|
KADROLAŞMA ÖRGÜTLENME
VE EYLEMLE İÇ İÇE GELİŞİR
Mustafa Karasu
Gençlik tarihteki tüm
özgürlük, demokrasi ve devrimci
mücadelelerde sürekli öncü militan
rol oynamıştır. Gençliğin yoğun
olarak katılmadığı bir mücadelenin
başarı şansı yoktur. Bir hareketin,
bir düşüncenin başarı kazanıp
kazanmaması, gençliği ne kadar
etkilediği, gençliği ne kadar
peşinden sürüklediğiyle ilgilidir.
Bir mücadele gençliği sürekli
etkiliyorsa, gençliği etrafında
topluyorsa, gençliği mücadelenin en
ön saflarında yürütebiliyorsa,
başarı şansı yüksektir. Böyle bir
mücadelenin sürekli etkin olacağı,
ne kadar saldırıyla karşı karşıya
kalırsa kalsın bu saldırıları
püskürteceği söylenebilir. Gençliğin
katılımını herhangi bir ölçü gibi
ele alamayız. Gençliğin mücadelede
etkin yer alması, o mücadelenin
dinamik yapısıyla, onun toplumun
geleceğini yönlendirecek bir güç
olduğuyla ilgilidir.
Gençlikten kadro
oluşturmak, bunu başarmak, özgürlük
ve demokrasi mücadelesi veren bir
mücadele için zorunludur. Kürt
özgürlük hareketi dünyanın en haklı
mücadelesini verirken, ülkesi ve
toplumu ağır bir baskı ve sömürü
altında olan Kürt gençliği, bu
mücadeleyi her zaman en önde yürütme
kararlılığında olmuştur. Eğer Kürt
özgürlük hareketi bütün imha
hareketlerine rağmen hala ayaktaysa
ve Türkiye'nin baş edemediği bir güç
olarak gündemdeki yerini koruyorsa,
bunun nedeni gençliğin bu mücadeleye
güçlü ilgi duyması, bu mücadelenin
gençliği etkilemesi, bu mücadelenin
hedeflerinin gençlik içinde yankı
bulmasıdır. Bunu böyle belirtmek
mümkündür. Öte yandan bir gençlik
hareketi olarak başlayan ve bu
dinamizmini koruyarak mücadeleyi
bugüne kadar getiren özgürlük
hareketinin başarma şansının çok
yüksek olduğu günümüzde, Türk
devleti bu hareketi ezebileceği ve
tasfiye edebileceği konusunda
umutlar taşıyorsa, bunun nedeni de
yine gençliğin duruşundaki
zayıflıklarla ilgilidir. Demek ki
Türk devleti gençliğin durumuna
bakarak ya da gençlikteki
yetersizlikleri görerek hareketimizi
ezebileceğini düşünmektedir. Gençlik
hareketindeki zayıflıklar da Türk
devletine umut vermektedir. Bu
açıdan Türk devletinin bu “ezeriz,
tasfiye ederiz” yaklaşımları
karşısında gençlik hareketinin ilk
önce kendisini gözden geçirmesi
gerekir.
İnkârcı sömürgeci
güçler Kürt özgürlük hareketine
karşı yürüttükleri mücadelede her
zaman bu söylemi kullanmışlardır.
Gerilla hareketinin başladığı
1984’ten bu yana, iktidara gelen tüm
hükümetler sürekli “ezdik, sonunu
getirdik, zayıflattık, belini
kırdık” biçiminde değerlendirmeler
yapmışlardır. Tabii ki Türk
devletinin Kürt özgürlük hareketi
karşısında başarısız kaldığını
açıkça itiraf etmesi
beklenmemelidir. Zaman zaman bu
yönlü değerlendirmeler yapanlar da
çıkıyor. Şimdiye kadarki yöntemlerin
sonuç alamadığını, bu yöntemlerin
yanında şu veya bu yöntemlerin de
kullanılması gerektiğini hep
söylemişlerdir. Hatta bunu bütün
hükümetler ifade etmiştir. Eğer
arşivler açılıp bakılırsa,
Çiller’den Yılmaz’a, Ecevit’ten
Özal’a kadar herkes kendine göre
yürüttüğü mücadelede savaş
araçlarına yeni araçlar katmaya
çalışmıştır. Ancak günümüzde benzer
iddialar ve söylemler kullanmanın
yanında, neredeyse bütün siyasi,
ekonomik, sosyal, kültürel bütün
imkânlarını kullanarak ve herkesi
böyle bir savaşın içine katarak
sonuç almaya çalışmaktadırlar. Daha
doğrusu Türk toplumuna, bütün
kurumlara, kuruluşlara herkese
“devlete destek verirseniz bu defa
sonuç alırız” gibi umutlar vermeye
başlamışlardır. Böyle topyekûn bir
savaşı, böyle bir imha hareketini
yeniden dayatmış bulunmaktadırlar.
Öte yandan Ortadoğu ekonomik ve
siyasi çıkarların en fazla
gözetildiği bir yer olduğu için,
Türk devleti geçmişte olduğu gibi
bütün potansiyellerini, imkânlarını,
değerlerini pazarlayarak dış güçleri
de bu inkâr ve imha siyasetine ortak
etmeye çalışmaktadır. Nitekim
bölgede sıkışan ABD, Türkiye’yi
kendi Irak politikasına ortak etmek,
Irak ve Türkiye (tabii bunun içine
Güneyli güçler de dahildir) eksenli
bir siyasi güç merkezi oluşturularak
Ortadoğu'da etkinliğini arttırmayı
amaçlamaktadır. Bu açıdan Bush,
Türkiye’yi kullanmak için Kürt
özgürlük hareketini ABD’nin,
Türkiye'nin, Irak’ın ortak düşmanı
ilan etmiştir. “PKK ABD, Irak ve
Türkiye’nin ortak düşmanıdır”
söylemini kullanması, aslında bu
güçler bir olmalı, ya da ortak bir
siyasetle hareket edilmeli anlamına
gelmektedir.
Kürt özgürlük
hareketinin bu çerçevede düşman ilan
edilmesi karşısında, bu tür oyunları
ve saldırıları boşa çıkarmak için en
fazla da Kürt gençlerine görev
düşüyor. Kürt halkının sorunu demek
Kürt gençlerinin sorunu demektir,
Kürt özgürlük hareketinin sorunu
demek gençlerin sorunu demektir.
