|
GENÇLİK TOPLUMUN ENERJİSİDİR
Halil Gün
Günlerdir dünya siyasetinin ilk
gündem maddesini yine PKK ve Kürtler
oluşturmaktadır. Kuşkusuz bu gündem
olma Kürt halkının özgürlük
çığlıklarına kulak verme, iradesini
tanıma ve ona saygı duymaya dönük
değildir. Aksine partimizin ve
halkımızın yıllardır canını dişine
takıp iğneyle kuyu kazarcasına büyük
emek, fedakârlık ve mücadeleyle
yarattığı değerlere, onur
mücadelesine, varlığına ve iradesine
imhayı dayatma amaçlı bir
gündemleştirmedir.
Peki, ne oldu da TC devleti, ordusu,
hükümeti ve muhalefeti, tüm kurum ve
kuruluşlarıyla adeta bilinçsiz bir
biçimde Kürt halkına karşı topyekûn
bir imha savaşını dayatmaktadır?
Neden “Çılgın Türkler” her yerde
Kürt halkına kin kusmakta,
ağızlarından dökülen salyalarla
kıyameti koparırcasına
saldırganlaşmaktadır? Neden gözü
kara bir biçimde tüm dünyayı
amaçladıkları katliam ve imhaya
destek olmaya çağırmakta veya
kendilerini buna zorlamaktadır?
Aslında bu soruların yanıtları gayet
açık, net ve anlaşılırdır. Ancak
TC’nin karakteristik özelliği olan
gerçekleri tersyüz ederek yine
mağdurları oynaması karşısında, bir
kez daha onun bu ikiyüzlülüğünü
teşhir etmek için bu soruları
yanıtlamak gerekiyor. TC’nin
topyekûn savaş ilanını doğru
algılamak, ona karşı güçlü bir
direniş, sağlam ve yetkince bir
mücadele verebilmek için bu
kesinlikle gereklidir.
Halk olarak tarihimizin en zorlu
mücadele dönemlerinden birini
yaşamaktayız. Kader tayin edici bir
sürecin içerisindeyiz. Irkçı faşist
bir inkâr ve imha rejimine karşı
zorlu, fakat bir o kadar da anlamlı
bir mücadele yürütüyoruz. Tüm
riskler ve tehlikelere rağmen başarı
ve zaferi yakalama inanç, iddia ve
kararlılığımız tamdır. Halk olarak
direnişi yükselttiğimiz böylesi bir
dönemde, mücadelemizin zafere
ulaşmasında öncülük misyonu gibi
ağır bir sorumluluğu alan gençlik
üzerinde önemle durmak gerekiyor.
Çünkü gençliğin tarihsel toplumsal
açıdan hayati önemde bir role sahip
olduğunu çok iyi biliyoruz. Gerek
insanlık tarihinde, gerekse mücadele
tarihimizde gençliğin belirleyici
rolünü açıkça görmek zor olmasa
gerekir.
Tarihsel süreç içerisinde
toplumların komünal demokratik ve
özgürlükçü yaşamlarını koruyup
geliştirmelerinde ve egemenlere
karşı verdikleri mücadelelerinde
zafere ulaşmalarında olduğu kadar,
mücadelenin kaybedilmesinde ve
halkların köleleştirilmesinde de en
büyük pay hemen her zaman gençliğin
olmuştur.
Önder APO günümüze kadar hiçbir
düşünür, filozof, bilim insanı ve
önderin ulaşmadığı bir çözümleme
düzeyini yakalayarak, tarihin en
büyük yalanını ve çarpıtmasını doğru
biçimde tespit edip çözümlemiş;
hiyerarşik devletçi sisteme geçişin
zorunlu olması bir yana, bunun en
büyük tarihsel ve toplumsal sapma
olduğunu kapsamlıca ortaya
koymuştur.
Doğal topluma karşıtlık temelinde
kendisini var eden hiyerarşik
devletçi sistem insanlığın başına en
büyük felaketleri getirmiştir.
Ana-kadın etrafında ve onun
öncülüğünde gelişen komünal
demokratik yaşama, doğal
toplumsallığa karşı oluşturulan
şaman-yaşlı bilge-askeri şef
ittifakı, bu temelde kendi sistemini
kurma mücadelesine girişmiştir. Ana
kadına dayalı toplumsal sistemi çok
iyi tanıyan bu ittifak, karşıt
sistemlerini örgütlenme çabalarına
toplumsallığın en temel güçlerinden
biri olan gençliğe –ki diğeri
kadındır- el atarak başlamıştır.
Bunlar gençliği örgütlemeden kadını
düşüremeyeceklerinin bilincindedir
ve gençliğin bir kısmını yanlarına
çekerek amaçlarına ulaşmışlardır.
