Ana Sayfa

  

AKP’NİN KÜRT AVCILIĞI

5 Kasım’da Oval Ofis’te gerçekleştirilen Bush-Erdoğan görüşmeleri her ne kadar gizli tutulsa da, sonuçları AKP’nin Kızılcahamam’daki 11. İstişare Toplantısında açığa çıktı. Bu her iki toplantı dikkatle takip edilip satır araları okunduğunda görülecektir ki, Kızılcahamam Toplantısının Oval Ofis’teki görüşmenin Türkiye versiyonu olmuştur. Bu görüşmelerde ABD, Büyük Ortadoğu Projesini uygulamak için Türkiye’yi kendi denetimine almış; buna karşılık olarak da Kürt sorunu konusunda Türk devletinin inkârcı ve imhacı siyasetini desteklemiştir. Daha değişik bir ifadeyle 1 Mart Teskeresini Meclisten geçirmeyerek ABD’ye efelenen Türkiye’nin burnu sürtülerek iradesi kırılmıştır. ABD bunu sağladıktan sonra da Türkiye’nin ağzına bir parmak bal çalmıştır.

ABD ile Türkiye’nin ilişkileri yeni değildir. 1950’lerden itibaren ABD kendisini Türkiye’nin hemen hemen her kurumunda örgütlemiş ve neredeyse bölgedeki tüm kirli işlerini Türklere yaptırmıştır. Böylece Türkiye’yi kendi sürüsünün çoban köpeği yapmıştır. Bundan dolayı ABD’den habersiz ve izinsiz Türkiye siyasetinde bir şeyin yapılamayacağı ve değişmeyeceği gün gibi ortada olan bir gerçektir. Darbelerin önce Amerika’da açıklanması da bunun en açık göstergesidir.

Konumuz Türkiye ve ABD’nin ilişki ve ittifakları değildir. O konu çok daha derinlikli bir çalışmayı gerektirir. Ancak son görüşmeyi ve ardından yaşanan gelişmeleri anlayabilmek için bir iki vurgu yaptık.

Oval Ofis ve Kızılcahamam’daki toplantıları bir araya getirdiğimizde, Kürtlere, Kürt Özgürlük Hareketine karşı daha önceleri de denenmiş ve temcit pilavı gibi ısıtılan ‘yeni’ bir konseptin belirlendiği ve uygulamaya konduğu görülüyor. Bu konseptin özü kısaca şudur: “Özgür Kürt’e hayır, işbirlikçi Kürt’e evet! En iyi Kürt ölü Kürt’tür.” Buna göre PKK öncülüğünde gelişen Özgürlük Hareketi ortak düşman ilan edilecek, tasfiye edebilmek için imha amaçlı her türlü operasyonlar yapılacak, bir iç savaş yaratılarak Kürtler bölünecek ve Güney Kürdistan’da olduğu gibi Kürt halkının bu kazanımları üzerinden işbirlikçi, hain bir oluşum yaratılacaktır. Bir kaşık suda fırtınalar koparan Mehmetçik medya da ortamı giriftleştirerek halkı manipüle edecek, gerçekleri tersyüz edip bilinç çarpıtacak, bu konsepti gizleyip gözlerden uzak tutarak uygulanmasına yardımcı olacaktır. Türk medyasını biraz dikkatlice izlediğimizde bu kolayca görülür. Yalan yanlış haberlerden tutalım iftira ve karalamalara, halkın duygularını suiistimal ederek provokasyon yaratmaya kadar bir dizi psikolojik savaş uygulamalarını görmek zor değildir.

Amerika’nın “PKK’yi ortak düşman ilan ettiği”ni Roma’yı fetheden general edasıyla açıkladı Erdoğan. Sanki Amerika şimdiye kadar PKK’ye düşman değilmiş de PKK’yi destekliyormuş! Oysa Önderliğimize karşı geliştirilen uluslararası komplonun planlayıcısı ve uygulayıcısı ABD’dir. Kapitalist-emperyalist güçler, sosyalist bir hareket olan PKK’yi her zaman düşman gördüler ve PKK’ye düşman gibi yaklaştılar.  Erdoğan’ın yattığı derin uykudan yeni uyanmanın mahmurluğuyla konuşması ve bunu yeni bir şey diye sunması tamamen psikolojik savaş endekslidir. Bununla “Bakın, bütün dünya bizim safımıza geçti, herkes sizi terk etti, herkes size karşı, gelin teslim olun, teslim olmazsanız ölürsünüz” diyerek korku yayarak yıldırmak istiyor. Oysa Kürt halkı nice badireler atlatarak bugünlere geldi. Bu halk kefenini cebinde taşıyor. Öyle korkacak, yılacak, ‘hişt’ deyince kaçacak bir konumda değildir.

