Ana Sayfa
 

  

KADROLAŞMA ÖRGÜTLENME VE EYLEMLE İÇ İÇE GELİŞİR

Mustafa Karasu

Gençlik tarihteki tüm özgürlük, demokrasi ve devrimci mücadelelerde sürekli öncü militan rol oynamıştır. Gençliğin yoğun olarak katılmadığı bir mücadelenin başarı şansı yoktur. Bir hareketin, bir düşüncenin başarı kazanıp kazanmaması, gençliği ne kadar etkilediği, gençliği ne kadar peşinden sürüklediğiyle ilgilidir. Bir mücadele gençliği sürekli etkiliyorsa, gençliği etrafında topluyorsa, gençliği mücadelenin en ön saflarında yürütebiliyorsa, başarı şansı yüksektir. Böyle bir mücadelenin sürekli etkin olacağı, ne kadar saldırıyla karşı karşıya kalırsa kalsın bu saldırıları püskürteceği söylenebilir. Gençliğin katılımını herhangi bir ölçü gibi ele alamayız. Gençliğin mücadelede etkin yer alması, o mücadelenin dinamik yapısıyla, onun toplumun geleceğini yönlendirecek bir güç olduğuyla ilgilidir.

Gençlikten kadro oluşturmak, bunu başarmak, özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren bir mücadele için zorunludur. Kürt özgürlük hareketi dünyanın en haklı mücadelesini verirken, ülkesi ve toplumu ağır bir baskı ve sömürü altında olan Kürt gençliği, bu mücadeleyi her zaman en önde yürütme kararlılığında olmuştur. Eğer Kürt özgürlük hareketi bütün imha hareketlerine rağmen hala ayaktaysa ve Türkiye'nin baş edemediği bir güç olarak gündemdeki yerini koruyorsa, bunun nedeni gençliğin bu mücadeleye güçlü ilgi duyması, bu mücadelenin gençliği etkilemesi, bu mücadelenin hedeflerinin gençlik içinde yankı bulmasıdır. Bunu böyle belirtmek mümkündür. Öte yandan bir gençlik hareketi olarak başlayan ve bu dinamizmini koruyarak mücadeleyi bugüne kadar getiren özgürlük hareketinin başarma şansının çok yüksek olduğu günümüzde, Türk devleti bu hareketi ezebileceği ve tasfiye edebileceği konusunda umutlar taşıyorsa, bunun nedeni de yine gençliğin duruşundaki zayıflıklarla ilgilidir. Demek ki Türk devleti gençliğin durumuna bakarak ya da gençlikteki yetersizlikleri görerek hareketimizi ezebileceğini düşünmektedir. Gençlik hareketindeki zayıflıklar da Türk devletine umut vermektedir. Bu açıdan Türk devletinin bu “ezeriz, tasfiye ederiz” yaklaşımları karşısında gençlik hareketinin ilk önce kendisini gözden geçirmesi gerekir.

İnkârcı sömürgeci güçler Kürt özgürlük hareketine karşı yürüttükleri mücadelede her zaman bu söylemi kullanmışlardır. Gerilla hareketinin başladığı 1984’ten bu yana, iktidara gelen tüm hükümetler sürekli “ezdik, sonunu getirdik, zayıflattık, belini kırdık” biçiminde değerlendirmeler yapmışlardır. Tabii ki Türk devletinin Kürt özgürlük hareketi karşısında başarısız kaldığını açıkça itiraf etmesi beklenmemelidir. Zaman zaman bu yönlü değerlendirmeler yapanlar da çıkıyor. Şimdiye kadarki yöntemlerin sonuç alamadığını, bu yöntemlerin yanında şu veya bu yöntemlerin de kullanılması gerektiğini hep söylemişlerdir. Hatta bunu bütün hükümetler ifade etmiştir. Eğer arşivler açılıp bakılırsa, Çiller’den Yılmaz’a, Ecevit’ten Özal’a kadar herkes kendine göre yürüttüğü mücadelede savaş araçlarına yeni araçlar katmaya çalışmıştır. Ancak günümüzde benzer iddialar ve söylemler kullanmanın yanında, neredeyse bütün siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel bütün imkânlarını kullanarak ve herkesi böyle bir savaşın içine katarak sonuç almaya çalışmaktadırlar. Daha doğrusu Türk toplumuna, bütün kurumlara, kuruluşlara herkese “devlete destek verirseniz bu defa sonuç alırız” gibi umutlar vermeye başlamışlardır. Böyle topyekûn bir savaşı, böyle bir imha hareketini yeniden dayatmış bulunmaktadırlar. Öte yandan Ortadoğu ekonomik ve siyasi çıkarların en fazla gözetildiği bir yer olduğu için, Türk devleti geçmişte olduğu gibi bütün potansiyellerini, imkânlarını, değerlerini pazarlayarak dış güçleri de bu inkâr ve imha siyasetine ortak etmeye çalışmaktadır. Nitekim bölgede sıkışan ABD, Türkiye’yi kendi Irak politikasına ortak etmek, Irak ve Türkiye (tabii bunun içine Güneyli güçler de dahildir) eksenli bir siyasi güç merkezi oluşturularak Ortadoğu'da etkinliğini arttırmayı amaçlamaktadır. Bu açıdan Bush, Türkiye’yi kullanmak için Kürt özgürlük hareketini ABD’nin, Türkiye'nin, Irak’ın ortak düşmanı ilan etmiştir. “PKK ABD, Irak ve Türkiye’nin ortak düşmanıdır” söylemini kullanması, aslında bu güçler bir olmalı, ya da ortak bir siyasetle hareket edilmeli anlamına gelmektedir.

Kürt özgürlük hareketinin bu çerçevede düşman ilan edilmesi karşısında, bu tür oyunları ve saldırıları boşa çıkarmak için en fazla da Kürt gençlerine görev düşüyor. Kürt halkının sorunu demek Kürt gençlerinin sorunu demektir, Kürt özgürlük hareketinin sorunu demek gençlerin sorunu demektir. Gerillanın sorunu demek, gençliğin sorunu demektir. Kürt halkının özgürlük ve demokrasi sorunu gençlerin sorunu demektir. Dolayısıyla Kürt özgürlük hareketine karşı içerde ve dışarıda yaratılmak istenen kuşatmayı kırmak, gençlerin sorunudur. O halde gençliğin kendisini daha etkin örgütleyip, bu mücadelenin en ön saflarına daha aktif bir biçimde katılması gerekmektedir.

