|
PKK Felsefesi
Var Olanla
Yetinmemek, Hep Fazlasını Düşünmek
ve Başarmaktır (2)
Kanıtlanmış
Bir Şey Tartışmaya
Gelmez
Bize en çok gerekli olanı bulmayı
çalışıyoruz. İnsan kendine en
gerekli olanı bulmadıkça, kendisine
yabancılaşmaktan, yalancı olmaktan
kurtulamaz ve hiçbir zaman da
yalancılar; toplumsal gerçeklikte,
hele büyük davalarda saygınlıklı bir
yer tutamazlar.
Gerçekliğimizde; kendimiz için en
gerekli olanı bulmak değil, bize en
gereksiz olanın bütün bir
gündemimizi kaplaması söz konusu. Ve
bu da tamamı tamamına objektif
ajanlıktır, yabancı güçlerin
köhnemiş anlayış ve geleneklerin,
kurumların direkt veya dolaylı
temsilidir.
Özü iyi anlamaya ve tutarlı
davranmaya elverişli olan kişiler
-bunlar saflarımızdaki adaylar da,
militanlar da olabilir- esasta
kendilerini böyle tam gerekli olana
göre yetiştirebilirlerse, yaşamın en
büyük kararını vermiş olurlar.
İhtiyaç şiddetle bunadır. Ben şunu
söyleyeyim; gerek bu okulumuz, gerek
tüm partimiz, toplumun en gözü pek,
en kurtuluşa kararlı, sorun ve
hastalık nedir bilmeyen, hatta asla
zayıflıkları mesele yapmayan
kişilerin yoğunlaştığı bir
harekettir.
Son yıllarda partimizin içine
neredeyse toplumun en hastalıklı
tipleri geldi. Biz bunları aşmakta
karalıyız. Hiç kimse asla “ben
kurtarılmaya muhtacım, onun için
PKK’ye geldim” diyemez.
PKK kurtuluşu yürütenlerin öncü
gücüdür. Kendini kurtarmak
isteyenlerin değil. “Ben
kurtarabilirim” diyenlerin
geldiği yerdir. Hasta ise gitsin
kendini başka yerde tedavi ettirsin.
Hastaların içimizde işi yok.
zayıfların da içimizde yeri yok.
Ben, parti içinde özellikle bu
tutumu şiddetle savunacağım ve
yürüteceğim. Elin serserisinin
içimizde yeri olamaz. Biz bir
“hastabakıcılar” hareketi
değiliz; biz bir “sefiller”
yeri değiliz.
En zeki, en cesur, en gözü pek
olanların birleştiği bir gücüz,
hareketiz.
Dolayısıyla böyle nitelikleri
olmayanlar ya bu nitelikleri
kazanır, -mutlaka büyük çaba
harcayarak- ya da “ben yanlış
yere gelmişim” der ve uzaklaşır.
Biz toplumu, hastalığı ne olursa
olsun kurtuluşa götüreceğiz. Karar
vermişiz, bu toplumu en düşürülmüş
olduğu yerden çıkaracağız, ama
sağlam insanlarla. Öyle anlaşılıyor
ki; biz kendimize en büyük kötülüğü,
kurtarmalık durumda olanlarla
partiyi yürüteceğimizi sanmakla
yaptık. Partiyi batıranların,
partiyi zor duruma düşürenlerin
-sanki hakları varmış gibi
-gözümüzün içine baka baka, hatta
yerlerimizi daralta daralta,
saflarda bu tür zorlukları yaratmaya
göz yummakla büyük hatalar işledik.
Gerçek kadro asla bu duruma düşmez
ve buna fırsat vermez.
Kendini bir kurtarıcı haline
getiremeyenin, yaşamaya da hakkı
yok. Kurtuluşu kendi içinde
gerçekleştirmeyenin saflarda yeri
olmadığı gibi, fazla kimseyi
kurtarma gücü de olamaz. Zaten
kendisini kurtarmaya çalışıyor.
Partiye gelip, partinin kendisini
kurtarmasını istiyor. Bu yanlıştır.
Neden biz bu sorunu, bu yanlışı
şimdiye kadar yaşadık? İyi
niyetimizden! Benim de eksikliğim.
Kaldı ki, ben fazla bundan yana
değildim. Aile savaşımında bile, biz
eski tarz aileye sahip çıkmakla
aileyi kurtaramayacağımızı anladık,
bıraktık. Daha değişik bir kurtuluş
yolu. Neydi o yol? Toplumu kurtarma
yolu, halkın kurtuluşu yolu.
“Ancak halk kurtuluşa giderse, aile
de kurtulabilir” dedik ve bu da
doğruydu. Ama şimdi bu ilke yerine,
çok çeşitli toplumsal zavallılıklar;
ailecilik anlayışlarınızı, çeşitli
geleneklerle, bireysel kurtuluşu
sağlamak için, partiyi kullanma gibi
bir yanlış tarzı esas alıyorsunuz.
Bütün hastalıkların kaynağı bu
yanlıştır.
Büyük bir halk kurtuluş önderi,
halkın kurtuluşuna tümüyle sahip
çıkma olmazsa, birey olarak da
kurtulamazsınız, aile etkilerini de
aşamazsınız. Demek ki, bu yanlışı
peşinen artık kaldırmak gerekiyor.
Kökünden böyle bir kadro
değişikliğini başarmanız lazım.
Bu sözlerime de biraz dikkat edin
artık. Sizden gerçekten giderek
bıkıyorum. Neden? En temel
perspektifleri veriyoruz, bir
kulağınızdan girip, öbüründen
çıkıyor. Bu yanlış! Öyle
perspektifler var ki, beyninize
mutlaka hakim kılınması gerekiyor.
Neden bizim kadro son yıllarda güçlü
kurtuluş kadrosu olamıyor? Bu temel
perspektiflere uyamadığı için. Hatta
parti bile ortadan kalktığında,
yüzlerce kadromuzun bulunduğu
alanlarda, birisi sesini çıkarma
gücünü göstermiyor. Neden? Aşınmış,
kadro olarak kendini tanımlayamıyor,
rolünün, görevinin farkında değil,
bu yüzden kaliteli kadrolar, yaman
önderler çıkmıyor.
Bu okulumuzun en temel bir görevi,
kadronun gerçek nitelikleriyle
yetiştirilmesidir. Yönetimdeki
arkadaşlar bu anlamda, bu
perspektifler temelinde kadro
politikamızı mutlaka yürütmek
durumundadırlar. Genelde parti
politikasından sorumlu olanlar,
kadro politikamızın böyle
yürüyüp-yürümediğini en başta
çözmek, halletmek zorundadırlar.
Önce hasta insanın kendini
kurtarmasını bilmesi lazım. Yani
“beni örgüt adına birileri kurtarır”
dedi mi, o kadro olmaktan çıkmıştır.
“Büyüklerimize bağlıyım, gerisini
Allah bilir” dedikten sonra her
şey bitmiştir. Böyle kadro anlayışı
olamaz! Kadro; iyi düşünen ve
uygulama gücünü gösteren kişi
demektir. Çizgiyi her koşul altında,
yaratıcı uygulamayı bilen kişi
demektir. Bu bir savaş olur, bu bir
örgüt içi yönetim olur, bu bir
eğitim olur, bu bir lojistik olur,
bu bir diplomasi olur, somut duruma
göre çizgiyi uygulamayı bilen kişi
kadrodur. Ama şimdi size bakıyorum,
yüzlercenizi bir araya getiriyorum,
tek bir parti meselesine çözüm
olamıyorsunuz. Aşiret usulü, hep
birileri gelsin sizi sürüklesin. En
kötüsü de, tehlikeli bir kişilik
anlayışı gelişiyor; PKK’nin
büyüklüğüne emek sarf etmeden sahip
çıkmak. Yirmi yıldır başarıyla ter
dökenlerle, hiçbir katkısı
olmayanların aynı şerefi
paylaşmaları doğru değil. Evet, PKK
esin kaynağı, herkese moral verir,
ama bu sadece bir sağlam başlangıç
içindir. Emek apayrı bir olay,
emeğin de başarılışı apayrı bir
olaydır. Başarılı emek sunmayanların
kendini PKK’li sayması doğru
değildir. Siz ne yapıp yapıp bu
PKK’lileşme olayını sağlama
almalısınız.
