes ilanında bulundu. Eğer Önder APO ve PKK’nin sorunu çözme arzusu olmasaydı en zor dönemlerde bu ateşkesleri tek taraflı ilan etmezdi. Önder APO ve PKK sorunun çözümü için en makul önerilerle ortamı ne kadar hazırladıysa da, Türk sömürgecileri bunu hep taktik bir yaklaşım ve PKK’nin zayıflığı olarak değerlendirdiler. Çözüm önerilerimize hiçbir zaman itibar etmediler. Çeşitli çevrelerden destek bulduklarına inanarak, çözümsüzlüğü bir politika olarak benimsediler. Bu temelde sorunu çözme yerine inkarı ve Özgürlük Hareketi’ni imha etmeyi esas aldılar. Türkiye halen inkar ve imha siyasetinde ısrarlı davranıyorsa, bu, Türkiye'nin gücünden kaynaklanmıyor. Türkiye’ye Amerika ve Avrupa destek veriyor. Sorunun çözümünü bunlar da istemiyor. Onun için de Türkiye'nin inkar ve imha politikalarına güç ve cesaret veriyorlar. Türkiye de buradan cesaret alarak, destek bularak inkarcı ve imhacı siyaseti yürütmede ısrarlı davranıyor. Amerika ve Avrupa Türkiye'nin bu politikasını desteklemez ve sorunun çözümünü isteselerdi, Türkiye bu sorunu çoktan çözerdi. Amerika ve Avrupa PKK ile Türkiye'nin kardeşlik temelinde sorunu çözmesini kendi çıkarına görmüyor. Bu çerçevede demokratikleşecek Türkiye'nin de kendi çıkarlarına hizmet etmeyeceğini düşünüyorlar. Kürt sorununu çözümsüz bırakarak Türkiye’den sürekli taviz koparmayı ve kendi politikalarına çekmeyi esas alıyorlar. Buna rağmen Türkiye, ABD ve Avrupa'nın çözümsüzlük politikasını kendisine destek gibi görüyor. Bunun için de onlara dayanarak bu inkar ve imha politikasını sürdürüyor. Halbuki Kürt sorununun çözümsüzlüğünden dolayı Türkiye sürekli kan kaybediyor, ağır yıpranmalar yaşıyor. Türkiye sürekli olarak ABD ve Avrupa’ya muhtaç hale geliyor. Sonuçta büyük kaybeden Türkiye oluyor. Tutumuyla bu güçlerin istemini yerine getirmiş oluyor.  Zaten Avrupa ve ABD’nin istediği de budur.

Türkiye, üzerinde yürütülen hesapları hala anlamış değil ve anlayacağa da benzemiyor. Onların desteğini Kürt Özgürlük Hareketi’ni bitirme yönünde anlıyor ve bunun için de bitirmeye çaba gösteriyor, ama bir türlü de bitiremiyor. Kürt Özgürlük Hareketi’ni bitirmeye kalkarken kendisini de bitirdiğinin farkında değil. Türkiye bu inkarcı ve imhacı politikada ısrarlı olduğu ve sorunun çözümünü düşünmediği için, PKK’nin sorunun çözümü doğrultusunda geliştirdiği çabaları görmezlikten geliyor, ciddiye almıyor. Tam tersine, PKK’yi sorunların kaynağı gibi göstermeye çalışıyor. Kendisini saldırıya uğrayan, meşru müdafaa konumunda olan haklı bir güç, PKK’yi de sorun ve tahribat yaratan güç olarak göstermeye çalışıyor. Böyle yapmasının nedeni; inkarcı ve imhacı politikadan vazgeçmemesidir. Bu politikayı terk etse, Kürt varlığını kabul etse, Kürt sorunun çözümünü barış, diyalog ve özgür birlik temelinde kabul etse, PKK’nin yaklaşımlarından daha makul bir yaklaşım bulamayacağını anlar ve gereğini yapar. PKK’yi bu tarzda terörist, saldırgan, sorun ve tahribat yaratan olarak göstermeye çalışmazsa, o zaman kendisi haksız duruma düşecektir. O zaman da herkes; “PKK sorunun çözümü için bu kadar çaba gösteriyor, sen neden çözmüyorsun?” diyecektir.  Sorunu çözme niyeti olmadığı ve hep imhayı düşündüğü ve Kürdü kabul etmek işine gelmediği için herkese PKK’yi tahribat ve sorun yaratan terörist bir güç olarak göstermek zorundadır.