Gerillanın sorunu demek, gençliğin
sorunu demektir. Kürt halkının
özgürlük ve demokrasi sorunu
gençlerin sorunu demektir.
Dolayısıyla Kürt özgürlük hareketine
karşı içerde ve dışarıda yaratılmak
istenen kuşatmayı kırmak, gençlerin
sorunudur. O halde gençliğin
kendisini daha etkin örgütleyip, bu
mücadelenin en ön saflarına daha
aktif bir biçimde katılması
gerekmektedir.
Gençliğin Kürt
özgürlük hareketine aktif katılması
açısından da kendisini örgütlü
kılması gerekiyor. Örgütlü kılmak da
kadrolaşmaktır. Gençlik hareketi
içinde yüzlerce değil, binlerce
ideolojik, politik, örgütsel
yeteneklerini geliştirmiş kadro
ortaya çıkarmak gerekir. Gençlik
hareketini ayağa kaldıracak,
gençliğin ayağa kalkmasıyla birlikte
Kürt özgürlük mücadelesini
geliştirecek esas gelişme ancak
böyle sağlanabilir. Gençlik
hareketinin kadrolaşmadığı, gençlik
hareketinde kadrolaşma
çalışmalarının geliştirilip etkin
hale getirilmediği müddetçe de
gençliğin ve tüm Kürt halkının
mücadele potansiyellerini harekete
geçirmek de söz konusu olamaz. Bu
yönüyle gençliğin kadrolaşması
sorunu bugün gençlik hareketinin en
temel sorunu olarak önümüzde
durmaktadır.
Gençlik nasıl
kadrolaşır? Gençlik mücadele
içerisinde kendisini eğiterek,
mücadele içerisinde kendisini
örgütleyerek, mücadele içerisinde
eylemci olarak kadrolaşabilir.
Gençlik hareketi için “İlk önce
eğitim yapayım, sonra örgütleneyim,
sonra eylem yapayım” biçimindeki
yaklaşımlar yanlıştır. Gençlik
hareketi bütün bu süreçleri, eğitim,
örgütlenme ve eylem süreçlerini iç
içe aynı anda yapmak sorumluluğuyla
karşı karşıyadır. Çünkü gençlik
açısından “Önce eğitim yapayım ondan
sonra mücadeleye katılırım, eğitim
yapıp örgütleneyim, daha sonra eylem
yaparım” biçiminde bir yaklaşım
yanlıştır. Bu, oportünistçe bir
yaklaşımdır. Eğer PKK’nin, Apocu
Hareketin ortaya çıkışı incelenirse,
eğitim, örgütlenme ve eylem
süreçlerinin iç içe geçtiğini
görürüz. Daha ideolojik mücadele
döneminde bile eğitim, örgütlenme ve
eylemin iç içe yapıldığı
gerçekliğiyle karşılaşırız. Daha
doğrusu Kürdistan koşullarında
inkârcı, sömürgeci baskının
acımasızlığı, Kürt özgürlük
mücadelesinin anbean, günbegün
verilmesi gereken özelliği, Kürt
gençlerine böyle bir sorumluluk
yüklemektedir. Böyle bir yaklaşım
içerisinde olmadan gençliğin
kadrolaşması ve Kürt özgürlük
hareketine güç katması ve öncülük
etmesi, söz konusu olamaz.
Diğer taraftan
gençliğin kendi örgütlenmesiyle
genel özgürlük mücadelesine
katılmasının da benzer şekilde iç
içe geçmiş bir süreç olarak
değerlendirilmesi gerekir. “İlk önce
biz gençlik hareketimizi
örgütleyeceğiz, bu konuda kendimizi
eğiteceğiz, sadece kendi
sorunlarımızla ilgili eylemler
yapacağız” demek, Kürt ve Kürdistan
gerçeğinde tamamen yanlış bir
yaklaşımdır. Kürt ve Kürdistan
gerçeğinde gençliğin özgün
mücadelesi de, özgürlük mücadelesi
de, demokrasi mücadelesi de tamamen
genel özgürlük ve demokrasi
mücadelesiyle iç içe gelişecektir.
Gençlik hem kendi sorunları için
örgütlenip eyleme geçmesi, hem de
genel özgürlük mücadelesi içerisinde
örgütlenip mücadele içerisine
girmesi gerekmektedir. Bu süreçleri
birbirinden koparmak kesinlikle
yanlıştır. Zaten geçen birkaç yıllık
pratik, gençlik hareketinin
örgütlenmesiyle, eylemliliğiyle,
eğitimiyle genel örgütlenme ve
eylemlilikten koparılması, gençlik
özgünlüğüne çok vurgu yapılması,
çalışmaların ve mücadelenin genel
örgütlenme ve özgürlük mücadelesiyle
iç içe yürütememesi, sonunda gençlik
mücadelesinin de örgütlenme ve
eylemde geri kalmasını beraberinde
getirmiştir. Geçmiş dönemde yaşanan
yetersizlikler, aslında bizim neler
yapmamamız gerektiğini, hangi
yanlışlıklar yapıldığında eğitimin
de, örgütlenmenin de, eylemin de
geri kaldığını bize çok açık
göstermiştir.
Kürdistan'da gençlik
kendi özgün sorunları içine
kapanamaz. Kendi özgün sorunları
içine kapanmak demek, aslında Kürt
halkının özgürlük ve demokrasi
mücadelesinden uzak durmak anlamına
gelir. Kürt gençliğin herhangi bir
Avrupa halkının, Latin Amerika
halkının, hatta Türkiye halkının
gençliği gibi bir pozisyonu yoktur.
Ya da Kürt gençliğinin ve halkının
pozisyonu bu halklar gibi değildir.
Bu halkların Kürtler gibi öyle
varlık-yokluk sorunu yoktur. Kürt
halkı gibi varlıklarına saldırı
yoktur. Dünyanın en ağır baskılarını
yaşayan, demokratik yaşamını kendi
kimliğiyle geliştirme çabasına izin
verilmeyen bir toplum gerçeğini
yaşamaktadır. Belki diğer
toplumlarda, diğer ülkelerde gençlik
ağırlıklı olarak kendi sorunlarıyla
ilgilenebilir, ilk önce özgün
sorunlarım diyebilir, gençliğin
ekonomik-demokratik hakları
diyebilir, gençlik örgütlenmelerini
genel örgütlenmelerden daha özgün
hale getirebilir. Bu biçimde yapması
da belli yönleriyle doğrudur. Ama
sıra Kürt gerçeğine, Kürdistan
gerçeğine geldiği takdirde,
gençliğin özgün örgütlenmelerinin,
genel örgütlenmeleri ve gençlik
dışındaki diğer toplumsal, siyasal
örgütlenmeleri, kendi dışındaki
herhangi bir örgüt gibi görmesi
doğru değildir, kabul edilemez.