Gençliğin Kürt özgürlük hareketine aktif katılması açısından da kendisini örgütlü kılması gerekiyor. Örgütlü kılmak da kadrolaşmaktır. Gençlik hareketi içinde yüzlerce değil, binlerce ideolojik, politik, örgütsel yeteneklerini geliştirmiş kadro ortaya çıkarmak gerekir. Gençlik hareketini ayağa kaldıracak, gençliğin ayağa kalkmasıyla birlikte Kürt özgürlük mücadelesini geliştirecek esas gelişme ancak böyle sağlanabilir. Gençlik hareketinin kadrolaşmadığı, gençlik hareketinde kadrolaşma çalışmalarının geliştirilip etkin hale getirilmediği müddetçe de gençliğin ve tüm Kürt halkının mücadele potansiyellerini harekete geçirmek de söz konusu olamaz. Bu yönüyle gençliğin kadrolaşması sorunu bugün gençlik hareketinin en temel sorunu olarak önümüzde durmaktadır.

Gençlik nasıl kadrolaşır? Gençlik mücadele içerisinde kendisini eğiterek, mücadele içerisinde kendisini örgütleyerek, mücadele içerisinde eylemci olarak kadrolaşabilir. Gençlik hareketi için “İlk önce eğitim yapayım, sonra örgütleneyim, sonra eylem yapayım” biçimindeki yaklaşımlar yanlıştır. Gençlik hareketi bütün bu süreçleri, eğitim, örgütlenme ve eylem süreçlerini iç içe aynı anda yapmak sorumluluğuyla karşı karşıyadır. Çünkü gençlik açısından “Önce eğitim yapayım ondan sonra mücadeleye katılırım, eğitim yapıp örgütleneyim, daha sonra eylem yaparım” biçiminde bir yaklaşım yanlıştır. Bu, oportünistçe bir yaklaşımdır. Eğer PKK’nin, Apocu Hareketin ortaya çıkışı incelenirse, eğitim, örgütlenme ve eylem süreçlerinin iç içe geçtiğini görürüz. Daha ideolojik mücadele döneminde bile eğitim, örgütlenme ve eylemin iç içe yapıldığı gerçekliğiyle karşılaşırız. Daha doğrusu Kürdistan koşullarında inkârcı, sömürgeci baskının acımasızlığı, Kürt özgürlük mücadelesinin anbean, günbegün verilmesi gereken özelliği, Kürt gençlerine böyle bir sorumluluk yüklemektedir. Böyle bir yaklaşım içerisinde olmadan gençliğin kadrolaşması ve Kürt özgürlük hareketine güç katması ve öncülük etmesi, söz konusu olamaz.

Diğer taraftan gençliğin kendi örgütlenmesiyle genel özgürlük mücadelesine katılmasının da benzer şekilde iç içe geçmiş bir süreç olarak değerlendirilmesi gerekir. “İlk önce biz gençlik hareketimizi örgütleyeceğiz, bu konuda kendimizi eğiteceğiz, sadece kendi sorunlarımızla ilgili eylemler yapacağız” demek, Kürt ve Kürdistan gerçeğinde tamamen yanlış bir yaklaşımdır. Kürt ve Kürdistan gerçeğinde gençliğin özgün mücadelesi de, özgürlük mücadelesi de, demokrasi mücadelesi de tamamen genel özgürlük ve demokrasi mücadelesiyle iç içe gelişecektir. Gençlik hem kendi sorunları için örgütlenip eyleme geçmesi, hem de genel özgürlük mücadelesi içerisinde örgütlenip mücadele içerisine girmesi gerekmektedir. Bu süreçleri birbirinden koparmak kesinlikle yanlıştır. Zaten geçen birkaç yıllık pratik, gençlik hareketinin örgütlenmesiyle, eylemliliğiyle, eğitimiyle genel örgütlenme ve eylemlilikten koparılması, gençlik özgünlüğüne çok vurgu yapılması, çalışmaların ve mücadelenin genel örgütlenme ve özgürlük mücadelesiyle iç içe yürütememesi, sonunda gençlik mücadelesinin de örgütlenme ve eylemde geri kalmasını beraberinde getirmiştir. Geçmiş dönemde yaşanan yetersizlikler, aslında bizim neler yapmamamız gerektiğini, hangi yanlışlıklar yapıldığında eğitimin de, örgütlenmenin de, eylemin de geri kaldığını bize çok açık göstermiştir.

Kürdistan'da gençlik kendi özgün sorunları içine kapanamaz. Kendi özgün sorunları içine kapanmak demek, aslında Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesinden uzak durmak anlamına gelir. Kürt gençliğin herhangi bir Avrupa halkının, Latin Amerika halkının, hatta Türkiye halkının gençliği gibi bir pozisyonu yoktur. Ya da Kürt gençliğinin ve halkının pozisyonu bu halklar gibi değildir. Bu halkların Kürtler gibi öyle varlık-yokluk sorunu yoktur. Kürt halkı gibi varlıklarına saldırı yoktur. Dünyanın en ağır baskılarını yaşayan, demokratik yaşamını kendi kimliğiyle geliştirme çabasına izin verilmeyen bir toplum gerçeğini yaşamaktadır. Belki diğer toplumlarda, diğer ülkelerde gençlik ağırlıklı olarak kendi sorunlarıyla ilgilenebilir, ilk önce özgün sorunlarım diyebilir, gençliğin ekonomik-demokratik hakları diyebilir, gençlik örgütlenmelerini genel örgütlenmelerden daha özgün hale getirebilir. Bu biçimde yapması da belli yönleriyle doğrudur. Ama sıra Kürt gerçeğine, Kürdistan gerçeğine geldiği takdirde, gençliğin özgün örgütlenmelerinin, genel örgütlenmeleri ve gençlik dışındaki diğer toplumsal, siyasal örgütlenmeleri, kendi dışındaki herhangi bir örgüt gibi görmesi doğru değildir, kabul edilemez. Hatta böyle bir yaklaşım aslında gençliğin kendisini örgütlenmeye, eğitime ve eyleme sokmamasıdır. Bundan kaçınmasıdır.  Bu yaklaşım aslında gençlik sorunlarından da uzak durmak anlamına gelir. Ya da gençlik sorunlarıyla ilgileniyorum, özgün sorunlarla ilgileniyorum diyerek temel görevlerinden kaçmaktır ya da kaçışına böyle bir kılıf hazırlamaktır. Geçmiş dönemde zaman zaman bu tür oportünist yaklaşımlarla, temel görevlerden uzak durmayı gördük. Bu hem gençlik hareketine pahalıya mal oldu, hem de özgürlük mücadelesinin sorunlar yaşamasını beraber getirdi.