En büyük savaş, partileşme
savaşıdır.
Biz iddia ediyoruz ki, PKK kurtuluşu
sağlamanın gerçeğidir. PKK’lileşen
insan kurtaran kişi demektir.
Halkına kurtuluş gücü oldun mu,
PKK’lileştin. Aksi halde PKK’liliyiz
diyemeyiz. Kendini PKK’lileştirmeye
gücü olmayanların ayıklanması lazım.
Bir dost sayınız, belki sıradan bir
savaşçı da olabilir, ama PKK
militanı öncü güçtür, kurmaydır.
Planlar, örgütler, yürütür! Temel
özelliğin bu olduğunu niye
tekrarlıyorum? Halen kadro olmanın
kenarından bile geçemeyenler var.
Kadrolaşacaksın, bunun başka yolu
yok!
En büyük eylem kendini
kadrolaştırmaktır.
Bu yaşıma geldim, halen kendimi
kadrolaştırıyorum,
bıkmadan-usanmadan. Kendine büyük
yönelen, kesinlikle büyük gelişir ve
başarır. Kendine büyük çözümü
gerçekleştiren bir toplumu bile
çözüme götürebilir. Yok kendi içine
tıkanmış, kendi içinde bela olmuş
kişi topluma da bela getirir.
PKK adına günde yüzlerce kişi
tutuklanıyor, onlarca şehit de
düşüyor, fakat PKK adına çok akıllı
örgütleme yapan, hatta savaşı
yöneten bir kaç kişi çıkamıyor. Bu
büyük bir eksikliktir. İşte bazı
kadrolarımızın, “ben öncü rol
oynamak istiyorum” diyenlerin
buna göz dikmeleri lazım. Herkes
yarım yamalak bir şeyler yapmaya
çalışırsa herkesin işi bozulur,
sonuçta hepsi kaybeder. En büyük ve
en gerekli olan, bize şu anda
“ben işlere her koşul altında
yeterliyim” diyen birilerinin
ortaya çıkması veya gerçekleşmesi,
yetiştirilmesidir. “Bana
sorarsanız, ben büyük rolün sahibi
olmak istiyorum”, o zaman derim
ki ona; sen en gerekli olanı
şahsında başarıyor musun? “Evet”
derse, işte sensin o kişi deriz.
Son süreçlerde PKK içinde; Hakiler,
Mazlumlar, Kemaller, Hayriler,
Agitler gibi kişiler fazla
çıkamıyor. Neden? Kadro
politikasındaki saptırmadan ötürü
böyledir. Saptıran veya saptırmaya
göz yuman kişilerin egemen
olmasından ötürüdür. Yoksa bu kadar
niceliksel gelişme var, bu kadar
fedai insanlar içimize geliyor.
Neden bunların içinden bazıları çok
büyük rolün sahibi olamıyorlar?
Çünkü onları saptıranlar var. Ve bir
de kadro rolünü oynaması
gerekenlerin, bu rolün yanından bile
geçememeleri. Bu yüzden çok sayıda
büyümeye açık yetenek olmasına
rağmen, hiç birisi gelişmiyor.
Halbuki biz başlangıçta küçük bir
gruptuk ve yiyecek-içecek imkanımız
bile yoktu. Değil böyle sistemler,
okullar, yol paramız bile yoktu, bir
tabancamız bile yoktu, bir
broşürümüz yoktu. Ama bayağı inancı
büyük ve çok özlü olabilen insanlar
ortaya çıktı. Şimdi bu kadar geniş
imkanlar var, aylarca eğitilebilme
imkanları var ve savaşın kendisi
var, ama buna rağmen neredeyse
komutanların büyük bir kısmı baş
belası. Nerede bir örgüt temsilcisi,
orada bir bela. Demek ki,
saptıranlar daha çok; demek ki,
kadrolar da rollerinin kenarından
geçemiyorlar. Dolayısıyla çok sayıda
yetenek, aday ve imkan, olanak
çarçur oldu. Bunu tersine çevirmenin
yolu; demin söylediğim
perspektiflere uymaktan geçmektedir.
Her zaman söylenir; “bir hareket
genişledi mi içine çeşitli
sınıfların ve hatta düşman
etkilerinin müthiş sızması da
gelişir”. Doğrudur, şu anda
bütün sınıf eğilimleri PKK’nin içine
sızıyor, hatta düşman eğilimleri de.
Eğer buna karşı biz çok sağlam bir
ideolojik-politik mücadele
vermezsek, parti elden gideceği gibi
çok karşıt bir konuma da
dönüşebilir. Bunu abarttığımı
sanmayın, yetmiş beş yıl sonra
kocaman Sovyet devrimi karşıtına
dönüşmedi mi? Yani dünyanın üçte
birini etkisi altına alan, fakat
içten, tepeden çözüldü.
Demek ki, yıllar geçse de oluyor.
Halbuki biz henüz devrim filan
yapmış değiliz. İmha sürecini
durdurmak için tüm gücümüzü
harcıyoruz. Her an PKK yirmi dört
saat içinde karşıtına bile
dönüşebilir. Birileri bastırırsa ve
yüzlercesi de uyursa, bu her zaman
mümkündür. Ondan sonra “ya bu
kadar güçlü harekete ne oldu?”
demeyin. Kocaman Roma İmparatorluğu
da böyle çözüldü. İçteki bozukluk,
dışardan barbarların bir-iki
saldırısıyla yıkıldı. Tarihin en
büyük imparatorluğu idi. Bir parti
içinde böyle çürük, böyle uyur
gezerlerin çok olduğu bir yerde tabi
ki kaybetme çok kısa bir zaman
süresi içinde gerçekleşir. Demek ki,
eğer kendinizi PKK’de sanıyorsanız
uyanma, ayıklanma tutumuna
girmelisiniz. Siz bırakalım devlet
olmayı, daha devlet fikrinin
kenarından bile geçmiyorsunuz.
Devletleşme için mücadeleye
yüreğiniz daha yer vermemiş,
beyniniz de anlam vermiyor.
Doğru-dürüst bir şeye hakim olmayı
kişiliğiniz kabul edemiyor.
“Belki kendini kurtaran kişi için
devrim olmuştur” bu anlayışı
aşan kaç kişi var? Parti içinde bir
yetkiyi ele geçirmeyi kurtuluş
sayanlar çoğunlukta. Bırakılsa
zaferi esas alan, ona yürüyen şurada
kalsın; var olan imkanları hem de
çarçur edercesine ele geçirmek de
demeyeyim, böyle boşlamaya
götürenleriniz esas ağırlığı teşkil
ediyor. Gerçekler bunlardır. O
açıdan eğer hastalıklı ve kendini
kandıranlar olmaktan çıkarmak
istiyorsanız veya böyle olmadığınızı
iddia ediyorsanız, o zaman şu soruya
cevap vermek gerekir; “ben bütün
konularda ne kadar yeterliyim?”
Bir defa iktidar hırsınız ne kadar
var? Doğru temelde iktidar
düşünceniz var mı? İktidara inanıyor
musunuz? Nasıl iktidar olunur? Bu
soruları kendinize sormuyorsunuz.
Sizin için sorun; bir sigarayı
tüttürmek, bir çorbayı da bulduk mu
yetinmek veya bir kaç kişiyi de
kontrolü altında aldı mı gel keyfim
demektir. Bu düşüncenin kendisi bile
ancak felaket getirir.
Bu bir kader midir? Değil, bu bir
kendini kandırmadır. PKK içinde de
kendini böyle kandırmak, tek
kelimeyle eski düzenin mantığıyla
ajanı olmak demektir ve bunun da
derhal atılması gerekir. Atılacak
bir yer yoksa, tutuklanması gerekir,
tecrit edilmesi gerekir. Ve
neredeyse “hiçbir işin üstesinden
gelemiyorum” deniliyor, bir halk
için en büyük kötülük, hiçbir işin
üstesinden gelmeyen insanların
kendisini öncü saymasıdır. Allah bu
kişileri bir halkın başına
getirmesin ve unutmayalım ki, sizler
ezici bir çoğunlukla böyle
kişilersiniz. Hiçbir şeye yeterli
değilsiniz. Ama halkın başına da
geçiyorsunuz. Önderlik kendini asla
bu konumlarda bırakmaz. Kendimi
bildim bileli, doğru-dürüst kendimi
çözmemişsem başkalarının yanında ne
işim var, bir verecek doğru fikrim
yoksa, niye ilgileneyim, utanırdım
ve yaklaşmazdım insanlara. Hâlâ
hatırımdadır; beş yüz metre
toplulukların uzağından geçerdim.
