weje.kurmanc@googlemail.com

KURDÎ

TÜRKÇE

عربي

  ANA SAYFA
                     
YENİ BİR TÜRKÜ: MUSTAFA GEZGÖR (ZAMANİ)


Pelşin KOÇER


Lanetlenmiş tarihin acı kokan belleğidir Urfa Türküleri. Sayısız peygamberler doğurmuş toprak ananın vefasız çocuklarına duyduğu sitemi paylaşır, laneti lanetler. İsyan eder, çırpınır, kızar döker. Toprak ana bin yılları alan çabanın hoyratça kullanılmasına içerler. Ve Urfa türküleri toprak kokar. Özlem, yakarış, umut vardır; bir de sevda. Kimi zaman töreye çatar, kimi zaman şahlanıp ayağa kalkar, kimi zaman çaresiz, kimi zaman da külhanbeyi. Ama hep acı dolu, alışık olmayanların genzini yakan. Urfalılar alışıktır acıya, yaşadıklarından öte değildir türkülere döktükleri. Anlatılan kabul edemedikleri ama sorgusuz içine atıldıkları beş bin yıllık cenderenin çektirdikleridir. Bir yönü kabullenişi gösterir, bir yöne derinlerde kalan köklerin canlılığına kanıt. Bunlarla yüz yüze gelmekten korkmaz Urfalılar, onunla yaşarlar. Bellekleri güçlüdür çünkü. Her çağda putları yıkan bir İbrahim, hemen yanı başlarından Balıklıgöl’den çıkıp putu kıracak, kendisini suçlayanlara diğer pusu gösterecektir. Toprağın dilini çözen bunun er geç olacağını bilir. Ve yaşamın gerçeklerine acı kokan türküleriyle göğüs gerip o günü beklerler.

 

DEVAMI


ÖZGÜRLÜĞE VATAN DİYORUZ
ŞİİRE ÖZGÜRLÜK


DILZAR DİLOK

Kış ortasının metrelerce karında, dondurucu soğuğunda, demir ayazlı gecelerde içimizi ısıtan dolunayla aramıza kar bulutları girmişti. Yağan kara rağmen bulutların ardından ışığını vermek için savaşan ayın gücü, karanlıkları yarmasından anlaşılıyordu.
İçeride ise bulutların kalktığı gözlerdeki ışıktan güç alan ayın parlaklığını hissettiren bir atmosfer vardı.
“Bila hemu sultan guh bidin
va ye şairek dipeyive”
tüm sultanlar kulak vermişti şaire
tüm silahlar durmuştu. Çünkü bir bebek uyuyordu.
Ve bizler ülkemiz, insanlarımızla birlikte kendi ruh coğrafyamızı gezintiye çıkmıştık.
Üzerimizde ölü gibi duran beton yalnızlığımızdan sıyrılmıştı ruhlarımız.
Yüreğimizi şiirle ısıtıyor, şiirle çoğalıyorduk kendi yalnızlığımızda.
“Suskun kalmış handa katarlarca tarih yüklü yolcuyduk
ayak tozu buralarda henüz at izlerinin”
kendi ayak izlerimizi buluyorduk bu kavmin kervanının ayak tozlarında
“ji neviyên hevalê xwe yên
zarokatiye re dibejim
çîrokên xwe” masal oluyoruz.

DEVAMI

SÖZ
ÜZERİNE  BİR KAÇ SÖZ



Pelşin KOÇER


Dünya sözle doğdu der
Tüm mitler
Ve kutsal din peygamberleri
Söze ayırırlar kitaplarının ilk tümcelerini:
“Yaratan Rabbinin adıyla oku...”
Ki, yaratanları anladıkça ondan söz edile-cektir.
Ve tanrıdan çözülecek sözün gizi
Bundandır, doğan çocuğa ilkin konuşacağı-nı müjdeler
Guarani Kızılderilileri:
“Söz kendine okutacak bir yer sağlıyor”
diye en yaşlı Kızılderili
yeni doğan minicik kulağına fısıldar müjde-yi.
İnsanı insan yapan, anlamaksa eğer yaradı-lışı
Söz, hem çocuğu hem anası bu çobanın çünkü.
Söz, insan olmanın nedeni.
Söz, insan olmanın sonucu
Ve söz, anlamın kendisi
(Sait Maden yeryüzü şiiri.)

DEVAMI

BU TOPRAKLARIN ANALARI

“Bak kurban... Ben ananızam!”

Sabahın erken saatleriydi. Ocak ayının soğuk günlerinden birini yaşıyorduk yine. Uzanmıştım. Yanı başımdaki telsizden gelen çağrı sesiyle irkilip, yerimden kalkmam bir oldu. “Keklik tamamdır!” diyen sese doğru kulaklarımı kabartmış, dikkatle dinliyordum.

Gıre Sor’daydık. Şerefkan’nın güneyi ile Memikan’ın kuzeyinde operasyon çıkacağına dair ihtimaller vardı. Günlerdir hazırlıklarımız sürüyordu. Son olarak, bazı ihtiyaçlarımızı giderdikten sonra mevzilenebilirdik. Pusu grubumuz, nöbetçilerimiz, tepecilerimiz, hepsi hazırdı.

Telsiz konuşmaları sürüp gidiyordu. Karşı taraftan konuşan, Kargo lakaplı arkadaşımız, uzun boylu ve biraz da iri-yarıca olan Kargo Süleyman’dı. Milis iken kargo arabasıyla arkadaşların ihtiyaçlarını karşıladığı için yöredeki gerillalar kendisine bu ismi takmışlardı. Ve yıllardır işini titizlikle yapıyordu Kargo Süleyman.

“Gün bizim günümüz.

DEVAMI