Ana Sayfa

“ Zilan komutan, biz emirerleriyiz ”

 Reber APO

 

ZİLANCA ÊDİ BESE DEMEK ZAFERE KİLİTLENMEKTİR 

 Bozan Tekin

26 Haziran 2008

Özgürlük Hareketimiz ve halkımız Êdi Bese hamlesinin ikinci aşamasını 18 Mayıs’tan itibaren başlatmış bulunmaktadır. Zilan yoldaşın tarihsel eylemi 12. yıldönümüne az bir zaman kala hamlenin ikinci aşamasının görev ve sorumluluklarını ortaya koymak Zilan’ın duruşundan ayrı ele alınır bağlantısı yeterince kurulamazsa, hamlenin özü de yeterince anlaşılmamış olur. Bu nedenle Zilan yoldaşı anmak, hem de onun büyük fedai çıkışının Êdi Bese hamlesi ile olan düşünsel, ruhsal ve eylemsel ilişkisini kurmak açısından bunun gerekli, hatta zorunlu olduğunu düşünüyoruz.

Önder Apo ve özgürlük hareketimize karşı uluslararası komplonun 1992 yılından itibaren devrede olduğu bilinmektedir. ABD, İngiltere ve İsrail üçlüsü Ortadoğu’yu küresel sermayenin çıkarlarına göre düzenlemek için bir proje geliştirmişlerdir. Ancak bu projenin önünde engel gördükleri devlet ve hareketleri tasfiye etmek gerekiyordu. Bu hareketlerin başında Önder Apo ve hareketimiz gelirken, devlet olarakta yeni dönem bölge politikasıyla çelişen Irak, İran başta olmak üzere birçok devlet bulunmaktadır. Bu kapsamda hareketin tasfiyesi için NATO devreye girmiştir. Önderliğin ve hareketin tasfiyesinin esas amacı ise, bölgede projelerine dayanak olacak bir Kürt oluşumuna gitmek, bu nedenle de özellikle Güney Kürdistan’daki güçlerin önünü açmak gerekiyordu. Bunun için de Önderliğin ve hareketin dört parçadaki Kürdistan halkı üzerindeki etkilerini tasfiye etmeyi önlerine koymuşlardı. Nitekim uluslar arası komplo sürecinde de KDP-YNK aktif yer almışlardı. Diğer neden ise, Önderlik ve hareketimizin Ortadoğu’nun köklü ulusal ve toplumsal sorunlarını çözecek bir projeye sahip olmasıydı. Sistem bu nedenle Önderliğimizi ve hareketimizi kendi projesi önünde engel olarak görmüştü. 92 Sonbaharında bir taraftan Güneyli güçler hareketimizin üzerine saldırtılırken, öte yandan uluslararası güçlerin desteğini almış Özal, hareketimize karşı tam bir tasfiye harekatı geliştirmişti. Bir özel savaş koordinatörlüğü görevini yürütüyordu. Ancak hareketimizin direnişi ile bu süreç boşa çıkarılmıştır. Özal’ın Güney savaşından sonuç almaması üzerine, Kürt sorununa ilişkin içine girdiği çözüm arayışları karşısında derin devlet tarafından tasfiye edildiği bilinmektedir. Bunun ardından iktidara gelen Çiller-Güreş ve Ağar ekibi, özellikle Londra’nın yaktığı yeşil ışıkla hareketimizi ve Önderliği tasfiye etmek için topyekûn savaş başlatmışlardır. Önderliğimizin 93 Mart’ından geliştirmiş olduğu barışçıl çözüme şans tanımak için ilan ettiği tek yanlı ateşkes ve bu yönlü çözüm arayışlarına rağmen geliştirilen bu saldırılar, binlerce köyün yakılması ve beş bini aşkın yurtseverin kontra-gerilla yöntemleri ile katledilmesi ve milyonlarca Kürdistanlının evini, köyünü terk etmesine yol açılmıştır. Ancak buna rağmen mücadelenin önü alınamamış, engellenememiştir. Bundan hareketle Türk özel savaşı Önder Apo’yu imha etme kararını vermiş ve 6 Mayıs 1996’da Şam’da bir bombalı suikast gerçekleştirmişti. Önderliğimiz bu saldırıdan hiçbir zarar görmeden kurtulmuştur.

Önderliğin imhasının bu düzeyde hedeflenmesi, parti militanlarında ciddi bir sorgulama ve arayış başlatmıştır. Saldırının niteliği göz önüne alındığında, bunun sıradan herhangi bir yöntemle durdurulamayacağı gerçeğini ortaya koyuyordu. Bu nedenle Zilan yoldaş 1996’nın 30 Haziran’ında Dersimde bilinen tarihsel eylemini gerçekleştirmiştir. Söz konusu Önderlik ve onun yaşamı olunca, PKK militanın neler yapabileceğini somut olarak ortaya koymuştur. Bu çizgi, Adana’da Rewşen, Sivas’ta Bermal yoldaşlar tarafından sürdürülmüştür.

Sanıyoruz, Êdi Bese kavramının doğru anlaşılmasının özünün böyle tarihsel bir eyleme dayandırmak yerinde olacaktır. Zilan yoldaş mektubundaDuyun artık! Açın gözlerinizi, biz vatanı elinden alınmış, dünyanın dört bir tarafına muhacir gibi dağılan bir halkın evlatlarıyız. Bizler artık vatanımızda, özgürce yaşama, insanca yaşama olanaklarına kavuşmak istiyoruz. Kan, gözyaşı ve zulüm halkımın kaderi olmamalı artık. Barışa, kardeşliğe, sevgiye, insana, doğaya ve yaşama en çok sevgi dolu olan biziz. Bu sevgidir bizi savaşa zorlayan. Ölmek ve öldürmek istemiyoruz. Ama özgürlüğümüzü kazanmanın da başka yolu yoktur.” demektedir. Her şeyi yerli yerinde öylesine söylemiştir ki, bu konuda bir şey söylemek anlamını pekiştirme yerine zayıflatacağı endişesiyle ek bir şey belirtme gereğini duymuyoruz.