Kuşkusuz başarılarının tek nedeni bu
değildir. Fakat bunun sonuç
almalarında çok önemli bir payı
vardır. Deyim yerindeyse, bu üçlü
ittifak ana kadının sistemini
gençliği kullanarak geriletmiş ve
kadını düşürmüştür. Hiyerarşik
devletçi sistem, kendi sistemini
gençliğin dinamizmini hizmetine
sokarak kurmuştur. Demek ki doğal
toplumdan ataerkil zihniyetli
devletçi toplum sistemine geçişte
ilk fethedilen yer gençlik kalesi
olmuştur demek abartılı bir tespit
değildir.
Gençlik insanın var oluş koşulu olan
toplumsallığın en dinamik gücüdür.
Gençlik sadece biyolojik bir olgu
değildir. Gençlik duygu ve düşünce
gücüdür, özgürlük ruhudur,
toplumsallığın yaşamasını ve
gelişmesini sağlayan taze kandır,
toplumun enerjisidir. Gençlik
kalıplar ve sınırlara hapsolmayı,
pasifliği ve durgunluğu asla kabul
etmeyen dinamik bir ruhtur. Gençlik
ufku sınırları daima zorlar.
Mücadeleci ve direngen bir ruhtur.
Arayış ve mücadele doludur. Gençlik
moral ve coşkusu ile bir çağlayan
olabilmektir. Gençliği gençlik yapan
anlam ve duygu gücüdür, bağlı olduğu
amaçları ve umutlarıdır. Gençlik
tutku insanıdır.
Önder APO özgürlük mücadelesine
başlarken, “Elimizde umut bile
diyemeyeceğimiz hislerimiz ve
doğruluğuna inandığımız birkaç
kelime ile yola çıktık” demektedir.
Önderlik sürekli “PKK bir gençlik
hareketidir” demiştir. Özgürlük
mücadelemiz bir gençlik hareketi
olarak doğup gelişti ve bugünlere
geldi. Önder APO ve PKK gerçeği
gençliğin enerjisi, dinamizmi,
tutkusu, duygu ve düşünce gücü doğru
tarzda doğru amaca bağlandığında,
doğru örgüt ve eylem çizgisine sahip
olduğunda neler yapılabileceğine ve
nelerin kazanılabileceğine en iyi
örnektir. Önder APO ve PKK Hareketi
gençliğin tarihi ve toplumu nasıl
değiştirebilecek kudrette olduğunu
göstermiştir. Toplumsallık ve
özgürlükle doğru bağ kuran gençlik
en büyük değiştirici ve dönüştürücü
devrimci güçtür.
İçinde bulunduğumuz süreç, gençliğin
tarihsel toplumsal sorumluluklarına
devrimci bir tarzda sahip çıkması
gereken bir süreçtir. Gençliğin
büyük bir onur ve vicdan sınavından
geçtiği bir dönemin içindeyiz.
Buradan hareketle genel gelişmeleri
kısaca değerlendirip gençliğin
direniş mücadelesinde nasıl bir
tavır alması ve mücadeleye nasıl bir
katılım yapması gerektiğine vurgu
yapmaya çalışacağız.
TC mevcut durumda yavuz hırsız
misali ev sahibini bastırmaya, onun
da ötesinde partimizi ve halkımızı
imha etmeye çalışmaktadır. Önder APO,
parya bile denilemeyecek düzeye
düşürülen, adı, kimliği ve dili
yasaklanan bir halkı dirilttiği ve
talepli kıldığı, iradeli Kürt’ü
yarattığı için uluslararası
komplonun hedefi oldu ve esir
alındı. İmralı cehenneminde de
ısrarla barış, demokrasi ve özgürlük
mücadelesini sürdürdü. İnsanlık dışı
uygulama ve baskılara rağmen,
demokratik barışçıl çözüm için çaba
harcadı. Yıllardır esir alınan
Önderliği için yüreği kanayan
hareketimiz ve halkımız demokratik
barışçıl çözüm için mücadele etti,
büyük fedakârlıklarda bulundu.
Önderliğimizin, hareketimizin ve
halkımızın tüm çaba ve fedakârlığına
TC’nin verdiği yanıt ise her zamanki
inkâr ve imha siyasetinde ısrar
etmek oldu. TC’nin Kürt’e dayattığı
“ya kölelik ya imha” ikilemidir.