Neden? Çünkü akıllı olduğum için.
Şunu biliyordum; bunlara verecek bir
şeyim yok, gücüm yok. Ben gidip
cemaatin içinde niye oturacağım?
Utanırdım, kaçardım. Ya birisi beni
kaldırıp soru sorsa cevap veremesem,
ya birisi benimle konuşmak istese
konuşmayı bilemesem, ayıp değil mi?
Bu benim daha çocukluktaki bir
hatıramdır. Ama şimdi size
bakıyorum; tatar ağası gibi bağdaş
kurmuşsunuz parti içinde, doğru bir
soruya cevap veremiyor, bir
tartışmayı yapacak gücünüz yok, hem
de çok etkili, yetkili birisi gibi
görünüyorsunuz. İşte bunu
aşacaksınız, bu büyük ayıbı
gidermemiz gerekir. Böyle kişilerin
cemaatin, yani partinin içinde
oturmaması gerekiyor. Gidin başka
yerde cemaat kurun, ama bu
partimizin cemaati olamaz.
Biz PKK cemaatini ilk
oluşturduğumuzda oldukça doğruları
bulmaya çok hevesli ve tartışmasını
bilenlerle bu işi yaptık. Şimdi ben
bakıyorum, her gün tık, tık, tık
kafasına vuruyorum, çenesini
kaldırıyorum, konuş diyorum, hiç
kafası kendisinde değil.
Yönetimimize geliyorum, yönetim
nasılsın? Guguk kuşu gibi! Çoğu
konuşmasını beceremiyor. Halbuki biz
ilk grup iken, damarlarımızı böyle
göstere göstere “doğrular bu
değil mi?” diyorduk. Şimdi
doğrular herkesin önüne dört dörtlük
konulmuş, bakmaya bile üşeniyorlar.
Aynen durum şuna benziyor; sanki bir
devlet kurmuşuz, devletimiz çözülüş
sürecinde, işte bazı böyle mirasları
var, bu mirasla zor bela geçinen
tembel aile fertleri gibisiniz veya
“artık karın doymuyor, bir an
önce kaçmalıyız” diye umut kesen
kişiler durumundasınız.
PKK yalnız bu değil. Ben bu değilim,
gördüğünüz gibi aynı coşkuyla, aynı
doğruları amansız takip ederek ve
başararak çalışıyorum. Bunu inkar
edebilir misiniz? Hayır! O zaman sen
ne yapıyorsun? Siz kadro adayı değil
misiniz? Benden çok mu üstünsünüz?
Bu yılların büyük yıpranmasına
rağmen, biz halen büyük çalışmıyor
muyuz, sen ne yaptın ki yoruldun?
Neyi başardın ki kendine bazı
hakları tanıyorsun? Demek ki,
yanılgı var. Demek ki, insanlığın
özüne ters düşme var. Çünkü, insani
temel nitelikleri kaybetmeyen
birisinin böyle durması mümkün
değil. PKK’li olması da gerekmez.
“Ben temel insanı özelliklerimden
vazgeçmiyorum” dedin mi,
kesinlikle ileri bir aşamayı kat
edersin.
Günlerdir vurguluyorum; en büyük
savaş, nefs savaşı, içinizdeki
geriliklerle savaş, tortularınızla,
her türlü hastalıklarınızla savaş;
inanç savaşı, ideolojik savaş,
politik anlamda savaş, en büyük
savaşımım bu. Diğer savaş bundan
sonra gelir. Örneğin, kendimi
yetiştirme işini, yani kendimle
savaşma işini yapmasaydım, tek bir
kişiniz, bir tek fişek demeyeceğim,
bir tane doğru sözcüğe sahip
çıkabilir miydiniz? Kendi gerçeğimi
size anlatıyorum. PKK hareketi, şu
anda Kürdistan’da biricik savaş
hareketidir! Diğerleri mirası yiyor
veya satıyorlar gerçeğimizi.
Kazandıran tek PKK ve PKK’de benim
yönetim ve Önderlik gücümdür.
Bu nasıl sağlandı? Kendimle savaşla.
Ben kendimi nasıl yaşattım, kendimi
nasıl inandırttım, kendimi nasıl
cesaretli kıldım, kendimi nasıl
olanaklarla büyüttüm? Böyle
olmasaydı silah alabilir miydiniz?
Bırakalım savaşa girmeyi, dostça,
yoldaşça yine bir arada olmayı,
yirmi dört saat birbirinize tahammül
etmeyi başarabilir miydiniz?
Unutmayın en sevdiklerinizin yanında
bile fazla kalamıyorsunuz. Neden?
Ama bugün bunun bütün zorluklarına
rağmen, milyonları yürekten ve bir
çizgide tutabiliyoruz. Bunları inkar
edebilir misiniz? Hayır! O zaman
anla, anla ve gereklerini yerine
getir.
Yalan-yanlış, gerçek dışı,
sahtekarlıkla kendini kandırma! Adam
gibi gerçekleri gör ve ona göre
adımını at. Niye
oyalanıyorsun-dolanıyorsun,
eveliyorsun-geveliyorsun, yalpalanıp
duruyorsun? Neden? Doğru ortaya
çıkmışsa, başarmışsa ve sen çok
yoksul isen, şiddetle başarılı
olmaya muhtaçsan isen, ekmek-sudan
önce diyeceğim ki, bu yol doğrudur.
Çünkü çoğunuzun karnı aç, eğer
güçlenmezsek her şey elden gider.
Her şeyin yolu olan bu yola neden
ilgi duymayacaksın? Demek ki,
sahtelik ve yanılgı var. Yanılgı,
sahtelik toplumsaldır, ideolojiktir.
O halde seni yanıltan ne? Sahteliğe
itenin gerçeğini öğren. Bu da
ideolojik faaliyetle olur. Mesela
ben kendimi ne ile kazandım;
ideoloji ile kazandım. Yıllarca
elime ne geçti ise ve hatta gözlerim
ne gördü ise, okuyup yorumlamaya
çalıştım. Hatta kendimi tanıdığımdan
beri anlamak ve mümkünse
değiştirebilmek. Öyle okumadan önce
ben büyük denedim, yani binlerce
sefer denedim. İn-çık bir yokuşu,
dolaş-fırla bir yeri, gez-gör bir
yeri, sonuç çıkarıncaya kadar.
Bıkmak-usanmak yok.
Hani derler ya; “bir harfi
öğretenin kırk yıl kölesi olmak”
bunu söylerken imam Ali büyük bir
eylemcidir. Büyük eylemci öğrenmenin
çok gerekli olduğunu bildiği için
bunu söylüyor. Büyük eylemin büyük
öğrenmeyle ilişkisi vardır. Hz.
Muhammet “ilim için de olsa git
öğren” der. Çünkü İslamiyet’in
bile gelişmesi biraz bilimsel
gelişme ile bağlantılı. Kur-an
“oku” sözcüğü ile başlar. O
çağlarda bile öğrenme, okuma esasta
gelişmenin motoru oluyor. Yani
ideolojik mücadele, ideolojiyi
kazanma, görüş kazanma ve büyük
fırtına ondan sonra patlak verir. Şu
andaki durumunuz; ideolojik olarak o
kadar yanlışın tortusu halindesiniz
ki ve yeni de o kadar sönüktür ki,
size işte böyle zavallı, gözleri
geriye kaçmış, yüreği donmuş, ruhu
kararmış, yine hiç düşünmeye bile
mecal bulamamış birileri
konumundasınız ki, bu da büyük eylem
düzenleyemez.
Bu anlamda ideolojik mücadele bu ölü
kişiliğinizi dirilten en temel
eylemdir. Şu anda ben ideolojik
önderim, politik önderim de diyemem,
askerlik çok daha sonradan gelir.