Hatta böyle bir yaklaşım aslında
gençliğin kendisini örgütlenmeye,
eğitime ve eyleme sokmamasıdır.
Bundan kaçınmasıdır. Bu yaklaşım
aslında gençlik sorunlarından da
uzak durmak anlamına gelir. Ya da
gençlik sorunlarıyla ilgileniyorum,
özgün sorunlarla ilgileniyorum
diyerek temel görevlerinden
kaçmaktır ya da kaçışına böyle bir
kılıf hazırlamaktır. Geçmiş dönemde
zaman zaman bu tür oportünist
yaklaşımlarla, temel görevlerden
uzak durmayı gördük. Bu hem gençlik
hareketine pahalıya mal oldu, hem de
özgürlük mücadelesinin sorunlar
yaşamasını beraber getirdi.
Kürt özgürlük
mücadelesinin sorunlarında kimi
sorunlar ve yetersizlikler
yaşandıysa, halk serhıldanlarında,
halk örgütlenmelerimizde, mücadele
dinamizminde eksiklik ve yetersizlik
çıktıysa, bunun en temel nedeni
tabii ki gençlik hareketinin kendini
örgütlenme ve eylemde zayıf
bırakmasıdır. Daha doğrusu gençlik
hareketinin Kürt özgürlük mücadelesi
içerisindeki eylem ve
sorumluluklarını yerine
getirmemesidir. Gençliğe bu konuda
yön vermede, perspektif vermede,
onun önünü açmada genel özgürlük
hareketi, daha doğrusu PKK yeterince
öncülük yapmamış olabilir. Bu
konudaki görevlerini eksik yapmış
olabilir. Bu durum Kürt özgürlük
hareketi açısından bir özeleştiri
konusudur. Kürt özgürlük hareketinin
bütün bileşenleri, PKK’ye ve genel
örgütlerimize böyle bir eleştiri
getirebilir. Ancak yeni sistemimiz
dikkate alınıp gençliğin daha özgün
örgütlendiği düşünülürse, tüm bu
eleştirilerin içinde esas olarak da
gençliğin kendisini görmesi
gerekiyor. Demek ki gençlik hareketi
konusunda yapılmayan görevler, genel
özgürlük hareketi açısından da,
gençlik hareketi açısından da ciddi
olumsuzluklar ortaya çıkarmaktadır.
Her şeyden önce de gençliğin
kadrolaşmasının, genç kadrolar
olarak bütün kurum ve kuruluşlar
içerisinde etkin olarak yerini
almasının ne kadar önemli olduğunu
ortaya koyar. Ne var ki gençlik
açısından bunu anlamada yetersiz
yaklaşımlar olmuştur. Oportünist
yaklaşımlar olmuştur, hatta
tasfiyeci yaklaşımlar olmuştur.
Bu yaklaşımları esas
olarak da Kürt özgürlük hareketinin
tarihini bilmemek, öğrenip de
gereklerini yapmamak anlamında
inkârcılık olarak da değerlendirmek
lazım. Kürt özgürlük hareketinin,
PKK’nin tarihini bilmemek, Kürt
özgürlük hareketinin gelişim
tarihini bilmemek, bu tarihi esas
almamak kendi rolünün, görevinin,
amacının ne olduğunu anlamamak olur.
PKK tarihine ve geçmişine bakmamak,
bu başarılı mücadelenin hem gençlik
hareketi açısından hem Kürt özgürlük
hareketi açısından nasıl ortaya
çıktığını görmemek anlamına gelir.
Bu görmeme de, gençliğin
mücadeledeki yerini, rolünü,
gençliğin bu mücadelede nasıl
fedakârlık yaptığını, nasıl öncülük
yaptığını, Kürt özgürlük hareketinin
bütün sorunlarına her kesimden önce
gençliğin nasıl sahiplendiğini
görememek olur. Bu konuda
zayıflıklar vardır. Kürt özgürlük
hareketinin başarısı demek, gençlik
hareketinin başarısı demektir. Bunu
görmeden gençlik kendi durumunu
nasıl değerlendirebilir, nasıl ele
alabilir? Bu kadar değerlendirme
yapmak bile, Kürt gençliği açısından
gerekli değildir. Çünkü Kürt
halkının kendisi gençlik halkıdır.
Kürt toplumu ağırlıklı olarak genç
ve çocuktur. Çocukları çıkarın,
toplumun yüzde yetmişi gençtir. O
zaman bu ülkeyi kim kurtaracak, kim
özgürlüğe ve demokrasiye
kavuşturacak? Bu toplumun yüzde
yetmişi olan gençler mi kurtaracak,
yoksa yüzde otuzluk gençlik
dışındaki yaş kategorisi mi
kurtaracak? Gençlik dışındaki yaş
kategorisi yüzde yetmiş olsa ne
olur? Kaldı ki, yüzde yetmişi
gençtir. O zaman bütün sorunların
varlığını ve çözümünü gençliğin
durumunda ele almak lazımdır.
Eksikliği ve yetersizliği gençlikte
aramak lazımdır. Toplumun yüzde
yetmişi gençse, Kürt halkı demek
gençlik halkı demekse, gençlik
kalkıp benim özgün sorunlarım, benim
şu sorunum, benim bu sorunum diyerek
bu harekete dışardan bakabilir mi?
Ya da Kürt özgürlük hareketine
herhangi bir bileşeni gibi bakabilir
mi? Bakamaz.
Önderliğimiz gençliğe
Kürt halkının öncüsü dedi. Öyleyse
bütün sorumluluk ve görevler ona
aittir. Gençlik bu görevleri yerine
getirecektir. Her şeyden önce de
militan olarak, fedai olarak yerine
getirecektir. Eylemcilik kötü bir
şey değildir. Gençlik bu eylem
gücünü, fedakârlığını, her şeyini
ortaya koyacaktır. Herkesten daha
fazla fedakâr olacaktır. Bu, Kürt
özgürlük mücadelesinin kanunudur.