Kürt özgürlük mücadelesinin sorunlarında kimi sorunlar ve yetersizlikler yaşandıysa, halk serhıldanlarında, halk örgütlenmelerimizde, mücadele dinamizminde eksiklik ve yetersizlik çıktıysa, bunun en temel nedeni tabii ki gençlik hareketinin kendini örgütlenme ve eylemde zayıf bırakmasıdır. Daha doğrusu gençlik hareketinin Kürt özgürlük mücadelesi içerisindeki eylem ve sorumluluklarını yerine getirmemesidir. Gençliğe bu konuda yön vermede, perspektif vermede, onun önünü açmada genel özgürlük hareketi, daha doğrusu PKK yeterince öncülük yapmamış olabilir. Bu konudaki görevlerini eksik yapmış olabilir. Bu durum Kürt özgürlük hareketi açısından bir özeleştiri konusudur. Kürt özgürlük hareketinin bütün bileşenleri, PKK’ye ve genel örgütlerimize böyle bir eleştiri getirebilir. Ancak yeni sistemimiz dikkate alınıp gençliğin daha özgün örgütlendiği düşünülürse, tüm bu eleştirilerin içinde esas olarak da gençliğin kendisini görmesi gerekiyor. Demek ki gençlik hareketi konusunda yapılmayan görevler, genel özgürlük hareketi açısından da, gençlik hareketi açısından da ciddi olumsuzluklar ortaya çıkarmaktadır. Her şeyden önce de gençliğin kadrolaşmasının, genç kadrolar olarak bütün kurum ve kuruluşlar içerisinde etkin olarak yerini almasının ne kadar önemli olduğunu ortaya koyar. Ne var ki gençlik açısından bunu anlamada yetersiz yaklaşımlar olmuştur. Oportünist yaklaşımlar olmuştur, hatta tasfiyeci yaklaşımlar olmuştur.

Bu yaklaşımları esas olarak da Kürt özgürlük hareketinin tarihini bilmemek, öğrenip de gereklerini yapmamak anlamında inkârcılık olarak da değerlendirmek lazım. Kürt özgürlük hareketinin, PKK’nin tarihini bilmemek, Kürt özgürlük hareketinin gelişim tarihini bilmemek, bu tarihi esas almamak kendi rolünün, görevinin, amacının ne olduğunu anlamamak olur. PKK tarihine ve geçmişine bakmamak, bu başarılı mücadelenin hem gençlik hareketi açısından hem Kürt özgürlük hareketi açısından nasıl ortaya çıktığını görmemek anlamına gelir. Bu görmeme de, gençliğin mücadeledeki yerini, rolünü, gençliğin bu mücadelede nasıl fedakârlık yaptığını, nasıl öncülük yaptığını, Kürt özgürlük hareketinin bütün sorunlarına her kesimden önce gençliğin nasıl sahiplendiğini görememek olur. Bu konuda zayıflıklar vardır. Kürt özgürlük hareketinin başarısı demek, gençlik hareketinin başarısı demektir. Bunu görmeden gençlik kendi durumunu nasıl değerlendirebilir, nasıl ele alabilir? Bu kadar değerlendirme yapmak bile, Kürt gençliği açısından gerekli değildir. Çünkü Kürt halkının kendisi gençlik halkıdır. Kürt toplumu ağırlıklı olarak genç ve çocuktur. Çocukları çıkarın, toplumun yüzde yetmişi gençtir. O zaman bu ülkeyi kim kurtaracak, kim özgürlüğe ve demokrasiye kavuşturacak? Bu toplumun yüzde yetmişi olan gençler mi kurtaracak, yoksa yüzde otuzluk gençlik dışındaki yaş kategorisi mi kurtaracak? Gençlik dışındaki yaş kategorisi yüzde yetmiş olsa ne olur? Kaldı ki, yüzde yetmişi gençtir. O zaman bütün sorunların varlığını ve çözümünü gençliğin durumunda ele almak lazımdır. Eksikliği ve yetersizliği gençlikte aramak lazımdır. Toplumun yüzde yetmişi gençse, Kürt halkı demek gençlik halkı demekse, gençlik kalkıp benim özgün sorunlarım, benim şu sorunum, benim bu sorunum diyerek bu harekete dışardan bakabilir mi? Ya da Kürt özgürlük hareketine herhangi bir bileşeni gibi bakabilir mi? Bakamaz.

Önderliğimiz gençliğe Kürt halkının öncüsü dedi. Öyleyse bütün sorumluluk ve görevler ona aittir. Gençlik bu görevleri yerine getirecektir. Her şeyden önce de militan olarak, fedai olarak yerine getirecektir. Eylemcilik kötü bir şey değildir. Gençlik bu eylem gücünü, fedakârlığını, her şeyini ortaya koyacaktır. Herkesten daha fazla fedakâr olacaktır. Bu, Kürt özgürlük mücadelesinin kanunudur. Herhalde analarımız ve babalarımızdan fedakârlık beklenmeyecektir. Gençlik “Niye analar, babalar yapmıyor da ben yapıyorum?” demeyecektir. Tabii ki analar babalar yerine gençliğin kendisi yapacaktır. Gençlik ortadayken, gençliğin kendisi varken kalkıp “Ana, baba sen niye bu işi yapmıyorsun, sen niye özgürlük mücadelesi yürütmüyorsun?” diye şikâyet edemez. Gençliğin, Kürt özgürlük hareketinin sorunlarının, toplum sorunlarının çözümünü başkalarında aramaya hakkı olamaz. Gençlerin böyle bir hakkı yoktur. Tabii ki diğer kuşakların özeleştiri sorumluluğu olabilir. İyi mücadele etmemiş olabilirler, ama gençliğin “Siz niye iyi mücadele etmemişsiniz?” demeye hakkı yoktur. Kendisi iyi mücadele edecek, fedakârlığıyla, her şeyiyle öncülük yapacak, herkesi de peşinden sürükleyecektir. O zaman bu gençlik hareketi rolünü gerçekten yerine getirmiş olur.