Nedir ideolojik Önder? Bir ülke
için, bir halk için, hatta insanlık
için temel doğru düşüncenin
temsilidir. Ben bu görüşleri, yani
bu ideolojiyi kendime mal etmişim ve
şu anda temsil ediyorum. İşte büyük
ideolojik mücadele! Bunu esas
aldığım için, halklar adına doğruyu
ve onu az-çok bazı propagandalarla
etrafa yaydığım için görüyorsunuz
ki, büyük eylem doğdu. Benim gibi
çok zorda olan birisinin bu
ideolojik duruşu, bugün en büyük
eylemdir. Yalnız halkımız içinde
değil, tüm dünyada.
İdeoloji, yani düşünce gücü, köle
bir toplumun ayaklandırılması için
şarttır. Tembel insanların kendine
gelmesi için şarttır. Hele büyük
eyleme kalkmak isteyenler için en
gerekli olandır.
Beni bu kadar faal ayakta tutan
nedir? Bendeki doğrulardır, yani
düşünce gücüdür. Benim büyük
doğrularım olmasaydı, yere-göre
sığmaz duruma kendimi getirebilir
miydim? Benim doğrularım bana şunu
söylüyor; “büyük yürüt, büyük
savaştır, büyük örgütlendir,
tartıştır, büyük eylem yap”.
Bana bunu doğrular söylüyor. Benim
sizin gibi bir kuru kinim yok ki,
kuru kinle zaten iki adım atılamaz.
Büyük doğrular beni hem sağlam
ayakta tutuyor, hem de büyük eyleme
yönlendiriyor. Şimdi sizin büyük
doğrularınız olmadığı için, açıkça
söyleyeyim; çoğunuzun içinde
doğrular değil de, fitne-fesat, yani
eğri-büğrü, beni boşa çıkaran bir
çok tilki dolaştığı için hepsi de
yalan-dolan, hırsızlık, kendini
sözde kurtarma gibi bomboş işlerle
uğraştığı için eylemsiz
kalıyorsunuz. Bu yüzden
başarısızsınız. Temel doğrularınız
yok.
Tarihte her zaman bir kaç büyük
doğrusu olan insanların büyük
önderliğinden söz edilir. Dikkat
edin, ne kadar temel bazı doğruları
stratejik ve taktik düzeyde birisi
ele almışsa, o kişi önderdir,
komutandır, bilim adamıdır,
kapitalisttir, yani patrondur,
zengindir. Kürt neden bütün
bunlardan yoksundur? Doğruları yok,
en temel sahip olması gereken
doğruları ayaklar altında
çiğnenmiştir. Doğrularını bu kadar
çiğneyenler eyleme geçirebilirler
mi? Hayır! Bu kadar yanlışların
içinde bocalayanlar, hatta düşmanın
düşüncelerinin günlük olarak
hakimiyeti altında yaşayanlar,
kendileri için eyleme geçebilirler
mi? Hayır! Kurda-kuşa yem edilmek
için güdümlenen bir sürü gibi
dolaştırılırlar. Ve nitekim durumlar
öyle. Hakim uluslara bakın, sağlam
ideolojik esaslara bağlı oldukları
için hiç kimse onları yerlerinden
sökemez.
Almanya’dan gelenler çok, hadi bir
Almanı sökün Almanya’dan. Ama bizi
bütün bir ulus olarak söküyorlar ve
hem de kaçarcasına. Neden? Çünkü
sağlam ideolojik dayanaklarımız yok,
sağlam yurtseverlik düşünceniz yok,
sağlam kurtuluş düşünceniz yok. Ne
var ya? Ülkeden kaç eğilimleri,
nereden hazıra konduysan oraya fırla
eğilimleri, güdüleri de diyebiliriz.
Yine en basit ve en değersiz olanla
idare et denildiğinde, “bu da
bana yeter” felsefesi egemen
olduğu için bizim insanlar bitiktir.
Ne ülkeleri vardır, ne özgürlükleri,
büyük doğrularına ihanet ettikleri
için her gün başlarına bela gelir,
acılar içindedirler. Hepsinin nedeni
temel doğrulara ihanet ettikleri
içindir.
Halkı, toplumu bırakalım, hadi onlar
düşmanın egemenliği altında,
yanlışlarına kurbanı, ihanetin
acısını çekiyorlar, ya siz? Eğer bu
anlamda işte doğruları egemen
kılamazsanız, size münafık derler.
Yani “aktan görünür, ama içi
karadır, güçlü görünür, ama
zavallıdır” yoğunca bunu
yaşadığınızı inkar edemezsiniz ve
bunlar da öyle kader, anadan doğma
şeyler filan değil. Tam tersine,
doğrulara ihanet edildiği içindir.
Doğru fıkır nedir? Bize bugün en
gerekli olan, insanlar topraksız
yaşayamaz. Yaşadığınız topraklara
anlam verme, özgürlüksüz de olamaz
çağ gereği, ona da anlam verme ve
bunun için ne gereklidir? Örgütlü
olma ve gerekirse çelişkilerle
savaşma. Bunlar temel doğrular.
Şimdi bu hususlarda kendinizi bu
kadar kandırırsanız, vatan filan
hikaye, nerede karnını doyurursan
orası vatan. Özgürlük de hikaye.
Cıgaranı iyi tüttürdün mü bundan
daha iyi özgürlük mü olur? Bırak
onun zorluklarını, örgüt zaten sıkar
adamı, keyfine yine düdük öttürdün
mü en büyük örgüt senin, eylemi,
planı, bilmem bırak, canın hiç zora
sokma, ne kadar kendini kurtardıysan
o kadar yaşamış sayılırsın. Bunlar
şimdi size hakim olan ideoloji veya
felsefedir.
Sözde akıllısınız ama, kandırmanın
aklına takmışsınız yani, sizin
aklınız kandırma aklı. Kandırma ve
kanma, aldatma ve aldanma,
yalan-dolanın geliştiği akıl. Bazı
uluslarda temel değerlendirmeler
yapılır. İşte filan ulusun aklının
eleştirisi. Şimdi Kürt aklının
eleştirisi dersek, diyeceksiniz ki;
“akıl nerede, eleştirecek akıl
yok”. Peki, bir yerde akıl yoksa
ne başarılabilir? Siz nasıl dehşetle
irkilmiyorsunuz, şaşırıyorum size,
bu akılla mı yaşayacaksınız? Şu
meşhur diğer yol, yani kendinizi
hasta gibi gösterme. Bir tarikat
üyesinin kendisini çok cesaretli
kılması ve hatta en sonunda bıçağı
buradan sokup, buradan çıkarmasına
bakalım; önce çok sarhoş olur,
sarhoş olması için müthiş dolanır,
bağırır, varsa aklın zerresi onu da
aklından çıkarır, yüreğini tamamen
böylece sarhoş eder. Aklın gittiği
yerde de şişleri işte buraya saplar,
şuraya saplar.
Siyasal anlamda sizin de yaşadığınız
gerçeklik budur. Her gün kendinizi
şişliyorsunuz, sağınıza-solunuza
batırıyorsunuz. Neden? Akıl durmuş.
Subjektivizm hastalığı budur.
Gerçeklere gözünü yum, sahte bir
cesaret, kör bir cesaret, evet, din
tarikatının üyesinin yaptığıyla
sizin kör cesaretle yaptığınız
arasında fazla fark yoktur,
ideolojik anlamda, moral anlamda
aynı temele sahiptir. O öyle
yürütüyor, sen saflarda savaşma
adına yürütüyorsun. Dinlerin
cesaretli kılınmasıyla, ideolojik
yoksunluğun cesaretli kıldırması
arasında fazla fark yoktur. Nedir
peki, daha doğru ve başarılı olan?
Biri oldukça bilimsel, oldukça
objektif temellere dayanan, biz buna
bilimselliğe dayanan ideoloji
diyoruz, gerçeklerle çelişmeyen bir
ideolojin oldu mu ve onu da temel
çelişkilere, bir toplum için
uyguladın mı -siyasi bir hareket bu
anlama gelir- o zaman ortada bir
akıl vardır, onun eylemi vardır.
Şimdi onun için bu ucuz duygularınız
bana sefalet gibi geliyor.