Herhalde analarımız ve
babalarımızdan fedakârlık
beklenmeyecektir. Gençlik “Niye
analar, babalar yapmıyor da ben
yapıyorum?” demeyecektir. Tabii ki
analar babalar yerine gençliğin
kendisi yapacaktır. Gençlik
ortadayken, gençliğin kendisi varken
kalkıp “Ana, baba sen niye bu işi
yapmıyorsun, sen niye özgürlük
mücadelesi yürütmüyorsun?” diye
şikâyet edemez. Gençliğin, Kürt
özgürlük hareketinin sorunlarının,
toplum sorunlarının çözümünü
başkalarında aramaya hakkı olamaz.
Gençlerin böyle bir hakkı yoktur.
Tabii ki diğer kuşakların özeleştiri
sorumluluğu olabilir. İyi mücadele
etmemiş olabilirler, ama gençliğin
“Siz niye iyi mücadele
etmemişsiniz?” demeye hakkı yoktur.
Kendisi iyi mücadele edecek,
fedakârlığıyla, her şeyiyle öncülük
yapacak, herkesi de peşinden
sürükleyecektir. O zaman bu gençlik
hareketi rolünü gerçekten yerine
getirmiş olur.
Gençliğin mücadele
görevlerini yerine getirememesinin,
bu görevleri sahiplenmemesinin temel
nedeni de kadrolaşmamasıdır;
kadrolaşmada nicel ve nitel olarak
geriliğidir. Kadrolaşma, mücadeleye
sahiplenmek demektir. Dolayısıyla
partileşme de kadrolaşmak, kadro
duruşuna, kadro sorumluluğuna
ulaşmakla mümkündür. Kadro duruşuna,
kadro sorumluluğuna ulaşmayan bir
gençlik de tabii ki bu belirttiğimiz
sorumlulukları derinliğine hissedip
görevlerini yerine getiremez. Bu da
açıktır. Kadrolaşma esas olarak da
genel özgürlük mücadelesinin
alanlarına girmekle gerçekleşir.
Özgün örgütlenmesini ve eylemini
genel örgütlenme ve eylemlilikle iç
içe yapanlar ancak kadrolaşabilir,
Kürt özgürlük hareketinin kadroları
haline gelebilirler. Kürt özgürlük
hareketi zaten gençlikten kadro
alabiliyorsa, gençleri kadro olarak
harekete akıtabiliyorsa, gençler
hareketin içine girerek
örgütlenmede, eylemde ve siyasette
tecrübe kazanıyorsa, o zaman bir
kadrolaşma birikiminin varlığından
söz edilebilir. Eskiden devrimci
hareketler “Kadrolar saksıda
yetişmez” derdi. Gerçekten de çok
doğru bir söz. Öyle bir özel yere
koymakla, orada beslemekle, kadro
olunmaz. Nitekim olunmadığı otuz beş
yıllık özgürlük tarihinde
kanıtlanmıştır. Hele Kürdistan
özgürlük mücadelesi gibi çok zor bir
mücadelede gençlik bütün bu
zorlukların içine girerek, bütün bu
ateşten sınavları bir bir geçerek,
kendisini o ateşin içine atarak
pişecek, gençlik böyle
kadrolaşacaktır.
Kürt gençliğinin
şöyle bir söylem ve tutum lüksü
olamaz. Gençliğin bu özgürlük
mücadelesi içerisinde yeri nedir?
Gençliğin genel konfederalizm içinde
yeri nedir? Gençlik konfederalizm
ile KCK içinde nasıl yer alacak?
Gençlik konfederalizmi ile diğer
kurumlar arasındaki ilişki nasıl
olacak? Bu gibi sorular ve
değerlendirmeler, kesinlikle
oportünist değerlendirme ve
yaklaşımlardır. Bu tür söylemler
çarpıtmadır, saptırmadır. Gençliğin
hangi örgütlerlerle ilişkisinin ve
yerinin nasıl olacağı, nasıl
olmayacağı mücadele içerisinde
belirlenir. Daha doğrusu gençliğin
“Mücadele içerisinde yerim ne
olacak, ne olmayacak” diye bir
sorunu yoktur. Bütün herkesin böyle
bir sorunu olabilir, ama gençliğin
böyle bir sorunu yoktur. Gençliğin
rolü bellidir. Öndedir, en öndedir
ve ne kadar gerekiyorsa o kadar
fedakârlık yapacaktır. Tüm
örgütlenmelerin hepsinin içinde yer
alacaktır. Esas olarak da gerillaya
katılımı, kendisine görev
bilecektir. Siyasi örgütlenmelerin
içinde o yerini alacak, Kültürün,
basının içinde o olacaktır. Her
yerde gençlik olacaktır. “Benim
konfederalizm içinde, şu örgüt
içinde yerim ne olacaktır”
demeyecektir. Geçmişte bu yönlü
yaklaşım içine girdiğinden, bu
yaklaşım giderek bütün genel
özgürlük hareketlerine ve
kurumlarına karşı bir sorumsuzluğu
beraberinde getirmiştir. Özgürlük ve
demokrasi mücadelesine esas olarak
sorumluluk duyması gereken
kendisiyken, mücadelenin geneline
karşı büyük bir sorumluluk duyması
gerekirken, “Ben neresinde yer
alacağım, yanında mıyım, önünde
miyim, arkasında mıyım, içinde
miyim, özgünlüğüm ve özerkliğim ne
kadardır?” tartışmaları içinde bu
çalışmalara uzak durmuş,
eylemliliklere karşı sorumlu
yaklaşmamış, dolayısıyla kendi
örgütlenmesi ve eylemi geride
kaldığı gibi, mücadelenin bütün
alanlarındaki örgütlenme ve
eylemlilikler de geri kalmıştır.
İyi bilinmelidir ki, bu tür
tartışmaların sürekli gündemde
tutulması, devletin özel savaş
merkezlerinin gençlik içine soktuğu
tartışmalardır. Bunlar öyle masum
tartışmalar olarak kabul edilemez.
Hiç kimse kendisini kandırmasın. Bu
tartışmalar bizim içimize farklı
ellerden sokulmuştur.
Tabii ki bizim
paradigmamız doğru anlaşılacaktır.
Demokrasi anlayışımız, kadına
yaklaşımımız, ekolojiye yaklaşımımız
en doğru bir biçimde öğrenilecektir.
Milliyetçi, devletçi tutumlardan
uzak durulacaktır. Bunlar tabii ki
bilinmesi gereken konulardır.