Sormak gerekir: Sen tüm barışçıl
çaba ve fedakârlığına rağmen bir
halkın önderliğini insanlık dışı
koşullarda tutacak, yıllarca tecrit
içinde tecrit uygulayacak, her türlü
psikolojik baskı yöntemlerine
başvuracaksın! Onunla da sonuç
alamayınca, fiziki imhasını
gerçekleştirmek için kalleşçe
zehirleyeceksin! Halka her türlü
baskı ve zulmü uygulayacaksın;
hakaret edip aşağılayacak,
kurumlarına saldıracaksın! Gerillaya
yönelik kar kış demeden on binlerce
askerle, uçakla, tankla ve topla
imha operasyonları düzenleyecek,
ülkesini yeniden işgal ederek
kimyasal kullanmayı marifet
belleyeceksin! Kürt’e de “Ses
çıkarma, boyun eğ” diyeceksin! Bu
zulme ve haksızlığa asla boyun
eğmeyecek kadar onur sahibi olduğunu
kanıtlamış bir halka bunu dayatmak
ve “kabul et” demek, “Onursuzluğu,
ahlaksızlığı ve namussuzluğu kabul
et” demektir. Kürt halkı bu zulmü
asla kabul etmeyecek düzeyde bir
direniş ruhuna ve özgürlük onuruna
sahiptir. Onun için halkımız bütün
bunlara “Edi bese-yeter artık!”
demektedir.
Türk devletinin öfkesinin nedeni
bundandır. “Neden ‘Edi bese’
diyorsun” diye öfkelenmektedir. TC
yaptığı savaş ilanı karşısında
halkımızın teslim bayrağını
çekmesini istemekte, ordusuyla imha
seferlerine çıkmaktadır. HPG meşru
savunma hakkını kullanıp ‘kurbanlık
İsmail’ olmadığımızı, Önderliğimizi,
halkımızı ve değerlerimizi koruma
gücü ve iradesine sahip olduğumuzu
Oramar’da gösterince Türk devleti
çılgına döndü. Yine “terör”
teranesine sığınarak tüm dünyayı
“teröre karşı vicdanlı olmaya,
insanlığa sahip çıkmaya”,
dolayısıyla soykırım uygulamalarını
sonuca götürüp PKK ve Kürtleri imha
etmek için kendisine ortak olmaya
çağırmaktadır. Sormak gerekir:
Vicdan bunun neresinde, insanlık
bunun neresindedir?
TC’nin tozu dumana katmasının amacı
gerçekleri örtbas etmektir, hedef
saptırmak ve zihinleri
bulanıklaştırmaktır. Aynı devlet
Önderliğimizi zehirlediği deşifre
edilince paniklemiştir. Önderliğimiz
avukatlarıyla bir aydır
görüştürülmüyor. Önderlik son
görüşmesinde sağlık durumunun çok
kritik bir aşamaya geldiğini, tedavi
edilmesi bir yana kendisine yoğun
psikolojik baskı uygulandığını
belirterek, böyle devam etmesi
durumunda “sonsuz direnişe
geçeceğini” ifade etmiştir. O günden
sonra İmralı’da neler yaşanıyor,
Önderliğin durumu nedir, kimse
bilmiyor. Önderliğin acil tedavi
edilmesi gerekiyor. Fakat TC kendi
sonunu getirme pahasına inkâr ve
imhada ısrar etmektedir.
Biz Önder APO’suz bir yaşamı
insanlığımıza ihanet ve en
namussuzca bir yaşam olarak görüp
asla kabul etmeyecek bir halk ve
hareketiz. Önderlik yeni
toplumsallığımız ve yaşam
gerçekliğimizdir. Önderlik tüm
insanlık değerlerimizin toplamı ve
temsilcisidir. O bizim savaş ve
barış gerekçemizdir. Bundan
dolayıdır ki, hareket ve halk olarak
“Edi bese” hamlesini “Önderliği yaşa
ve yaşat!” şiarıyla başlattık.
Bu hamlenin doğru algılanması ve
başarıyla pratikleşmesi, hamleye
öncülük yapması gereken en temel güç
olarak gençliğin görevidir. Hamlenin
hedefi, Önderliğin sağlık
problemlerinin giderilmesi için acil
tedavi edilmesi ve fiziki
özgürlüğünün sağlanmasıdır.
“Edi bese” hamlesi kısa süreli,
birkaç hafta veya ay ile sınırlı bir
kampanya değildir. Öncelikle böylesi
bir yanlış algılamaya
düşülmemelidir. Hamlenin kısalığı
veya uzunluğu Önderliğin özgürlüğüne
bağlıdır. Yoğunlaşan inkâr ve imha
saldırılarının boşa çıkarılması ve
Kürt halkının özgürlük sorununun
çözülmesi de yine direkt Önderliğin
durumuna bağlıdır. Önderlik
özgürleşmeden kesinlikle bu hamlenin
başarıya ulaştığı düşünülemez. Onun
için hamleyi bir zafer hamlesi
olarak ele almak en anlamlı ve doğru
yaklaşım olacaktır. Önder APO ve PKK
çizgisinde ve tarzında mücadelede
tek alternatif vardır, o da
başarmaktır, zaferdir. Yani başarma
dışında bir alternatifimizin
olmadığını derinliğine kavrayacağız,
bileceğiz.