Çünkü söylenecek sözler söylenmiş, Önderlik ve Kürt özgürlük hareketi açısından yapılması gereken tek yanlı fedakârlıklar yapılmıştır. Ancak buna rağmen saldırıların, Önderliği imha boyutlarına vardırılması karşısında yapılabilecek tek şey vardır. O da kelimenin gerçek anlamıyla artık yeter diyebilmektir. Yani bıçağın kemiğe dayandığı andır. Çünkü ondan ötesi yoktur. Böyle bir saldırıya “dur” diyememek ve saldırıyı durduramamak sade ve sadece teslimiyete o da yok oluşa götürür. Oysa herhangi bir canlı gibi bir toplumun ve halkın da yaşama güdüsü vardır. Herhangi bir saldırı karşısında kendisini yaşatmaya çalışır. Hiçbir canlı kendisine yönelik saldırılar karşısında tepkisiz duramaz, kendisini ölüme yatıramaz.

Zilan yoldaş, bir halkın acılarının, sorun ve çelişkilerinin de çözümünün en yoğunlaşmış temsilidir. Nitekim mektubunda da bu durum çok çarpıcı ortaya konulmaktadır. Eylemi ise, bir halkın kendisini bu imha saldırısı karşısında savunma eylemidir. Böylesine vahşileşmiş bir düşman gerçeği karşısında bir halk kendisini nasıl savunabilirdi ki? Yoksa durup dururken herhangi bir tehlike karşısında bu düzeyde kesinlik olmaz, bir insan kendisini bir bomba yapıp böyle patlatamazdı. Kürt halkının bin yılları bulan acıları, sorunları ve geleceği karşısında derin bir sorumluluk duymaksızın, yine Kürt halkının karşı karşıya olduğu katliam, soykırım ve tarihten silme gibi bir tehlike bu düzeyde derinden hissedilmeksizin böyle bir eyleme asla gereksinim duyulamaz ve gerçekleştirilemezdi. Burada Zilanca yürekten hissedişi ve duyarlılığı da görmek gerekiyor.

 Hem Êdi Bese demek, hem zayıf bir duruşun ve eylemin sahipliğini yapmak mümkün değildir. Yönelen tehlikeyi derinliğine görmeyip algılayamamak anlamına gelir. Zilan’ca Êdi Bese’nin farkı şudur; o Önderlik şahsında gerçekleştirilen saldırının ucunun nereye uzanacağını ve bunun bir halk için ifade ettiği tehlikenin büyüklüğünün görülmesi, derinliğinin hissedilmesidir. Bu hissediş, görme ve algılama, Zilan yoldaşı bu düzeyde bir eyleme götürmüştür.

Bu anlamda Êdi Bese derken, hamlemizin ikinci aşamasında Zilan’ca Êdi Bese demeliyiz. Zilan’ca Êdi Bese demek; tehlikenin gerçek büyüklüğünü ve boyutlarını görmek ve onu aşacak kararlılık, kesinlik ve irade keskinliğine ulaşmaktır. Önderliğe ve halka ölümüne bağlılık kadar, kendisinin de ifade ettiği gibi “keşke canımdan başka verecek şeyim olsaydı” deme noktasında kendisinde ne varsa hiçbir kaygıya girmeksizin hepsini ortaya koyabilmektir.

Bilindiği gibi Hamlemizin ikinci aşamasının hedeflerini hareketimiz “İmralı işkencesine son, acil tedavi, Önder Apo ya Özgürlük, Kürdistan’a Barış” demiştir. Kürdistan’a barış elbette mücadelenin geliştirilmesi ile sağlanacaktır. Yoksa durup dururken kimse özgürlük ve barış bahşetmeyecektir halkımıza. Önderlik şahsında yaşatılan işkence, özünde Kürt halkına da yapılan işkencedir. Yapılan işkence, gerillaya dayatılan imhadır ve bu politika bütünlüklüdür. Hiçbir Önderlik bir halkın yaşam ve geleceği ile bu kadar iç içe girmemiş, kaynaşmamıştır. Bu açıdan sömürgeciliğin Önderlik üzerindeki siyaseti ile Kürt halkına ve gerillaya yönelik politikasının özü bir ve aynıdır. Önderliği zehirleme, İmralı’yı bir işkence haneye dönüştürme ve bu biçimde zamana yayılmış bir ölüm! Kürt halkına karşı ise, mücadele ile kazanmış olduğu ulusal, demokratik kazanım ve mevzileri ortadan kaldırma, iradesizleştirerek teslim alma, Türk uluslaşması içine bir hammadde olarak kullanma, gerillayı ise imha ederek, gerilla ile birlikte yeşeren Kürt özgürlük umutlarını kırmaktır. Görüldüğü gibi yönelim, Kürt halk gerçeğini ve onun özgürlük sorununu kabul etme ve çözme değil, bir imha siyasetidir.

Dikkat edilirse, benzerlikler daha da fazladır. İmralı’da Önderlik zehirlenirken, gerillaya da eline zehir şişesi tutuşturulmuş gencecik Kürt çocuklarını ajanlaştırma suretiyle benzer bir saldırı planlanmıştır. Kamuoyuna zehir oyunu olarak yansıyan olayın gerçeği budur.