Aklın hakimiyeti olmayınca ucuz
duygular, o her türlü böyle kendini
çılgınca kaptırmış olanların
gerçeğini hissettiriyor. Bırakalım
bir başarıya gitmesini, sadece
düşürür. Peki aklı öğrenmenin yolu
nereden geçer? Bazıları kitaplardan
geçer, okuldan geçer, üniversiteden
geçer derler ama, bizde bütün bunlar
fazla aklı öğretmez. Bizi tam
tersine baştan çıkarır, yani akıldan
yoksun bırakır. Bütün sömürgeci
okullar, emperyalist sistem içinde
var olan bir aklımız varsa, onu da
elimizden alır, ruhumuzu perişan
eder. Okul, sistem ancak kendimize
karşı savaşarak inşa edilebilir.
Çünkü herkes bizim aklımızı çalıyor.
Sen akıl savaşını ancak kendin verip
kazanabilirsin.
İşte PKK’nin okulu demek, aklın
yaratılması demektir. Bir halk aklı,
bir ulus aklının gerçekleştirildiği
yer anlamına gelir. “Aklı olmayan
ahmaktır” deriz, her zaman
başkalarının aklıyla düşünen,
ahmaktan daha tehlikelidir, o bir
ajandır. Artık şu devletin, şu gücün
ve bu çok büyük ayıp, ayıptan da
öteye ihanet denen bir kelime
vardır, yani geçeklerine ters düşen.
Şimdi siz biraz böylesiniz. Peki
neden sıkılmıyorsunuz? Bu büyük
akılsızlıktan neden korkmuyorsunuz?
Utanmıyorsunuz kendinizden?
Utanmıyorsanız size yaklaşmak büyük
günahtır. Ve ben gerçekten hem çok
utanırım ve hem de arama müthiş
mesafe koyarım.
Akla inanmıyor, kendi aklını
bulamıyor, yani ideolojisi yok. Bu
insandan korkulur, bana göre
delidir. Bir deliye yaklaşılır mı?
Bana göre bir yatalak hastadır,
yaklaşılmaz. Bu doğrudur. O halde
ideolojik savaş gerçekten her şeyden
önce geliyor. Akıl savaşıdır bu,
kendimiz için, kendimize en gerekli
olanı bulmak için ve bunu
kanıtlayacaksın; “bana gerekli
olan akıl, beni ülkeme, topluma,
birey olarak da kendime ve beni
kazandırmaya götüren akıldır”
diyeceksin. Bunu kendine her zaman
sorgulattıracaksın, uygulayacaksın.
Başkalarının aklıyla biliyorsunuz
yol alınmaz. “Akıl zaten başta
olur” derler, bunu beynini
çalıştırarak sağlayacaksın.
Ama bu akıl bizde aynı zamanda bir
toplum aklı, bir halk aklıdır. Halk
için düşünür. Halkı inkar eden akıl,
halkın ülkesini inkar eden bir akıl
kesinlikle hem başka sınıf veya
başka bir yabancı sınıf adına
düşünür ki, buna da tarihte ajanlık
denir. Bir toplumun içinde objektif
veya subjektif, bilinçli veya
bilinçsiz ajanlar denilir. Buna biz
akıl diyemeyiz. Politika bundan
sonra gelir. Politika nedir? Bu
anlamda aklın, ideolojinin toplumsal
gerçeklikle bağ kurmasıdır. Özgürlük
aklının, özgürlüğün gereksinimini
duyan, halkla kaynaştırılmasıdır.
Bizde esas itibarıyla politika
budur. O ne olur? Eylem olur, örgüt
olur. O savaş olur. Politika bu
anlamda giderek örgütlenir,
örgütlenme politikadır. Örgütlenme
eyleme geçer, eylem daha da
şiddetlenir, savaş olur, askerlik
olur. Ama aklın temeline de
dayanmayan politika da yoktur. Veya
politika tamamen aklın eseridir.
“Askerlik de politikaya dayanmazsa
asla olmaz. Askerlik politikanın
daha yoğunlaşmış, eyleme geçmiş
biçimidir” diye de tanımlanır.
Akla dayanmayan politika neye
benzer? Ayakları olmadan havada
gezmeye benzer. Mümkün müdür? Pat
diye düşer, nitekim bizde pat diye
düşenlerin sayısı az değildir.
Akılsızlıktan ne kadar nefret etmek
gerektiğini görüyorsunuz. Sözüm ona
savaşıyor, sözüm ona politika ile
ilgileniyor. Hayır! İkide bir
yalpalayıp düşüyorsun. Bir de hakkın
yok. O zaman halkları aldatma,
kendini de aldatma. Akıllı ol, akıl
kazan. “Yok ben kaçıyorum
düşünmekten” bunu söylediğin an
kesin tokatlamak gerekir ve varsa
bir sürü onun içine atmak lazım.
Mesela koyun, keçi ve manda
sürüsüdür. O kişiyi alacaksın,
oranın içine koyacaksın. Ceza olarak
o sürünün içinde kalmalıdır Çünkü
aklı inkar ediyor. Bu ceza sistemi
bence yerindedir veya sürü yoksa tek
başına bırakmak gerekir, aklı başına
gelinceye kadar.
O halde şu ortaya çıkıyor, siz ne
kadar kandırmaca oyun, maske
takınırsanız takının akıl önünüzü
keser. Akılsızlığın her halde
kendini ele verme olduğunu
anlıyorsunuz. Aklın dışında kendini
savunmanın hiçbir güçlü imkanı
yoktur. Burada ideolojinin gücünün
farkında mısınız? Halen farkında
değilsen, sen o tarikat mezubusun,
ancak gösteri yaparsın. Heyecana
geliriz. Bak mezup kendine şiş
batırıyor, savaştaki konumunuz o
kadar olur.
Bu anlamda Önderlik gerçeği, Kürt
gerçekliğine yöneldiğinde veya bir
ulusal soruna müthiş akıl eleştirisi
yaptı. Bu büyük akılsızlara büyük
akıl öğretmek gerekir denildi. Ve o
büyük ideolojik savaşı başlattı. Bu
savaş şimdi akıl yarattı. Ulusal
akıl, sosyal akıl, özgürlük aklı,
savaş aklı, istediğimiz kadar olmasa
da gelişiyor. Ve siz bu temelde yeni
yeni ayaklarınızın üzerine biraz
kalkıyorsunuz. Biraz aydınlık
görmeye başlıyorsunuz. Bu büyük akıl
olmasaydı bırakalım böyle yol
olmayı, çukurdan bile çıkamazdınız.
Keneften, -insan aklı açısından biz
kenefteyiz- kenef nedir biliyor
musunuz? Kenef; pislik
birikintileri, onun içinden
gerçekten çıkamazdınız. İnsan
aklının gelişim düzeyi açısından
söylüyorum ve bize yapabileceğiniz
en büyük dua, sizi bu keneften biraz
çıkardığımız duasıdır. Biliyorsunuz
ki, kenefte olmak çok kötüdür;
bataklık değil. Neden bu halk bu
kadar bize minnet duyuyor, biraz da
bu yüzden.
O halde sizler madem yolu buldunuz,
nasıl aklın yolunu gördünüz,
ideolojinin imkanını gördünüz,
korkunç ona yükleneceksiniz. Ve
ideolojik birikim gelişirse politik
sıçrama yaparsınız, askeri sıçrama
yaparsınız, örgüt sorunu olmaz. Öyle
sıkça söylediğiniz gibi, “gittim
başaramadım, anlayamadım,
gereklerini yerine getiremiyorum”
demek; “bırak sürüye gidip
koyun gibi yaşamak istiyorum”
demektir. PKK bir ideolojik
harekettir. Her şeyden önce Önderlik
bir ideolojik Önderliktir.
Akılsızlar etrafıma gelemez. Çünkü
çok tehlikeli ve bunlardan nefret
ediyorum.
Benim tüm hareketimin temelinde
makul olana, tabii özgürce olana yer
vermektir. İşbirlikçinin de aklı
vardır, bana sorarsan o akıl değil
artık, adı üstünde yüreği de, beyni
de düşmana ayarlamış kişidir. Özgür
akıldan bahsediyoruz. Özgür akıl ve
beraberinde özgür eylem benim her
şeyim ve ben kendi sırrımı
açıklıyorum. Bunları böyle;
sezgisel, duygusal ve giderek aklı
öğrendiğimde dünyalar benim
oluyordu. Ben bu dünyayı böyle
fethediyordum. Benim başka silahım
yoktu.