Tabii ki Türkiye'nin tek başına PKK’yi engel göstermesi inandırıcı olamaz. Dolayısıyla Kürt işbirlikçilerini ve hainlerini devreye sokuyor. Bunlar TV’lerde ve gazetelerde dolaştırılarak konuşturuluyor. Bunlar Kürt olduklarını söylüyor ve Türkiye'nin tezlerini savunuyorlar. Kendilerinin de Kürt halkına ve haklarına sahip çıktıklarını, Türkiye'nin belli demokratik adımlar attığını, açılımlar yaptığını, Avrupa’ya giriş sürecinde  yeni adımlarla daha da demokratikleşeceğini ve bu temelde Kürt meselesinin çözümleneceğini söylüyorlar. Buradan yola çıkarak Türkiye'nin tezlerine destek veriyorlar. Birer Kürt olarak Türkiye'nin tezlerini güçlendirip haklı çıkarmaya gayret gösteriyorlar. Türkiye buna dayanarak sorunların çözümünde engel gücün PKK  olduğu propagandasını  daha güçlü bir tarzda yürütmeye çalışıyor. İşbirlikçi Kürtlerin bu yaklaşımlarını dayanak alarak iç ve dış güçlere tezlerini daha rahat kabul ettirebileceğini düşünmekte ve  “işte ben Kürt düşmanı değilim, Kürdü inkar etmiyorum. Bakın Kürtler de benim yanımda yer alıyor, benim tezlerimi destekliyor. Kürtler de benim gibi PKK’yi engel görüyor, dolayısıyla PKK sorunların esas kaynağı, çözüm önünde engeldir” söylemini kullanmaktadır. Eğer PKK olmazsa hiçbir sorun olmayacak, var olan sorunlar da rahat çözümlenecek, propagandasını yapıyor ve bu tezi işliyor. Buna da destek sağlıyor.  Görüldüğü gibi Kürt hainleri, işbirlikçileri Türkiye'nin tezlerine destek vermeseler, Türkiye ne yaparsa yapsın, kendisini paramparça da etse kesinlikle bu tezlerini hiç kimseye kabul ettiremez. Eğer bazı kesimlere kabul ettiriyorsa, PKK’yi bastırmada destek alabiliyorsa, bu tamamen Kürt hainlerinin, işbirlikçilerinin çabaları sonucudur.

 Bilindiği gibi Türkiye geçmişte de YNK ve KDP’yi bu temelde kullandı. “Bakın benim KDP ve YNK ile bir sorunum yok, onlar da PKK’ye terörist diyor; bu nedenle ben Kürtlere değil, terörizme karşıyım” teziyle hareket etmiştir. Korucuların PKK karşıtlığını bile kullanmıştır. YNK ve KDP uluslararası komplo öncesi ve sürecinde dış güçlere PKK’nin terörist olduğu konusunda çok şeyler söylemişlerdir. Türkiye'nin; “PKK’nin teröristtir” tezi bu temelde kabul gördü. Eğer YNK ve KDP böyle bir göreve soyunmasalardı, Türkiye böyle bir şeyi hiç kimseye kabul ettiremezdi. Benzer biçimde şimdi de  Kuzey’deki hain Kürt işbirlikçileri bu amaçla kullanıyor. Eğer bu dönemde bunlara TV ve gazetelerde çokça yer veriliyorsa, bunun nedeni; Türkiye'nin bu tezlere dayanarak Özgürlük Hareketi’ni imha etme politikasının sonucudur. Bu süreçte en çok da Mehmet Metiner, Ümit Fırat, Abdulmelik Fırat, Enver Sezgin, Altan Tan gibi sözde Kürt yazar ve gazetecileri kullanıyor. AKP içerisinde de Mir Dengir Fırat, Abdülkadir Aksu, Cüneyt Zapsu ve Hüseyin Çelik gibi siyasetçiler kullanıyor. Bunlar ağzıyla Önder APO ve PKK hakkında iftiralar ve karalamalar geliştiriliyor. Bunların bütün çabası; Kürt halkı nezdinde Önder APO ve PKK’yi karalamak, halkı soğutmak ve uzaklaştırmaktır. Bununla Kürt halkı içerisinde parçalanma yaratmayı hedefliyorlar. Önder APO ve PKK’nin imhası kararlaştırıldığı için, arkasındaki kitle desteğinin zayıf düşürülmesi hedefleniyor. Bu işbirlikçilerin ve hainlerin bütün çabaları Türkiye'nin tezlerini güçlendirip işlerlik kazandırmak ve bu temelde Kürt Özgürlük Hareketi’ni güçten düşürmek doğrultusundadır.  Bu çabalar karşısında ekonomik ve siyasi rant sağlamaktadırlar.  Devlet AKP eliyle bunlara hem siyasi, hem de ekonomik rant sunmaktadır. PKK ve Önder APO düşmanlığını bunun için yapıyorlar. Güya Önder APO ve PKK’yi etkisizleştirecek, Türkiye'nin inkar ve imha politikasının sonuca gitmesini sağlayacaklar. Bütün çabaları bu yöndedir.