Zehirlemek, imha etmek amaçlı, sinsi, kalleşçe yapılan bir saldırıdır. Bir insanın, doğanın ve topluluğun varolan sağlığını, düzenini bozmak, kendisinin yararına kullanmaktır. Aslında Kürt halkı da çeşitli biçimlerde zehirlenmektedir. Bu zehirleme ideolojiktir, kültüreldir, ruhsal ve siyasaldır. Bir dönem Latin Amerika’da gerillanın tasviyesi için önce “denizi kurutmak” planını hayata geçirdiler, bu tutmayınca, bu kez “suyu zehirleme” politikasını hayata geçirdiler. İşin özü ise şudur; Çin devrim Önderi Mao, halkı denize, gerillayı ise balığa benzetmektedir. Dolayısıyla gerillanın yok edilemeyeceği ve başarısının engellenemeyeceğini anlatmak istemektedir. Kontr-gerilla güçleri ise bunun karşısında halkı gerilla sahalarından uzaklaştırmak suretiyle gerillanın yaşayamayacağını ileri sürerek, denizi kurutma politikasını uygulamışlardır. Bunun da yetmediği noktada suyu ya da denizi zehirlemeyi önüne koymuşlardır.

 Bu nasıl olmaktadır? Amaç, kitleleri gerilladan uzaklaştırmak, gerillaya destek sunmayan, katılmayan bir kitle yaratmaktır. Bilindiği gibi Türkiye genelkurmay başkanlığı önüne şöyle bir strateji koymuştur. Birincisi, gerillanın ve halkın başarı umudunu kırmak, ikincisi ise, gerillaya katılımı engellemektir. Kendilerince terörist ve terörizme karşı mücadele iki ayrı şeydir biçiminde ortaya koymaktadırlar. Birisi silahla, operasyon ve savaşla mücadele edilirken, diğerine ise yine birincisinin eşliğinde “suyu zehirleme politikası” yani yine kendilerine göre geliştirdikleri siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel yöntemlerle bunu yapmaktadırlar. Bunun çokça yöntemleri vardır. Yani bir taraftan gerilla karşısında operasyon ve savaşla yönelirken, halk, genç beyin ve yüreklere bin bir yöntemle gerilladan ve mücadeleden uzak tutmanın tohumları ekilmek istenmektedir.

Son olarak Türk genelkurmayının hazırlamış olduğu belirtilen bir belgede askeri darbe planı biçiminde yansıyan planın özü, tam da budur. Askeri saldırılar eşliğinde, medyayı etkin kullanma, film, dizi, şarkılar yaptırma, sanatçıları ayarlama, kanat Önderlerini yanına çekme, birliği parçalama, muhalifleri yıpratma, teşhir etme, üniversiteleri kullanma, liselileri eğitme, dini kullanma, halka kendisini daha farklı gösterme, sivil toplum örgütlerini kullanma vb. ile daha çok varoşları temel çalışma olarak görme gibi bir politika. Kürdistan’a yönelik politikaya ilişkin de, şu anda yürürlükte olan politikalar vardır. Aslında bu planın bir yeniliği yoktur. Öteden beri Kürdistan’da Kürt halkına karşı geliştirilen, özellikle de gerillanın başlaması ile birlikte iyice sistemleştirilerek yürütülen bir siyaset ve uygulama olmuştur. Türk devleti 35 yıldır süren kıran kıran mücadeleye ve Kürt ulusal ve toplumsal gerçeğine rağmen Kürt halkının asimile etmekten vazgeçmemiştir. Okullar sistemi son derece titiz ve ısrarlı bir biçimde uygulanmaktadır. Okula gitmeyen Kürt halkı ise, çeşitli biçimlerde “hadi kızlar okula” vb. biçimde ya da daha farklı imkanlar yaratılmak kaydıyla bu asimilasyon kurumlarından geçirilmektedirler. Özellikle Kürt kadınının asimilasyonunun hedeflenmesi çok tehlikelidir. Kadının asimlasyona çekilmesi, son direniş kalesinin de düşmesi anlamına gelmektedir. Gerillanın Kürdistan’da başlamasının ilk yıllarında dönemin OHAL valiliği bölge asayiş komutanlığı, her köye bir TV kampanyası ile şehir ile ve okul sistemi ile tanışmayan Kürtleri asimile etmeyi amaçlıyordu.

 Bugün de uygulanan bizzat genelkurmayın planlaması dahilinde çekilen diziler, spor ve cinsellik yoluyla Kürt toplumunun devrim ile kazandırdığı kültür ve yaşam ölçülerinden geri çekilmeye çalışılmaktadır. 35 yılı bulan mücadele ile yaratılan değerler, bu araç ve yöntemlerle yok edilmek istenmektedir. Bu çok tehlikeli bir saldırıdır. Diğer bir zehirleme yöntemi ise, uyuşturucudur. Tabii bunun örgütsel ağı da gençliğin çete tarzında örgütlendirilmesi ile sağlanmaktadır. Futbol hem medya vasıtasıyla, hem de hemen hemen her mahalle ve köyde takımlar oluşturularak gençliğin enerjisi burada tüketilmek istenmektedir. Kürdistan gibi tüm değerlerin kan-ter içerisinde yaratıldığı bir ülkenin gençliği içerisinde birer holdinge dönüşen çeşitli futbol kulüplerine ilginin geliştirilmesi ve sonuçları üzerinde özenle durulması gereken bir sorundur. İşte şöyle Fenerbahçeli, böyle Galatasaraylı, Beşiktaşlı vb. hatta tek tek futbolcuların isimlerinin ve özgeçmişlerinin bilinmesine varan bir ilgi ve yine mücadelenin kazanımlarını ortadan kaldırmak için geliştirilen dizilere ilgi ve dizi artistlerine özenme, ciddi bir sorundur. Yozlaşma, çürüme ve “suyu zehirlemenin” ulaştığı boyutları ortaya koymaktadır.