Gençliğin mücadele görevlerini yerine getirememesinin, bu görevleri sahiplenmemesinin temel nedeni de kadrolaşmamasıdır; kadrolaşmada nicel ve nitel olarak geriliğidir. Kadrolaşma, mücadeleye sahiplenmek demektir. Dolayısıyla partileşme de kadrolaşmak, kadro duruşuna, kadro sorumluluğuna ulaşmakla mümkündür. Kadro duruşuna, kadro sorumluluğuna ulaşmayan bir gençlik de tabii ki bu belirttiğimiz sorumlulukları derinliğine hissedip görevlerini yerine getiremez. Bu da açıktır. Kadrolaşma esas olarak da genel özgürlük mücadelesinin alanlarına girmekle gerçekleşir. Özgün örgütlenmesini ve eylemini genel örgütlenme ve eylemlilikle iç içe yapanlar ancak kadrolaşabilir, Kürt özgürlük hareketinin kadroları haline gelebilirler. Kürt özgürlük hareketi zaten gençlikten kadro alabiliyorsa, gençleri kadro olarak harekete akıtabiliyorsa, gençler hareketin içine girerek örgütlenmede, eylemde ve siyasette tecrübe kazanıyorsa, o zaman bir kadrolaşma birikiminin varlığından söz edilebilir. Eskiden devrimci hareketler “Kadrolar saksıda yetişmez” derdi. Gerçekten de çok doğru bir söz. Öyle bir özel yere koymakla, orada beslemekle, kadro olunmaz. Nitekim olunmadığı otuz beş yıllık özgürlük tarihinde kanıtlanmıştır. Hele Kürdistan özgürlük mücadelesi gibi çok zor bir mücadelede gençlik bütün bu zorlukların içine girerek, bütün bu ateşten sınavları bir bir geçerek, kendisini o ateşin içine atarak pişecek, gençlik böyle kadrolaşacaktır.

Kürt gençliğinin şöyle bir söylem ve tutum lüksü olamaz. Gençliğin bu özgürlük mücadelesi içerisinde yeri nedir? Gençliğin genel konfederalizm içinde yeri nedir? Gençlik konfederalizm ile KCK içinde nasıl yer alacak? Gençlik konfederalizmi ile diğer kurumlar arasındaki ilişki nasıl olacak? Bu gibi sorular ve değerlendirmeler, kesinlikle oportünist değerlendirme ve yaklaşımlardır. Bu tür söylemler çarpıtmadır, saptırmadır. Gençliğin hangi örgütlerlerle ilişkisinin ve yerinin nasıl olacağı, nasıl olmayacağı mücadele içerisinde belirlenir. Daha doğrusu gençliğin “Mücadele içerisinde yerim ne olacak, ne olmayacak” diye bir sorunu yoktur. Bütün herkesin böyle bir sorunu olabilir, ama gençliğin böyle bir sorunu yoktur. Gençliğin rolü bellidir. Öndedir, en öndedir ve ne kadar gerekiyorsa o kadar fedakârlık yapacaktır. Tüm örgütlenmelerin hepsinin içinde yer alacaktır. Esas olarak da gerillaya katılımı, kendisine görev bilecektir. Siyasi örgütlenmelerin içinde o yerini alacak, Kültürün, basının içinde o olacaktır. Her yerde gençlik olacaktır. “Benim konfederalizm içinde, şu örgüt içinde yerim ne olacaktır” demeyecektir. Geçmişte bu yönlü yaklaşım içine girdiğinden, bu yaklaşım giderek bütün genel özgürlük hareketlerine ve kurumlarına karşı bir sorumsuzluğu beraberinde getirmiştir. Özgürlük ve demokrasi mücadelesine esas olarak sorumluluk duyması gereken kendisiyken, mücadelenin geneline karşı büyük bir sorumluluk duyması gerekirken, “Ben neresinde yer alacağım, yanında mıyım, önünde miyim, arkasında mıyım, içinde miyim, özgünlüğüm ve özerkliğim ne kadardır?” tartışmaları içinde bu çalışmalara uzak durmuş, eylemliliklere karşı sorumlu yaklaşmamış, dolayısıyla kendi örgütlenmesi ve eylemi geride kaldığı gibi, mücadelenin bütün alanlarındaki örgütlenme ve eylemlilikler de geri kalmıştır.  İyi bilinmelidir ki, bu tür tartışmaların sürekli gündemde tutulması, devletin özel savaş merkezlerinin gençlik içine soktuğu tartışmalardır. Bunlar öyle masum tartışmalar olarak kabul edilemez. Hiç kimse kendisini kandırmasın. Bu tartışmalar bizim içimize farklı ellerden sokulmuştur.

Tabii ki bizim paradigmamız doğru anlaşılacaktır. Demokrasi anlayışımız, kadına yaklaşımımız, ekolojiye yaklaşımımız en doğru bir biçimde öğrenilecektir. Milliyetçi, devletçi tutumlardan uzak durulacaktır. Bunlar tabii ki bilinmesi gereken konulardır. İktidardan ve milliyetçilikten uzak olmak gerektiğini, kadının bu mücadeledeki yeri ve özgürlüğünün genel özgürlüğünün ruhunu belirlediğini, kadın özgürlüğünün özgürlük bilincimizin esası olduğunu, ekolojik bilincin temel bilinç olduğunu tabii ki en fazla da gençlik öğrenecektir. Ama bunları öğrenmek demek, demokratik konfederalizmi bilmek demek, demokratik özerklik, demokratik özerk Kürdistan konusunda bilinçlenmek demek, demokratik sosyalizm konusunda bilinçlenmek demek, gençlik açısından “Ben şu örgütlerin neresindeyim, sağında mıyım, solunda mıyım” demek değildir. Gençliğin, kadın örgütü olur, siyasi örgüt olur, gerilla olur, her türlü örgütlenmelere bu öğrendiği bilinci götürmek; sadece bilinci götürmek değil, örgütlenerek bu hedeflere ve amaçlara ulaşmak için en önde eylemci olmak görevi vardır. Gençlik her türlü örgütlenmeye ve eyleme böyle yaklaşır. Gençlik bilinçlenme ve örgütlenmeyi laf yapmak için, oportünizme gerekçe yapmak için, güncel görevden kaçmak için, tartışıp tartışıp görevden kaçmak için öğrenmez. Neredeyse gençlik hareketinin tartışmaları yılan hikâyesi gibi ucu açık tartışmalar olmuştur. Hâlbuki gençlik az tartışır, öz tartışır, çabuk karar alır ve harekete geçer. Gençliğin tarzında bir nevi askeri bir tarz vardır. Yani askerlik ölüm kalımla ilgili bir iş olduğundan kısa tartışır, hemen karar verir ve harekete geçer. Öyle ertelemeci, zamanı kötüye harcayan bir durum askerler için lükstür. Benzer bir durum gençlik için de geçerlidir.