Bugüne kadar Kürtlükle hiçbir alakası olmayan, siyasi ve ekonomik geleceklerini başka yerde gören bu tipler birden bire PKK karşıtı, özel savaşın en önemli aktörleri haline geldiler. Hatta birdenbire Kürtçü kesildiler. Bazıları kendilerini Kürtçü gösterse de,  Kürt halkının mücadelesinde yer almayan, bu halka en ufak bir değer katmayan bu hainler, birdenbire Kürt halkının çıkarlarını temsil ediyormuş gibi kendilerini ortaya attılar. Türk Devleti, AKP, inkarcı diğer siyasal partiler, Kürt hainleri el ele vermiş ve hepsi birlikte; “APO ve PKK Kürtleri temsil etmiyor, Kürtlere zarar veriyor” diyorlar. Devlet ve partilerin Kürtlerin çıkarını koruduğunu, hatta AKP’nin Kürtlerin gerçek temsilcisi olduğunu iddia ediyorlar. Bunlar el ele vermiş ve Kürt iradesini nasıl kıracaklarının, Kürtleri ihanete nasıl çekeceklerinin, nasıl bölüp parçalayıp güçsüzleştireceklerinin, nasıl aldatacaklarının, inkar ve imha siyasetini nasıl sonuca götüreceklerinin hesabını yapmakta, çabasını yürütmektedirler.

Türk sömürgecileri bu hain Kürtlere muhtaçtır. Çünkü Türkiye dünyadaki en haksız ve en kabul edilemez bir inkarcılığı ve baskıyı sürdürmektedir. Dolayısıyla bunlar olmadan Kürt halkını kandıramaz, dünya kamuoyunu da aldatamazlar. Hain Kürt işbirlikçiler de Türk sömürgecilerine muhtaç. Kürt halkının özgürlük iradesi karşısında inkarcı sömürgeciliğe dayanarak ayakta kalabiliyor ve yaşam olanakları bulabiliyorlar. Ancak böylece ekonomik güçlerine güç katıyorlar. Devlet ve işbirlikçiler birbirlerine muhtaçlar ve birbirlerini destekliyorlar.  Biri olmadan öbürü yaşayamıyor. Bunların kendi çıkarlarını korumak için  Önder APO ve PKK’yi bitirme dışında bir amaçları yoktur. Onun için her türlü iftira, karalama yöntemlerine başvurmaktan da çekinmiyorlar. Çünkü Önder APO ve PKK’nin varlığı, mücadelesi bunların gerçeğini ortaya çıkarıyor, siyasi ve ekonomik rantlarını tehlikeye düşürüyor. Her geçen gün Kürt halkı nezdinde teşhir oluyorlar. Bu hain güruhun ve Türkiye'nin Önder APO ve PKK’yi sorunun çözümünde engel görmesinin nedeni budur. İşte bunun önüne geçmek için Önderliği ve PKK’yi kendilerine düşman olarak seçmiş bulunuyorlar.