Kürdistan somutunda 90’lı yıllar “denizi kurutma” siyasetinin uygulandığı yıllardır. 2000’li yıllar ise, bu 90 yıllarda da olan, ancak ikinci planda olan “suyu zehirleme politikasının” gündeme daha etkili bir biçimde geçirildiği yıllardır. Bugün metropollere ve Kürdistan şehirlerine taşınan gençliğimiz üzerinde uygulanan politika budur. Bir taraftan yoz kapitalist kültür ve ona özenti geliştirilmekte, öte yandan din siyasal amaçlarla özel savaşın bir aracı olarak toplumumuz üzerinde kullanılmak istenmektedir. Özellikle artık Güneş-Dil teorisine dayalı inkar politikasının sonuç alamayacağının fiiliyatta anlaşılması üzerine AKP devreye sokulmuştur. Öncesinde ise bir taraftan RP öte yandan Hizbullah alternatif olarak geliştirilmek istenmiştir. Bizzat JİTEM’in Hizbullah denilen örgütü yönlendirilmesinin belgelerle açığa kavuşturulduğu, saldırılar sonucunda nasıl bir yurtsever kıyımının gerçekleştirildiği bilinmektedir. Çünkü Kızıl Elma politikasının Kürdistan’da yapacağı çok fazla bir şey yoktu. Bunun yerine Kürt halkının samimi İslami kültürel duyguları istismar edilerek, bir de böyle bir zehir türü suya atılmıştır.

Görülmektedir ki suyu zehirleme politikası aynı zamanda bir ulusal inkar temelinde kimliksizleştirme, kişiliksizleştirme, tarihsel, kültürel, ulusal değerlerine yabancılaştırma saldırısı olarak ortaya çıkmaktadır. Ve esasında bir ulusu yok etmeyi hedeflemektedir. Bugün bu uygulama bir de ekonomi politika ile beslenmek istenmektedir. Kürdistan’da 90’lı yıllarda dört bin köy yakılmış, milyonlarca insanımız topraksız, işsiz, güçsüz bırakılıp bir lokma ekmeğe, başını sokacağı bir barınağa muhtaç kılınmıştır. Ardından da yeşil kart, mikro kredi vb. vasıtasıyla, o da olmuyorsa “GAP Eylem planıyla” sürece müdahale edilmektedir. Üç-dört milyon insanı istihdam etme, kişi başına düşen geliri arttırma vaatleri ile halk aldatılmaya çalışılmaktadır. Diğer taraftan da bu duruma getirilmiş bir halkı yiyecek paketleriyle aşağılama temelinde yiyeceğin peşinden koşuşturma! Bir halka yapılacak en büyük hakaret ve kötülük budur! Her vaat ve sunulan her kuruş kredi ve sadaka cinsinden verilen paket yiyeceğin içerisinde Kürt halkını yok etmeyi amaçlayan zehir bulunmaktadır. Buna son yıllarda daha belirgin bir biçimde bir de, Kürdistan’da holdingleşme siyaseti eklenmektedir. Sınırlı sayıda aileye holdingler kurdurtularak, işbirlikçilik ve ihanet daha fazla derinleştirilmek istenmektedir. yoksul kesime böyle bir politika uygulanırken, Kürt işbirlikçi egemen kesimlerine de holdingleştirme yoluyla ulaşılmaktadır. Sınırlı sayıda bu aileler etrafında da işbirlikçi-ihanetçi ağını örme.

Zehirleme, hiç kuşkusuz sadece bu araç ve yöntemlerden ibaret değildir. Koruculaştırma, ajanlaştırma politikasının yanı sıra, yoğun baskı, işkence ve tutuklama yoluyla da toplum korkutulup sindirilerek sunulan zehri almaya açık hale getirilmektedir. Tam da bu noktaya getirilen halka; ırkçılığın, milliyetçiliğin alası yapılırken, her türlü etnik milliyetçiliğe ve ayrımcılığa karşıyım demekle toplumumuzu hem bir taraftan ulusal yayılmanın bir alanı haline getirmekte, öte yandan İslamlaştırılarak siyasal İslam ağı içine çekilerek Türk-İslam sentezine dayalı ideoloji tüm kafalara şırınga edilmek istenmektedir.

Yine zaman zaman tümüyle oyalama ve aldatma amaçlı, Kürt sorunundan ve çözümünden söz edilse de, pratikte olan; tanımlayıp, yok etme siyasetidir. Yani vardır, varlığına saygı temelinde en doğal haklarını bir ulus olarak yaşama yerine “vardır, ama yok edilmelidir” siyaseti esas alınıp uygulanmaktadır.

Türk devleti yüz yıla yakındır sürdürdüğü bu siyasetini amacına ulaştırmak için bölgesel olarak İran, Suriye rejimleri ile anti-Kürt, anti-PKK temelinde bir siyaset geliştirmekte, öte yandan ulusal birliğimizin oluşmasının önüne geçmek ve Kürtleri birbiri ile çatıştırmak için Güneyli siyasi güçler ile vaat ve aldatmalarla dolu bir ilişki kurulmak istenmektedir. Yine Türk halkı içerisinde ırkçılık ve milliyetçilik geliştirilerek Baykal gibi derin devletin görevlendirdiği şahıslar vasıtasıyla Türkiye’de gerçek demokratik devrimci sol bir cephenin gelişmesini engellemek istemektedir. Bir taraftan da özellikle Türkiye şehirlerinde halkımız ve özellikle de gençliğimiz Türk ırkçıları tarafından linç edilip korkutulup sindirilmek istenmektedir. Askeri alanda ise ABD ve İsrail’den son derece gelişkin, teknik silahlar alınmakta ve gerillaya karşı kullanılmaktadır. Öyle ki, ABD’den anlık sıcak istihbarat sağlamaktadır. Yine hareketimiz ve halkımız uluslar arası alanda yalnızlığa itilerek tecrit edilmek istenilmektedir. En son Almanya’nın Roj TV’ye ilişkin baskıları bunun en açık ispatıdır.