Şunu belirtmekte yarar vardır: Devletlerin dostluğu yoktur, çıkarları vardır; vicdan yerine buz gibi kâr-çıkar ilişkileri geçerlidir. Bunu en iyi yapan güç de ABD’dir. ABD kimseyle sonsuz dostluk veya düşmanlık kurmaz. Bu yüzden oldukça pragmatiktir. Yarın öbür gün İran, Ortadoğu, Güney Kürdistan ya da başka bir konuda Türkiye ile çıkarları çelişip çatışırsa ne olacak?

Bu konseptin diğer önemli bir yanı da işbirlikçi hain Kürtlerden yeni bir oluşum yaratma, buna dayanarak Özgürlük Hareketini tasfiye etme yaklaşımıdır. Önderlik buna “Kürt Hamas’ı yaratılmak isteniyor” dedi. Nedir Kürt Hamas’ı? Ya da daha doğrusu Hamas nedir? Hamas, Filistin’de bir örgüt ve şu anda Filistin’in bir kısmını kontrolünde tutuyor. Dünya genelinde sosyalist ve halkçı hareketlerin gelişim gösterdiği 1970’lerde, kapitalist emperyalist güçler “yeşil kuşak” adı altında dini bir politika geliştirdiler. Buna göre çeşitli güçleri örgütlediler, besleyip büyüttüler. Afganistan’da Taliban ve El Kaide bunlardandı. Filistin’de halkın mücadelesinin en üst aşamasına geldiği bir zamanda Filistin’de Hamas’ı kurdular. Amaç FKÖ’yü zayıflatmak, Filistin halkının yükselen öfke dalgasını dindirmek, olmazsa içe yönelterek mücadeleyi bölmekti. Bununla barış ve çözüm arayışlarını çıkmaza sokmak, İsrail işgalini meşrulaştırmaktı. Gelinen aşamada bu planın uygulanmasında başarılı oldukları görülüyor.

Şimdi aynı plan Kürt Özgürlük Hareketine uygulanmak isteniyor. Hemen şunu belirtelim: Ne Kürt halkı Filistin halkıdır, ne PKK FKÖ’dür, ne de Kürt Halk Önderi Arafat’tır. Bu yüzden aralarında çok büyük farklar var. Bu bir.

İkincisi, Kürt Hamas’ı olabilecek bir güç yoktur. Yeminli PKK düşmanları ve işbirlikçi-ihanetçilerden oluşan oluşumlar çok denenmesine rağmen hiçbiri tutmadı. Ölü doğmuş ve daha önceleri defalarca denenmiş, başarısızlığından dolayı tozlu raflara kaldırılmış bu plana bel bağlamak rüzgâra tükürmek gibi bir şeydir.  Unutulmamalıdır ki, rüzgâra tükürülünce tükürük sahibine döner.

ABD,  DTP dışında kalan ve kendilerine Kürt diyen (bunların Kürtlükleri şaibelidir) oluşumlarla beyhude arayışlar yapıyor. Erdoğan “75 Kürt milletvekilim var, dolayısıyla Kürt halkının temsilcisi benim” diyerek bu arayışları tamamlıyor. Düşünmediğinde olmayan bir halkın temsilcisi olmak ne garip bir çelişki! Bir kene gibi Kürt halkının kanını emen ve özgürlüğünün yolunu tıkayan bu kesimler, şimdi Kürt halkının sözcülüğüne soyunuyorlar. Bu zeminde PKK’nın yeminli düşmanlarına Kürt halkının ‘hizbul şeytan’ veya ‘hizbul kontra’ dediği kesimleri de taze kan olarak katmak istiyorlar. Böylece tencere yuvarlanıp kapağını bulmuş olacak... Güya Özgürlük Hareketi tasfiye edilecek ve yarasa gibi kuytu karanlıklarda kalan bu kesimlere meydan açılacak.