İktidardan ve milliyetçilikten uzak
olmak gerektiğini, kadının bu
mücadeledeki yeri ve özgürlüğünün
genel özgürlüğünün ruhunu
belirlediğini, kadın özgürlüğünün
özgürlük bilincimizin esası
olduğunu, ekolojik bilincin temel
bilinç olduğunu tabii ki en fazla da
gençlik öğrenecektir. Ama bunları
öğrenmek demek, demokratik
konfederalizmi bilmek demek,
demokratik özerklik, demokratik
özerk Kürdistan konusunda
bilinçlenmek demek, demokratik
sosyalizm konusunda bilinçlenmek
demek, gençlik açısından “Ben şu
örgütlerin neresindeyim, sağında
mıyım, solunda mıyım” demek
değildir. Gençliğin, kadın örgütü
olur, siyasi örgüt olur, gerilla
olur, her türlü örgütlenmelere bu
öğrendiği bilinci götürmek; sadece
bilinci götürmek değil, örgütlenerek
bu hedeflere ve amaçlara ulaşmak
için en önde eylemci olmak görevi
vardır. Gençlik her türlü
örgütlenmeye ve eyleme böyle
yaklaşır. Gençlik bilinçlenme ve
örgütlenmeyi laf yapmak için,
oportünizme gerekçe yapmak için,
güncel görevden kaçmak için,
tartışıp tartışıp görevden kaçmak
için öğrenmez. Neredeyse gençlik
hareketinin tartışmaları yılan
hikâyesi gibi ucu açık tartışmalar
olmuştur. Hâlbuki gençlik az
tartışır, öz tartışır, çabuk karar
alır ve harekete geçer. Gençliğin
tarzında bir nevi askeri bir tarz
vardır. Yani askerlik ölüm kalımla
ilgili bir iş olduğundan kısa
tartışır, hemen karar verir ve
harekete geçer. Öyle ertelemeci,
zamanı kötüye harcayan bir durum
askerler için lükstür. Benzer bir
durum gençlik için de geçerlidir.
Gençlik esas olarak
da toplumun örgütlenmesinde ve
eyleminde öncü güçtür. Tabii ki
bilinçlenecektir. Amacı iyi
öğrenecektir. Yöntemi iyi
öğrenecektir. Önderliğin dediği
gibi, amacı doğru öğrenen ve yöntemi
iyi uygulayan bir gençliği hiçbir
güç durduramaz. Ama gençlik
üniversitelerde ya da belirli think-thank
kuruluşlarındaki entelektüel
tartışmalar içinde kendini boğan,
kendisine böyle bir rol biçen bir
yaklaşım içinde olamaz. Genç olduğu
için entelektüel bilgiyi de zaman
içinde, mücadele içinde
öğrenecektir. Bütün ömrü içinde
öğrenecektir. Daha yirmi yaşında
entelektüel olunamaz. Yaşam içinde
hem örgütlenecek, hem eylem yapacak,
hem de öğrenecektir. Gençliğin
bilinç derinliği de böyle bir
süreçle gelişecektir. Hele Kürdistan
gibi yaşamı ölüm-kalım sorunu olan,
mücadelesini anı anına geliştirmek
isteyen, tasfiye ile karşı karşıya
gelmiş bir halkın gençlerinin farklı
bir yaklaşım içerisinde olması
beklenmez. İlk önce bilinçlenelim,
sonra bir şeyler yaparız demek,
Apocu Hareketin ortaya çıktığı
yetmişli yıllarda, aileler ve yakın
çevrelerin “şöyle okuyun, böyle
okuyun, şöyle devletin içine girin,
böyle yapın, ondan sonra bir şeyler
yapasınız” öğüdüne benziyor. Biraz
okuyalım, biraz örgütlenelim, ondan
sonra eyleme geçelim denemez.
Hâlbuki Kürdistan'da düşman her an
saldırıda ve seni tasfiye etmek
istiyor. Karşı taraf her saniye
eylemdedir, eylemsiz bir saniye ve
günü yoktur. O zaman senin de bir
saniye eylemden ayrı durmayan,
sürekli mücadele içerisinde olan bir
duruş içerisinde olman gerekiyor.
Gençlik açısından
kadro sorunu söz konusu olduğunda
bazı şeyleri tekrarlamakta fayda
var. PKK hareketi tabii ki kadrosunu
aydın gençlerin içinden oluşturdu.
İlk başta üniversiteli gençlik
içinde, daha sonra ise liseli ve
emekçi gençlik içerisinde
oluşturmaya başladı. Yani bilimi,
bilgiyi daha çabuk öğrenen gençlik
içerisinde kendini kadrolaştırmaya
başladı. Bu nedenle PKK ilk
çalışmalarını, Kürdistan'a
gittiğinde gençliğin yoğun olduğu,
öğrenci gençliğin yoğun olduğu
yerlerde yürüttü. Bu bilinçliydi.
Çünkü hareket ilk önce kendi
kadrolarını oluşturmak istiyordu.
Aydın-gençlik içerisinden oluşturmak
istiyordu. Aydın-gençlik içerisinde
kadro oluştururken hangi yolu
izledi? İlk önce hepsini entelektüel
yapayım, her türlü bilgiyle
donatayım, sonra örgütlemeye ve
eyleme mi geçeyim mi dedi? Böyle
yapmadı. Onları derhal örgütlenme ve
eylemin içerisine soktu. Onların
eğitimlerini örgütlenme ve eylem
içerisinde sürekli geliştirdi. Zaten
doğru bilinç özellikle pratikten
çıkan bilinçtir. İdeolojilerin bile
doğruluğu ve eksiklikleri pratik
içerisinde ortaya çıkar. Bu açıdan
pratik her zaman ideolojilerin,
düşüncelerin, teorilerin
eksikliklerini ve yanlışlıklarını
düzelten, doğrultan bir özelliğe
sahiptir. Pratiğe girmeyen, pratik
içerisinde kendisini
eksikliklerinden arındırmayan
ideolojiler dogmatik olmaya
mahkûmdur. Kendini kalıplara
sıkıştırmaya mahkûmdur. Ama
işlevselleşen, yaşamın içine giren,
pratikleşen ideolojiler ister
istemez mücadele içinde kendi
eksikliklerini ve yetersizliklerini
görerek düzeltmelere giderler. Bu
açıdan da düşüncenin doğruluğunu
ortaya koymak açısından da pratik
gereklidir. Ya da bilinç, birikim
pratikten gelen bir bilinç ve
birikimse değerlidir. Pratikten
edinilmeyen tecrübe ve birikimlerin
yaşam içerisinde çok karşılığı
yoktur. Yaşamın içine girdiğinde ne
yapacağını bilemez. Örgütleyemez,
eyleme geçiremez. Bu yönüyle PKK’nin
mücadele tarihindeki kadrolaşmasının
nasıl olduğunu bilmek gerekir. Tabii
ki aydın gençlik önemli bir
kadrolaşma potansiyelidir, ama yakın
zamanda bizim gençlerin uyguladığı
süreçlerle bir kadrolaşma ortaya
çıkmamıştır. Apocu Hareketin
yüzlerce, binlerce kadrosu olmuştur.