Önderliğimiz üzerinde uygulanan siyaset ise açık ortadadır. Uluslar arası komplo ile Önderlik aslında imha edilmek istenmiştir, fakat halkımızın ve hareketimizin geliştirmiş olduğu direniş nedeniyle bu başarılamamıştır. Bu olmayınca Önderliği anlamca bitirmek hedeflenmiştir. Yani Kürt halkının ve hareketinin gözünden düşürmeyi amaçlamışlardır. Ancak Kürt halkı da hareketimizin militanları da Önder Apo’yu ölümüne bir bağlılıkla sahiplenmiş, onun çizgisinde mücadeleyi sürdürmüşlerdir. Bu saldırılarının da sonuç vermemesi üzerine ihanetçi, tasfiyeci politikalar geliştirilmiştir. Bu da Önderlik duruşu, halkın direnişi PKK’nin yeniden inşası ve 1 Haziran kararı ve atılımıyla son bulmuştur. Bu aşamada bir başka güç olsa, sorunu daha farklı biçimde çözmeyi gündemine alır, ancak söz konusu Türk devleti tam da böylesi bir süreçte Önder Apo’yu zehirlemiştir. Çünkü Önderliği yüzyıllık stratejilerini boşa çıkaran insan olarak görmekte ve eşi görülmemiş bir kin beslemektedirler.

 Hareketimizin açığa çıkardığı bu zehirleme saldırısı, düşmanın yalan, düzmece raporlarla boşa çıkarılmak istendiyse de halkımızın yükselttiği mücadele ile sonuçsuz kalmıştır. Nitekim bu sonuçsuzluk CPT raporu ile de, CPT’nin Önder Apo’yu muayene etme sonuçları ile açığa çıkmıştır.

 CPT raporunda, Önderliğin vücudunda normalin üstünde strasyum ve baryumun bulunduğunu, bizim açığa çıkardığımız gerçekliği doğrular biçimde ortaya koymuştur. Fakat zehirlenmeyi Türk devletinin yaptığına dair bir ifadede bulunmamıştır. Politik amaçlarla belirtilmeyen bu gerçeklik, Önderliğin İmralı koşullarında zehirlendiği gerçekliğini hiçbir biçimde ortadan kaldıramaz. Yine halkımızın fiili olarak 9 Ekimden itibaren başlattığı Êdi Bese, Önderliği yaşa ve yaşat hamlesi Kürdistanın dört bir parçasından ve yurtdışında geliştirilen binlerce irili ufaklı binlerce eylem, toplantı, eğitim, yürüyüşün ve yine gerillanın bizzat Adil arkadaşın komuta ettiği ve katıldığı Gabar, Oramar eylemlikleri ve Zap direnişinin sonucu olarak CPT Önderlik hakkındaki raporunu açıklamak durumunda kalmıştır. Bu rapor, kimi yetersizlikler taşısa da özünde iddialarımızı doğrulayan, Önderlik üzerinde uygulanan tecrit, izolasyon uygulamalarının hiçbir gerekçe ve meşruiyetinin olmadığını ortaya koyan, bunun yerine Önderliğin tedavisinin gündeme alınması, tecritin kaldırılması, Önderliğin kendisini üretebileceği olanaklara kavuşturmayı öngören hem sağlık içerikli bir rapor, hem hukuksal, hem de siyasal bir belgedir. Hamlemiz birinci aşamasında bu gerçekliği açığa çıkartmakla önemli bir başarı kazanmıştır. Êdi Bese hamlesinin ikinci aşaması ise, açığa çıkan bu gerçekliğin çözümünü sağlamayı önüne koymaktadır.

Kürt halkı bu hamle ile çok önemli kazanımlar elde etmiştir. Birincisi, tüm uygulamalara rağmen Önder Apo’ya geri adım attıramamışlardır. İkincisi, mücadele içerisinde açığa çıkan Kürt halk özgürlük iradesini parçalayamamış, gevşetip kıramamışlardır. Tam tersine daha fazla özgüven kazanmıştır. Üçüncüsü, gerilla tasfiye edilememiştir. Gerilla direnişi ve iradesi kırılamamış, savaş gücünden ve mevzilerinden geri adım attırılamamıştır. Görüldüğü gibi Önder Apo Newroz’da daha büyük halk desteğine kavuşmuştur. Kitlede bir genişleme sağlanmıştır. Gerillaya katılım her zamankine göre önemli bir artış sözkonusudur. Kürt halkı uluslar arası komplodan sonra ilk kez bu düzeyde atılım yapma imkanlarına kavuşmuş ve başarmıştır. Ruhsal olarak daha fazla Kürdistanileşmiştir. Daha fazla demokratik ulusal değerlerle bütünleşmiştir. 2008 Newroz’unda Kürt ulusal giysilerinin giyilmesi, tüm yasaklara rağmen Kürtçe konuşulması Kürt halkını daha fazla özüyle buluşturmuş ve kendisine yabancılaşmayı aşarak, kendisi olmada önemli bir mesafe almıştır. Yine Kürt ulusal birliğinin oluşmasının önündeki siyasal ve psikolojik önyargı ve engeller önemli ölçüde ortadan kalkmıştır. Kürdistan’ın dört parçasında ve yurtdışında eşgüdümlü olarak geliştirilen ve tek bir gündem etrafında harekete geçen halkımız, bunu bizzat ortaya koymuştur. En önemlisi de yapılan binlerce eylem, toplantı, eğitim, ilişki vb. temel noktalarda üzerinde daha gelişkin bir örgütlenme yaratmak için tam bir hazine değerinde örgütlenme ve eylem tecrübesi yaratmıştır. Hamlemizin ikinci aşamasında esas olarak bu kazanımlar üzerinde yürünecek ve esasa sonucuna doğru gidecektir.

Hamlemizin ideolojik, politik, örgütsel, kültürel, diplomatik, kitle eylemselliği ve askeri boyutları vardır. Bunları satır başları ile ortaya koymanın gerekli olduğunu düşünüyoruz.