Gençlik esas olarak da toplumun örgütlenmesinde ve eyleminde öncü güçtür. Tabii ki bilinçlenecektir. Amacı iyi öğrenecektir. Yöntemi iyi öğrenecektir. Önderliğin dediği gibi, amacı doğru öğrenen ve yöntemi iyi uygulayan bir gençliği hiçbir güç durduramaz. Ama gençlik üniversitelerde ya da belirli think-thank kuruluşlarındaki entelektüel tartışmalar içinde kendini boğan, kendisine böyle bir rol biçen bir yaklaşım içinde olamaz. Genç olduğu için entelektüel bilgiyi de zaman içinde, mücadele içinde öğrenecektir. Bütün ömrü içinde öğrenecektir. Daha yirmi yaşında entelektüel olunamaz. Yaşam içinde hem örgütlenecek, hem eylem yapacak, hem de öğrenecektir. Gençliğin bilinç derinliği de böyle bir süreçle gelişecektir. Hele Kürdistan gibi yaşamı ölüm-kalım sorunu olan, mücadelesini anı anına geliştirmek isteyen, tasfiye ile karşı karşıya gelmiş bir halkın gençlerinin farklı bir yaklaşım içerisinde olması beklenmez. İlk önce bilinçlenelim, sonra bir şeyler yaparız demek, Apocu Hareketin ortaya çıktığı yetmişli yıllarda, aileler ve yakın çevrelerin “şöyle okuyun, böyle okuyun, şöyle devletin içine girin, böyle yapın, ondan sonra bir şeyler yapasınız” öğüdüne benziyor. Biraz okuyalım, biraz örgütlenelim, ondan sonra eyleme geçelim denemez. Hâlbuki Kürdistan'da düşman her an saldırıda ve seni tasfiye etmek istiyor. Karşı taraf her saniye eylemdedir, eylemsiz bir saniye ve günü yoktur. O zaman senin de bir saniye eylemden ayrı durmayan, sürekli mücadele içerisinde olan bir duruş içerisinde olman gerekiyor.

Gençlik açısından kadro sorunu söz konusu olduğunda bazı şeyleri tekrarlamakta fayda var. PKK hareketi tabii ki kadrosunu aydın gençlerin içinden oluşturdu. İlk başta üniversiteli gençlik içinde, daha sonra ise liseli ve emekçi gençlik içerisinde oluşturmaya başladı. Yani bilimi, bilgiyi daha çabuk öğrenen gençlik içerisinde kendini kadrolaştırmaya başladı. Bu nedenle PKK ilk çalışmalarını, Kürdistan'a gittiğinde gençliğin yoğun olduğu, öğrenci gençliğin yoğun olduğu yerlerde yürüttü. Bu bilinçliydi. Çünkü hareket ilk önce kendi kadrolarını oluşturmak istiyordu. Aydın-gençlik içerisinden oluşturmak istiyordu. Aydın-gençlik içerisinde kadro oluştururken hangi yolu izledi? İlk önce hepsini entelektüel yapayım, her türlü bilgiyle donatayım, sonra örgütlemeye ve eyleme mi geçeyim mi dedi? Böyle yapmadı. Onları derhal örgütlenme ve eylemin içerisine soktu. Onların eğitimlerini örgütlenme ve eylem içerisinde sürekli geliştirdi. Zaten doğru bilinç özellikle pratikten çıkan bilinçtir. İdeolojilerin bile doğruluğu ve eksiklikleri pratik içerisinde ortaya çıkar. Bu açıdan pratik her zaman ideolojilerin, düşüncelerin, teorilerin eksikliklerini ve yanlışlıklarını düzelten, doğrultan bir özelliğe sahiptir. Pratiğe girmeyen, pratik içerisinde kendisini eksikliklerinden arındırmayan ideolojiler dogmatik olmaya mahkûmdur. Kendini kalıplara sıkıştırmaya mahkûmdur. Ama işlevselleşen, yaşamın içine giren, pratikleşen ideolojiler ister istemez mücadele içinde kendi eksikliklerini ve yetersizliklerini görerek düzeltmelere giderler. Bu açıdan da düşüncenin doğruluğunu ortaya koymak açısından da pratik gereklidir. Ya da bilinç, birikim pratikten gelen bir bilinç ve birikimse değerlidir. Pratikten edinilmeyen tecrübe ve birikimlerin yaşam içerisinde çok karşılığı yoktur. Yaşamın içine girdiğinde ne yapacağını bilemez. Örgütleyemez, eyleme geçiremez. Bu yönüyle PKK’nin mücadele tarihindeki kadrolaşmasının nasıl olduğunu bilmek gerekir. Tabii ki aydın gençlik önemli bir kadrolaşma potansiyelidir, ama yakın zamanda bizim gençlerin uyguladığı süreçlerle bir kadrolaşma ortaya çıkmamıştır. Apocu Hareketin yüzlerce, binlerce kadrosu olmuştur. Hepsi mücadele içinde ortaya çıkmış ve gelişmiştir.