Hepsi mücadele içinde ortaya çıkmış
ve gelişmiştir.
Öyle hale geldi ki,
bırakalım gençliğin genel özgürlük
mücadelesine karşı sorumluluk
duyması, o konuda öncülüğünü
hatırlayıp gereklerini yerine
getirmesi, kendi içindeki gençlik
grupları bile birbirine karşı
sorumluluk duymamaya, bir araya
gelmemeye başladılar. Kendi
aralarında bir araya gelemeyen,
örgütlenemeyen bu gençlik tabii ki
genel özgürlük mücadelesine karşı
sorumluluk duyamazdı. Nitekim
duymadı da. Bugün zaman zaman diğer
örgütlenmelere eleştiriler
yapıyorsak, bu eleştirilerin esası
da doğrudan gençliğe yöneliktir.
Daha doğrusu bu eleştirileri gençlik
üzerine almalıdır. Çünkü gençlik
kadrolaşamamıştır, gençliği bu
örgütlenmeler ve eylemler içine
sokamamıştır, gençlik bu
örgütlenmelere sorumluluk duyarak,
bu örgütlenmelerin içine girerek rol
almamışlardır. Öncülük derken sanki
ayrı gençlik örgütü olacak ve o
gençlik örgütlenmeleri öncülük
yapacak! Öncülük sorununu böyle
anlamamak gerekir. Önderliğin
“Gençlik öncülük yapacak” derken,
özgün örgütlenmeleri olacak, ama o
özgün örgütlenmelerle açığa
çıkardığı gençlik gücü tüm diğer
örgütlenmeler içinde yer alacak ve
eylemlerin esas gücü o olacaktır
demektedir. Gençlik bütün
örgütlenmeler içinde yer alacaktır.
Tüm örgütlenmeler içinde yer aldığı
zaman gençlik öncülüğünü yapabilir.
Yoksa gençlik bir örgüt kuracak, bir
federasyon kuracak, o öncülük
yapacak biçiminde anlamak doğru
değildir. Gençlik özgün
örgütlenmelerini yapacaktır, ama bu
örgütlenmelerini diğer
örgütlenmelerin içine girip oralarda
öncülük yapmak için yapacaktır. Bu
örgütlü gücüne dayanarak, bu
örgütlülüğünden aldığı güçle
kadrolaşarak, militanlaşarak genel
örgütlenmelerin içine akın akın
girecektir. Gençlik
örgütlenmelerinin,
konfederasyonlarının, gençlik
konfederalizmlerin birinci görevi
bütün diğer örgütlenmelere sürekli
kadro aktarmak, sürekli oraları
beslemektir. Dolayısıyla gençliğin
ve bu örgütlenmelerin birinci amacı,
bu özgün örgütlenmelerin içine
kapanmak sadece kendi özgün
sorunlarıyla ilgilenmek değildir.
Örgütlenecek, ama esas olarak bütün
örgütlenmelerin içinde yer almayı
hedef edinecek ve tüm eylemlerin
esas gücü olacaktır.
Kürt halkının gençlik
örgütü, Türkiye'deki bir gençlik
örgütü, Yunanistan’daki bir gençlik
örgütü, Rusya’nın, Brezilya’nın,
Portekiz’in, Polonya’nın,
Japonya’nın ya da herhangi bir
ülkenin gençlik örgütü gibi
davranmaz. Bu yanlıştır. Bir kere
bunu bilmemiz lazım. Gençliğin
yanılgılar içine girmesinin nedeni,
Türkiye ortamında yaşandığı için,
Türkiye ortamında gençlik biraz daha
fazla özgün sorunlarıyla ilgilendiği
için ya da Türkiyeli gençliğin özgün
sorunlarıyla genel sorunlar bu kadar
iç içe geçmemiş olmamasıdır. Aslında
Türkiye'de de gençlik sorunlarıyla
genel sorunlar ağırlıklı olarak iç
içedir. Yani genel özgürlük ve
demokrasi sorunları çözülmeden
Türkiye'de gençlik sorunları
çözülemez aslında. Türkiye'nin bu
kapsamda hala çok yoğun bir özgürlük
ve demokrasi sorunu var. Türkiye'nin
asgari düzeyde demokratikleşme ve
özgürleşme sorunları var. Ancak
Kürdistan ve Kürt gençliğinin
özgürleşme ve demokratik sorunları
çok ağır olduğu gibi, halk olarak
varlık-yokluk sorunuyla karşı
karşıyadır. Varlık-yokluk sorununu
hal edemeyenler özgürlük ve
demokrasi sorununu da hal edemezler.
Özgürlük ve demokrasi sorununun
olması için ilk önce varlık
sorununun çözülmesi lazım. Kürtler
açısından böyle bir kimlik reddi
sorunu bulunmaktadır. Örneğin kadın
özgürlük mücadelesinin verilebilmesi
için ilk önce kadının kendi
kimliğinin farkına varması lazım.
Kendi kimliğini ortaya çıkarmadan
vereceği özgürlük mücadelesinin ne
önemi var? Hiç yoktur. Ancak egemen
sisteme hizmet eder. Kürt sorununda
da böyle bir gerçeklik vardır. Kürt
halkı kendi kimlik sorununu
halledememiştir. Herhangi bir
demokratik toplum olarak, demokratik
ulus olarak kendi kimliğini, kendi
farklılığını ortaya koyması
gerekiyor. Bunun da çok önemli bir
görev olduğu açıktır. Bunun önemli
bir görev olmadığını görmemek ve
gereklerini yapmamak, Kürdistan
gerçekliğindeki temel özgürlük ve
demokrasi görevlerini görmemek
anlamına gelir.
Özcesi kadrolaşma
sorunu, gençlik açısından, esas
olarak da özgürlük mücadelesinin
geneline sorumluluk duymakla başlar.