Öncelikle kapitalist sistemin ve düşmanın medya aracılığıyla geliştirmiş olduğu ideolojik saldırılar karşısında Kürt halkının ve kadrolarının, çalışanlarının aydınlatılması birinci derecede önemlidir. Bu özel savaşın zehirleme saldırısının boşa çıkarılmasının temelini oluşturacaktır. İdeolojik mücadele kadroda ve halkta bilinçlenme zehirlenmenin panzehiri niteliğindedir. Kadrolar, özellikle kadın ve gençlik öncüleri, öğrenciler birer aydınlatma görevlisi olarak halktan uzak, üstte kalan, taban örgütlenmesi yapmayan bürokratik tarzdan kurtularak, ev ev, köy köy, sokak sokak, mahalle mahalle dolaşmalı, hiçbir ayrım yapmaksızın herkesi düşmanın sinsi politikaları karşısında uyarmalı aydınlatmalıdır. Özellikle yaşamı anlamsızlaştırma saldırıları karşısında, Zilan yoldaşın “anlamlı bir yaşamın sahibi olmak istiyorum” sözü temelinde, yaşamımızı anlamlandırmalıyız. Bu konuda ciddi bir mücadeleye ihtiyaç vardır. Bu konuda yaşanan bir atalet ve yetersizliğin olduğu bilinmektedir. Gelinen aşamada yaşanan bu yetersizliğe Zilanca Êdi Bese demenin ve yaşamı anlamlandırmanın zamanıdır.

İdeolojikleşmenin özü, Önder Apo’nun Kürdistan tarihinden, ulusal ve toplum gerçekliğinden, dil ve kültürel yapısından, coğrafyasından ve üzerinde uygulanan sömürgeci politikalarla formüle ettiği görüşlerin toplamına dayanan, daha fazla bir halkın kendisi olma ve bir halkın kendisini nasıl savunup özgürleştireceğini ve ortaya koyan özgürlük ideolojisinin basın yayın araçları ve eğitim çalışmaları, seminerler vb. yollarla Kürt halkının eğitilmesi. Bununla halkımızın kendi özü, tarihi ve kültürüyle buluşması ve kendisi olmasıdır. Bunun için Alevilere ilişkin, alevi kültürünün gerçeğini açığa çıkaran, yine İslam’ın siyasal amaçlarla kullanılmasına karşı Ortadoğu’da din gerçekliğini yansıtan akademilerin yanı sıra, kadın, gençlik, siyasal alan ve yerel yönetimler akademisi gibi akademilerin geliştirilmesi önem kazanmaktadır. Çünkü bir halk kendi özgürlüğünü ve çıkarlarını ifade eden, savunan, kurumlaştıran zihniyet ve düşünce sistemine ulaştırmaksızın, yine üzerinde uygulanan çeşitli ideolojik saldırıları anlamadan, buna karşı bir mücadele yürütmeksizin özgürleşemez. Bu nedenle halkımızın eğitimini hedefleyen bir bilimsel aydınlatmanın geliştirilmesi gerekmektedir. Bu konuda geçmişten beri Önderlik böyle bir projeyi önümüze koymakla birlikte, zamana yayma, özlü yaklaşmama, pratikleştirmeme gibi yetersizliklerin tümüyle aşılması gerekiyor. Yine öncelikle Kürt halkını gerek metropollerde, gerek yurtdışında eritilmeye karşı dimdik ayakta tutacak ve Êdi Bese hamlesini sürdürecek kararlılığa ulaştıracak bir aydınlatmaya ihtiyaç vardır.

Kürt halkının esas siyasi amacı, Demokratik Konfederalizmi örgütlemektir. AKP’nin yeniden siyasal sömürgeciliği Kürdistan’da tahkim etme siyaseti karşısında halkımız mutlaka aydınlatılıp, uyarılarak bu partilerden uzaklaştırılmalıdır. AKP’de dahil tüm partilerin Kürdistan’da örgütlendirilmesine izin verilmemelidir. Nasıl ki herhangi bir İsrail partisi gidip Filistin’de örgütlenemiyorsa, Kürdistan’da da Türk siyasi sömürgeciliğinin partilerinin Kürdistan’da örgütlendirilmesine izin verilmemelidir. Hiçbir sömürgeci güç sömürgeleştirdiği bir ülkede böylesine rahat elini-kolunu sallayarak rahatça örgütlenememiştir. Gelinen aşamada güçlü bir mücadele ile buna son verilmelidir. Bu konuda ikircikli olunmamalıdır.

 Bunun temsili, kendisini esas olarak demokratik toplum kongresinde ifade etmektedir. Yani her parçadaki ve yurtdışında bulunan Kürt halkının kendisini ulusal demokratik toplum kongrelerinde ifadeye kavuşturmasıdır. Tabii böyle bir kongreleşme, ancak ve ancak tüm il-ilçelerde siyasal, ekonomik, kültürel, hukuksal, örgütsel vb. sorunların muhatabı ve çözüm gücü olan meclisleşmelerin yaratılmasıyla olanaklıdır. Bunun için birkaç yıldan bu yana yürütülen tabandan örgütlenme çalışmalarının somut kent meclislerine dönüştürülmesi hedeflenmelidir.

Kent meclisleri, kentin demokratik yönetimi olmaktadır. Her kentteki meclisleşmenin toplamı ise, demokratik toplum kongresini oluşturacaktır. Kentin demokratik iradeye kavuşması, aynı zamanda kentin ekonomik altyapısının da örgütlendirilmesiyle mümkündür. GAP’ın Kürt halkına karşın bir savaş niteliğinde ve Kürt halkını zehirleme, Kürt gerillası ve Kürt özgürlük mücadelesinin içinde asla barınamayacağı bir konumu yaratma olduğunu yukarda belirttik. Buna karşı ise bir kooparatif hareketinin geliştirilmesi gereklidir. Kürt halkının kendi sosyal yaşamında, komünal değerlerinden ve mücadele içerisinde edindiği komünal kültüre dayanarak kendi sisteminin ekonomik altyapısını oluşturma olanaklarına sahiptir. Her türlü açlığa, yoksulluğa ve işsizliğe Êdi Bese temelinde, buna yönelmede de tereddüt geçirmemeli ve ertelenmemelidir. Bu denli serhıldanlaşan bir halkın kendi ekonomik yapısını oluşturmaması için hiçbir neden yoktur. Eğer bu konuda ısrarlı olunursa, tekellerin ve giderek Kürdistan’da holdingleşmeye karşı halk ekonomisinin yaratılması mümkün hale gelecektir.