Öyle hale geldi ki, bırakalım gençliğin genel özgürlük mücadelesine karşı sorumluluk duyması, o konuda öncülüğünü hatırlayıp gereklerini yerine getirmesi, kendi içindeki gençlik grupları bile birbirine karşı sorumluluk duymamaya, bir araya gelmemeye başladılar. Kendi aralarında bir araya gelemeyen, örgütlenemeyen bu gençlik tabii ki genel özgürlük mücadelesine karşı sorumluluk duyamazdı. Nitekim duymadı da. Bugün zaman zaman diğer örgütlenmelere eleştiriler yapıyorsak, bu eleştirilerin esası da doğrudan gençliğe yöneliktir. Daha doğrusu bu eleştirileri gençlik üzerine almalıdır. Çünkü gençlik kadrolaşamamıştır, gençliği bu örgütlenmeler ve eylemler içine sokamamıştır, gençlik bu örgütlenmelere sorumluluk duyarak, bu örgütlenmelerin içine girerek rol almamışlardır. Öncülük derken sanki ayrı gençlik örgütü olacak ve o gençlik örgütlenmeleri öncülük yapacak! Öncülük sorununu böyle anlamamak gerekir. Önderliğin “Gençlik öncülük yapacak” derken, özgün örgütlenmeleri olacak, ama o özgün örgütlenmelerle açığa çıkardığı gençlik gücü tüm diğer örgütlenmeler içinde yer alacak ve eylemlerin esas gücü o olacaktır demektedir. Gençlik bütün örgütlenmeler içinde yer alacaktır. Tüm örgütlenmeler içinde yer aldığı zaman gençlik öncülüğünü yapabilir. Yoksa gençlik bir örgüt kuracak, bir federasyon kuracak, o öncülük yapacak biçiminde anlamak doğru değildir. Gençlik özgün örgütlenmelerini yapacaktır, ama bu örgütlenmelerini diğer örgütlenmelerin içine girip oralarda öncülük yapmak için yapacaktır. Bu örgütlü gücüne dayanarak, bu örgütlülüğünden aldığı güçle kadrolaşarak, militanlaşarak genel örgütlenmelerin içine akın akın girecektir. Gençlik örgütlenmelerinin, konfederasyonlarının, gençlik konfederalizmlerin birinci görevi bütün diğer örgütlenmelere sürekli kadro aktarmak, sürekli oraları beslemektir. Dolayısıyla gençliğin ve bu örgütlenmelerin birinci amacı, bu özgün örgütlenmelerin içine kapanmak sadece kendi özgün sorunlarıyla ilgilenmek değildir. Örgütlenecek, ama esas olarak bütün örgütlenmelerin içinde yer almayı hedef edinecek ve tüm eylemlerin esas gücü olacaktır.

Kürt halkının gençlik örgütü, Türkiye'deki bir gençlik örgütü, Yunanistan’daki bir gençlik örgütü, Rusya’nın, Brezilya’nın, Portekiz’in, Polonya’nın, Japonya’nın ya da herhangi bir ülkenin gençlik örgütü gibi davranmaz. Bu yanlıştır. Bir kere bunu bilmemiz lazım. Gençliğin yanılgılar içine girmesinin nedeni, Türkiye ortamında yaşandığı için, Türkiye ortamında gençlik biraz daha fazla özgün sorunlarıyla ilgilendiği için ya da Türkiyeli gençliğin özgün sorunlarıyla genel sorunlar bu kadar iç içe geçmemiş olmamasıdır. Aslında Türkiye'de de gençlik sorunlarıyla genel sorunlar ağırlıklı olarak iç içedir. Yani genel özgürlük ve demokrasi sorunları çözülmeden Türkiye'de gençlik sorunları çözülemez aslında. Türkiye'nin bu kapsamda hala çok yoğun bir özgürlük ve demokrasi sorunu var. Türkiye'nin asgari düzeyde demokratikleşme ve özgürleşme sorunları var. Ancak Kürdistan ve Kürt gençliğinin özgürleşme ve demokratik sorunları çok ağır olduğu gibi, halk olarak varlık-yokluk sorunuyla karşı karşıyadır. Varlık-yokluk sorununu hal edemeyenler özgürlük ve demokrasi sorununu da hal edemezler. Özgürlük ve demokrasi sorununun olması için ilk önce varlık sorununun çözülmesi lazım. Kürtler açısından böyle bir kimlik reddi sorunu bulunmaktadır. Örneğin kadın özgürlük mücadelesinin verilebilmesi için ilk önce kadının kendi kimliğinin farkına varması lazım. Kendi kimliğini ortaya çıkarmadan vereceği özgürlük mücadelesinin ne önemi var? Hiç yoktur. Ancak egemen sisteme hizmet eder. Kürt sorununda da böyle bir gerçeklik vardır. Kürt halkı kendi kimlik sorununu halledememiştir. Herhangi bir demokratik toplum olarak, demokratik ulus olarak kendi kimliğini, kendi farklılığını ortaya koyması gerekiyor. Bunun da çok önemli bir görev olduğu açıktır. Bunun önemli bir görev olmadığını görmemek ve gereklerini yapmamak, Kürdistan gerçekliğindeki temel özgürlük ve demokrasi görevlerini görmemek anlamına gelir.

Özcesi kadrolaşma sorunu, gençlik açısından, esas olarak da özgürlük mücadelesinin geneline sorumluluk duymakla başlar. Özgürlük mücadelesinin geneline sorumluluk duymayan hiçbir genç kadrolaşamaz. Daha doğrusu özgün sorunlarından genel özgürlük mücadelesine karşı ilginin yükseltilmemesi, genel örgütlenmelere ve halkın eylemine, serhıldanların örgütlenmesine ilgi duymamak, bunların içine girmemek aslında kadrolaşmaya karşı direnmektir. Bırakalım özgürlük hareketinin kadrosu haline gelmeyi, diğer kurumlarda öncü kadro gibi görev yapmayı, gençlik hareketinin etkili ve öncü kadrosu olmak açısından bile, özgürlük mücadelesinin bütün alanlarına karşı sorumluluk duygusunun yüksek olması gerekir. Bu, kadro olmanın kanunudur. Bu kanunun dışına çıkıldığı takdirde, özellikle Kürt halkı gibi ciddi bir özgürlük sorunu olan hareket açısından bu durum, söz konusu gençliğin halka ve ülkeye karşı sorumluluklarını yerine getirmemesi anlamına gelir. Nitekim bu sorumluluk duygusunun zayıflaması, giderek gençlerin sistem içileşmesi, sistem içinde erimesini beraberinde getirmiştir. Sistem içileşme esas olarak da genel özgürlük mücadelesine karşı sorumluluğun zayıflamasıdır. Örgütlenme ve eylemlere karşı sorumluluğunun zayıflamasıdır.