Şunu hemen belirtelim: Kürdistan’da Kürt Hamas’ı olmaz. Oluşsa oluşsa Kürt isimli ‘hizbul şeytan’ veya ‘hizbul kontra’ olur. Buda Kürt AKP’si olacaktır. Zaten son dönemlerde başta Güney Kürdistan olmak üzere AKP tarzı oluşumlar gelişiyor. Bu yeni oluşum da Kürt AKP’si olacaktır. Kürt AKP’si de 1990’lı yıllarda yurtsever, aydın ve demokratları kalleşçe vuran, satırlarla saldıran kontra oluşumdur. Bu oluşum ancak halkımızın katliam fermanını yazar, halkımızın katliamına onay verir, katliamı gerçekleştirir. Bu 75 milletvekilinin ve yeminli PKK düşmanlarının başka bir işlevi olmayacaktır. Bu sözde Kürt milletvekilleri değiller miydi, “PKK renklerini çağrıştırıyor” diye tüm dünyada geçerli olan trafik ışıklarının renklerini değiştirenler? Bunlar çölde sahte seraplar, tünelin ucundaki sahte ışıklardır. Bu politika en kaba anlamıyla mafya politikasıdır. Önce öldür, sonra cenazesine çelenk gönder!  Kasımpaşalı kabadayı edasıyla geçinen Erdoğan’ın durumu bu değil mi? Kürt halkının Önderini zehirleyecek, Kürt halkının meşru savunma gücü olan gerillaya tarihinin en büyük operasyonunu yapacak, Kürt halkını açlığa mahkûm edip terbiye etmeye çalışacak! Genelkurmay Başkanı hem de bir bayram mesajında Kürtlere tarihin en büyük acısını yaşatacağını söyleyecek ve buna göre hareket edecek! Buna rağmen bunlar kendilerini Kürt halkının temsilcileri olarak gösterecekler! Bu yalana kargalar bile güler.

Filler hep aynı yoldan yürürler. Bunu çok iyi bilen fil avcıları, fillerin geçtiği bu yollara çukurlar kazar, tuzaklar kurarlar. Buradan geçen filler de bu tuzaklara düşerler. Fil avcıları ellerinde sopalarla gelip filleri ölesiye dövüp güçten düşürürler. Sonradan farklı bir elbise giyip biraz da yiyecek alarak fillerin yanına giderler. Yiyecek verdikleri filler de onları kurtarıcı gibi görüp fil avcılarının peşinden giderler. İşte şimdi AKP, fil avcılarının fillere yaptığını Kürt halkına yapmak istiyor. Geri, cahil, hiçbir şeyden anlamayan “dağlılar” olarak gördüğü Kürtleri böyle tuzaklara düşüreceğini düşünüyor. PKK’ye kadar Türk iktidar güçleri bu politikayı uygulamış, önemli oranda da başarılı olmuşlardır. Fillerin fil avcılarının peşine düştükleri gibi Kürtler de bu politikayı yürütenlerin peşine düşmüşlerdir.

Önderlik bu durumu “cellâdına sevdalanma” olarak değerlendirdi. PKK bu planları, bu oyunları boşa çıkardığı oranda gelişti, büyüdü. Eğer bugün PKK yenilmez bir duruma gelmişse, bu politikaları deşifre ettiğindendir. PKK ile özgürlüğe yürüyen Kürt halkı da artık filler gibi cellâdının peşinden gitmeyecektir. Çünkü onların katiller olduğunu yaşayarak öğrenmiştir. Bu yüzden oldukça tehlikeli olmasına rağmen bu plan ölü doğmuştur.

Oval Ofis’te kararlaştırılan özgür Kürt’ü tasfiye etmenin önemli bir ayağı da Kürt halkının kanıyla, canıyla yarattığı ve bugünlere getirdiği kurumlarını baskı altına alacak, sıkıştırarak, işlevsiz bırakarak halkın gözünden düşürerek bu yaratımlara el koymaktır. Şu açıktır: AKP Kürt halkının mücadelesinin bir ürünüdür. Kürt Özgürlük Hareketinin verdiği mücadele sonucunda gerileyen, zayıflayan klasik iktidarcı güçlerin erimesi ile ortaya çıkmıştır. AKP bu başarısını PKK’ye borçludur. Bu yüzden PKK’ye minnetle yaklaşması gerekirken, çıktığı yumurtayı beğenmeyen civciv gibi ona saldırmaktadır. PKK klasik iktidarcı güçlerin gerçekliğini deşifre edip geriletmeseydi AKP gelişebilir miydi? Gelişemeyeceği açıktır.