Kürt halkı karşısında özel savaş rejimi bir kez daha kürdü kürde kırdırma siyasetini gündemine almıştır. Buna karşı Kürdistan’nın tüm parçalarındaki siyasi güçler arasında ortak bir stratejiye ulaşmak için bir ulusal konferansın pratik olarak örgütlendirilmesine ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç her zamankinden daha fazla hayati önemdedir. Sömürgeciliğin oynunu bozmak için bu gereklidir. Nasılki Türkiye, İran, Suriye devletleri anti-Kürt politikada birleşip anlaşabiliyorlarsa, zirve üzerine zirve yapıyorlarsa, buna Irak merkezi Irak devleti de çekilmek isteniyorsa, Kürt halkının da birliğini en ileri düzeyde geliştirmekten daha doğal bir şey olamaz.

Son süreçte bizzat MGK karar alarak KDP ve YNK ile görüşmek süretiyle bir taraftan baskılayarak, bir taraftan da vaatler yoluyla bu güçleri hareketimize karşı saldırtmak istemektedir. Bu oyunu bozmak için tüm Kürt aydın ve sanatçı, demokratik çevrelerini bu oyunu boşa çıkartmak için harekete geçirtmek gerekiyor. Bunun için ulusal konferansı gündemleştirmek ve pratik adımların atılması gerekir. Yine Türk devletinin ırkçılık ve milliyetçilikle zehirlediği toplum kesimine tehlikeli yönelimlerin önüne geçmek için anti tekel demokratikleşme ve barış ilkeleri çerçevesinde herkesin kendi siyasal kimlikleriyle katıldıkları bir çatı partisinin örgütlenmesine ihtiyaç vardır. Êdi Bese hamlesi ile maskesi iyice düşen AKP ve biten kızıl elma siyasetinte bir boşluk vardır. İstenildiği kadar AKP ve ordu tekrardan uzlaşmaya çalışsa da Dolmabahçe mutabakatında yenilenmeye çalışılsalar da ortaya çıkan siyasal boşluğu doldurmak mümkün değildir. Bu boşluğu dolduracak olan devrimci demokratik muhalefettir. Bu muhalefette ancak somut olarak bir Çatı partisi ile oluşturulabilir. Bunun önünde engel olmak isteyen derin devlet kaynaklı bazı kesimlerin olduğu bilinmektedir. Bunlara karşı da bir mücadele yürütülmeli, ısrarlı olunmalıdır. Öte yandan özellikle her yurtsever Kürt bireyi, mutlaka bulunduğu her alanda, özgür Kürt bireyi olarak en az bir Türk aileyle, bireyle ilişkilenmeli, sorunun özünü ortaya koymalı, halklar kardeşliğini tabandan örmeye çalışmalıdır. Böylelikle ırkçı-şoven dalganın zemini böylelikle daraltılabilir. Bu çatı partisinin bir taban çalışması olarakta geliştirilebilir.

            Önümüzdeki süreçte belki de üzerinde en fazla durulması gereken dil ve kültürün geliştirilmesidir. Kürdistan’da geliştirilen asimilasyon ve yozlaştırma karşısında her zamankinden daha fazla Kürt dilinin konuşulmasına ve Kürt kültürünün geliştirilmesine önem verilmelidir. AKP’nin valiliklere gönderdiği gizli genelgede asimlasyonu geliştirme yönlü politikası bilinmektedir. Bu konuda Newroz’da, Gever’de ortaya konulan tutum önemlidir. Kürt dilinin, günlük yaşamda ve hayatın her alanında kullanılmasına özel bir önem verilmeli, bunda ısrar edilmelidir. Evde, sokakta, kahvede, okulda, nerede olursa olsun, hatta Kürtler bu konuda birbirlerini uyarıp teşvik edebilmelidirler. Tabii sadece konuşma değil, eğitim, propaganda, siyaset, bilim ve sanat dilinin Kürtçe olmasına dikkat edilmelidir. Yayınlanan gazete-dergilerin okunması için dağıtılmasına özel bir önem verilmelidir. Kürt halkı her türlü asimilasyon ve kültürel yabancılaşmaya karşı kendi kültürel değerleri ile buluşmalıdır. Örneğin, bir giyim kuşam kültürü yaratılmalı, daha fazla üzerinde durularak estetize edilmelidir. Kürtler kendi giysileri içerisinde, kendilerine daha fazla güven duyacak, kendisini daha güzel hissedecek duruma getirilmelidir. Bu konuda Kürt stilistlerin biraz daha yoğunlaşmalarına ihtiyaç vardır. Öyle Batı özentili modernist paradigmanın tortularını kendisine yakıştırmayı bir yana bırakmalı ve buna karşı eleştirel bir tutum alabilmelidir. Özüyle buluşmalıdırlar. İnsanın en fazla kendisi olduğu zamanlar en mutlu ve en güzel olduğu anlardır. kendilerini daha iyi hissederler. Eğer başka kültürler den ve halklardan alınacak bir şey varsa ki olduğuna inanıyoruz, öncelikle kendimiz olmalıyız. Kendisi olmayan, kendi kişiliğini bulmayan, başka kültürler ve halklarla da sağlıklı ilişkilenemez. Olsa olsa bir özentici olabilir.