Kürt Özgürlük Hareketi ve mücadelesinin meşruiyetini ortadan kaldırmak isteyen bu yalakalar, “PKK bağımsız bir devlet için savaşmıyor, federasyon için savaşmıyor, o halde ne diye silahları  bırakmıyor” söylemleriyle Türkiye'nin katı inkarcı politikasını meşrulaştırmaya çalışıyorlar.  “Zaten Türkiye demokratikleşiyor, Avrupa’ya da girecek, böylece Kürt sorunu diye bir sorun da kalmayacak” diyorlar. Bu nedenle de Özgürlük Hareketi’nin meşru savunma mücadelesini halka zarar veren, hatta Kürt sorununun çözümünü geciktiren etken olduğunu söylüyorlar. Türk Devleti’nin en makul çözüm önerilerini bile dikkate almadığını, yasal bir partinin Kürt sorununda makul çözüm önerisinin kapatılma gerekçesi sayıldığını görmezlikten gelerek, bu tür söylemlerle halkın Önder APO ve PKK’ye tepki göstermesini sağlamaya çalışıyorlar. İnkarcı sömürgeciliğin bugün hala dünyada görülmemiş bir politika ve baskı gücü olduğunu unutturup, Kürt halkının yaşadığı acıların, işkencenin, yoksulluğun kaynağı Önder APO ve PKK olarak gösterilmeye çalışılıyor. Bütün bu sorunların esas kaynağı devletin kendisi ve onun işbirlikçileri olmasına rağmen, sorunların kaynağı olarak Önderlik ve PKK gösterilerek her şey tersyüz edilmek isteniyor. Demagojiyle halkın gerçekleri kavraması engellenmek isteniyor. Bu tarzla beyinler ve yürekler kör hale getirilip gerçekleri görmesinin önüne geçilmeye çalışılıyor.  Düşünemeyen, göremeyen, anlayamayan bir halk yaratmak istiyorlar ki imhayı rahatlılıkla gerçekleştirebilsinler. Önder APO’nun belirttiği gibi, zalim olmayan herkes takdir etmektedir ki,  Kürt kimliğini, iradesini, ruhunu, yüreğini, dilini ve gerçeğini ortaya çıkaran PKK’dir. Kürt halkına sürekli ruh veren, yürüten Önder APO ve Özgürlük Hareketi’dir. Kürt halkı neyi kazanmışsa Özgürlük Hareketi’yle kazanmıştır. İşte Önder APO ve PKK ortadan kaldırılarak, Kürtlerin tüm kazanımlarının ortadan kaldırılması hedefleniyor.  Çünkü bu Önderlik ve bu hareket bu halkı ayağa kaldırdı ve güç haline getirdi. Bu halk için paha biçilmez ve sözcüklerle ifade edilemeyecek büyük değerler yarattı. 

İnkarcı Türk sömürgeciliği misak-ı milli sınırları içinde yaratılmak istenen Türk uluslaşmasını boşa çıkardığı için Önderliğe büyük bir öfke duymaktadır. Onun için bu Önderlikten ve bu hareketten intikam alınmak isteniyor. Bu Önderlik ve hareketten, birçoğunun dar ve bencil çıkarlarını tehlikeye soktuğu ve onların gerçeğini ortaya çıkardığı için bu tarzda intikam alınmak isteniyor. Ne kazandıysa elinden alıp, kökü kazınarak bu halk eski durumuna getirilip köleliğe mahkum edilmek isteniyor. İnkarcı Türk sömürgeciliğin halen hedefinin bu olduğundan kuşku yoktur. Kürt olduğunu söyleyen bu şahıslar gerçekten Kürt olsalardı, Kürt halkına biraz saygıları olsaydı, birazcık vicdanlı olsalardı, Önder APO’nun bu halk için neler yaptıklarını teslim etmek zorunda kalırlardı. Bırakalım saldırmayı, büyük saygı gösterirlerdi. Ne var ki onların Kürtlükle ve insanlıkla bir alakaları kalmadığı için Kürtlüğü ve bu halkı ayağa kaldıran Önderliğe pervasızca saldırıyorlar. İşbirlikçilik, hainlik ve sömürgecilik el ele vermiş, bu halkı iliklerine kadar sömürüyor ve çok boyutlu asimilasyonla bu halkı ölüme doğru götürüyorlardı. Neredeyse ölümü gerçekleştirmek üzereydiler.  Önder APO ve PKK işte böyle bir halk gerçekliğini ayağa kaldırdı. Direnen ve kendi kimliğini sahiplenen bir halk gerçekliğini ortaya çıkardı. Bu halkı bu durumdan çıkarıp kendi ayakları üzerinde yaşar hale getirdi. Özgürlükte karar kılan bir halk haline getirdi.  Ortaya çıkarılan bu gerçeklik hain Kürtlere ve sömürgecilere büyük bir darbe oldu. PKK ve Önder APO’yu kendi hedefleri için engel olarak görüyor ve bunun öfkesiyle saldırıyorlar. PKK’yi sorunların kaynağı olarak göstermelerinin nedeni budur. Bu nedenle ezilmesi ve ortadan kaldırılması gereken bir güç olarak görüyorlar.