“Edi Bese” hamlemizin iki temel
mücadele ayağı vardır. Sadece dıştan
gelen saldırılara ve dış düşmanlara
karşı verilecek bir mücadeleyle
başarıyı yakalayamayacağımız
açıktır. En az onun kadar önemli
olan bir de iç mücadele olmak
durumundadır. Bununla birlikte
örgütsel çizgi mücadelesi
verilmelidir. Çünkü Önderliği
yüreğinde ve beyninde yaşamayan, Onu
yaşatamaz.
“Edi Bese” hamlesinin içe dönük
verilecek mücadelesinden kastedilen,
Önder APO ile doğru tarzda
bütünleşmektir. Önderliği yaşamak
demek; duyguda, düşüncede, ruhta,
yaşamın her alanında, duruşta,
mücadele, örgütleme ve eylem
tarzında Önder APO ile yaşamak,
Önder APO gibi yaşamak demektir.
Önder APO şahsında İmralı
tabutluğunda tutulduğumuzu en
derinden hissetmek ve bunu yaşamak
demektir. Önderliği yaşamak, yeni
paradigmamızı doğru özümsemek, KCK
sistemimizi büyük bir azimle,
coşkuyla, inançla bulunduğumuz her
alanda kurma, inşa etme çalışmasına
yetkince katılmak demektir.
Önder APO’yu yaşayabilmek için büyük
mücadeleci olmak gerekiyor.
Hiyerarşik devletçi zihniyet ve
sistemin kişiliklerimizde yaşayan ve
kendini sürdüren geriliklerine karşı
mücadele vermeden, bu geriliklerden
kurtulmadan Önder APO ile
bütünleşebilmek ve Onunla yaşamak
mümkün değildir. Önderliğin
sistemine girebilmek ve Önderlikle
doğru tarzda bütünleşmek, devletçi
sistemin ve dolayısıyla onun son
formu olan kapitalist sistemin
sınırlarının dışına çıkmakla
mümkündür. Önderlik gerçekliğiyle
doğru bütünleşmemize, halkımızın
özgürleşmesine, yeni
toplumsallığımıza, demokratik
komünal yaşamımıza, mücadele,
direniş, örgütlenme ve
eylemselliğimizin gelişmesine hizmet
etmeyen, Önderlik çizgisinde
pratikleşmemizi engelleyen ve
mücadelemizi zayıflatan tüm anlayış,
tutum ve davranışlar egemen sisteme
hizmet etmektedir. Bunlar onun
özellikleridir. Bunlara karşı
amansız bir mücadelenin sahibi
olmadan özgürlük ve zaferi
kazanacağını sanmak ham
hayalciliktir.
Egemen sistem ve tasfiyecilik
özellikle son yıllarda Önderlik
çizgisiyle bütünleşmemizi engelleyen
geri özellikler ve anlayışlara
dayanarak mücadelemizi tasfiye
etmeyi çok ince ve kapsamlı
yöntemler uygulayarak hedeflemiştir.
Belki de tüm alanlar içinde en çok
da gençliğe yönelmiştir. Sistemin
popüler kültürü, medyası ve
araçlarını kullanarak gençliği
pasifize etmeye, mücadeleden
uzaklaştırmaya, örgütsellikten ve
eylemsellikten koparmaya
çalışmıştır. Tasfiyeciliğin birçok
noktada sonuç aldığını söylemek
gerekir. İdeolojik ve örgütsel çizgi
de yetkince kavranmadığından, çizgi
mücadelesi verilmediğinden, mücadele
ve yaşam ölçülerimizi geriye çeken,
Önderlik çizgisini muğlâklaştırmaya
çalışan birçok geri anlayış ve
eğilim kendisini dayatabilmiş ve
yaşatmıştır. Gençlik faaliyetlerinde
liberal, bireyci, bürokratik ve
dogmatik eğilimler açığa çıkmıştır.
Mevcut durumda bu tehlikeli
eğilimler bıçakla keser gibi kesilip
atılmalı; sağlam bir kişilik duruşu
yakalanarak uluslararası komplonun
amaçları tümüyle boşa
çıkarılmalıdır. Zaman örgütlenme ve
örgütlü eyleme geçme zamanıdır.
Zaferi getirecek güç gençliğin
kendisindedir.
|