Son zamanlarda gençliğin sistem içileşmesinden bahsediyoruz. Sistem içileşme nedir? Halka ve özgürlüğe, halkın büyük özgürlük ve demokrasi sorunlarına ilgi duymamak, halk gibi yaşamamak, halkın acısını derinden hissetmemek, Kürt halkının özgürlüğünü, demokrasisini engelleyen, halkın üzerinde baskı kuran sisteme karşı öfke duymamak, hem o sistemle yaşamak hem de ben özgürlükçüyüm, demokratım demek gibi kendini kandıran, aldatan bir yaklaşımdır. İnsanlar tabii ki bilinçli olarak ben sistem içileşiyorum, ben sistem içine giriyorum, sistemi tercih ediyorum demiyor. Demesine de gerek yoktur. Eğer sistemi geriletecek, sistemin Kürt halkı üzerindeki uyguladığı baskıya karşı mücadele edecek güç gösterilmediği takdirde, onu gerileten örgütlenme ve eylem içerisine girilmediği takdirde, o sistem belirli yönleriyle, doğrudan olmasa bile dolaylı olarak benimsemiş anlamına gelir.

Nitekim örgütlenmelerimiz devrimci mücadeleyi karşılayacak örgütlenmeler değildir. Eylemlerimiz devletin baskılarına karşılık olacak, onları püskürtecek eylemler değildir. Duruşumuz ve tutumumuz inkârcı sömürgeciliği geriletecek, özgürlük mücadelesini güçlendirecek tutum değildir. Tüm bu konularda gerçekten zayıflıklar vardır. Gençlik hareketinin bunu görmesi gerekiyor. Bir sistem içileşme gerçekliğinin olduğunun, sistemle bütünleşme gerçeğinin olduğunun görülmesi lazım. İçinde yaşadığımız sistem en lanetli sistemdir. Kapitalist sistem en lanetli sistemdir. Kapitalist sistemin kendisi lanetlidir, dünyaya yaşattıkları lanettir. Kürt halkına karşı yaptıklarıysa lanetliliğin lanetliliğidir, lanetliliğin karesidir. Bu sisteme karşı öfke duymadan, bu sistemin dışına çıkmadan, kültürüyle, yaşamıyla, ilişkileriyle bu sistemi reddetmeden gençlik bile olunamaz. Gençlik demek, ret ve kabul ölçüleri olan, mevcut köle sistemini kabul etmeyen insan demektir. Dünyanın her tarafında ve Türkiye'de 68 gençliğinden bahsedilir. Çünkü sistemi reddetmiştir. Bırakalım kapitalist sistemi, reel sosyalizmi bile reddetmiştir. O dönemde Türkiye'de ortaya çıkan gençlik örgütlerinin çoğuna yakını Sovyetleri revizyonist olarak değerlendirmiştir.

Gençlik için doğru olan sisteme aykırı olmaktır, sistemi reddetmektir. Şimdi neredeyse sistemi reddedenler kötü olarak değerlendirilecek; sisteme aykırı olanlar, sisteme uyum göstermeyenler kötü olacak! Duruşumuzla, tutumumuzla biraz sistemden, biraz mücadeleden yana bir yaklaşım içinde olmak kabul edilemez. Gençlik bu durumları kesinlikle reddetmelidir. Kadrolaşmak, ilk önce de sistemle bağını ve ilişkilerini koparmayı gerektirir. Bu da sistem içileşmeye karşı mücadele etmektir. Sistem içileşmenin kültürüne, sistem içileşmenin yaşamına, ilişkilerine, ütopyalarına karşı olmaktır. Ret-kabul ölçülerimizin netleşmesi, gençliğin tamamen bu sistemi reddetmesi gerekir. Gençliğin tamamen “Önder Apo’nun ortaya koyduğu ölçüler kabul ölçülerimizdir” demesi lazımdır. Önder Apo nasıl ki “Bir yaşam ya özgür olacak ya da yaşanmamış sayılacaktır” dediyse, gençliğin yaşam felsefesi ve sloganının da böyle olması gerekir. Önder Apo, “Ben bu sistemi reddettiğim için buradayım” dedi. “Sistemi reddettiğim için bana komplo uygulandı” dedi. Gençlik Önder Apo’nun özgürlük şahinleriyse, Önder Apo’nun gençliğiyse ve onun izinde yürüyorsa, Önderliğin en temel özelliği olan sistemi reddetme tutumunun sahiplenicisi de olmalıdır. Bu sistemi reddetmelidir. Tabii ki gençliğin sistemi reddetmesi, aykırı olması anlamına gelecektir. Dolayısıyla sistem ile karşı karşıya gelecektir.

Gençlik hareketinin kadrolaşma sorunları, esas olarak da bu çerçevede ele alınmalıdır. Özcesi, bir duruş sorunu vardır. İdeolojik yaklaşım sorunları var, örgütsel yaklaşım sorunları var, eyleme yaklaşım sorunları var, yaşama yaklaşım sorunları vardır. Bunları aşmadan kadrolaşmak kolay değildir. Kadro olmak öyle kendiliğinden olmaz. Biz sistemi reddeden bir hareketiz. Sistemi reddeden bir gençlik hareketi olarak işe başladık. Onun yeni dönem kadroları da sistemi reddedecek, sistemden kopacaktır. Bütün yaşamını özgürlüğe ve demokrasiye hasredecektir. Türkiye'deki gençlik gibi, Avrupa'daki, Latin Amerika’daki gençlik gibi biraz kendi özgün sorunlarıyla ilgilenmek biraz sistem içinde yaşam uğraşına girmek Kürt gençliğinin duruşu olamaz. Kürt gençliğinin kendini böyle tanımlaması düşünülemez. Kürt gençliği kendisine böyle bir misyon biçemez. Kürt gençliği kendi yerini böyle göremez. Kürt gençliğinin görevleri ve sorumluluklarını diğer ülkelerin gençlik sorunları gibi ele alınamaz. Böyle yaklaşılırsa, Kürdistan halkının özgünlüğünden uzaklaşılmış olur.  