            Diğer yandan halkımız zehirlemenin, uyuşturucu ve fuhuş biçimlerine karşı da aydınlatılmalıdır. Bu yönelime karşı Êdi Bese demeli, ama nasıl? Öncelikle Kürdistan halkı yukarda belirtilen görevlerin yanı sıra, bu saldırıları geliştiren kesimlere karşı örgütlü, tutarlı tavır takınabilmelidir. Kendi içerisinde barındırmama biçiminde bir tutum sahibi olabilmelidir. Örneğin bir sokakta böyle birileri varsa, gerekirse sokak ahalisi, gerekirse mahallenin tümü o evin önünde gösteri yapabilmelidir. Aksi taktirde özel savaşın garantörlüğünde ve güvencesinde toplumu zehirleyen ve çürüten bu yaklaşımlar yerle bir edilmeden yeni toplumsal sistemimizi kurup geliştirmemiz mümkün değildir. Bu konuda gençlik kendisini halkın özsavunma gücü olarak örgütlemekten ve bu örgütlülüğünü geliştirmekten çekinmemelidir. Gençlik, halkın özsavunma gücü olarak serhıldanlarda halka yönelik polis vb.lerinin saldırıları karşısında koruma gücü olarak rolünü mutlaka oynamalıdır.

            Kürt ulusal sorunu uluslar arası bir sorundur. Bu nedenle ilkeli, tutarlı bir politika geliştirmek önemlidir. Devlet ve hükümetlerle ilişkiler kadar, halklarla da çok yönlü ilişkiler geliştirilmelidir. Partiler, sendikalar ve çeşitli sivil toplum örgütleriyle yoğun ilişkilenme temelinde hareketimiz üzerinde oluşturulmaya çalışılan uluslar arası tecritin kırılmasına çalışılmalıdır. Kendisini Avrupa ile sınırlandırmayan, dünyanın her yanına dağılan Kürtler olmak üzere diğer kesimlerle ilişkiler kurulup geliştirilmelidir.

            Yine Kürt halkı kendisini geliştirilen saldırılar karşısında tabii ki sadece siyasal, ideolojik araçlarla savunmayacaktır. Bunun için düşmanın teknik ve örgütlülük durumunu dikkate alan bir modern gerillanın nitelik olarak etkili kılınması, nicelik olarak da büyütülmesi bütün çalışmaların ana görevlerinden birisi olmalıdır. Özellikle şehirlerde “burası da bir çalışma yeridir, buraya da kadro gereklidir” diyerek gerillaya katılımı engelleyen yaklaşımların aşılması, bu ve benzer anlayışlarla mücadele edilmesi gerekmektedir.

             Êdi Bese hamlesinin temel iki gücü olan kadın ve gençlik bu dönemde mutlaka geçmiş süreçteki örgütsel öncülük alanındaki yetersizliği aşarak mücadelede daha etkili olma görevi ile karşı karşıya bulunmaktadırlar. Geçen hamlenin birinci aşamasında kadınların alanlara çıkma düzeyi ve kararlılık düzeyleri, yine gençlerin aynı tarzdaki durumu göz önüne getirildiğinde bu her iki gücün öncü örgütlülüklerini yaratıp kalıcı örgütlülükler yaratmaya gayret etmeleri gerektiği açıktır. Her iki kesimin eylem ve katılım sorunu bulunmamaktadır, ancak nitelikli eylem ve öncü örgütlülük sorunu bulunmaktadır. Gelinen aşamada serhıldanları daha etkili ve sürekli kılacak bir tarzın geliştirilmesi gerekmektedir. Bu da öncelikle bu her iki kesimin örgütlülüklerini ve öncülüklerini geliştirip sağlamlaştırmalarıyla mümkündür. Yine asimilasyon ve oto asimilasyona en etkili cevabı da her iki kesimin vereceği bir gerçektir. Bu aynı zamanda bir görev olarak da gençlik ve kadının önünde durmaktadır.

            Sonuç olarak; satırbaşlarıyla ortaya koyduğumuz Êdi Bese hamlesinin görevlerini yerine getirirken, düşmanın öncelikle tehlikeli yönelimini görmek önemlidir. Önderlik, gerilla ve halkımız üzerinde uygulanan imha siyaseti karşısında Zilan’ın yaşamı anlamlandırma duruşu, yürek duyarlılığı ile Êdi Bese demeliyiz. Bu hiç kuşkusuz yalnızca kendini bomba yapıp düşmanda patlatmak değildir. Bu da içinde olmak kaydıyla Kürt halkının üzerinde uygulanan siyasetin gerçeğini ve dayanılmazlığını görerek, ulusal, demokratik onurumuza yönelen, aşağılayan ve geleceğimizi yok sayan bu saldırılar karşısında en kısa zamanda daha çok iş yaparak daha fazla insana ulaşarak, daha fazla aydınlatıp bilinçlendirerek, daha fazla örgütleyip serhıldana ve gerillaya katarak Êdi Bese hamlesinin ikinci aşamasına katılmalıyız. Bilmeliyiz ki Önderliğin özgürlüğü ve Kürt sorunun demokratik çözümü tümüyle bizim elimizdedir. Bizim geliştireceğimiz çalışma tarzı ile ilgilidir. Gevşek, ertelemeci, duyarsız yaklaşımlar yerine, disiplinli, her işi zamanında yapan, örgütlü, planlı düşman gerçeğini hiçbir zaman unutmayan ve buna karşı her an tetikte bekleyen ve ona karşılık verecek gücü biriktiren bir tarzın geliştirilmesi gerekir. bunun için de öncelikle her birimizin kendimizi Êdi Bese hamlesinin şehitleri, Önderliği ve halk karşısında gözden geçirmesi ve yetersizliklerimize, geriliklerimize, gevşek, liberal, bürokrat yanlarımıza Êdi Bese demeliyiz. Çünkü kendi yetersizliklerimize Êdi Bese diyemezsek düşmana Êdi Bese desek bile bu zilanca olmayacaktır. Zilan kendisinde yetersizlikleri bitirmiş, gerçek bir hesaplaşmayı yapmış “keşke canımdan başka verecek şeyim olsa” noktasına gelmiş ve bu temelde düşmanın Önderlik ve halkımız üzerinde geliştirmiş olduğu saldırıya Êdi Bese diyebilmiştir. Bunun için zilan yoldaşı şahadetinin on ikinci yılında bir kez daha saygıyla anıyor ve bir kez daha Zilanca Êdi Bese diyoruz.

 

© 2006 PKK www.pkk-info.com