Kaldı ki, o silahları ciddiye almam.
Benim için en büyük silah, ideolojik
silahtır. Bir önderin en büyük
silahı, önderlik silahıdır. O silah
olduğunda diğer silahlar
kendiliğinden gelir. O silah
gittikten sonra, yüz binlik ordun da
olsa kendiliğinden dağılır.
Anlam veremediğim bir husus; neden
bu kadar ideolojik yoksunluk
içerisindesiniz? Ve ürküyorum
sizden. Çünkü bana göre,
“ideolojik yoksunluk hayvanlaşmanın
eşiğinde olmadır”. Veya daha da
kötüsü, hayvanlar yalan söylemez
biliyorsunuz, yalanlar insana
özgüdür. Yalan-dolan insanı olmak
demektir, bu ürkütücüdür, olmaz olur
mu, hırsızdır, katildir, yani toplum
için bir tehlike kaynağıdır.
Neden korkmuyorsunuz, dehşetle
sarsılmıyorsunuz? Bu ideolojik
ilkellik sizi nasıl ürkütmüyor? Ve
açıkladım, sadece ürkütücüdür. O
halde ideolojik mücadele her şeyden
önce gelir. İdeoloji, yani fikir
kazanma, düşünce gücü olma, akıllı
olabilme her şeyin temelidir.
Hepsinden önce gelir ve onu giderek
topluma taşırma, halka götürme
politikadır, güç olabilmedir. Doğru
fikir ile götürme politikadır, güç
olabilmedir. Doğru fikir ile halk
birleşti mi o bir güçtür, onu bir
devlet olmaya götürür. Savaştır, hiç
şaşırmayın buna. Doğru ideoloji,
doğru akıl sana söyler ki; “yürü,
ulaş topluma” engeller çıkar.
Nedir o? Düşman engelleri; o seni
savaşa sürükler, savaşı ordu ile
yaparsın, o zaman komutan olursun,
bir fikir komutanısın dikkat et,
yani fikrin komutanısın, engel
düşman ordusudur, düşman örgütüdür,
düşman fikridir. İşte ideolojik
mücadele ile, askeri mücadele ile,
politik mücadele ile yaparsın. Hata
ekonomik imkanlar düşmanın
elindedir, bir de yeme-içme veya
maddi zenginliğiyle ele geçirirsin,
bu da ekonomik mücadeledir.
Doğru fikri olan bunların hepsini
göze alır ve hepsinde de iradelidir,
çünkü amaca ulaşmak zorundadır;
çünkü halka ulaşmak zorundadır.
Engel tanır mı? Çünkü arkasında
büyük akıl var, ideolojik temel var.
Bunu bu nefer sanırım anladınız.
Anlamazlıkta bazıları hâlâ ısrar
ederse, bunların hakkı gerçekten
pataklamadır. Hiç gözünün yaşına
bile bakmadan içimizde hiç kimse
akılsızlığın savunuculuğunu yapamaz.
Hiç kimse ahmaklığın varlığını da
savunamaz, cesaret bile edemez!
Ederse yeri başka yer olur. Eğer
bütün bunlar doğruysa, o zaman
gelişmeniz gerekiyor. Akıllıdır,
aklın yoluna girmiştir, akıl ona
doğru savaş tarzını göstermiştir ve
zaten büyük akıl, büyük doğru insanı
büyük eyleme kaldırdığı için de onun
önüne ciddi bir engel dayanamaz. Bu
her şeyin çaresini bulur.
Benim önderlik gerçeğinde anladığım
budur, ama yok. Halen bildiğimiz
başka akıllar var. Ben size sorarım,
ben size söylerim; bu fasa-fiso
aklıdır, kuş beyinlinin aklıdır.
Kuşlar çok güzel varlıklardır,
onları fazla suçlamak istemiyorum,
ama ne de olsa kuşturlar. Bazen
incelerim, bir taneye şartlanmış,
bir beyni vardır. Tek boyutlu
arkadaşlarımız var ya, tek bir şey
görüp ve aklını ona göre çalıştırır,
komple değildir, tamamen kuş
beyinlidir. Diğer okulumuzda epey
güvercinler var, bazılarınız
incelersiniz tek boyutludur, sadece
taneyi görür ve ona göre kafasını
çalıştırır. Mücadelenizdeki
gerçeğiniz bana bunu anlatıyor. Ama
insan aklı bu değildir. Ulaşmanız
lazım, kuş beyinli olarak kalmak
ayıptır. Ben şimdi kahkaha atayım
mı? Bazen kendi kendime gülüyorum.
Fakat yoldaşlıkta bunun yeri
olmamalı.
Yoldaşlar en akıllı olanların
birliğidir. Parti kurumu, aklın da,
politikanın da kurumlaşmasının
ifadesidir. Artık orada akıl
kurallara bağlanmıştır. Politika
amaçlara indirgenmiştir ve orada en
akıllı hareketler ve her şey
kurallara göre yürür. Kurumsal
okuldan kastımız budur. İdeolojinin
partileşmesi denince bu
anlaşılmalıdır. Böyle büyük akıl
sahibi içinizde oldu mu
başarılmayacak hiçbir ciddi iş
olamaz. Tüm ciddi işlerde başarı
kesindir. Belki bazı böyle konularda
insan başarmayabilir de, ama esas
başarılır. Temel olan başarılı
adımlarla atılır.
Demek ki, ideolojik mücadeleden
anlaşılması gereken; bu vazgeçilmez,
temel ihtiyacımız olanın
kazanılmasıdır. Bunun için mücadele
edeceksiniz, aklınızda çok
uğraşacaksınız. Sadece okuyarak
değil, bakarak da öğreneceksiniz,
yaparak da öğreneceksiniz, savaşarak
müthiş öğreneceksiniz. “Savaş
halkların en iyi okuludur, ama
öğrenme esastır” denilir.
“Bakarak anlamayanlar, savaşarak
öğrenmeyenler kesinlikle
kazanamazlar”. Benim gücümü
soracaksınız; ben gerçekten en
sıradan ihtiyaçlarımı giderirken
bile düşünürüm. Bütün işlerde,
kaldırımlarda yürümemek tam bir
okuldur. Düşünmeyi sindirmediğim
hiçbir yer yoktur. Gücümü burada
alıyorum. Her şeyden öğrenmem beni
güce götürdü. Bu açık ise, siz de
ihtiyacınız olduğu kadar düşünün ve
düşünceyi kazanın. İdeolojik birikim
sağlayın, fakat altın küpü gibi
içinizde saklı tutmayın. Yer
altındaki veya mezardaki düşünce bir
hiçtir. Onu işletmek, nedir bu da;
örgütlenmektir, düşünce örgütlenirse
harekete geçer, daha doğrusu
harekete geçemeyen düşünce mezardaki
düşüncedir veya yer altındaki
küpteki altındır, değeri yoktur. Bir
gün senden sonra gelir o altını
oradan çıkarırlar.
Sizin varsa aklınız, onu harekete
geçirin. Onun adı da dediğim gibi
ilişki, örgüttür. Eğer fazla
çıkaramıyorsanız, ya aklınızda
kuşkunuz var, -ki, bu akılsızlık
demektir– ya da gizliyorsunuz.
Neden? Başka sınıfın, başka gücün
aklısınız. O zaman o tehlikeli
akıldır, başka sınıfın, başka ulusun
ideolojisidir, aklıdır o, en
tehlikelisidir ve onu hemen aşmak
lazım. İşte buna ideolojik mücadele
denir. Bir kişi baktınız, “benim
düşüncelerim var ama, anlatamıyorum”
diyorsa, bu bir nevi ajandır.
Düşünce ajanıdır. İdeolojik ajandır.
Açığa çıkartıp aşmalıyız. “Şimdi
harekete geçiremiyorum, başka
zamana” bu yine başka bir
sınıfın adına hareket etmek istiyor,
ama zamanı kolluyor, zemin arıyor.