Kürdistan devrimine dünyanın en zor devrimi diyoruz, en zor özgürlük ve demokrasi mücadelesi diyoruz. Neden böyle tanımladığımızı anlamak gerekir. Kürt özgürlük hareketi sistemin yoğun baskısı altında olduğu için, sistemle çok yoğun olarak karşı karşıya geldiği için, hatta neredeyse bütün sistemin, uluslararası sistemin bile karşısına aldığı bir harekettir. Çünkü Kürt özgürlük hareketi, Kürtlerin özgürleşmesi Ortadoğu sistemini bozuyor. Kürt özgürlük hareketi onların ilişkilerini bozuyor, dağıtıyor. Kürtlerin özgürlüğü kabul edildiği takdirde, bu kurulan bölge sistemi, dünya sistemi altüst oluyor. Dünya sistemiyle bölge gericiliği, ABD ile Türkiye kol kola bu sistemlerinin bozulmasını istemiyorlar. Bu açıdan da bölge gericiliğiyle özgürlük hareketi karşı karşıya geliyor, uluslar arası gericilikle karşı karşıya geliyor. Dolayısıyla gençliğin kadrolaşmasından söz ederken, özellikle Türkiye'de son zamanlarda ortaya çıkan sistem içileşme, yaşamda ve ilişkilerde burjuva kapitalist bireyci yaşamın etkilerine girme, tüketim toplumunun etkilerine girme, postmodernizmin, kapitalizmin özgürlük anlayışı, demokrasi anlayışı, ilişki anlayışı, kadın anlayışı ve gençlik anlayışından etkilenme, onun neredeyse bir mezhebi, bir türevi olma gibi durumdan söz ediyoruz. Kürt gençliğinin bu durumdan çıkması gerekiyor. Eğer kadrolaşma sağlanacaksa, ilk önce de belirtilen konularda doğru bir duruşun sahibi olmak gerekir. Yoksa özgürlük ve demokrasi mücadelesinin ihtiyacını karşılayan kadrolaşma yaratılamaz.

Bu açıdan gençlik, özgürlük hareketinin başlattığız “Êdi bes e” hamlesini doğru anlamalıdır. “Êdi bes e” hamlesi sadece gençlik açısından değil, hareketin bütünü açısından bir ideolojik, teorik, örgütsel ve eylemsel düzeyde, yaşamsal düzeyde bir özeleştiri ve yeniden ayağa kalkış hamlesidir. Çünkü sadece gençlik içerisinde değil, genel hareket içerisinde de ideolojik mücadele zayıf, örgütsel mücadele zayıf, yaşam duruşunda sorunlar var, pratiğin içine girme yoktur. Bu açıdan “Êdi bes e” sadece inkârcı sömürgeciliğin uygulamalarına karşı “Êdi bes e” değil, aynı zamanda kendi duruşlarımıza, kendi yetersizliklerimize de “Êdi bes e” demek olarak anlaşılmalıdır. Zaten kendi yetersizliklerimize “Êdi bes e” demeden, kendi yetersizliklerimize dur demeden, özgürlük ve demokrasi düşmanlarının saldırılarını boşa çıkarmamız mümkün değildir. Bu açıdan gençlik de bu “Êdi bes e” hamlesi sürecinde ideolojik olarak, teorik olarak, örgütsel olarak, yaşam olarak, eylemsel olarak bir özeleştiri yapmalı, kendi geriliklerini görmeli, geriliklerine karşı mücadele edip dur diyerek, kendisini yeniden örgütleyip özgürlük hareketinin öncü gücü, eylem gücü haline getirmelidir. Böyleci sadece kendisi için değil, bütün Kürt halkının özgürlük mücadelesi açısından, geleceği açısından düşmanın saldırılarına dur diyebilmelidir. Gençliğe önümüzdeki dönemde düşen temel görev budur.

Bu temelde gençliği “genç başladık, genç başaracağız” yaklaşımıyla Apocu Hareketin çıkış dönemindeki gençlik nasıl kadrolaştıysa, nasıl hareketin öncüsü haline geldiyse, bugün de genç başarmanın duygusuyla, genç başarmanın sorumluluğunu üstlenerek, bu sorumluluğu yerine getirme heyecanı, coşkusuyla kendimizi kadrolaştırarak, mücadeleye sahiplenmek gerekir. Mücadelenin her alanında, tüm çalışmalara ve eylemlere en güçlü biçimde sahiplenerek düşmanın saldırılarını boşa çıkarma, uluslararası komployu boşa çıkarma, Önderliğimizin özgürlüğünü ve sağlığını sağlama temelinde Kürt halkının özgürlüğünü sağlama mücadelesini yükselten yeni bir dönem başlatabilmeliyiz.

 

Diğer Yazıları....

05.01.08 A.Ö.S.B.Akademisi-AKP’NİN “YENİ KÜRT KAPANI”...

05.01.08 A.Ö.S.B.Akademisi-KÜRT ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ BASININ YALAN...

05.01.08 A.Ö.S.B.Akademisi-AKP REZERVİNİ TÜKETMİŞ,SÖZ YERİNİ...

05.01.08 A.Ö.S.B.Akademisi-ERDOĞAN-BÜYÜKANIT KONSEPTİ

05.01.08 A.Ö.S.B.Akademisi-Çaresizlik Çıldırtıyor“PKK’yi...

05.01.08 A.Ö.S.B.Akademisi-HAVA SALDIRILARI VE TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ

05.01.08 A.Ö.S.B.Akademisi-DOSTLUĞUMUZA GÜVENİN, DÜŞMANLIĞIMIZDAN KORKUN

05.01.08 A.Ö.S.B.Akademisi-KADROLAŞMA ÖRGÜTLENME VE EYLEMLE İÇ İÇE GELİŞİR

05.01.08 A.Ö.S.B.Akademisi-AKP’NİN SÖZDE AÇILIMI ALEVİLERE İNTİHAR ÇAĞRISIDIR

07.12.07 A.Ö.S.B.Akademisi-PKK ‘DÜZ OVAYA’ KENDİ ERDEMLERİYLE...
30.11.07 A.Ö.S.B.Akademisi- MİLLİYETÇİLİK VE NEOLİBERALİZM DEĞİL,..
16.11.07 A.Ö.S.B.Akademisi- Ölümü Gösterip Sıtmaya Razı Etmek
16.11.07 A.Ö.S.B.Akademisi- HUKUKUNA UYMAYAN BİR DEVLETİN..
31.07.07 A.Ö.S.B.Akademisi- YENİ ANAYASA NEYİ ÇÖZER?

© 2006 PKK www.pkk-info.com