 Halkımızın bu ezme konseptine ve ihanete karşı Önder APO ve PKK’nin etrafında birliklerini, örgütlenmelerini ve eylemlerini güçlendirmeleri gerekir. Hem sömürgeciliğe, hem de hain işbirlikçi Kürtlere karşı sağlam duruş göstermeleri gerekiyor. En çok da bu hain işbirlikçilere karşı durmaları gerekiyor. Bunlar olmadan sömürgeciliğin Kürdistan'da varlığını sürdürmesi mümkün değildir. Eğer Türk sömürgeciliği bugün Kürdistan'da varlığını sürdürebiliyor ve Kürt halkına bu işkenceleri, acıları yaşatabiliyorsa, bunun esas nedeni Kürt işbirlikçileri ve hainleridir. Eğer Kürt hainleri ve işbirlikçileri sömürgecilere destek sunmazsa, onların tezlerine güç vermezlerse kesinlikle Türk Devleti’nin yapabileceği bir şey yoktur. Bu işbirlikçilerin destek vermediği bir ortamda sömürgecilerin Kürtleri ve iradelerini kabul etmekten başka bir yollarının olamayacağını halkımız çok iyi bilmelidir. Her türlü tehlike buradan geliyor. Dikkat edilirse mücadele gelişiyor, sömürgeciliği sıkıştırıyor, çözümü dayatıyor, sömürgeciler tam da çözüm yönünde adım atacakları sırada bu hainler devreye giriyor. Halkımızın acı ve işkenceleri yaşaması bu tarzda sürüyor. İnkar ve imha politikaları en fazlada bu işbirlikçi ve hainlerden cesaret alınarak devam ettiriliyor. Halkımızın sömürgecilerle bu işbirlikçi hain Kürtleri ayrı görmemesi gerekiyor.  Bunların kökeni Kürt olabilir, belki Kürtlük üzerine de konuşabilirler, ama kesinlikle bunların insanlık ve Kürtlükle bir alakaları yoktur. Bunlar sömürgecilerden daha tehlikelidir ve sömürgeciliğin yaşatılması ve sürdürülmesinin de gerçek sahipleri ve nedenleridir. Eğer biz sömürgecilikten, bu acı ve işkencelerden kurtulmak istiyorsak, kesinlikle işbirlikçilere, hainlere karşı çok kararlı ve ciddi bir mücadele yürütmemiz gerekir. Bunları Kürdistan'da gezemez ve yaşayamaz hale getirmemiz gerekir. Bunların söz söylemesinin, dolaşmasının önüne geçmemiz gerekir. Bu konuda yetersizlik var. Yetersizlik olduğu için bunlar bu kadar rahat konuşabiliyor ve dolaşabiliyor. Kürt halkından büyük tepki göreceklerini anladıkları an suspus olurlar. Çünkü bunların herhangi bir amacı, ilkesi, şuyu-buyu yoktur. Bunların bütün çabası, nasıl ekonomik ve siyasi rant elde ederiz üzerinedir. Bu nedenle PKK ve Önder APO’ya, Kürt halkına düşmanlık yaparak Türk Devleti’nden besleniyorlar. Buna müsaade etmememiz gerekiyor.

PKK ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin tasfiye edilmek istenmesi ilk önce Kürt halk Önderliğine ölümcül bir saldırıyla başlatılmıştır. Kürt halkının iradesini kırma ve Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmenin odak noktası Kürt halk Önderliği olarak görülmüştür. Nitekim Önderlik Şengal katliamını, İran’ın saldırılarını ve gerillaya yönelik operasyonların artmasını kendisine karşı yapılan ölümcül saldırıyla bir bağı olduğunu vurgulamıştır. Kürt halkının iradesinin kırılması ve Özgürlük Hareketi’nin tasfiyesini hedefleyen saldırılar ile Önderliğe yapılan saldırılar arasında bu bağın tarihsel, ideolojik, siyasal ve ulusal etkenlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