Özgürlük mücadelesinin geneline
sorumluluk duymayan hiçbir genç
kadrolaşamaz. Daha doğrusu özgün
sorunlarından genel özgürlük
mücadelesine karşı ilginin
yükseltilmemesi, genel
örgütlenmelere ve halkın eylemine,
serhıldanların örgütlenmesine ilgi
duymamak, bunların içine girmemek
aslında kadrolaşmaya karşı
direnmektir. Bırakalım özgürlük
hareketinin kadrosu haline gelmeyi,
diğer kurumlarda öncü kadro gibi
görev yapmayı, gençlik hareketinin
etkili ve öncü kadrosu olmak
açısından bile, özgürlük
mücadelesinin bütün alanlarına karşı
sorumluluk duygusunun yüksek olması
gerekir. Bu, kadro olmanın
kanunudur. Bu kanunun dışına
çıkıldığı takdirde, özellikle Kürt
halkı gibi ciddi bir özgürlük sorunu
olan hareket açısından bu durum, söz
konusu gençliğin halka ve ülkeye
karşı sorumluluklarını yerine
getirmemesi anlamına gelir. Nitekim
bu sorumluluk duygusunun
zayıflaması, giderek gençlerin
sistem içileşmesi, sistem içinde
erimesini beraberinde getirmiştir.
Sistem içileşme esas olarak da genel
özgürlük mücadelesine karşı
sorumluluğun zayıflamasıdır.
Örgütlenme ve eylemlere karşı
sorumluluğunun zayıflamasıdır.
Son zamanlarda
gençliğin sistem içileşmesinden
bahsediyoruz. Sistem içileşme nedir?
Halka ve özgürlüğe, halkın büyük
özgürlük ve demokrasi sorunlarına
ilgi duymamak, halk gibi yaşamamak,
halkın acısını derinden hissetmemek,
Kürt halkının özgürlüğünü,
demokrasisini engelleyen, halkın
üzerinde baskı kuran sisteme karşı
öfke duymamak, hem o sistemle
yaşamak hem de ben özgürlükçüyüm,
demokratım demek gibi kendini
kandıran, aldatan bir yaklaşımdır.
İnsanlar tabii ki bilinçli olarak
ben sistem içileşiyorum, ben sistem
içine giriyorum, sistemi tercih
ediyorum demiyor. Demesine de gerek
yoktur. Eğer sistemi geriletecek,
sistemin Kürt halkı üzerindeki
uyguladığı baskıya karşı mücadele
edecek güç gösterilmediği takdirde,
onu gerileten örgütlenme ve eylem
içerisine girilmediği takdirde, o
sistem belirli yönleriyle, doğrudan
olmasa bile dolaylı olarak
benimsemiş anlamına gelir.
Nitekim
örgütlenmelerimiz devrimci
mücadeleyi karşılayacak
örgütlenmeler değildir. Eylemlerimiz
devletin baskılarına karşılık
olacak, onları püskürtecek eylemler
değildir. Duruşumuz ve tutumumuz
inkârcı sömürgeciliği geriletecek,
özgürlük mücadelesini güçlendirecek
tutum değildir. Tüm bu konularda
gerçekten zayıflıklar vardır.
Gençlik hareketinin bunu görmesi
gerekiyor. Bir sistem içileşme
gerçekliğinin olduğunun, sistemle
bütünleşme gerçeğinin olduğunun
görülmesi lazım. İçinde yaşadığımız
sistem en lanetli sistemdir.
Kapitalist sistem en lanetli
sistemdir. Kapitalist sistemin
kendisi lanetlidir, dünyaya
yaşattıkları lanettir. Kürt halkına
karşı yaptıklarıysa lanetliliğin
lanetliliğidir, lanetliliğin
karesidir. Bu sisteme karşı öfke
duymadan, bu sistemin dışına
çıkmadan, kültürüyle, yaşamıyla,
ilişkileriyle bu sistemi reddetmeden
gençlik bile olunamaz. Gençlik
demek, ret ve kabul ölçüleri olan,
mevcut köle sistemini kabul etmeyen
insan demektir. Dünyanın her
tarafında ve Türkiye'de 68
gençliğinden bahsedilir. Çünkü
sistemi reddetmiştir. Bırakalım
kapitalist sistemi, reel sosyalizmi
bile reddetmiştir. O dönemde
Türkiye'de ortaya çıkan gençlik
örgütlerinin çoğuna yakını
Sovyetleri revizyonist olarak
değerlendirmiştir.
Gençlik için doğru
olan sisteme aykırı olmaktır,
sistemi reddetmektir. Şimdi
neredeyse sistemi reddedenler kötü
olarak değerlendirilecek; sisteme
aykırı olanlar, sisteme uyum
göstermeyenler kötü olacak!
Duruşumuzla, tutumumuzla biraz
sistemden, biraz mücadeleden yana
bir yaklaşım içinde olmak kabul
edilemez. Gençlik bu durumları
kesinlikle reddetmelidir.
Kadrolaşmak, ilk önce de sistemle
bağını ve ilişkilerini koparmayı
gerektirir. Bu da sistem içileşmeye
karşı mücadele etmektir. Sistem
içileşmenin kültürüne, sistem
içileşmenin yaşamına, ilişkilerine,
ütopyalarına karşı olmaktır.
Ret-kabul ölçülerimizin netleşmesi,
gençliğin tamamen bu sistemi
reddetmesi gerekir. Gençliğin
tamamen “Önder Apo’nun ortaya
koyduğu ölçüler kabul
ölçülerimizdir” demesi lazımdır.
Önder Apo nasıl ki “Bir yaşam ya
özgür olacak ya da yaşanmamış
sayılacaktır” dediyse, gençliğin
yaşam felsefesi ve sloganının da
böyle olması gerekir. Önder Apo,
“Ben bu sistemi reddettiğim için
buradayım” dedi. “Sistemi
reddettiğim için bana komplo
uygulandı” dedi. Gençlik Önder
Apo’nun özgürlük şahinleriyse, Önder
Apo’nun gençliğiyse ve onun izinde
yürüyorsa, Önderliğin en temel
özelliği olan sistemi reddetme
tutumunun sahiplenicisi de
olmalıdır. Bu sistemi reddetmelidir.
Tabii ki gençliğin sistemi
reddetmesi, aykırı olması anlamına
gelecektir. Dolayısıyla sistem ile
karşı karşıya gelecektir.