Bu açıdan onu da hemen açığa
çıkarmalıyız. Bu, hareketimizin
birliğinden karar kılmış olanların
zor duruma düşmesini, yıpranmasını
bekliyor. Onların mirasını kendisi
için kullanmak isteyen içimizde
çoktur. Gırtlağına kadar ideoloji
almış ama, hiç harekete geçirmiyor.
Kesin o başka bir günü bekliyor,
zemin kolluyor, fırsat kolluyor.
Başka bir sınıf adına, başka bir güç
adına veya bireyciliği adına bu fark
etmez. Onu sarsmak lazım;
bilincinle, ideolojinle orantılı
niye örgüt içinde değilsin? Sen
bireycisin, her bireycilik en
azından bir küçük-burjuvalığı
içerir. Çıkarcılıktır, dar
çıkarcılık. O sınıfın özelliği ve
derhal onu deşifre etmek gerekir.
Böylece doğru olanı içinde gizlemez,
birikimini dalga dalga etrafına
taşırır.
Hareket adamı böyledir, hareketin öz
adamı böyledir. Demek ki, “içinde
bir şeyler var ama, taşıramıyorum”
diyene kuşkuyla bakacaksınız ve
onu olduğu gibi bırakmayacaksınız.
İdeolojik mücadelenin bir temel
görevi de budur. Yine “aklım var
ama, şimdi kullanma gereği
duymuyorum” bunu da deşifre
edeceksiniz. Kesin tehlikelidir veya
“aklım var ama, hep yanlış sonuç
veriyor” yalan! Doğru akıl,
doğru ideoloji edinildikten sonra
yanlışa çalışmaz. Başka akıl var,
demagoji yapıyor veya kılıf
geçiriyor, başka akıl yürütmek için.
İdeolojik mücadele bunu tespit eder
ve aşar. “Yetersizdir aklım, onu
örgüte çekemiyorum” orada bir
ahmak var, orada koyun var, bırakma!
Ya öğrenecek, ya sürüye dahil
edilecek. Buna da aldanmayacağız. Bu
da ideolojik mücadeleniz,
görevinizdir, ama en başta
eğiteceğiz. En büyük eylem dedik ya,
ideolojik mücadele veya eğitimdir.
Mücadelenin özü eğitimdir
Eğitim en büyük savaş, eğiteceksin!
Adam bomboş, düşmanın felç ettiği
adam. Düşmanın önce düşünce
istilasına uğramış, bir de kör kütük
yere bırakılmış. Eğit! Açık
söylüyorum; ben kendimi
eğitmeseydim, böyle ayağa kalkabilir
miydim? Ne münasebet. Zavallı köylü,
iki kelimeyi bir araya getiremezdim.
Aklımın gelişmediği, hiçbir şeye
gücümün yetmediği zaman bir
tehlikeydi, fareler gibi çuvallar
arasına saklanırdım. Ama ne zaman
ki, akıl gücüne yavaş yavaş ulaştım,
bir orduyu karşıma almaktan
çekinmedim. Dünyanın bu anlamda en
vahşi ordusu, nasıl oluyor onu
karşıma almaya cesaret ettim? Akıl
gücüme büyük oranda ulaştıktan
sonra. Dikkat edin kör cesaret
değil, çünkü bende böyle bir şey
yok, olsaydı çoktan yenilmiştim.
Mevcut gelişme o akıllı cesaretin
neye muktedir olduğunu
göstermektedir.
Bütün bunlar sizin için de
geçerlidir. Size insan olarak anlam
vermek zorundayız. Hatta partiye
gelen insanlar akıllı insanlardır.
Akıllı olduğunuzu da kabul etmek
zorundayım. Akıl, toplumumuzun
özgürlük aklı. Özgür akla sahip
olduğunuzu kabul etmek gerekir. Bunu
ret edebilir misiniz? “Biz başka
türlüyüz” diyen olur mu? Hayır!
Eğer tüm bunlar doğruysa, sizin
politikaya, askerliğe yönelmenizin
aklınıza göre olması gerektiği
açıktır. Ve bu da PKK aklı olduğuna
göre, Önderlik aklı ile bağlantılı
olduğuna göre başarısının da kesin
olması gerekiyor.
Kanıtlanmış bir şey tartışmaya
gelmez.
Yüksek başarılmış bir akıl,
muhalataya, yani başka türlü
karmaşıklığa gelmez. Zafer yakalayan
akıl, galebe çalan akıldır, dışarıya
meyil eden akıldır ve bunun önünde
de kimse duramaz. Buna rağmen,
“ben yetersizim, karmaşık
durumdayım, kafam gerçekten
karışmış” sen bir hastasın!
Hemen onu kliniğe almak lazım,
mikrop yayıyor, tecrit etmek lazım.
İçimizdeki akılsızlara uygulanacak
olan budur veya çok zayıf ise, sıkı
eğitime alın. Ver, o canlanacaktır,
hatta patlama bile gösterebilir.
Eğitim bu anlamda büyük bir
savaştır, kesin hakkını vermek
gerekir. Bazılarının akılsızlığıyla
mücadele etmekteyiz veya kafasına
başka fikirler gelmiş, esas halk
için olmayan, temel değerler
dediğimiz doğrultuda olmayan akıllı
mı var burada? Onu topa tutun.
Canını çıkarmadan önce aklı çıkar
ama, canını da o aklıyla birlikte
çıkarmak durumundaysa birlikte
çıkar.
Toplum içinde akılsızlığı bırakmak
demek; cellattan daha tehlikeli
birini bırakmak demektir. Hele
düşman aklıyla birisi çalışıyorsa,
hele azgınsa ideolojik savaş bu
konuda çok büyük önem kazanır. Belki
cellat bir kişi katleder, ama düşman
aklı milyonları katleder.
Dolayısıyla, ideolojik mücadeleyi
büyük yapacaksın. Ben deli miyim?
Neden bu kadar ideolojik mücadele
yürütüyorum? Vicdanım bana diyor ki;
“sen milyonların katledilmesini
istemiyorsan büyük doğrultuyu an be
an gözeteceksin”. İşte
görüyorsunuz, binleri aşan kitap ki,
belgelendi, bu bizim akıllı
savunmamız. Eskiden iki sözcüğü bir
araya getiremezdik, ama akıl
kazandıktan sonra, toplumun temel
çıkarlarına bağlandıktan sonra hiç
kimse bize dayanmaz.
Dolayısıyla, “ben başarmıyorum,
ben takıldım” bu sözleri, bu
partinin içinde sarf etmeye hiç
hakkınız yok. Hele “ben Önderliğe
bağlıyım” diyenlerin, hiç mi hiç
bunu söyleme hakları yoktur.
Söylüyorsa o bir münafıktır.
Anlamamıştır anlamış gibi gözüküyor;
bağlanmamıştır bağlanmış gibi
gözüküyor ve kendini kandırmanın en
kötü tarz olduğu ortadadır. İşte
size en gerekli olanı
cevaplandırdık. Bunu reddedecek kim
olabilir? Eğer “hayır”
diyorsanız, o zaman neden size en
gerekli olanı hücum edercesine
teneffüs ettiğiniz hava ve içtiğiniz
su kadar elde etmeyeceksiniz? Bin
defa kanıtlanmış bu gerçekliğe neden
saygı duymayacaksınız? Tersini
yaparsanız, acaba en ağır suçu
işlemeyecek misiniz? Bütün bunlarda
“yüksek bir akıllanma var”
diyorsanız, o zaman siz kesinlikle
sarsılmayacak kadar doğrultu
tutmuşsunuz. Doğrultuyu böyle
tutanların hareketlenmeleri için
belki bir kuru ekmek gerekebilir.
Eskiden biliyorsunuz evliyalar en az
katıkla yürütüyorlardı, perhiz filan
vardı. Yani ben bu konuda ihtiyaçlar
yetersizdir demeyi anlamsız
buluyorum. Doğrultu kazanıldıktan
sonra bir kuru ekmek, bir soğan
fazladır bile. Her türlü mücadele
vermek için diğer sorunların çok
tali olduğunu söylüyorum
Esas olan akıldır, doğru ideolojik
temeldir, gerisi sorun teşkil etmez.
Bir insan herhalde kuru ekmek
bulamayacak kadar zavallı olamaz.