PKK tarihi incelendiğinde görülecektir ki, Türk sömürgeciliği ve dayandığı kapitalist sistem birçok kez Önderlik ve PKK hareketini tasfiye etmek istemiştir.  Her defasında da Önder APO bu tasfiyenin önünü almış, dayatılan tasfiyeciliği örgütü daha fazla  geliştirmenin gerekçesine dönüştürerek hareketi ve mücadeleyi büyütmüştür. Bunu gören kapitalist sistem ve sömürgecilik hareketi tasfiye etmede öncelikle Önder APO’yu hedefine koymuştur. Çünkü Önder APO etkisizleştirilmeden bu hareketi tasfiye edemeyeceklerini veya işbirlikçiliğe çekemeyeceklerini görmüşlerdir. Önderliğin varlığında hareketi ne teslim alabilirler, ne işbirliğine çekebilirler, ne de tasfiye edebilirler. Bunu çok iyi anladıkları için PKK’ye karşı uluslararası komplo geliştirilmiştir.  Bu komplonun birinci aşamasında Önderliğin etkisizleştirilmesi esas alınmıştır. Önderliğin esaretinden sonra örgüt içinde işbirlikçi-hain bir kesim ortaya çıkarılarak komplonun ikinci aşaması pratiğe geçirilmiştir. Bugün de Önderliğin zehirlenmesi ekseninde üçüncü ve son aşama pratiğe geçirilmiş bulunuyor. Önderliğimizin zehirlenmesi bu son aşamanın pratiğe geçirilmesinin sonucudur. Bu hareket tasfiye edilmek isteniyorsa, gelişme diyalektiğinden dolayı Önderliğinden başlayarak bunun gerçekleştirilmesi gerekir. Önderlik tasfiye edilmeden bu hareketin tasfiye edilmesi mümkün değildir. Çünkü bu hareketi yaratan bu Önderliktir. Kürdistan’daki yok oluşa dur diyen, Kürt halkını uçurumun kenarından kanatlandırarak ayağa kaldıran, baş aşağıya giden tarihe dur diyen, tarihin yönünü değiştiren, çağdaş doğrultuya sokan, yok olmanın eşiğindeki bir halkı bu durumdan çıkarıp var eden, ayağa kaldıran bu Önderliktir. Bu Önderlikle birlikte Kürdistan'da tarih doğrultusuna girmiştir. Kürt halkı açısından bu Önderlikle birlikte tarih yazılmaya başlanmıştır. Ters yüz edilen ve baş aşağıya giden tarih, doğrultularak rayına sokulmuştur.

Bu Önderlikle birlikte Kürt halkının çıkarlarını dile getiren bir ideoloji yaratılmıştır. Bu Önderliğe kadar Kürdistan'da hakim olan ideoloji, tamamen sömürgecilerin çıkarlarına hizmet eden ideolojiler olmuştur. Bu halk kendi adına yaşama yerine, kendisini yok edenler adına yaşamaktaydı. Sistem ve sömürgecilik tarafından kendi kendini yok eden bir halk konumuna getirilmişti. Kendi çıkarlarını savunamayacak duruma düşürülmüştü. Önüne konulan düşünceler, ideolojiler tamamen sömürgeciliğe hizmet eden ideoloji ve düşüncelerdi. Kürtlerin kendisine ait herhangi bir ideoloji, düşünce ve duygusu söz konusu değildi. Bunlar tamamen öldürülmüştü. Bunun yerine sistemin ve sömürgeciliğin duyguları, düşünceleri hakimdi. İşte ilk kez bu Önderlikle, bu halk adına duygular ve düşünceler geliştirilmiştir. Bu halkın çıkarlarını temsil eden, koruyan, yol ve yöntem geliştirilmiştir. Bu Önderlik tarafından bu halkın çıkarları dile getirilmiş, çıkarları gün yüzüne çıkarılmış ve herkese gösterilmiştir.