Gençlik hareketinin
kadrolaşma sorunları, esas olarak da
bu çerçevede ele alınmalıdır.
Özcesi, bir duruş sorunu vardır.
İdeolojik yaklaşım sorunları var,
örgütsel yaklaşım sorunları var,
eyleme yaklaşım sorunları var,
yaşama yaklaşım sorunları vardır.
Bunları aşmadan kadrolaşmak kolay
değildir. Kadro olmak öyle
kendiliğinden olmaz. Biz sistemi
reddeden bir hareketiz. Sistemi
reddeden bir gençlik hareketi olarak
işe başladık. Onun yeni dönem
kadroları da sistemi reddedecek,
sistemden kopacaktır. Bütün yaşamını
özgürlüğe ve demokrasiye
hasredecektir. Türkiye'deki gençlik
gibi, Avrupa'daki, Latin
Amerika’daki gençlik gibi biraz
kendi özgün sorunlarıyla ilgilenmek
biraz sistem içinde yaşam uğraşına
girmek Kürt gençliğinin duruşu
olamaz. Kürt gençliğinin kendini
böyle tanımlaması düşünülemez. Kürt
gençliği kendisine böyle bir misyon
biçemez. Kürt gençliği kendi yerini
böyle göremez. Kürt gençliğinin
görevleri ve sorumluluklarını diğer
ülkelerin gençlik sorunları gibi ele
alınamaz. Böyle yaklaşılırsa,
Kürdistan halkının özgünlüğünden
uzaklaşılmış olur.
Kürdistan devrimine
dünyanın en zor devrimi diyoruz, en
zor özgürlük ve demokrasi mücadelesi
diyoruz. Neden böyle tanımladığımızı
anlamak gerekir.
Kürt özgürlük hareketi
sistemin yoğun baskısı altında
olduğu için, sistemle çok yoğun
olarak karşı karşıya geldiği için,
hatta neredeyse bütün sistemin,
uluslararası sistemin bile karşısına
aldığı bir harekettir. Çünkü Kürt
özgürlük hareketi, Kürtlerin
özgürleşmesi Ortadoğu sistemini
bozuyor. Kürt özgürlük hareketi
onların ilişkilerini bozuyor,
dağıtıyor. Kürtlerin özgürlüğü kabul
edildiği takdirde, bu kurulan bölge
sistemi, dünya sistemi altüst
oluyor. Dünya sistemiyle bölge
gericiliği, ABD ile Türkiye kol kola
bu sistemlerinin bozulmasını
istemiyorlar. Bu açıdan da bölge
gericiliğiyle özgürlük hareketi
karşı karşıya geliyor, uluslar arası
gericilikle karşı karşıya geliyor.
Dolayısıyla gençliğin
kadrolaşmasından söz ederken,
özellikle Türkiye'de son zamanlarda
ortaya çıkan sistem içileşme,
yaşamda ve ilişkilerde burjuva
kapitalist bireyci yaşamın
etkilerine girme, tüketim toplumunun
etkilerine girme, postmodernizmin,
kapitalizmin özgürlük anlayışı,
demokrasi anlayışı, ilişki anlayışı,
kadın anlayışı ve gençlik
anlayışından etkilenme, onun
neredeyse bir mezhebi, bir türevi
olma gibi durumdan söz ediyoruz.
Kürt gençliğinin bu durumdan çıkması
gerekiyor. Eğer kadrolaşma
sağlanacaksa, ilk önce de belirtilen
konularda doğru bir duruşun sahibi
olmak gerekir. Yoksa özgürlük ve
demokrasi mücadelesinin ihtiyacını
karşılayan kadrolaşma yaratılamaz.
Bu açıdan gençlik,
özgürlük hareketinin başlattığız
“Êdi bes e” hamlesini doğru
anlamalıdır. “Êdi bes e” hamlesi
sadece gençlik açısından değil,
hareketin bütünü açısından bir
ideolojik, teorik, örgütsel ve
eylemsel düzeyde, yaşamsal düzeyde
bir özeleştiri ve yeniden ayağa
kalkış hamlesidir. Çünkü sadece
gençlik içerisinde değil, genel
hareket içerisinde de ideolojik
mücadele zayıf, örgütsel mücadele
zayıf, yaşam duruşunda sorunlar var,
pratiğin içine girme yoktur. Bu
açıdan “Êdi bes e” sadece inkârcı
sömürgeciliğin uygulamalarına karşı
“Êdi bes e” değil, aynı zamanda
kendi duruşlarımıza, kendi
yetersizliklerimize de “Êdi bes e”
demek olarak anlaşılmalıdır. Zaten
kendi yetersizliklerimize “Êdi bes
e” demeden, kendi
yetersizliklerimize dur demeden,
özgürlük ve demokrasi düşmanlarının
saldırılarını boşa çıkarmamız mümkün
değildir. Bu açıdan gençlik de bu
“Êdi bes e” hamlesi sürecinde
ideolojik olarak, teorik olarak,
örgütsel olarak, yaşam olarak,
eylemsel olarak bir özeleştiri
yapmalı, kendi geriliklerini
görmeli, geriliklerine karşı
mücadele edip dur diyerek, kendisini
yeniden örgütleyip özgürlük
hareketinin öncü gücü, eylem gücü
haline getirmelidir. Böyleci sadece
kendisi için değil, bütün Kürt
halkının özgürlük mücadelesi
açısından, geleceği açısından
düşmanın saldırılarına dur
diyebilmelidir. Gençliğe önümüzdeki
dönemde düşen temel görev budur.
Bu temelde gençliği
“genç başladık, genç başaracağız”
yaklaşımıyla Apocu Hareketin çıkış
dönemindeki gençlik nasıl
kadrolaştıysa, nasıl hareketin
öncüsü haline geldiyse, bugün de
genç başarmanın duygusuyla, genç
başarmanın sorumluluğunu üstlenerek,
bu sorumluluğu yerine getirme
heyecanı, coşkusuyla kendimizi
kadrolaştırarak, mücadeleye
sahiplenmek gerekir. Mücadelenin her
alanında, tüm çalışmalara ve
eylemlere en güçlü biçimde
sahiplenerek düşmanın saldırılarını
boşa çıkarma, uluslararası komployu
boşa çıkarma, Önderliğimizin
özgürlüğünü ve sağlığını sağlama
temelinde Kürt halkının özgürlüğünü
sağlama mücadelesini yükselten yeni
bir dönem başlatabilmeliyiz.
|