Zavallılık akıldan önceki durumda
mümkündür. Ben PKK gerçeğinde
akıllandıktan sonra şimdi orduları
besliyorum. İnsanlar belki
kahkahalarla gülebilirler: Öncemizle
sonramız veya bu yola girmeden
önceki halimizle şimdiki halimize.
Çünkü ben de kendimi hatırlıyorum;
bir kaç kuruşun peşinde koştuğum
çocukluk günlerimi hatırlıyorum,
sonra anladım ki, maddiyatın da
yolu, ekmeğin de yolu büyük aklın
yolunda gelmektedir. Öncesi
dilencilik, öncesi yalvarmalık,
öncesi gece-gündüz kan-ter içinde
kal ve ekmeği kurtarıyormuş.
Hele tam ülkene sahip çıkarsan, hele
tam özgürlük aklıyla da yaşama
egemen olursan, sen cehennemi
cennete çevirirsin. Ülkemizdeki
zenginlikler belki de bütün Ortadoğu
halklarına yeterlidir. Kesinlikle bu
aklın yoluna güçlü girmekle
bağlantılıdır. Ben biraz girdim, siz
daha fazla girin! Çünkü ben
araştırdım, çok yalpalandım,
yoruldum, durdum, ancak bu kadarına
ulaşabildim ve sizin önünüze hazır
sundum. Bu genç, yıpranmamış
halinizle eğer bu aklı kısa elden
edinirseniz ve onun yaratıcı
eylemini an be an sürdürürseniz
sizin sağlayacağınız zenginlik daha
fazla olur. Ve acı duyuyorum tabii,
bu özgürlük silahıyla dağlarda aç
kalmanıza. Kesin burada akıl yoktur.
Akıl olmadığı şuradan belli; kocaman
bir gerilla takımı çıkarıyor, düz
ovada “köye git” diyor,
“bize ekmek getir”. Büyük
felaket, büyük akılsızlık!
Düşünün, yirmi kişilik bir gerilla
grubu, bir ekmek veya yemek toplama
grubu değil. İyi örgütle, iyi
yönlendir, bir şehre mi girersin
veya bir yolu mu kesersin, bir
yıllık kesinlikle çıkarabilir.
Grubun da fazla tehlikeye
sokulmaması açıktır. Ama akılsız
adam ne yapar, dilenci olduğu için,
bir hamal gibi, bir göçer gibi
çalışmaktan öteye bir kabiliyeti
olmadığı için, işte nasıl eskiden
“gelin biz marabayız, hamalız.
Adana’ya, Almanya’ya bol bol işçi
olarak gideriz” diyorsa, işte
kendini öyle sunar veya yaşamı öyle
anlar.
“Köye gidelim, sırtımızda silahlar
da var, bizden çekinir gıda
verirler”
tabii düşman ajanını
yerleştirmiştir. Bir kaç yere pusu
atar ve hepsini imha eder. Bu
akısızlar böyle bize binlerce
kaybettirdiler. Burada kesin
akılsızlık var. İdeolojiye hakim
olamama var. Olsaydı bütün bir bölge
doyurulabilirdi. Mesela benim
tarzıma bakın, esas aldığım
çalışmalar. Açlık diye bir sorunun
burada olmayacağını ortaya
koymuştur. Biliyorsunuz yaban
ellerde karın doyurmak daha zordur,
daha pahalıdır. Ama burada da bu
sorun aklınızın bir köşesinde
geçmiyor. Ülkemizin dağlarında,
vadilerinde neden aç kalalım? Akıl
olmadığı için. Orada her türlü meyve
yetişiyor, orada yollar kesinlikle
denetim altına alınır, düşman
gelirse ondan alırız, gelmezse
yetiştiririz. Kurtarılmış bölgede
ziraat yaparız, hayvancılık yaparız.
Yok, düşman hiç gelmiyorsa,
işbirlikçiler varsa talan ederiz.
Bundan daha iyi üretim olur mu?
Özgür koşullarda üretim iyi olur.
Düşmanın ve işbirlikçilerinin olduğu
yerlerde gerilla vurur, alır. İşte
bu bir üretim biçimidir. Bizimkilere
bakın, binlerce dönüm arazi var, bir
tane karpuzu, bir tane buğday başağı
bile yetiştirmemişler. Ve yanı
başında düşman kervanları geçiyor,
bir tanesini vurmayı başaramıyorlar.
Açmış, “hangi yol var, hele
gidelim” maraba usulü, hamal
usulü. Aklınız olmadığı için küçük
bir örnek verdim. Siz örnekleri daha
da çoğaltabilirsiniz. Bana demeyin,
“başka aklın yolu yok” doğru
söylemiyorsunuz. Aklın sağlam yolu
var, Önderlik gerçeğinde bunlar
gösterilmiştir.
Neden biz yoksuluz, açız? Aklın
yolunda olmadığımız için. Aklın
yolu, örgütlenmedir; örgütlenmenin
yolu, eylemin yoludur. Ve bu da
eşittir; ya yok olursun oradan, ya
zengin olursun. Orta yolu yok.
Sosyalizm biliyorsunuz, emek
özgürlüğüdür. Özgür emek böyle
çalışmaya bakar. Savaş da olsa bu
çalışma, sosyalist insan çalışmadan
duramaz. Sosyalist insanlar
çalışmayı savaş olarak anlarlarsa
iyi savaşırlar. Mükemmel ve mutlaka
kazanırlar. Savaş sorunu yoksa
ekonomik savaş verirler. Bir yerde
işsiz bir tek kişi olmaz ve orası
kesinlikle herkesi doyuracak bir yer
haline gelir. Sosyalist insan bunu
yapan insandır. İdeoloji gerekiyor,
ideolojiyi üretir, akıl üretir.
Sosyalist insan, adamı oyalamaz,
doyurur. Bizdeki gerçekleşen budur.
Ve bu da şimdiye kadar Önderlik
gerçeğinde zafer kazanmıştır.
PKK’nin temel çizgisinde ve şimdiye
kadar ki başarısını da ısrarla böyle
kazanmıştır.
Şimdi varsa yanlışlarınız veya
ideolojik anlamda bir yoksunluğunuz,
başkası adına olanı itiraf ederek
atacaksınız. Islah edecek veya
yoksunsanız çalışarak
zenginleşeceksiniz. Sonuç; başaran
sosyalistin ortaya çıkması,
kazandıran, çözen Önderlik
gerçeğinin ideolojik, siyasi, pratik
ifadesi budur. İşte en çok
ihtiyacınız budur. Size imkanları da
sunulan budur. Onu kazanmak ama,
kesinlikle bahane aramaksızın, engel
tanımaksınız ve ertelemeksizin en
çok ihtiyacınız olan
ideolojik–politik aklı, çizgiyi
kazanacaksınız. Artık utanmak
istemiyorsanız, bu utanmaz hali siz
de bize dayatmak istemiyorsanız bir
an önce sağlam militanlığa
ulaşacaksınız. Başka türlü PKK’nin
Önderlik ve onun ideolojik–politik
gerçekliğinde yol alınamaz. Şimdiye
kadar ki yol alma kandırmaydı ve ben
de şunu itiraf ediyorum; asla
bunlarla olamam.
Okulumuzun yüksek eğitici değeri
ortada. Mücadele tarzımız dünyada
nam salmıştır. Herkese gerekli olanı
verecektir. Ve sonuçta gerekli
militanı ortaya çıkaracaktır. Başka
türlü okulumuz değerlendirilmez veya
mücadeleyle kazanmamayı hile olarak
değerlendiriyorum, hilekarlara da
içimizde yer verilmez. Hilekarlığın
ve ahmaklığın savunuculuğu hiçbir
gerekçeyle yapılamaz, zayıflığın da
hiçbir savunuculuğu yapılamaz.
Zavallılık benim için hilekarlıktan
daha da tehlikelidir.
Evet, tüm bunlar anlaşılmışsa ve
nefes alıp-veriyorsanız, bir kuru
katıkla da gereken enerji elde
ediliyorsa, gerisi sağlam aklın
yoluna girmek ve bu yolda başarılı
adımlarla bize vazgeçilmez yaşamın
onsuz olmadığı amaçlarına
yürümektir. Ve sonuç kesin
başarıdır.
29 Ağustos 1996
Parti Önderliği
|