 Önderlik ilk kez bu halkı siyaset sahnesine çıkarmıştır. Bu halk ilk kez kendisi adına siyaset yapmıştır. Bu Önderliğe kadar yürütülen, Kürt halkını inkar ve imha eden bir siyasettir. Siyaset tamamen sömürgecilerin ve onlarla işbirliği ve ihanet içerisinde olan Kürt hainler tarafından yapılmaktadır. Bu siyasetle Kürtler adım adım  imhaya götürülmektedir. İlk kez bu Önderlikle birlikte bu halk kendi adına siyaset yapmaya başlamış ve siyasete girmiştir. Kendi çıkarlarının nerede olduğunu görmüştür. Kendi zararlarının nerede olduğunu görmüştür. Zararları ile çıkarlarını ayırt edebilir bir duruma gelmiştir. Ret ve kabul ölçülerini doğru anlamaya başlamıştır. Yurtseverliğin ne olduğunu, ihanetin ne olduğunu, özgürlüğün, demokrasinin ve adaletin ne olduğunu bu Önderlikle birlikte anlamaya başlamıştır. Bu Önderlikle birlikte kendisini tanımaya başlamıştır, bir irade ve kimlik kazanmıştır. Kendisi adına değerlere kavuşmuştur. Bu Önderlikle birlikte gerçek anlamda bir halk olma, bir ulus olma gerçekliğine ulaşmıştır. Bu Önderlik tarafından bir ulusal ruh, kimlik, beyin ve yürekle ideoloji, siyaset, örgüt ve eylem geliştirilmiştir. Bu Önderlik öncülüğünde bir ulusal birlik, ruh ve mücadele içerisine girmiştir. Bu nedenle Özgürlük Hareketi başından itibaren bir Önderlik hareketi olarak doğmuş ve gelişmiştir. Kürdistan'da bu Önderliğin sorumluluğu altında büyük bir alt-üst oluş yaşanmış, yeni bir toplum ve insan ortaya çıkmıştır. Yeni bir yaşam kültürü, ahlak, kişilik ve bu temelde ölçüler ortaya çıkmıştır. Bu Önderlikle ölçüsüzlük ortadan kaldırılmıştır. Bu Önderlikle örgütsüzlük ortadan kaldırılmıştır. Bu Önderlikle kölelik, onursuzluk, iradesizlik, kimliksizlik ortadan kaldırılmıştır. Bu Önderlikle, bu halk ilk kez özgücüne inanmış, kendisine olan güveni artmıştır. Bu halk artık kendisi adına var olma ve mücadele etmenin iradesine kavuşmuştur. Bu Önderlikle özgür bir halk olma kararına ulaşmıştır. Özgürlüğe tutkulu, özgürlük için her şeyini ortaya koyan bir halk gerçekliği ortaya çıkarılmıştır.

 Bu Önderlikle birlikte Kürdistan'da büyük bir demokratik devrim gerçekleşmiştir. Büyük bir özgürleşme gerçekleşmiştir. Gerici ilişkiler, geri ölçülerin hepsi paramparça olmuştur. Kürdistan'da yeni ve büyük değerler ortaya çıkmıştır. Kürt halkının uluslaşma ve halk olma gerçekliği dost ve düşman tarafından kabul edilir hale getirilmiştir. Onun kurumları, değerleri ortaya çıkmıştır. Onun gerillası, partisi, militanı ortaya çıkmıştır. Bu değerler üzerinden yürütülen mücadele bütün halkları eriterek, asimile ederek, yok ederek bir Türk ulusu yaratma projesini tehlikeye sokmuştur. Başka halkları yok ederek Türkleştirme gerçekliğini bütün yönleriyle ortaya çıkarmıştır. Eğer tasfiyeye Önderlikten başlamışsa nedeni bundan ötürüdür. Eğer bu halkı sindirmek ve yok etmek istiyorsan, bu hareketi tasfiye etmen gerekir. Bu hareketi tasfiye edebilmen için de bu Önderliği tasfiye edebilmen gerekir. Çünkü bu Önderlikle ters yüz edilen her şey doğrultulmuş ve ayağa kaldırılmıştır. Yeni bir halk yaratılmıştır. Bu halkı yaratan bu Önderlik ise, bu halkı tekrar teslim almak isteyen bir güç işe doğal olarak Önderliğinden başlayacaktır. Uluslararası komplonun birinci aşamada Önderliği hedeflemesi de bu nedenledir. İkinci aşamayı da Önderliği saf dışı bırakarak yürütmek istemişlerdir. Üçüncü aşamayı da -ki son aşama olarak planlanmıştır- Önderlik üzerinden yürütüp tamamlamak istiyorlar. Önderliği zehirlemelerinin nedeni budur. Önderliği zehirlemek demek imhada karar