Ancak bu daha derin sosyolojik tahliller gerektirir. Fakat AKP bu gerçekliği tersyüz ediyor. Halkı önce aç bırakıyor, baskı altına alıyor, sonra “PKK olmasa daha fazlasını veririm” diyerek bu gerçeği manipüle edip halka yutturmaya çalışıyor. 22 Temmuz seçimlerinde “DTP’ ye vereceğiniz oylar boşa gider, oylarınızı bize verin ki Kürt sorununu çözelim” diyerek Kürdistan’ı dolaştı. Ancak yalancının mumunun yatsıya kadar yanması gibi, AKP’nin de ampulü erken söndü, iğrenç gerçeği açığa çıktı. Şimdi bir yandan DTP’ yi dışlamak istiyor, diğer yandan Kürtlere sesleniyor. Görünen o ki, bu takıyyesini yerel seçimlerde de yapacak. “Silah bıraktırma projesi” de bu takıyyenin temel argümanı olacaktır. Bu anlamda da yerel seçimler özgür Kürt ile hain ve işbirlikçilerin mücadelesi biçiminde olacaktır. Bu şimdiden bellidir. Türkiye’deki diğer siyasi partilerin Kürdistan’daki yerel seçimlerle ilgilenmemeleri de bu gerçekliğin bir diğer göstergesidir.

Tüm bunların sonucunda AKP Kürt özgürlük yürüyüşünün 30. yılını büyük bir yenilgi ve tasfiye yılı yapmak istiyor. Bu otuz yılda Kürdistan’da doğan ÖZGÜRLÜK GÜNEŞİ’ni karartmak istiyor. Kürdistan’da çözülen sistemi yeniden organize etmek istiyor.

Kürt halkı ise bu 30. yılını zafer yılı haline getirerek barışı tesis etmek istiyor. Bunun için de Önderliğinin etrafında kenetlenerek, ABD ve İngiltere’nin planladığı, AKP’nin de uyguladığı bu çirkin, kirli ve suçlu politika ve uygulamalarına “édi bese”, “artık yeter” diyor. Her türlü baskıya ve imkânsızlığa rağmen sokaklarda taleplerini haykırıyor. Başı dik ve direnişli duruyor. “Ya Önderlik ile özgür yaşam ya da hiç” diyor. Bu onurlu bir duruştur.

Şu kesindir: Kürt halkının katline ferman veren AKP, Türkiye’deki demokrasi mücadelesine de aynı yaklaşımı gösterecektir. “Yeni anayasa değişikliği” paketi de bu cephedeki takıyyesidir. Bu yüzden de devrimci, demokrat ve aydın olmanın ölçütü, AKP’ye karşı alınan tavırdır. Bu tavır turnusol kâğıdı gibi her şeyi netleştirecektir. Demokrasi, özgürlük ve barış mücadelesi bukalemunlukla verilemez.

Yazımızı Kürdistan’ın kalbi, özgürlüğün, demokrasinin ve barışın merkezi olan Amed’de yapılan “édi bese” mitingi ile bitirelim. Amed her şeye rağmen dik durarak, onurlu durarak Önderliği etrafında kenetlenmiştir. Bu tavır takdire şayandır. Ancak milletin vekili olanlar, milletin sesi olan kimi milletvekillerin yaklaşımı ise bu mitinge gölge düşürmüştür. Erdoğan’ı “herkesin başbakanı” olarak gören, yuhalanmasına ve protesto edilmesine tepki gösteren milletvekilinin yaklaşımı, bu büyük mitingi kalburlu hale getirmiştir. Bu yaklaşım halkın gösterdiği duruşa denk değildir. En hafif deyimle AKP’ye yedeklenmedir.

Sonuç olarak yalanlarla, hilelerle, düzenbazlıklarla, zorla ve korkuyla kurulmuş olan iktidarlar kumdan yapılmış şatolar gibidir. En ufak bir deniz dalgasıyla yerle bir olurlar. Özgürlük ve demokraside ısrarlı olan Kürt halkının, aydın ve demokratların estireceği dalga AKP iktidarını yerle yeksan edecektir.

A.Ö.Sosyal Bilimler Akademisi

 

 


© 2006 PKK www.pkk-info.com